Çöküşten öte: Muhtemel akıbet hakkında üç düşünce

-
Aa
+
a
a
a

İnsan türü evrimin ve tarihin neresinde, nasıl bir geleceğin eşiğinde? Dünya, bu salgın nihayet sona erdiğinde, nasıl bir yer olacak? Seçeneklerimiz ne, yapabileceklerimiz neler?

Istubalz'tan bir virüs kolajı: "beliren her şey iyidir, ne iyi ise o belirir".

İtalyan otonomist hareketin kült isimlerinden yazar ve radyocu Franco 'Bifo' Berardi'nin e-flux mecrasında yayınlanan 30 Mart tarihli metnini 1+1 Forum'da yayınlanan Serap Güneş ve Yücel Göktürk'ün ortak çevirisi ile yayınlıyoruz. 

Birdenbire, son elli yıldır düşündüğümüz şeyleri sil baştan düşünmek şart oldu. Tanrıya şükür ki (tanrı bir virüs mü yoksa?), yapageldiğimiz işlerin çoğu kepenk kapattığı için şu an ziyadesiyle boş zamanımız var.

Üç ayrı konuda bir şeyler söyleyeceğim. İlki: İnsanlık tarihinin sona erişi, ki gözlerimiz önünde net biçimde gerçekleşiyor. İkincisi: Kapitalizmden halihazırdaki kurtuluş ve/veya eli kulağındaki tekno-totaliterlik tehlikesi. Üçüncüsü: Ölümün, modern dönemdeki epeydir inkârının ardından, felsefi söylem sahnesine (nihayet) geri dönüşü ve bedenin dağılma şeklindeki dirilişi.

I. Mahlûkat

No1: Sürmekte olan viral kıyameti en iyi öngören filozof Donna Haraway’dir.

Staying with the Trouble adlı kitabında, Tarih’in öznesi olan İnsan’ın artık evrimin faili olmadığını öne sürer.

İnsan türü bu kaotik süreçte merkeziliğini kaybediyor. Bundan ötürü, modern hümanizmin nostaljikleri gibi, umutsuzluğa kapılmamalıyız. Öte yandan, çağdaş trans-hümanist tekno-manyakların yaptığı gibi, tekno-saplantılı hayallere kapılarak avunmaya da çalışmamalıyız.

İnsanlık tarihi sona erdi ve tarihin yeni faili, Haraway’in tabiriyle, “mahlûkat”. “Mahlûkat” sözcüğü, küçük yaratıkları, mutasyon kışkırtmak gibi tuhaf şeyler yapan oyunbaz yaratıkları ifade ediyor. Özcesi, virüs.

William Burroughs virüslerden mutasyon failleri olarak söz eder: Biyolojik, kültürel, dilsel mutasyon.

Mahlûkatın tekil varlıklar olarak mevcudiyeti yoktur. Bir çoğalma süreci olarak kolektif biçimde yayılır.

2020 yılı, insanlık tarihinin feshedildiği yıl olarak görülmeli –insanlar yeryüzünden yok olduğu için değil, yeryüzü onların kibrinden bitap düşerek, Will zur Macht’ı, yani Güç İstenci’ni imha etmek üzere bir mikro-seferberlik başlattığı için.

Yeryüzü dünyaya karşı ayaklandı. Yeryüzünün failleri seller, yangınlar ve en çok da mahlûkat.

Bu sebeple, evrimin faili artık bilinçli, mütecaviz ve güçlü iradeli insan değil, moleküler madde. Erkek Tarih’i (History) Kadın Tarih (Her-story) ile değiştirerek üretim alanını ve söylem alanını istila eden, denetlenemeyen mahlûkatın mikro-akışları, teleolojik Akıl’ın yerini Duyarlılık ve duyumsal kaotik oluş’un aldığı bir zamandayız.

Hümanizm, erken dönem Rönesans’ın İtalyan filozoflarının teolojik determinizmin yokluğuyla tanımladığı ontolojik özgürlüğe dayanıyordu. Teolojik determinizm sona erdi ve teleolojik tanrının yerini virüs aldı.

Tarihsel sürecin motoru olarak öznelliğin sonu, büyük harf T ile “Tarih” dediğimiz şeyin sonuna ve bilinçli teleolojinin yerini çoklu yayılma stratejilerinin aldığı bir sürecin başlangıcına işaret ediyor.

Çoğalma, moleküler süreçlerin yayılışı, makro-proje olarak tarihin yerini alıyor.

Düşünce, sanat ve siyaset artık totalizasyon (Hegel’ci anlamda Totalizierung) projeleri olarak değil, totalitesiz çoğalma süreçleri olarak görülecek.

Istubalz, Prospettive Sovrapposte , 2014.

 

II. Fayda

Kırk yıllık neoliberal ivmelenmenin ardından, finansal kapitalizmin yarışı aniden duruverdi. Bir, iki, üç aylık bir küresel tecrit, üretim sürecinin ve insanların ve malların küresel dolaşımının uzun süreli kesintisi, uzun bir inziva dönemi, salgın trajedisi… Tüm bunlar kapitalist dinamikleri tamiri imkânsız, geri döndürülemez bir şekilde bozacak. Küresel sermayeyi siyasi ve mali düzeyde yöneten güçler, can havliyle muazzam miktarlarda para enjekte ederek ekonomiyi kurtarmaya çalışıyorlar. Milyarlar, milyarlarca milyarlar... Rakamlar, sayılar şimdi artık şu anlama geliyor: Sıfır.

Birdenbire, paranın hiçbir anlamı kalmadı ya da çok az anlamı var artık.

Bir cesede neden para veriyorsunuz? Küresel ekonominin cesedini para enjekte ederek diriltebilir misiniz? Hayır. Mesele şu ki, hem arz hem de talep tarafının para teşvikine bağışıklığı var, çünkü ani düşüşün sebebi, 2008’deki gibi finansal değil. Çünkü çöken şey bedenler ve bedenlerin mali teşvikle bir işi olmaz.

Emek-para-tüketim döngüsünün ötesine açılan eşiği geçiyoruz.

Bir gün, beden karantinadan çıktığında, zaman, iş ve para arasındaki ilişkinin dengesini yeniden kurmak, borç ve geri ödemeyi yeniden dengelemek olmayacak sorun. Avrupa Birliği borç ve denge takıntısı nedeniyle çatladı ve zayıfladı, ama insanlar ölüyor, hastanelerde solunum cihazı yetmiyor ve doktorlar yorgunluk, kaygı ve enfeksiyon korkusuyla perişan durumda. Şu anda bunu para değiştiremez, çünkü sorun para değil. Sorun şu: Somut ihtiyaçlarımız neler? İnsan yaşamı için, kolektivite için, tedavi için bize faydası olan nedir?

İktisat alanından epeydir ihraç edilmiş olan kullanım değeri geri döndü. Artık kral, fayda.

Para sahip olmadığımız aşıyı satın alamaz, üretmediğimiz koruyucu maskeleri satın alamaz, Avrupa’nın sağlık sisteminin neoliberal düzenlemeyle mahvedilmiş yoğun bakım ünitelerini satın alamaz. Hayır, para var olmayan bir şeyi satın alamaz. Var olmayan bir şeyi yalnızca bilgi, yalnızca maharetli emek satın alabilir.

Yani para artık iktidarsız. Canlı olan tek şey sosyal dayanışma ve bilimsel bilgi ve bunlar siyaseten güçlenebilir. İşte bu yüzden, küresel karantinanın sonunda normale dönmeyeceğimizi düşünüyorum. Normal asla geri gelmeyecek. Bu sürecin ertesinde ne olacağı henüz belirlenmedi. Öngörülmesi de imkânsız.

İki siyasi alternatifle karşı karşıyayız: Ya kapitalist ekonomiyi şiddet yoluyla yeniden rayına oturtacak tekno-totaliter bir sistem ya da insan etkinliğinin kapitalist soyutlamadan kurtuluşu ve fayda temelli bir moleküler toplumun yaratılması.

Çin yönetimi devasa ölçekli tekno-totaliter kapitalizmle denemeler yapıyor halihazırda. Bireysel özgürlüğü şarta bağlı feshetmesi muhtemel olan bu tekno-totaliter çözüm, Agamben’in tartışma yaratan son yazılarında haklı bir şekilde işaret ettiği üzere, önümüzdeki sürecin hâkim sistemi haline gelebilir.

Ancak, Agamben’in söylediği, mevcut olağanüstü halin ve muhtemel geleceğin aşikâr bir tarifinden ibaret. Ben muhtemel olanın ötesine geçmek istiyorum, çünkü mümkün olan bana daha ilginç geliyor. Ve mümkün olan, soyutlamanın çöküntüsünde ve somut bedenin somut ihtiyaçların taşıyıcısı olarak dramatik geri dönüşünde mevcut.

Faydalı olan toplumsal alana geri döndü. Kapitalist soyut değerleme süreci tarafından epeydir unutulmuş ve inkâr edilmiş olan fayda, artık âlemin kralı.

Fabrikaların kapalı, yolların otomobilsiz olduğu bu karantina günlerinde gökyüzü berrak, atmosfer kirletici partiküllerden azade. Toprağın altından doğal madde çıkarmaya dayalı ekonomiye, kirlilik üreten ekonomiye geri mi döneceğiz? Sermaye birikiminin yıkım cinneti normaline geri mi döneceğiz? Değişim değeri uğruna faydasız hızın normaline geri mi döneceğiz? Hayır, fayda üretimine dayalı bir toplum yaratmaya doğru ilerlemeliyiz.

Şimdi ihtiyacımız olan ne? Şimdi, hemen şimdi, bu illete karşı bir aşıya ihtiyacımız var, koruyucu maskelere ihtiyacımız var ve yoğun bakım ekipmanlarına ihtiyacımız var. Ve uzun vadede, gıdaya ihtiyacımız var, muhabbete ve hazza ihtiyacımız var. Ve yeni bir duyarlılık, dayanışma ve tutumluluk kültürüne.

Kapitalist iktidar, artık elinde ne kadar güç kaldıysa onunla, topluma tekno-totaliter bir denetleme sistemi empoze etmeye uğraşacak –bu aşikâr. Ama alternatif de şimdi, burada: birikim ve ekonomik büyüme baskısından azade bir toplum.

 

III. Haz

Üzerine eğilmek istediğim üçüncü nokta, ölümlülüğün insan yaşamının tanımlayıcı özelliği olarak geri dönüşü. Kapitalizm ölümün üstesinden gelmeye dönük fantastik bir girişimdir. Sermaye birikimi ölümün yerine değer soyutlamasını, yani yaşamın piyasada yapay devamını getiren Ersatz, yani İkâme’dir.

Sanayi üretiminden info-çalışmaya geçiş, bir aradalıktan iletişim alanında bağlantılanmaya geçiş, kapitalist evrimin asli unsuru olan soyutlama yarışının son noktası.

Pandemi esnasında, bir aradalık yasaklanmıştır –evde kalın, dostlarınızı ziyaret etmeyin, mesafenizi koruyun, kimseye dokunmayın. Kaçınılmaz şekilde, çevrimiçi geçirilen sürede muazzam bir artış var ve tüm sosyal ilişkiler –iş, üretim, eğitim– bir araya gelmeyi men eden bu alana itilmiş durumda. Çevrimdışı toplumsal ilişki artık mümkün değil. Bu durumun haftalar ve aylarca sürmesi sonrasında ne olacak?

Belki de, Agamben’in öngördüğü gibi, tam-bağlantılı bir yaşam tarzının totaliter cehennemine gireceğiz. Ama farklı bir senaryo da mümkün.

Bağlantılara aşırı yüklenilmesi büyüyü bozarsa ne olacak? Salgın nihayet yatıştığında (yatışacağını varsayarsak), yeni bir psikolojik kimlik tespitinin hükmünü koymuş olduğunu görmemiz mümkün: Çevrimiçi eşittir hastalık. Gençleri, yalnızlık ve korku dolu bir dönemin anımsatıcıları olarak bağlantılanma ekranlarını kapatmaya mecbur edecek bir kucaklama hareketini de tasavvur edip yaratmamız gerekecek. Sanayi kapitalizminin fiziksel bitkinliğine geri dönmek zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor bu; daha ziyade, otomasyonun fiziksel emekten özgürleştirdiği zaman varsıllığının avantajından yararlanmalı ve zamanımızı fiziksel ve zihinsel hazza adamalıyız demek.

Bu salgında tanık olduğumuz ölümün muazzam yayılışı, zaman algımızı, zevkin ertelenmesi yerine, zevk alma şeklinde yeniden etkinleştirebilir.

Salgının sonunda, uzun tecrit döneminin nihayetinde, insanlar sanal irtibatın, mesafelenmenin ve tekno-totaliter entegrasyonun sonsuz hiçliğine gömülmeye devam edebilir de. Bu mümkün, hatta muhtemel. Ama kendimizi muhtemel olana hapsedemeyiz. Andaki gizli mümkünü keşfetmeliyiz.

Aylarca süren kesintisiz çevrimiçi bağlantının ardından, insanların bir araya gelme isteğiyle evlerinden dışarı çıkması mümkün. Bir dayanışma ve duyarlılık hareketi doğabilir ve insanların bağlantı diktatörlüğünden kurtuluşuna önayak olabilir.

Manzaranın merkezinde yeniden ölüm var: Çoktandır inkâr edilen, insanları canlı kılan şey olan fanilik.