Çay: Bir bitki casusluğu hikâyesi

Botanitopya
-
Aa
+
a
a
a

Bir bitki casusluğu hikâyesi anlatıyoruz size. Çin'in devlet sırrı gibi koruduğu çayın tüm sırlarını öğrenmek için ülkeye sızan İskoç botanikçi Robert Fortune var bu casusluk hikayesinin arkasında... 

Botanitopya
 

Botanitopya

podcast servisi: iTunes / RSS

Batı'da çay ticaretinin gelişmesini, Çin'in bu büyük sırrının dünyaya yayılmasını Fortune'un bu korsanlık hareketine borçluyuz. 1843 yılında Çin'e ilk gelişinde Lindley Bahçecilik Topluluğu adına ülkenin en ücra bölgelerine kadar ulaşmış ve birçok bitki toplamıştı. Beş yıl sonra da Çin'in dünya üzerindeki tekelini kırmak isteyen Doğu Hindistan Şirketi'nin casusu olarak Wu Si Shan dağlarının içlerine doğru ilerlemiş; binlerce çay bitkisi ve tohumunu kaçırıp üretim yöntemlerini öğrenmişti.   

Çay, o zamanlar sudan sonra dünyanın en popüler içeceğiydi- ki bu bugün de öyle... Hem yurt içinde hem de yurt dışında pazar talebini karşılamak isteyen İngiltere, Fortune sayesinde Çin tekelini sabote ederek çayı dünyaya açar ve bu da sonuç olarak Çin ekonomisinin darmadağın olmasına neden olur.   

1800'lerin başında İngilizlerin ilgi alanına yeni girmiştir ama Çinliler neredeyse 2000 yıldır çay içiyordu. Çay bitkisi Camellia sinensis gibi çay içmek de Çin'e özgü bir gelenek. Herdem yeşil bir çalı (ya da büyümesine izin verilirse ağaç) olan çekici çay bitkisi yüksek rakımlı, sıcak, iyi yağış alan asitli toprakları seviyor. (1800'lerin sonunda Japonya'dan getirilen çay tohumlarının bizim topraklarda yetiştirilmesi için Doğu Karadeniz dağlarının seçilmiş olması da bu yüzden. Çayın bizdeki hikayesi başka bir programın konusu olsun...) Kahve ve belli başka bitkiler gibi çay yaprakları da iki önemli alkaloit içeriyor: Kafein ve teofilin... İkisi de uyarıcı ve bağımlılık yapıcı olan bu alkaloitler (çayın ya da kahvenin) niçin bu kadar yaygın içildiğini açıklıyor. 

Çin'de çay içmeye nasıl başlandığı bilinmiyor ama çayla ilgili en eski kayıt, MÖ 1. yüzyılda, Han Hanedanlığı döneminde, Wang Bao'nun Bir Memurla Sözleşme adlı şiirinde karşımıza çıkıyor. İçecek olarak tüketilmeden önce çay şifalı bir bitki olarak biliniyormuş. Çin toplumunda çay içmek öyle önemlidir ki bazen çaylar tören eşliğinde yudumlanır. Budist rahipler tarafından 805 yılında Japonya'ya götürülen çay ve içme törenleri burada iyiden iyiye ritüelleştirilir; odaya giriş çıkışlar, kullanılan gereçler, diyalog ve yapılacakların sırasının özenle düzenlendiği katı kurallarla yönetilen bir seremonidir bu. Çayın yetiştirilmesi, hazırlanması ve kullanımı Çin'in eski çağlara uzanan fırtınalı tarihiyle de iç içe. Tadı çok sevilmiş, neredeyse kutsal bir bitki konumuna yükselmiş. 

1600'lerde Çin kültürel ürünlerle birlikte Avrupa'ya çay da ihraç etmeye, o zaman dünyanın tek çay tedarikçisi olarak hızla büyüyen küresel talebi karşılamak için büyük miktarlarda çay üretmeye başlamış. İngiltere'nin seçkinleri arasında popüler bir içecektir çay belki ama halk için hala abartılı maliyetlerdedir. Kısa süre sonra, İngilizler daha büyük miktarlarda çay ithal etmeye başlar ve böylece çay hızla Çin'den getirilen diğer mallar arasında ilk sıraya yükselir. Avrupa'da çay kullanımı yaygınlaştıkça çay üzerine şiirler, yazılar da yazılmış. Erasmus Darwin'in 1789 yılında yayımlanan Botanic Garden Loves of the Plants adlı kitabında şu şiir var: 

Ayırır Çin'in imrenilen çardaklarından / Döker çarpıcı renkte fincanlara / Buğular tüten hazineyi / Ve tatlı tatlı gülümseyerek /Çökmüş dizinin üstünde /Sunar rayihalı özünü çayın.

Çay ticareti özenle denetim altında tutulduğundan ve ana liman Kanton'un ötesine geçebilen çok az sayıda yabancı olduğundan Avrupalılar iki yüzyıl boyunca çayın Çin'in hangi bölgesinde yetiştiğini öğrenememiş. Çay talebi yüksek olunca İngiltere bir takas ürün arayışına da gitmiş. 

Hindistan'ı sömürgeleştirerek orada afyon yetiştirmeye başlayan İngiltere, o zaman popüler bir ağrı kesici olan afyon karşılığında Çin'den çay, ipek ve porselen almaya başlamış. Ancak afyon ithalatı, Çin'de hızla bağımlılıkların artmasına ve birçok insanın hayatını kaybetmesine yol açmış. Çin imparatoru bu yüzden 1820 yılında ilacı yasaklama kararı alarak, İngilizlerle çay ve diğer malların ticaretinde sadece gümüş ödemesini kabul edeceğini açıklamış. İngiltere halkının çay saplantısı ve talebi o kadar yüksektir ki ticaret şartlarını kabul etmekten başka seçenekleri yoktur. Bu kez çılgınlık derecesindeki çay talebini karşılamak için Avrupa ve Meksika'dan gümüş ithal etmek zorunda kalmışlar. Bu da kısa süre sonra ülkenin ekonomisine ciddi bir yük getirir tabii; hükümet ülkeden gümüş ihraç etmeye devam ederlerse iflas edeceğini fark eder.

1800'lerin başlarında Kanton, (bugünkü adıyla Guangzhou) ülkenin yabancı tüccarlara açık olan tek ticaret noktası olmasına rağmen, çay üretimi üzerindeki tekeli sayesinde Çin dünyanın en büyük ekonomik gücü haline gelir. Çay, Çin'in dünya sahnesindeki rolünü değiştirir; evet onu dünyanın en büyük ekonomik gücü yapar ama sonrasında bu ticaret Hong Kong'un sömürgeleşmesinin de önünü açar; İngiliz imparatorluğunun Uzak Doğu'daki ekonomik genişlemesini kolaylaştırır ve çaya bağımlı bir ekonomi de yaratır. 

Avrupa'da çaya yönelik talep giderek arttığından şirket Çin'in bu endüstri üzerindeki kontrolünü de kırmak ister. Çay bitkisinin Kuzeydoğu Hindistan'daki Assam'da yabani olarak yetiştiği keşfedildikten sonra İngilizler bu yerli bitkilerle bir plantasyon oluşturmayı denerler ama başarılı olamazlar. Böylece, açıklarını azaltmanın bir yolu olarak, İngilizler çay karşılığında sessizce Çin'e afyon kaçırmaya başlar; bu da elbette Çin’in afyon salgınını şiddetlendirir. Çin Yüksek Komiseri Lin Zexu, o sırada krallığı yöneten Kraliçe Victoria'ya Çin'e yasadışı afyon ihracatını durdurması için neredeyse yalvaran bir mektup gönderir ama kraliçe mektubu görmezden gelir. Taleplerinin yanıtsız bırakılması, imparatora çok az seçenek bırakınca Nisan 1839'da Qing İmparatoru yasadışı afyon için limana baskın yapmak üzere Kanton'a bir ordu gönderir ve bu da Doğu Hindistan Şirketi'ne ait 20.000 sandıktan fazla afyona el konmasıyla sonuçlanır. 

Uyuşturucu sandıkları, İngiliz hükümetine yasal tazminat ödemeden yakılınca, Çin ve İngiltere arasında 1840'ta başlayan ve yirmi yıldan fazla süren Afyon Savaşları başlar. Bu savaşlar, Çin'in tarihini ve çay ticareti üzerindeki etkisini sonsuza dek değiştirecektir artık. İngiltere'nin uyuşturucu kaçakçılığının etkisiyle, onlarla iyi ticaret ilişkileri sürdüren bir ülkeyle savaş. kararı almış olması, Parlamento'da siyasi çekişmelere yol açar. Sonunda İngiltere'nin en uzun hizmet veren dördüncü başbakanı olacak William Gladstone günlüğüne şöyle yazmış o zaman: “Çin'e yaptığımız ulusal haksızlık yüzünden Tanrı'nın İngiltere'yi cezalandırmasından korkuyorum." 

Afyon Savaşlarından sonra, 1842'de Çin, Nanking Antlaşması'nı imzalamak zorunda kalır. Qing Hanedanı'nın İngiltere'nin ticaret taleplerine boyun eğmesi, Çin hükümetinin kamudaki imajını zayıflatmış; hükümetlerinin kapalı ticaret politikasından memnun olmayan Çinli tüccarlar arasında da huzursuzluk yaratmış. Ve sonunda Çin yarı sömürge yarı feodal bir ülkeye dönüşür; İngiltere, Fransa, Rusya ve ABD birçok imtiyazlar elde eder ve ülke içinde rahat rahat seyahat etmeye, Çin’in geniş toprakları Batı tarafından ilk kez bilimsel olarak da keşfedilmeye başlar.

Fortune, ilk kez bu dönemde Çin'e gelen birçok kâşiften biri. (Avrupa bahçelerine taşınan Çin bitkilerini anlattığım programı dinleyenler hatırlayacaktır; ondan önce hiçbir Batılı gezgin, Çin'in içlerine kadar ulaşamamıştı.) Afyon Savaşlarından sonra, kısıtlamaların kaldırılmasıyla seyahat imkânı bulmuştur ama Çinlilerin çoğu yabancıları hala düşman olarak görüyordu. Buna rağmen Fortune Çince öğrenmiş; ulaşması zor yerlerde birçok bitki toplayarak İngiltere’ye göndermeyi başarmıştı. Ningpo’daki mandalina bahçesinde bulduğu, güzel bir sarmaşık gülü olan “Fortune’s Double Yellow”; Hong Kong dağlarından gelen ve canlı kırmızı renkte top top çiçekleri olan Ixora chinensis; çalı türü sarı yasemin (Jasminium nudiflorum), kokulu hanımeli (Lonicera fragrantissima), Himalaya hanımeli (Leycesteria formosa) ve Japon dağ lalesi (Anemone Japonica) Avrupa bahçelerine taşıdığı bitkiler arasında...

Kanton'da, Fortune’un çalışmalarını yakın takibe alan Doğu Hindistan Şirketi, eğer Çin'deki çay tohumlarına ve bitkilerine erişebilirse ve Hindistan'daki kolonilerde çay yetiştirmeyi başarabilirse; Çinlilerin tahtını sarsabileceğine inanıyordu. Çin'den çay çalması için Robert Fortune'a bir teklifte bulunmaya karar verirler. Çay bitkilerinin en iyi varyetelerini toplama;  Himalayalardaki plantasyonlara bitkiler ve çay işleme gereçlerinin yanı sıra yerli üreticileri de getirme görevidir bu. Riskli bir iştir ama elde ettiği ticari bilgilere karşılık yılda 624 dolar teklif edilir -ki bu o zaman Fortune’in maaşının beş katına gelen bir rakam. 

Bu cazip teklifi kabul eder... Halka karışarak ülkenin iç kısımlarına daha kolay ulaşabilmek için saçlarını kökünden kazır yalnızca bir atkuyruğu bırakır; yerel kıyafetler giyer... Hizmetkarı Wang ile birlikte kimi zaman yürüyerek kimi zaman tekneyle, kimi zaman da tahtırevanla 325 kilometre boyunca yolculuk ederek, Fujian eyaleti Wuyi Dağlarındaki çay üretim bölgesine varır. Fortune burada zamanını tohum toplayarak, tepelere yayılan bitki örtüsünü inceleyerek ve yeşil çayın üretimine dair bilgi toplayarak geçirir. Çay burada iki bin yıldır değişmeden aynı formülle üretiliyor ve aynı biçimde içiliyordu. Çay üretim alanlarını da incelerken siyah çay ile yeşil çayın aynı bitkiden elde edildiğini öğrenmiş; ihraç edilecek yeşil çayın Prusya mavisi (siyanür asidi ve demirin karışımıyla elde edilen hafif zehirli bir madde) ve alçıtaşıyla boyandığını kaydetmiş. Çinliler Batı'ya bunu satarken, kendileri katıksız yeşil çay içiyordu. Kuzeydeki kasabalardan birinde, Tsong-ganhien'deyken şöyle yazmış: "Bu şehir, siyah çayların yabancı pazarlar için ayrıldığı ve paketlendiği büyük çay bonglarıyla dolu." Yetiştirme koşullarını ve üretim metotlarını da gözlemlemiş, insanların sandığı gibi karmaşık ve gizemli yöntemlerle üretilmediğini, tam tersine çay bitkilerinin yetiştirilmesi, çayın kurutulma, fırınlama, haddeleme, fermantasyon aşamalarının son derece basit" olduğunu fark etmiş.  

Çay tarifi sıkı bir şekilde korunan bir devlet sırrıydı. Gittiği çay fabrikalarından birinin duvarında şair Lu Yu'nun şu sözleri yazılıdır: "Çayın en iyisi, Tartar atlılarının deri çizmeleri gibi kırışık, güçlü bir boğanın gerdanı gibi kıvrımlı, derin su yatağından yayılan sis kadar buğulu, hafif meltemlerin okşadığı bir göl gibi ışıltılı, yağmurla yeni yıkanmış toprak kadar nemli ve yumuşak olmalı..." 

Ulaşılması daha kolay olan çay üretim bölgeleri bulunmasına rağmen Hindistan'a en iyi kalitedeki, stokların gönderilmesini sağlamak istiyordu; bu yüzden Çin'in çay yetiştirilen bölgelerinden topladığı 13.000 çay bitkisi ve 10.000 tohumu, sınırların ötesine, Hindistan'a taşımak için bir yol bulmak zorundaydı. Tabii çay çiftçilerini; tarım araçlarını ve çay işleme araçlarını da... Böylece işin bütün inceliklerini öğreneceklerdi. İlk kaçakçılık girişiminde, çay fidelerini canlı götürmeyi başaramamış. Birkaç denemeden sonra, yurtdışındaki zorlu yolculukları sırasında bitkileri korumak için kullandığı Ward kutularıyla Kalküta'ya nakletmeyi denemiş ve böylece Hindistan'ın Darjeeling bölgesini 20.000 adet Çin kökenli çay bitkisiyle tanıştırmış. Seyahat bilgilerini topladığı 1852 tarihli A Journey to the Tea Countries of China /Çin'in Çay Bölgelerine Seyahat kitabını yazdığında "Çin'in en iyi çay bölgelerinden 20.000'in üzerinde çay bitkisi, sekiz birinci sınıf üretici ve zengin bir donanım elde edildi ve Himalayalara güvenli bir şekilde nakledildi. Yalnızca Hindistan için değil, aynı zamanda İngiltere ve onun yaygınlaşan kolonileri için büyük bir kazanımı ortaya koyacak" diye yazar. Assam ve Sıkkım'da çay plantasyonları kurulur. 1800'lerin ikinci yarısı boyunca Çin, çay endüstrisinin merkezi olmayı sürdürse de 1890'larda, Hindistan İngiltere'nin iç pazar ihtiyacının yüzde 90'ını karşılamaya başlar. 

İngiltere sonunda Hindistan'da da kendi başına çay yetiştirmek, hasat etmek ve üretmek için bir yol bulmayı başarmış olur ve Çin'in çay ticaretinde uzun süredir devam eden tekelini kırar.  Çin'de üretilen çay miktarı, 41.000 tona düşer ve bu üretimin sadece 9.000 tonu ihraç edilebilir. Hollandalılar ve Amerikalılar İngiltere'yi takip ederek Çin'in çay ülkelerine kendi baskınlarını gerçekleştirirken Çin ticarette hızla gerilemeye başlar. Britanya'nın ticaret hırsızlığının ve Afyon Savaşları'ndan sonra yapılan haksız anlaşmaların etkisi, Çin ekonomisini o kadar önemli ölçüde değiştirir ki 1950'lere kadar tamamen iyileşemezler; tekrar dünyanın en büyük çay ihracatçısı statüsüne kavuşmaları için 170 yıl beklemeleri gerekecekti.