1999 Marmara depreminin 24. yıldönümü

Vakayiname
-
Aa
+
a
a
a

Bugün, 1999 Marmara depreminin 24. yıldönümü. Depremde dayanışmanın rolü ne oldu? Açık Radyo nasıl bir görev üstlendi? Altın Saatler programının kurucu yapımcısı Gürhan Ertür anlatıyor.

""
1999 Marmara depreminin 24. yıldönümü
 

1999 Marmara depreminin 24. yıldönümü

podcast servisi: iTunes / RSS

Güven Güzeldere: Günaydın, Vakayiname’ye hoş geldiniz. Burası 95.0 Açık Radyo. Vakayiname’yiÖmer Madra, Özlem Teke ve ben Güven Güzeldere birlikte hazırlayıp sunuyoruz. Bugün Özlem Teke bizimle değil. Bugün konuğumuz Gürhan Ertür. Hoş geldiniz Gürhan Bey.

Gürhan Ertür: Merhabalar, hoş bulduk.

Ömer Madra: Merhaba Gürhan, hoş geldin.

G.E.: Selamlar Ömer, hoş buldum.

G.G.: Şimdi bugün 1999 büyük Marmara depreminin 24. dönümünün haftası. Bir süredir hep olduğu gibi bu hafta da depremle ilgili programlar yapmaya çalışıyoruz. Ben önce bir teşekkürle başlayayım. Bu depremle ilgili programlarda Gürhan Ertür, kimi konuk alalım, nereden bulalım, kaynaklara nasıl ulaşalım gibi konularda hep bize yardımcı oluyor. Çok teşekkürler sahiden. Kendisi de aslında Açık Radyo dinleyicilerinin bildiği gibi Altın Saatler isimli programı 24 yıldır hazırlayıp sunuyor. Programın da kurucularından, 1999’dan bu yana genel olarak Güven Ertür’ü bir sivil toplum gönüllüsü olarak tanıtabiliriz. Tarlabaşı Toplum Merkezi ve Yurttaşlık Derneği Üyesi, aynı zamanda İstanbul Hepimizin Girişimi, Yan Yanayız, Bir Aradayız Yurttaş Girişimi ve Seçim Güvenliği Platformu’nun da olduğu sivil oluşumlarda da desteklerini görüyoruz. Medyascope'ta da Şehir Hepimizin isimli bir program yapıyor.

Ben, Altın Saatler programını 1999’daki depremden hemen sonra, kısa bir süre sonra fark etmiştim. Aslında ciddi bir Açık Radyo dinleyicisi olmam da o zamana denk geliyor. Çünkü daha o zamanlar internet yayını falan yoktu, yalnız yazın geldiğimde radyo dinleyebiliyordum. Ama depremden sonra gördüm ki gerçekten bir tür komünal kavşağa dönüştü radyo ve çok önemli bir görev üstlendi. Başka hiçbir radyonun ya da televizyonun üstlenmediği türde bir rol üstlendi Açık Radyo. Biraz bundan konuşalım istiyoruz. Çünkü, evet, yani deprem, yeni bir deprem bir noktada gelecek. Açık Radyo yine bence çok önemli bir rol oynayabilir. Kahramanmaraş depremlerinde de öyle oldu bu sene, Şubat’tan itibaren. Biraz bunun hikayesini konuşmak istiyoruz. Güven Bey, Altın Saatler nasıl başlamıştı? 1999’da ne oldu da böyle bir şey yapmaya karar verdiniz? Buradan başlayabilir miyiz?

Ö.M.: Ben de şunu söyleyeyim; Güven Ertür aynı zamanda Açık Radyo’nun da kurucularından, kurucu ortaklarından.

G.E.: Evet. Teşekkürler arkadaşlar. Güven Bey, özellikle de size çok teşekkür ederim. Bu teşekkürümün bir başka nedeni de sizin de afetler konusuna son derece önem vermeniz ve programlarınızda konuya yer ayırmanız. Özellikle dinleyicilerimize hemen bu hafta Salı günü sizin gerçekleştirdiğiniz program ile Çarşamba günü Altın Saatler programını birlikte dinlerlerse dinleyicilerimiz, oldukça detaylı bir 24 yıl değerlendirmesi alırlar diye düşünüyorum ve özellikle bunu başlangıçta ifade etmek istedim.

Aslında Açık Radyo’nun deprem iletişim merkeziyle başlayan bir durumdan söz etmek gerekiyor. Belki Ömer, hemen Açık Radyo deprem iletişim merkezine ilişkin, bizim Açık Radyo kitabımızdan, hatta ansiklopedimizden bölümü de okuyarak bize destek verebilir.

Ö.M.: Memnuniyetle. Açık Kitap Yazı Kalır, Açık Radyo’nun 15. yılında yayınlanmış, senin de dediğin gibi ansiklopedik bir yayın. Temmuz 2010’da yayınlandı. ARDİM maddesi kısaca yani Açık Radyo Deprem İletişim Merkezi, şöyle küçük bir madde ama kapsamlı bir şeye atıf yapıyor. Şöyle diyor; “Açık Radyo 17 Ağustos 1999’daki Gölcük depreminden itibaren Deprem İletişim Merkezi kısaca ARDİM olarak yoğun bir faaliyet gösterdi. 60 gün süreyle tüm formatını değiştirip radyoyu kesintisiz bir telsiz çevrimine dönüştürdü ve ihtiyaçlarla imkanları buluşturan bir köprü olmaya çalıştı ve uluslararası yankıları da oldu. Özellikle bu etkinliğiyle aralarında The New York Times, La Repubblica, Le Figaro, Journal de Genève ve Süddeutsche Zeitung'un da bulunduğu yaklaşık 12 uluslararası gazetede, BBC radyolarında ve Discovery Channel televizyon kanalında da ‘haber’ oldu. Açık Radyo’nun deprem ve afetlere hazırlıklılık konusundaki
Altın Saatler programı da 1999’dan bugüne kesintisiz devam etmekte,” diye bir madde var.

G.E.: Evet ben buna birkaç ek daha yapmak isterim. Açık Radyo, 17 Ağustos 1999 günü, sabah 07:30’dan itibaren depreme ilişkin bilgi ve haberleri yayınlamaya başladı. Depremin üzerinden dört saat 28 dakika geçmişti ve bölgelerden bilgi almak çok zordu. O gün durumun kavranması, bölgelerle bağlantı kurma gayretleri, alınan bilgilerin haber haline getirilip aktarılması ile geçti. 18 Ağustos sabahından itibaren yürütülen çalışmalar ve Beyaz Nokta Vakfı BaşkanıTınaz Titiz’in değerli katkılarıyla Açık Radyo Deprem İletişim Merkezi'nin kurulmasına karar verdik ve oradan başlayan 60 günlük, Ömer'in de belirttiği gibi bir çalışmada başlangıçta bir ayı aşkın süredir 24 saatlik yayının tamamını Açık Radyo Deprem İletişim Merkezi yürütüyor ve yönetiyordu. Ondan sonra da yavaş yavaş normalleşmeye başladık, normalleştirmeye başladık.

Hiç unutmadığım anılardan birisi de son toplantılarımızdan birinde Aykut Barka hocamız, “Bu işi burada bırakamayız. Mutlaka bir programla her hafta yayına devam etmeliyiz,” dedi. Altın Saatler programı o günden bugüne devam ediyor. Çünkü o dönemde Tınaz Bey'in tamamına katıldığı, Aykut Barka'nın ise alandaki çalışmalarının, sahadaki çalışmalarının bitirip İstanbul’a döndüğünde katıldığı günlük toplantılarımız vardı. Geniş bir ekip olarak bunu yapıyorduk ve yayını bu şekilde götürüyorduk. Aslında belki başka bir programda Açık Radyo Deprem İletişim Merkezi yani ARDİM hakkında daha geniş bir bilgilendirmeyi de yapabiliriz. Ama Altın Saatler programı ve ARDİM yayınlarına baktığımız zaman birkaç tane temel ilke olduğunu görüyoruz ve bunlar da enteresandır.

17 Ağustos günü yapmış olduğumuz toplantılarda özellikle de Tınaz Bey'in katkılarıyla belirlenmiş olan ilkelerdi. Kısaca bahsedebilirim. Olumsuzlukları, olmazları, umutsuzlukları değil; gayreti, dayanışmayı ön plana çıkartmayı esas aldık. Acı ve üzüntümüzü kuvvete dönüştürme çabası içinde olmalıyız dedik. Morali ve katılımı arttırmayı hedeflemeliyiz dedik. Bireysel davranış yerine birleşmeleri, kolektif hareketleri teşvik etmeliyiz dedik. Doğru bilgiye ulaşmak ve doğru bilgilendirmeyi sağlamak amacıyla bilginin kaynağına inmemiz gerektiğini, doğrulatmadığımız bilgilere inanmayacağımızı ve yaymayacağımızı, paniği önlemek için bilgiyi gizlemek yerine sorunları çözümleriyle birlikte ifade edeceğimizi belirttik ve saat 13:00’da yani 18 Ağustos günü saat 13:00’da bunları yayınımızda ifade ederek başladık. 60 gün sonra da Altın Saatler programı devreye girdi. 24 yıldır devam ettiriyoruz.

Başlangıçta ben sadece programın koordinasyonunda bulunuyor idim. İki uzman arkadaşımız, bir yer bilimci yani rahmetli Aykut Barka hocamız, bir mühendis mimar arkadaşımız Cemal Mutlu ve onlara zaman zaman da katılan bir arkadaşımız daha vardı, Ayşe. Onlar programı yürütüyorlardı fakat zaten çok yoğun oldukları için bir müddet sonra programı sunmaktan ayrılmak durumunda kaldılar. O zaman ben üstlendim. Fakat şimdi yedi arkadaş yürütüyoruz. Bu yedi arkadaşın üçü inşaat mühendisi, biri mimar, biri sosyolog,
biri de orman mühendisi. İsimlerini de kısaca vermek isterim. Mehmet Nuray Aydınoğlu hocamız, Argun Yum yüksek mimardır; Aziz Şasa Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti Başkanı'dır ve aynı zamanda orman mühendisidir; Muzaffer Tunçağ eski İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı ve İzmir Konak Belediye Başkanlığı’nı da yaptı; Nazan Cömert Marmara Üniversitesi'nde sosyologtur; Elvan Cantekin inşaat mühendisidir ve aynı zamanda da afet yönetimi üzerine Bilgi Üniversitesi’nde dersler vermektedir, kapanana kadar Mahalle Afet Gönüllüleri Vakfı’nın Genel Müdürlüğü’nü de yürütmüştür. İsterseniz burada durayım. Fazla uzatmadan sizin diğer sorunuza yanıt vermeye çalışayım.

G.G.: Şimdi ben Altın Saatler’e bağlantıyı zaten bu programın duyurusunda koydum. Hiç dinlememiş olan varsa hemen ilk iş bence oradan dinleyebilirler. Ben çok değerli bir program olduğunu düşünüyorum. Şimdi ben 6 Şubat'taki Kahramanmaraş merkezli depremler sırasında İstanbul'daydım ve dolayısıyla televizyonu bir parça seyrettim. Genellikle sansasyonel haberler oluyor, hangisi doğru, hangisi değil belli değil. Kanalın sahibi olan şirketin siyasi bağlantıları dolayısıyla kimisi işte övücü, kimisi yerici yayınlar yapmaya çalışıyor. İnsan başka türlü bir şey istiyor. Yani doğru ve güvenilebilir bilginin geldiği, depremle ilgili bir şeyler duymak istiyor. Bu açıdan bence 1999’da Açık Radyo’nun yaptığı çok önemliydi. 6 Şubat depremleri sonrası da öyle oldu. Eğer bir gün İstanbul'da bir başka büyük deprem görürsek, yine öyle olacağını düşünüyorum. Ben şunu soracağım; böyle bir büyük afetin ardından aklınıza böyle bir sivil inisiyatife girişmek nereden geldi? Çünkü bu herkesin ilk aklına gelen şey değil ama Açık Radyo böyle bir yer haline döndü, çok da iyi oldu. Fakat nasıl oldu da böyle oldu?

G.E.: Bunu şöyle açıklamak mümkün sanıyorum. Çünkü ben mesela hayatımda hiç böyle bir afetle karşı karşıya kalmamıştım. Hatta depremi dahi bilmediğimi ifade edebilirim. Ancak ilk saatler geçtikten sonra olayın ne kadar büyük olduğunu, ne kadar çok can kaybına neden olan bir durumla karşı karşıya olduğumuzu anladığımız andan itibaren hemen bir araya geldik ve bir de tabii yani işin enteresan tarafı İstanbul'da telefonlar çalışmıyor, birbirimizle irtibat kurma imkanımız da kalmamış. Fakat enteresan bir şekilde, biraz önce de söylediğim gibi, sabahın 07:30’undan itibaren Açık Radyo’da bir araya gelmeye başladık. İlk önce Açık Radyo’nun yönetim kurulunda olan arkadaşlarımız geldi, programcılar geldi fakat öğlen saatlerine doğru altmış, yetmiş kişinin radyoya doluştuğunu gördük. Yani aslında çok ciddi bir sivil dayanışma, çok ciddi bir sivil paylaşımın önemli bir etkisi olduğu kanısındayım ve herkes birbirine danışarak, birbirine sorarak, birbirimizle tartışarak neler yapmamız gerektiğini düşünmeye başladık ve bunu belirlemeye çalıştık. Burada, başta belirttim, Tınaz Bey'in son derece önemli bir katkısı vardır. Çünkü biz bir yandan acaba hesap sormakla mı başlasak, acaba şunu mu yapsak falan derken, çünkü doğal olarak hemen öfkeler kabarmaya başlıyor ve bir tepki göstermeye ihtiyacı ortaya çıkıyor. Ama biraz önce belirtmiş olduğum ilkeler söz konusu olunca, bu ilkeleri konuşmaya başladığımız andan itibaren ki bunları Tınaz Bey'in Kaliforniya depremi sırasında Amerika'da olmasına borçluyuz, o dönemde aldığı bir takım bilgilerden hareketle ve konuyu da çok inceleyen bir insan olduğu için onun yönlendirmesiyle belli bir noktaya geldik.

Bir başka şeyi daha söylemek istiyorum. Günün bir vaktinde o zaman Pozitif’in başında olan üç tane arkadaşımız, Ahmet ve Mehmet Uluğ kardeşler ile Cem Yegül kalktılar geldiler, “Biz ne yapabiliriz?” dediler. O zaman internet haberleşmesi, internet olanağı falan da çok sınırlı. Hemen onlara dedik ki, “Arkadaşlar siz gidin, Amerika'daki ve Japonya'daki imkanların neler olduğuna bir bakın ve onların afetler döneminde nasıl bir iletişim yapılması gerektiğine ilişkin bilgilerini toplayın.” Sabaha karşı ki bütün gece oradaydık yani 18’i sabahına karşı geldiler. Dediler ki, “Biz hazırlığımızı yaptık, tamam. Bilgileri toparladık.” “Peki nerede?” dedim. Dediler ki, “600 sayfa. Nasıl getirelim 600 sayfayı?” “Aman,” dedim, “Arkadaşlar, gidin 20, 25 sayfaya düşürün bunu.” O 20, 25 sayfa bugün elimde yok. Hakikaten çok hayıflandığım bir şeydir. Fakat gündüz vakti Tınaz Bey'in aktardıklarıyla o kaynaklardan alınan bilgiler birebir tutuyordu ve biz buradan hareketle, birinci karar olarak yayının 24 saatini bu konuya ayırmaya karar verdik, hemen organize olduk ve o organize olmayı da bu 20, 25 sayfalık bilgi deposuna borçluyuz. O günden sonra, o 60 gün boyunca ve sonrasında, her bir depremde, her bir afette hiçbir şekilde yalnız kalmadık. İstanbul'daki, İstanbul dışındaki siviller, sivil toplum kuruluşları Açık Radyo’ya destek olmak için seferber oldular.

Bu konudaki moralimizi çok yükselten olaylardan birisi de, ARDİM yayınları sırasında o günlerde merkez medya diyebileceğimiz beş tane televizyon kanalının Açık Radyo’da yayınlanmış olan ihtiyaçlara ilişkin bilgileri ekranlarında altyazı olarak geçmesi. Orada da tabii ki orada çalışan genç muhabirlerin, genç elemanların önemli bir katkısı oldu. O gün bugündür de bu devam ediyor. Ben uzunca bir süre tek başıma yürüttüm programı. Fakat baktım ki artık sıkışmaya başlıyorum. Onun üzerine ilk önce Argun Yum, arkasından Mehmet Nuray Aydınoğlu hocamız, onun arkasından Elvan Cantekin ve diğer arkadaşlara başvurarak onların da katılımıyla, onların da gönüllü katılımıyla şimdi hemen hemen her programa genellikle yedimiz birden katılıyoruz. Yedimiz konuşmuyoruz ama önemli bir birikimi topluca oluşturuyoruz. Bu hala devam ediyor.

Burada bir tane daha bilgi vermek istiyorum. Aradan bir müddet geçti. O dönemde Ağ-17 yani Ağustos 17 grubu vardı, iki bin küsur beyaz yakalının oluşturmuş olduğu bir gruptu. Bu arkadaşlar kendi çalışma mekanlarından fırlayıp bölgeye gittiler ve bölgede inanılmaz çalışmalar yürüttüler, özellikle de lojistik destek vermek konusunda, çocuklara programlar hazırlamak ve gerçekleştirmek konusunda. Bir gün üç tane arkadaşımız kapıdan içeriye girdi, Babür Şaylan, Yasemin Yılmaz ve Murat Ercan. Dediler ki, “Gürhan Bey biz sizin programlarınızı dinliyoruz, Altın Saatler programını dinliyoruz ve bu programların metinlerini deşifre etmek istiyoruz.” 222 tane program deşifre edildi. ‘Altın Satırlar’ internet sitesinde yayınlandı ve bunların deşifresinde çalışan, redaksiyonunu yapan on arkadaşımız oldu. Vaktimiz çok azaldığı için kusura bakmasınlar, isimlerini tekrarlayamıyorum. Ama bütün bu dayanışma, bütün bu birlikte hareket etme, kolektif hareket etme bizim sonuç olarak bu programı 24 yıldır sürdürmemizin temel nedenleridir diyebilirim.

Ö.M.: Evet belki rahmetli Aykut Barka'yı bir nebze anmak yararlı olabilir. Yani hem bu programın
haftada bir olması gerektiğini, katiyen vazgeçilmemesi gerektiğini söylemesi ve hiç elini üzerimizden çekmemesiyle. Çok yakından hatırlıyorum kendisini ve tanınmış, uluslararası deprem bilimcilerinden, USGS’den yani ABD Jeoloji Hizmetleri kuruluşundan meslektaşı Ross Stein da Aykut Barka'nın ölümünün ardından müthiş bir şey yazdı. Yani edebi, adeta lirik bir şey. ‘Aykut, birçok nedenden ötürü uluslararası saygınlığı bulunan bir bilim adamıydı,’ cümlesiyle başlıyor bu taziye mesajı ve diyor ki ‘Çalışmalarının kalitesi ve derinliği, Türk halkına yönelik açık sözlülüğü, hükümete olası bir deprem felaketiyle yüzleşmeye ikna etmek için bıkıp usanmadan gösterdiği yoğun çaba, sonsuz dürüstlüğü, şakacılığı, açıklığı ve fedakarlığı. O, halkın hizmetindeki bilimin şahikasıydı,’ diyor ve şunu da ekliyor, ‘Dünya tarihinde eşi görülmemiş bir şeydi. Gitti, Düzce'ye gidiyorum ben diye. Tahminleri arasında yer alıyordu. Bütün 700 kilometre boyunca, köyden köye dolaşıp, köyün yaşlılarıyla çay içerek kendisini depremin kanıtlarının durduğu bölgelere götürmelerini istedi ve 17 Eylül 1999’da Science dergisinde, itibarlı Science dergisinde, bilim dergisinde yayınlanan öngörülü makalesinde, 17 Ağustos 1999 İzmit şokuyla iki fay hattının, batıya doğru uzanan Yalova fay hattı ve doğuya doğru uzanan Düzce fay hattının daha tehlikeli hale geldiğini öne sürdü. İki ay sonra, 12 Kasım 1999’da 7.1 büyüklüğündeki Düzce depremi meydana geldi,” ve şöyle bitiriyor yazısını, “Yerinde ve zamanında yapılmış bu çarpıcı uyarı örneğinin dünyada bir emsali görülmemiştir.” Gerçekten halka hizmetinde çok ilginç bir bilim insanıydı. Onu tanımaktan büyük bir mutluluk duydum ben de bu süreçte.

G.G.: Peki, ben de son bir soru sormadan önce iki şey eklemek istiyorum. Bir tanesi, Tınaz Bey gibi ama tamamıyla tesadüf eseri ben de Kaliforniya'daki büyük depremde oradaydım. Hatta Kaliforniya'ya doktora yapmak için yeni gitmiştim ve başımdan geçen ilk depremdir. San Francisco'nun 80, 90 kilometre kadar güneyindeydi merkezi ama San Francisco körfezinde de köprüler yıkıldı, ölenler oldu. Gerçi Türkiye'deki kadar büyük bir olay olmamıştı. Fakat o zamanlar deprem sonrası bilgi almak için epey radyo dinlemiştim. Açık Radyo kadar bu işe sahip çıkan bir radyo kanalı duymadım. Yani bunu bir hoşluk olsun diye söylemiyorum, gerçekten böyle olduğu için söylüyorum, bu birincisi. İkincisi de şu, 1999’la 2023 arasındaki en büyük fark belki iletişim alanında. Yani 1999’da çok az sayıdaki insanda cep telefonu vardı. Bu cep telefonlarından radyo falan dinlenmiyordu. Şimdi hemen herkesin cep telefonu var ve internet yayınlarıyla işte radyo ve televizyonları dinlemek mümkün. Fakat depremde ilk çalışmamaya başlayan şeylerden bir tanesi dijital cihazlar oluyor. Çünkü işte kuleler yıkılıyor, sinyaller gitmez oluyor. Bu yüzden benim önerim herkese analog bir radyo, pilli bir radyo almaları ve evde bir yerde bulundurmalarıdır. Çünkü bir şekilde diyelim deprem oldu, kurtulduk, ölmedik ama bilgi almak istiyoruz, bir şeyler öğrenmek istiyoruz. 95.0’ı açan doğru bilgiye ulaşabilir demek istiyorum. Son olarak da bir soruyla programı kapatalım, Gürhan Bey. Şimdi deprem İstanbul'un hemen yanı başında. Bunu birkaç senedir söylüyoruz. Yani yanı başında derken yarın mı, bugün mü, 10 sene sonra mı, 20 sene sonra mı? Bunu da bilemiyoruz. Bilemediğimizi de deprem bilimcileri söylüyorlar ama bir şekilde İstanbul sakinlerinin bir kısmı bu depremi görecek gibi gözüküyor. Bunu da göz önüne alarak, 24 yıldır da depremle ilgili programlar yapan birisi olarak İstanbul halkına deprem konusunda ne demek istersiniz?

G.E.: Efendim, ona geçmeden önce önemli bir şey söylediniz. Yani Amerika'daki radyolarla Açık Radyo’yu karşılaştırdınız. Bunun için de bence Açık Radyo’nun manifestosuna bakmalarını tavsiye edebilirim dinleyicilerimizin. Radyonun internet sayfasında birkaç tane temel metnimiz var. O metinlerden manifesto da dahil olmak üzere diğerlerine de bakarlarsa neden bu tür işlere girişiyor, başka işi yok mu Açık Radyo’nun çok iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum.

Sorunuz konusunda söylemek istediğim en önemli şey şu; bence çok yanlış bir gidişatın içindeyiz. Artık neredeyse İstanbul'da santimetrekarelerde nerenin güvenilir, nerelerinin güvenilmez olduğundan bahseden yayınlar izlemeye başladık. Bence bunların hepsini bir tarafa bırakıp mutlaka ama mutlaka binalarımızın, içinde oturduğumuz, içinde çalıştığımız, her gün girip çıktığımız binalarımızın ne durumda olduğunu belirlemek birinci görev olmalıdır. Onun için eğer paramız yoksa, arabamız varsa, arabamızı satalım, buna parayı ayıralım. Çünkü canımızın karşılığının herhangi bir bedeli yok. Bunu yapmadığımız takdirde ve merkezi yönetim, yerel yönetimler bu konuda uygulamaya geçmediği takdirde 24 yıla bir 20 yıl daha ilave edebiliriz. Ama o kadar zamanımızın kalmadığı da çok açık durumda. Bu nedenle ben ancak bunu söyleyebilirim. Bir an evvel kendi sorumluluklarımızı düşünelim. Önümüzde bir fırsat var, seçim geliyor, yerel seçimler geliyor. Yerel seçimlerde bu konulara önem verecek olan belediye başkan adayı kimse onu, onları seçelim.

G.G.: Peki, çok teşekkür ederiz. Büyük depremler olalı altı ay kadar oldu. Bu yüzden deprem konusu yeniden bir parça gündemde, herkesin aklında. Bu konuya bir hafta daha devam edeceğimizi de söyleyeyim. Gelecek hafta teknoloji üzerine Füsun Sarp Nebil konuk olacak. Bugün T24 sitesindeki yazısı, ‘Beklenen 7+ şiddetindeki İstanbul depremi yaklaşırken: Haberleşmede ne durumdayız?’ Haberleşme ve iletişim sistemlerinin ne durumda olduğunu anlatacak Füsun Hanım.

Bugün, deprem gönüllülüğü ve dayanışmasında Açık Radyo’nun oynadığı rolü ve Altın Saatler programının üstlendiği görevi konuştuk. Konuğumuz sivil toplum destekçisi ve Altın Saatler’in kurucu üyelerinden Gürhan Ertür'dü. Çok teşekkür ediyoruz Gürhan Bey.

G.E.: Ben çok teşekkür ederim sizlere. Sağ olun. Kolay gelsin hepimize.

Ö.M.: Görüşmek üzere.