Birleşik iklim felaketi: IPCC raporu ne söylüyor? - 2

-
Aa
+
a
a
a

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yeni yayınlanan altıncı değerlendirme raporunu incelemeye devam ediyoruz. Bir önceki bölüm için buraya tıklayabilirsiniz.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yeni yayınlanan altıncı değerlendirme raporunu incelemeye devam ediyoruz.
Açık Yeşil: 18 Ağustos 2021
 

Açık Yeşil: 18 Ağustos 2021

podcast servisi: iTunes / RSS

(18 Ağustos 2021 tarihinde Açık Radyo’da Açık Yeşil programında yayınlanmıştır.)

 

Ümit Şahin: 95.0 Açık Radyo’da Açık Yeşil başlıyor, ben Ümit Şahin.

 

Ömer Madra: Ben Ömer Madra.

 

Ü.Ş.: Destekçimiz Banu Akşehirlioğlu Alptekin’e teşekkür ediyoruz. Geçen hafta Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin altıncı raporunu okumaya ve değerlendirmeye başlamıştık ama bitirememiştik. Bu raporun 42 sayfalık Politika Yapıcılar İçin Özet bölümüne bakıyoruz. Bugün raporu değerlendirmeye devam edeceğiz, tabii bu arada geçen hafta bir büyük iklim felaketi daha yaşadık, Batı Karadeniz’de yaşanan sel. Maalesef yine uzun yıllardır söylediğimiz her şey bir bir çıkıyor, maalesef böyle bir şey yaşadık ama yine iklim krizi demekten kurtulmak için yollar bulduk; olmayan barajların kapaklarını patlattık, böylece iklim krizi demekten kurtulduk, ama IPCC raporu açıkça “iklim krizi” diyor. 

 

Ö.M.: Bir iki ilavede bulunayım izninle, Kastamonu, Sinop ve Bartın’da meydana gelen sel felaketi sonrasında AFAD tarafından yapılan son açıklamaya göre ölenlerin sayısı 78’e yükseldi. Ve daha da yükselmesi bekleniyor bu sayının maalesef.

 

Ü.Ş.: Maalesef. Ben Bozkurt’u iyi bilirim, orada çok küçük bir yerleşim vardı aslında, böyle dar bir vadide, küçücük bir yerleşim varken son 10-15 yılda devasa bir kent boyutuna çıkması, bütün oradaki akarsu yatağını kaplaması olacak şey değil. Bugün yaşanan bu ölümlerin, bu büyük hasarın ve kaybın nedeni aslında bu. İnebolu’da, Çatalzeytin’de, başka yerlerde de büyük sel felaketleri oldu ama bu kadar büyük bir yıkım olmadı. Çünkü hem topoğrafya farklı, bu kadar dar değil vadi, hem de dere yatağında bu kadar büyük yapılaşma yok başka yerlerde, var ama bu derece yok. O yüzden Bozkurt’ta yaşanan bu büyük kaybın nedeni tamamen yanlış yapılaşma, ama selin sebebine gelince kafalar karışıyor. Sel iklim krizinin yarattığı aşırı yağış nedeniyle, görülmemiş büyüklükteki yağış nedeniyle oldu, bu çok açık. Hani bu hep oluyordu da bu sefer daha büyük etki yaptı diye bir şey yok. Bu büyüklükte bir yağışın tarihte ne zaman olduğunu meteorolojinin açıklaması gerekirdi ama yapmadı tabii.

 

Ö.M.: Yapmıyorlar öyle açıklamaları.

 

BAŞLICA ETKEN: İNSAN ETKİSİ

 

Ü.Ş.: Çok kolay aslında, ellerinde bütün veriler var, neden yapmadıklarını anlamıyorum, yani ne onları durduruyor? Ellerinde neredeyse yüz yıllık yağış verileri var, ama böyle maalesef. Biz IPCC raporuna geçelim, çünkü IPCC raporu da bu felaketin iklim krizine bağlı olduğunu belki ilk kez bu netlikte dile getiriyor, şimdi tam oraya geliyoruz. Geçen haftanın çok kısa iki cümlelik özetini yaparsak, raporun A bölümünde, yani birinci bölümündeydik, bu da “İklimin Bugünkü Durumu” başlığını taşıyordu. Küresel sıcaklıkların son on yılda 19. yüzyıl ortalamasına göre 1.1 derece arttığı, hatta 2020’de 1.26 derece arttığı belirtiliyordu. Bu artıştan tamamen insan etkisinin sorumlu olduğu net bir dille belirtiliyordu. Bu raporun geçen hafta konuştuğumuz bölümünün hızlı özeti buydu. Şimdi devam edelim, nerede kalmıştık? A2’de kalmıştık, şöyle söyleniyor; “Atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonu -biliyorsunuz şu anda 410’u,  hatta 415’i geçmiş durumda- son 2 milyon yılın en yüksek seviyesinde. Metan ve nitröz oksit de son en az 800 bin yılın en yüksek seviyesinde. Sanayi öncesine göre karbondioksit yüzde 47 -ki aslında 415’i alırsanız yüzde 50- metan da yüzde 156 arttı.” Bu çok önemli, metandaki artış daha da büyük 1750’ye göre. Bunun son 800 bin yılın en büyük dalgalanması olduğunu söyleniyor, 2 milyon yıldır karbondioksitin bu seviyeye çıkmadığı net olarak IPCC raporunda söylenmiş oldu. Geçen hafta da kısaca söylemiştik, şu anki ısınma düzeyi 6500 yıl önce yaşanan yani aşağı yukarı Sümerler döneminde yaşanan sıcak dönemi geçmiş durumda, hatta bu kadar yüksek sıcaklıklar en son, son buzul çağından önce 125 bin yıl önce yaşanmıştı ve o zaman da zaten insan yoktu, raporda bu net bir şekilde belirtiliyor. Aynı zamanda arktik deniz buzunun 1850’den beri en düşük seviyeye indiğini ve son 3 bin yıldır da küresel deniz seviyelerinin en yüksek seviyeye çıktığı söyleniyor. A3’e gelirsek, işte burası tam felaketlerle ilgili, bu netlikte bir cümleyi IPCC raporu bugüne kadar kurmamıştı, o açıdan çok kritik bu. “İnsan etkisiyle olan iklim değişikliği dünyanın çeşitli bölgelerinde halen pek çok iklim ve hava aşırı olaylarını etkiliyor. Kanıtlar gösteriyor ki sıcak dalgaları, aşırı yağışlar, kuraklık, tropikal siklonlar yani kasırgalar ve tayfunlar özellikle insan etkisinden kaynaklanıyor ve bu etki bir önceki rapora göre arttı” deniyor. Bundan sekiz sene önce yayınlanan beşinci rapora göre arttığı söyleniyor. Özellikle birinci sırada aşırı sıcakları ve sıcak dalgalarını vermiş ve 1950’den bu yana aşırı sıcaklar ve sıcak dalgaları arttı, soğuk havalar azaldı, daha az hale geldi soğuk dalgaları diyelim. “Bunda da başlıca etken insan etkisidir” deniyor. Hatta şu cümle çok kritik bence; “Son yıllarda görülen, son 10 yılda görülen bazı aşırı sıcakların insan etkisi olmadan görülmesi mümkün görünmemektedir.”

 

Ö.M.: “İmkansızdır” diyor.

 

Ü.Ş.: “Extremely unlikely” demiş, yani neredeyse imkansız, çok kritik bir cümle. “Denizlerdeki sıcak dalgaları 1980’den itibaren 2 katına çıktı” deniyor ki sıcak dalgaları da çok önemli, hem denizdeki yaşam açısından hem kasırgalar açısından. Hatta bu son gördüğümüz Batı Karadeniz’de yaşanan sel de Karadeniz’deki aşırı sıcaklar nedeniyle yani bir tür deniz sıcak dalgası nedeniyle oldu. Bunu da unutmamak lazım, bu kadar büyük bir yağış ancak denizden çok büyük bir buharlaşmanın olmasıyla ve ısınan atmosferin de daha fazla su buharı tutmasıyla açıklanabilir. Bu açıklamayı yapmamak için bin dereden su getiriyorlar ama durum bu.

 

Ö.M.: Ben de küçük bir ilavede bulunayım izninle, Fiona Harvey Guardian’da yazmış, bu IPCC raporunun ilgili bölümüne de ele alınan, tam da senin biraz önce özetlediğin noktaya geliyor. IPCC raporunun su döngüsü hakkındaki bölümlerini bilim insanlarıyla, raporu yazan baş yazarlarla görüşerek yazmış. Çarpıcı bir yazı, yani “küresel su krizinin bu iklim yıkımıyla çok yoğunlaşacağını, artacağını” söylüyor rapor ve de “su meseleleri, kuraklık başta olmak üzere ama aynı zamanda bu orman yangınları ve sel basmalarının çok daha kötü olacağını görüyorlar. Yani en büyük iklim biliminin en büyük değerlendirmesinden bu sonuç çıkıyor” diyorlar. Yani biraz önce söz ettiğin daha çok buharlaşmanın aşırı yağışlara, daha fazla kuraklığa, daha fazla fırtınalara ve deniz seviyelerindeki yükselmelerin artmasına neden olacağı net bir dille ortaya koyuluyor.

 

Ü.Ş.: Evet. Tam da o noktaya gelmişti benim okuduğum raporun bu noktasında. Demin aşırı sıcakları söyledik, aşırı yağışların da 1950’den bu yana özellikle karalar üzerinde arttığını söylüyor rapor. Bu da aşırı yağışlardan öte hatta tarımsal ve ekolojik kuraklığın karalardaki, yani bitki örtüsündeki buharlaşma ve terlemenin artması, toprak neminin de azalması nedeniyle daha fazla görüldüğünü net bir şekilde söylüyor. Aynı şekilde özellikle güney Asya, doğu Asya ve batı Afrika’da önemli olan muson yağmurlarının son yıllarda artmaya başladığını söylüyor. Ancak orada ilginç bir şey var, “Muson yağışları 1950-80 arasında aerosol emisyonları nedeniyle -geçen hafta bahsetmiştik- hava kirliliği küresel ısınmanın etkisini baskılıyor, maskeliyor eğer çok fazlaysa. “1950-80 arasında muson yağışları bu nedenle azaldı,” diyor. Şimdi hatırlarsanız özellikle büyük kuraklıklar yaşanmıştı 1970’lerde özellikle batı Afrika’da yaşanan büyük kuraklıkları hatırlayın. Bunda yine bir iklim etkisi ama tersine bir iklim etkisinin olduğu görülüyor. Şimdi ise bu maskeleme etkisi azaldığı için muson yağışlarında da artış görülmeye başlanıyor. Tropikal siklonlar yani kasırgalar ve tayfunlarla ilgili de çok kritik bir cümle var, “Majör tropikal siklonlar yani kategori 3’ten 5’e kadar olan kasırgaların oranı son kırk yılda yine insan etkisiyle ve iklim değişikliği nedeniyle arttı” deniyor. Yani toplam kasırga sayısı artmıyor ama mevcut kasırgaların içerisindeki majör kasırgaların, kuvvetli kasırgaların sayısı, oranı artıyor. Bu arada kuzeye, özellikle Pasifik’tekiler biraz daha kuzeye kayıyor, bu herhalde daha çok Japonya açısından riskli bir durum ortaya çıkartıyordur. Kasırgalar için insan etkisini de net bir şekilde söylenmiş. Bir de çok önemli bir paragraf daha var, ben öncekilerde buna rastlamamıştım, kaçırmış olabilirim. Bu sefer çok dikkatimi çekti compound extreme events kavramı kullanılmış yani "birleşik felaketler" diyelim, birleşik aşırı olaylar. Bu ne demek? Tam da bu orman yangınlarında kullandığımız şey; önce kuraklık oldu, sonra sıcak dalgası oldu, ardından orman yangınları geldi. Bunların da sıklığının yine yüksek güvenle arttığı söyleniyor. Burada da özellikle fire weather yani orman yangınlarına elverişli hava koşullarının Antartika dışındaki bütün kıtalardaki bazı bölgelerde arttığı net bir şekilde söylenmiş.  

 

Ö.M.: Evet, daha biraz önce verdiğin örneklere yani satırlara örnek olaylar oldu, bu sabah değinme fırsatı bulabildik azıcık, Fransa’da ciddi bir orman yangını var, binlerce kişi tahliye edilmiş, yüz kadar ev yanmış, zarar görmüş. Arkasından Haiti’yi müthiş bir deprem vurmuştu 7.2 büyüklüğünde, şimdi de kasırga vurdu. Tam biraz önce sözünü ettiğimiz şeyin devamı yani, deprem zaten yerle bir etmişti altyapıyı, bir de üzerine gelen aşırı yağışlar sokakları tam bir çamur denizine dönüştürmüş. Zaten inim inim inliyorlar, çok yoksul bir ülke, şimdi bir de bu vurdu ve devamı da geliyor. Bir de kuraklıkla ilgili çok acayip bir haber var, ABD’de Colorado nehri üzerine kurulu Hoover barajının oluşturduğu Mead baraj gölünde ilk kez, ABD tarihinde ilk kez resmi olarak su kıtlığı ilan edilmiş. Kapasitesinin yüzde 40 altına düşmüş baraj gölünde su seviyesi ve daha da düşeceği öngörülüyor, kısıtlamalar başlamış.

 

Ü.Ş.: Evet, raporda bu birleşik iklim felaketi tanımlanmış, birden fazla etkenle ortaya çıkan olaylar ve bu demin verdiğimiz örneğin dışında sıcak dalgası ve kuraklığı selin izlemesi de verilmiş. Hatta birleşik orman yangını hava koşulları için, “Sıcak, kuru ve rüzgarlı koşulların bir kombinasyonu” denmiş. Buna kasırgaların, yükselen deniz seviyeleri nedeniyle daha yüksek fırtına dalgalarına neden olması örneğini de verebiliriz. Dolayısıyla bu çok kritik bir şey, artık bu felaketler ya da aşırı hava olayları teker teker de gelmiyor, birleşik halde birbirini takip ederek geliyor. Bunu zaten bu yaz Türkiye’de defalarca hem orman yangınlarında hem sellerde yaşadık.

 

Ö.M.: Evet yaşadık, gördük.

 

"ARTIK ÖDEME ZAMANI"

 

Ü.Ş.: Bölgesel kısmının çok ayrıntısına girmeyeceğim ama burada bizi çok ilgilendiren bir şey var, bölgesel olarak nerelerde neyi etkilediği çok detaylı infografik ve haritalarla verilmiş. Bizim bulunduğumuz bölgede aşırı sıcaklar çok artıyor yani Akdeniz havzasında aşırı sıcaklardaki artış yüksek güvenle, kırmızı görünüyor. Aşırı yağışlar için şimdilik  güven düzeyi daha düşük. Henüz Akdeniz bölgesinde aşırı yağışlar iklim değişikliğine bağlı olarak  tam artıyor mu artmıyor mu konusunda anlaşamamışlar. Ama bu tür örneklerden arttığını en azından biliyoruz. Tarımsal ve ekolojik kuraklık da yine orta güven düzeyinde artışta bizim bulunduğumuz bölgede. Bunu söyleyip burayı geçeyim biraz hızlanmak için. Şimdi A4’e geldik, burada çok kritik bir şey var; “Mevcut bilgiler ışığında geçmiş iklim verileriyle ve yeni bilimsel araştırmalarla iklim duyarlılığı 3 derece olarak saptanmıştır” deniyor. Bu çok kritik, ne demek olduğunu söyleyeceğim. ‘İnsan etkisinden kaynaklanan ışınımsal zorlama’ diye bir kavram vardır, yani güneşten gelen enerji, sera gazları arttığı zaman çıkan enerji arttığı için metrekare başına düşen aşırı enerji miktarını saptıyorsunuz. Biz bugüne kadar beşinci raporda öyle yazdığı için 2.29 bat/m2 diyorduk, şu anda bu 2.72’ye çıkmış, 8 yılda 2.29’dan 2.72’ye çıkmış, bu çok önemli, ısınmanın hızlandığı anlamına geliyor.

 

Ö.M.: Evet, James Hansen ve Makiko Sato da tam bunu yazmış, “Faust’un şeytanla yaptığı pazarlıkta artık ödeme zamanı geldi” diyorlar.

 

Ü.Ş.: Evet, bu iklim duyarlılığının 3 derece olduğunun ilanı da çok kritik çünkü bugüne kadar daha geniş bir alan bırakıyorlardı, “1,5’la 4,5 arası olabilir” diyorlardı, şimdi daraltmışlar, “yüksek güvenle iklim duyarlığı 3 derecedir, 2,5 derece ile 4 derece arasında” diyorlar. Bu iklim duyarlılığı ne demek? İklim duyarlılığı atmosferdeki karbondioksit oranı 2 katına çıktığında göreceğimiz ısınma düzeyi demektir. İki katı ne demek? İşte 275 ppm’de sanayi öncesi dönemde yaklaşık 275’i 2’yle çarpalım, 550, yani şu anda 415 olan düzeyin 550’ye çıkması halinde 3 derece ısınıyor dünya. Bu çok önemli bir tanım, yaklaşık 100 yıldır bu iklim duyarlılığı meselesi konuşulur. Ta 100 yıl önce 2 derece tahmin edilmişti ama bugün 3 derece tahmin ediliyor, bu çok kritik bence.  

Ö.M.: 417 ölçüldü galiba, son bir baktığımda öyle bir şey hatırlıyorum NOAA’nın [Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi] verilerinde.

Ü.Ş.: Bir ara 420’ye kadar da çıktı bu sene ama tabii şimdi düşüyor kışa doğru gittiğimiz için. Raporda iklim sisteminin deniz seviyelerine yükselmesine olan etkisinden bahsediliyor, bunun yüzde 50’si ısınmadan kaynaklanan genişlemeymiş, yani şu ana kadar görülen yükselmenin yarısı okyanusların ısınması, yani ısınan akışkanlar genişler ya, buna bağlı olarak “Yüzde 22’si daha ancak buzulların erimesine,  yüzde 20’si de buz tabakalarının erimesine bağlı” diyor, bu da önemli. Şimdi B bölümüne, ikinci bölüme geçelim, burası raporun kırmızı alarm olmasının temel nedeni çünkü bu bölüm gelecekteki olası iklimi anlatıyor. Bunu anlatmadan önce çok kısa senaryolardan bahsetmemiz lazım çünkü geçmiş raporlardakinden farklı senaryolar kullanılmış burada. Bundan birkaç sene önce çıktı bu senaryolar, SSP deniyor bunlara, shared socioeconomic pathways, yani ‘paylaşılan sosyoekonomik patika senaryoları’ diyebiliriz herhalde. Bunların önceki senaryolardan farkı şu, yani senaryo ne demek? 2100’e kadar dünyanın ekonomik düzeyi nasıl gidecek ve emisyonlar nereye çıkacak? gibi senaryolar bunlar. Hani çok iyi, şahane davranırsak 1,5 derecenin altında tutuyoruz ama hiçbir şey yapmazsak, aynen böyle gidersek 6 dereceye çıkıyoruz. Daha önce 4 senaryo vardı, şu anda 5 senaryomuz var fakat bu seferki senaryolarda öncekilerden farklı olarak hikayeler anlatılıyor. En kötü senaryo 5.senaryo, SSP5 senaryosu fosil yakıta bağlı kalkınmanın sürdüğünü söylüyor ve bu senaryoda her şey feci, ne kadar kömür bulduysanız yakıyorsunuz. Bu senaryo bence pek olası değil artık çünkü ekonomi sistemi büyük ölçüde değişmiş durumda. SSP4 diye bir senaryo vardı, onu kullanmamışlar raporda, onu atlıyorum. O da kötü bir senaryoydu, şimdi 3. ve 2.senaryo önemli burada. üçüncü senaryo milliyetçiliğin, eşitsizliklerin çok arttığı ama bazı ülkelerin yenilenebilir enerjiye doğru geçtiği ama gelişmekte olan ülkelerin hâlâ fosil yakıtları çok fazla kullandığı bir senaryo. İkinci senaryo ise orta yol senaryosu, bir takım değişiklikler oluyor ama eşitsizlikler, aşırı eşitsizlikler devam ediyor, dolayısıyla aslını isterseniz bence bu ikinci senaryo bugünkü duruma çok benziyor yani bizim, dünyanın şu anki gidişatı 2 ile 3 arasında bir yerde. 1 ise sürdürülebilir senaryo, ‘“Yeşil yolu tutmak” başlığını taşıyor. Raporda bu senaryoların ne anlama geldiğini net bir şekilde görüyoruz. Beşinci yani en kötü senaryoya göre emisyonlar 2050’ye kadar 2 katına çıkıyor, yani bugün 40 gigaton olan karbon emisyonu 80’e çıkıyor ki ben bunu pek olası görmüyorum. En kötüden bir önceki üçüncü senaryoda, yani SSP3’de ise 2050’de emisyonlar 1,5 katına çıkıyor. Yani 40’tan 60’a çıkıyor, ki eğer Paris anlaşması uygulanmazsa mümkün buraya doğru gitmemiz. İkinci senaryoda ise biraz arttıktan sonra azalmaya başlıyor ve 2050’de bugünkü emisyon düzeyini koruyor yani 40 civarında yer alıyor. Muhtemelen eğer dünya ciddi bir uyanış yaşamazsa biz bu ikinci senaryo ile üçüncü senaryo arasında bir yerde olacağız. İyi senaryolar zaten net sıfır senaryoları, onlara inşallah diyoruz. Peki ne kadar ısınacak? Buradaki kritik olan bu, kötü olan, en kötü olan senaryo 4,5 derece tabii, yani orada bir değişiklik yok ama üçüncü senaryoda yaklaşık 3,5-4 derece ısınma bekleniyor, ikinci senaryoda ise 2,5 derecelik ısınma bekleniyor. Benim kişisel fikrim 2,5 ile 3,5 arasında bir yere doğru gittiğimiz yönünde.

 

Ö.M.: Zaten 3 derece olursa da dünyanın birçok bölgesinde canlıların yaşamasının çok zor hatta bazı yerlerde imkansız olacağı gibi ayrıntılı incelemelere de rastladık.

 

Ü.Ş.: Evet ama burada bir ilginç yan daha var, bu çok tartışıldı, yakın gelecekte yani 2050’ye kadar hiçbir senaryoda, en mükemmel senaryoda bile ısınma durmuyor. SSP1.9 denen, şu andan itibaren hemen emisyonların azalmaya başladığı, mükemmel azaldığı, yarıya indiği 2030’da, 2050’de 0’a indiği senaryoda bile 2050’de biz 1,5 dereceyi görüyoruz. Yani bizim yaşadığımız şu anki dünyanın büyük bir kısmının yaşam süresi içerisinde ısınma hep artacak ve 1,5 dereceyi göreceğiz ama eğer en iyi senaryoyu tutturursak yani 2030’a kadar yarılayıp 2050’de 0’a indirirsek, 2050’den sonra soğuma başlıyor, 2080’e doğru 1,5 dereceye düşüyor. Yani yüzyıl sonuna kadar 1,5 derecenin altında kalmış oluyor ama bütün senaryolarda, hatta en iyi ikinci senaryoda bile 1,8 dereceye kadar çıkıyor yüzyıl sonuna kadar. Bu da hiç güvenli değil ama benim şu anda dünyanın gittiğini iddia ettiğim 2 ile 3 arasına bakarsak, 3 derece ısınma hatta 2050’de 2 derece ısınma garanti. Yani bugünkü gidişat 2030’da 1,5, 2050’de 2 derece ısınmayı göreceğimiz yolunda. Bunu IPCC raporu da bu netlikte söylemiş.

 

Ö.M.: Evet, IPCC raporunda diğerlerinden çok daha farklı bu son raporda, net bir tablo var ve işin ilginç ve hoş tarafı da bir tane iyi haber var, o da gene Guardian’da gördüğümüz bir haber. Geniş çaplı bir araştırma yapılmış Jonathan Watts imzalı bir haberde, Global Commons Alliance yani ‘Ortak Varlıklar İttifakı’ için Ipsos MORI ajansına yaptırılmış bir araştırmada, dünyadaki en zengin ve varlıklı ülkeler arasında insanların ¾’ünün küresel ısınmanın gezegeni çok tehlikeli bir yere doğru götürmekte olduğunu ve mutlaka önlemek için bir şeyler yapılması gerektiğinin bilincinde olduğunu gösteriyor ki bunca kötü haberin arasında iyi haberlerden bir tanesi bu. Mesela Endonezya’nın yüzde 86’sı ısınmaya insan faaliyetlerinin sebep olduğunu, bu devrilme noktalarına götürdüğünü düşünüyor. Türkiye’nin de yüzde 85’i, Brezilya’nın yüzde 83’ü böyle düşünüyormuş. Bu umut verici olarak yorumlanabilecek bir haber.

 

Ü.Ş.: Evet şimdi son söylediğimiz şeyi bir kısaca yorumlayıp bitirelim diyorum yani her halükarda, en mükemmel senaryoda bile şu anda 1,2 civarında olan ısınmanın 2050’ye kadar 1,5’a kadar çıkacağı ortaya konmuş durumda. Bu neden? Çünkü birdenbire sıfırlayamıyorsunuz, bir sürü nedeni var. Bir de tabii sistemde bir birikme var, özellikle okyanuslarda. Bu bize şunu gösteriyor aslında; hemen emisyonları azaltmaya başlamamız ve 2050’de sıfırlamamız şart ama buna da güvenmeyip sıcaklıklardaki artışın devam edeceğini görüp en az 1,5 dereceye göre bütün hazırlıklarımızı yapıp adaptasyon denen, kentlerin, tarım sisteminden turizme kadar her şeyin daha dirençli olmasını sağlayacak önlemlerin hemen alınması gerekiyor. Uyum sadece hiçbir şey yapılmadığı durumda gerekli olan bir şey değil, şu anki durumda en mükemmel senaryoda bile 1,5 derece ısınma garantiyse önümüzdeki 30 yılda, biz bu yaşadığımız selleri ve orman yangınlarını çok fazla göreceğiz demektir, bugün gördüğümüzden de fazla.  Artık bu aldırmazlıkla devam edersek sürekli kendimizi kandırmaya, bahaneler yaratmaya devam edeceğiz demektir. O yüzden bu açıdan da önemli bir mesaj verdiğini düşünüyorum bu raporun. Gelecek hafta konuşacağımız ilginç başka şeyler de var; özellikle ısınmanın ve yağışların durumları, bir de 50 yılda bir görünen, 10 yılda bir görünen olayların ne kadar arttığına dair çok ilginç veriler var. Onları da haftaya konuşup rapor değerlendirmesini haftaya bitireceğiz diyelim ve burada bitirelim programı.

 

Ö.M.: Bitirelim, hoşça kalın!

 

Ü.Ş.: Hoşça kalın!