Türkiye’nin dış politikadaki farklı cephelerinden son gelişmeler

Nereye Doğru
-
Aa
+
a
a
a

Açık Gazete’nin köşelerinden Nereye Doğru programında Cengi Aktar, Türkiye’nin dış politikadaki hamlelerini yorumlamayı sürdürüyor. 

Nereye Doğru
 

Nereye Doğru

podcast servisi: iTunes / RSS

Cengiz Aktar’ın bu hafta değindiği ilk cephe, son günlerde en sıcak cephe olan Kafkasya cephesiydi. Çatışmanın on gün önce başladığını, ateşkes yönünde bir gelişme olmadığını ancak muazzam bir propaganda olduğunu belirten Aktar, dünyada artık savaş şiddeti ile propaganda şiddetinin eşitlendiğini ifade etti. Bu arada Dağlık Karabağ’ın en büyük başkenti olan Stepanakert’te sivillerin bombalanmasının ardından en önemli gelişmenin AİHM’nin 6 Ekim’de Ermenistan’ın Türkiye’ye karşı geçici tedbir alınması talebini kabul etmesi olduğunu belirtti. Türkiye dahil Avrupa Konseyi üyelerinin sivillerin sözleşmede korunan yaşam haklarını ihlal edecek eylemlerden kaçınması çağrısında bulunan Mahkemenin 28 Eylül tarihinde de Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı olan aynı talebini de kabul ettiğini hatırlattı. Foreign Policy Dergisinin Suriye Ulusal Ordusu kaynaklarına dayanarak verdiği haberde 1500 cihatçının Azerbaycan’a intikal ettirildiğini söyleyen Aktar, diplomasinin ise hala arka planda olduğunu, BM, Avrupa Güvenlik ve İş birliği Teşkilatı, NATO, AB, ve Türkiye hariç münferit ülkelerin bu aşamada ateşkes çağrısında bulunduğunu, herhangi bir gelişmenin olmadığını belirtti. 8 Ekim’de Rusya başbakanının Avrasya Ekonomik Topluluğu toplantısı sebebiyle Erivan’a gideceğini ateşkes konusunun gündeme geleceğini aktardı. Ayrıca çatışma nedeniyle tahribatın ciddi boyutta olduğunu; buna ilişkin bağımsız basın denilebilecek dünyadaki Ermeni basını tahribata ilişkin detaylı bilgi verirken, aksi durumdaki Azerbaycan basının ise güvenli bilgi sağlamadığını aktardı. 

Doğu Akdeniz cephesine geçen Aktar, Yunanistan’la Türkiye heyetleri arasında 1 Ekim’de başlayacağı söylenen görüşmelerin gerçekleşmediğini, buna rağmen Yavuz arama gemisinin Kıbrıs’ın güneyinden çekildiğini belirterek Maraş’ın açılması gibi karada bir takım tehlikeli gelişmelerin yaşandığını aktardı. Ayrıca 11 Ekim’deki KKTC Başkanlık seçimine müdahale haberlerinin de bulunduğunu ifade etti.

Avrupa Birliği cephesinden de bahseden Aktar, AB zirvesinde Belarus yöneticilerine yaptırım geldiğini, dönem başkanı Merkel’in yaptırımların ilgili ülkede demokrasi mücadelesi verenler bakımından yüreklendirici olduğunu söylediğini ancak Türkiye’ye herhangi bir yaptırım gelmediğini hatırlattı. 

Fizan Trablusgarp cephesinde ise Buznika’da görüşmelerin sürdüğünü, Ankara’nın eski anlaşmaları kurtarmaya çalıştığının anlaşıldığını ifade ederek, tuhaf bir gelişmenin de Fethi Başağa’nın Hafter’le de görüşürüm demesiyle yaşandığını ifade etti.

Şam Halep cephesine bakıldığında ise, İdlip harekatının halen beklemede olduğunu, iki bölge arasında kalan Kobani’ye bir teşebbüsün olabileceğinin konuşulduğunu belirtti.  

Bir diğer tatsız gelişmenin ise El Bab’da bir bombanın patlamasıyla yaşandığını belirten Aktar, onlarca sivilin öldüğünü, sözde kontrol altındaki bölgelerde kaosun olduğu gibi devam ettiğini söyledi. Bölge kapalı kutu olduğundan, doğru bir haber alınamadığını BM ya da STK kaynaklı, insan hakları ihlalleriyle ilgili birçok raporun yayınlandığını not etmek gerektiğini belirtti. Musul cephesinde de yine ‘black out’un devam ettiğini aktardı.

2020 İlerleme raporuna da değinen Aktar, kâğıt üzerinde Türkiye’nin hala aday göründüğünü ancak böyle bir adayın tarihte bulunmadığını belirterek altı Batı Balkanları ülkesi ile Türkiye’nin aynı kategoride değerlendirilmediğini, kaldı ki raporda Türkiye’nin aday olduğunun belirtilmediğini, AB için önemli bir ortak olduğunun söylendiğini aktardı. Raporda yer verilen iki olumlu konunun ise utanmaz bir şekilde mültecilerin zapt edilmesi ve terörle mücadele konuları olduğunu ifade etti.