“Hiçbir aşının faz3 çalışması henüz bitmedi ve sonlanmalarına daha uzun bir süre var”

-
Aa
+
a
a
a

Korona Günleri’nde Selim Badur, aşılar konusunda güncel bilgileri ve doğru bilinen yanlışları aktardı. 

Selim Badur'la Korona Günleri
 

Selim Badur'la Korona Günleri

podcast servisi: iTunes / RSS

(7 Ocak 2021 tarihinde Açık Radyo’da Korona Günleri programında yayınlanmıştır.)

ÖM: Günaydın Selim Badur merhabalar!

Selim Badur: Günaydın efendim, günaydın! İyi haftalar!

Özdeş Özbay: Günaydın!

SB: Günaydın Özdeş, günaydın Feryal. Pandemi önemini sürdürüyor hâlâ, üç gün ortalamasına baktığımız zaman günlük 687 bin 123 olgu bandında devam ediyor. Dünya Bankası da 2020’deki küresel boyuttaki küçülmeyi %4,3 olarak diye bildirdi. Önemli bir ekonomik sorun söz konusu, yadsınmaz bir gerçek bu. İngiltere ‘lockdowne’ı, kapanmayı marta kadar uzattı. Çünkü salı günü bildirilen İngiltere’deki olgu sayısı çok fazla, 60 bin 916 yeni olgu; ticarethanelere, kapanan dükkanlar için de 4,6 milyar pound yardım söz konusu oldu. Böyle bir karar alındı. “Şubat ortasına dek sağlık personeli ve 70 yaş üzerindekilerin tamamı yani 13 milyon kişi İngiliz vatandaşı aşılanacak” dendi. Almanya, İtalya kapanma ve önlemleri uzatıyorlar. Tayland’da da 745 yeni olgu saptandı. Hani “Uzakdoğu ülkelerinde bu iş bitti, üstesinden geldiler” deniyordu ama işler pek durulmuyor ya da beklendiği, istendiği gibi yumuşama, azalma, yavaşlama söz konusu değil hâlâ. 

Bütün bunlar olup biterken, bugün süremiz kısıtlı, iki noktaya değineceğim, bunlardan bir tanesi şunu fark ediyorum hem dünyada olup bitenleri izlemeye çalıştıkça hem de ülkemizde, Türkiye’de bu konu çok fazla garip ve fazla tartışıldığını görüyorum. İki doz arası açılacak mı? Tek doz mu yapalım? Aşılar geldi mi, gittim mi? Türkiye’ye gelen aşı onayı var mı? Üçüncü faz yayınlandı mı yayınlanmadı mı? O kadar fazla spekülasyon var ki bunları televizyonlarda tartışılması ya da köşe yazarlarının ele alması söz konusu ve biraz tuhaf bir şekilde herkes topu çeviriyor, konunun esas ana fikrine kimse değinmiyor gibi geldi. Clinical Trials diye bir site var, bu sitede bütün klinik çalışmaların faz aşamaları yer alır ilaç ve aşılar konusunda. Dün ona baktım, BioNTech aşısı ve Sinovac aşısı, mRNA aşısı ve Çin aşılarının özellikleri, nasıl girmişler o siteye diye baktığım zaman, “BioNTetch aşısının 3.faz çalışması bitti o güvenilir de 3.faz çalışması yayınlanmamış olan Çin aşısı güvensiz” şeklinde bir algı var ama Biontech aşısının bitirme tarihi, çalışmanın bitiş tarihi 30 Temmuz 2021, nihai rapor tarihi 27 Ocak 2023 olarak yer almakta Clinical Trial sitesinde. 

ÖM: Ne demek bu?

SB: Yani hiçbir aşının 3.faz çalışması henüz bitmedi ve sonlanmalarına daha uzun bir süre var. Neden? Çünkü 3.faz çalışmaların ön raporları yayınlanıyor ve örneğin %90’ların üzerinde etkinlik var diye. Bu şu demek, “aşıların özelliklerinin ne kadar koruyucu olduğu, enfeksiyondan mı yoksa hastalıktan mı koruyacağı”? “Bütün bunlar belli mi acaba?” deniyor. Bu raporlardan anlaşılan sorulan konuların zaten belli olmayacağı bu aşamada. Bunları yaşayıp göreceğiz, bunlar aşı uygulanmaya, kullanılmaya başladıktan sonra yanıtla verilecek sorular. Ama biz “onun da şu özelliği bilinmiyor” diyoruz. Bakın bu asıl raporların bitiş tarihi 27 Ocak 2023 diyor BioNTech için, Sinovac için Ekim 2021 deniyor. Yani hiç birisinde daha faz3, bizim bildiğimiz kitabi faz3’ün tamamlanmadığı görülüyor. “Peki biz bu aşıyı neden kullanıyoruz?” diyeceksiniz. İsterseniz kullanmayın! 2036’ya kadar bekleyin! Yani acil bir durum olduğu zaman, olağanüstü bir durum söz konusu olduğu zaman pandemi gibi o zaman riski/yarar oranı kıyaslanıyor ve buna göre birtakım kararlar alınıyor. Yoksa demin de belirttiğim gibi aşı ne kadar koruyacak, bizi hastalıktan mı enfeksiyondan mı koruyacak? Süresi ne olacak? Ya da bir eleştiri, 60 yaş üzerine Çin aşısına ait bir deneyim yok o zaman biz niye 65 yaş üzerine uygulamaktan bahsediyoruz. Bu bir çelişki değil, gittikçe bunu daha iyi anlaşılması gerektiğine, bu konunun açıklanmasına çaba sarf edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü siz faz3 çalışmalarında gebeleri, yaşlıları almıyorsunuz ya da bunları çok az oranda alıyorsunuz. Önemli olan bir genelleme yapıp sağlıklı erişkinlerde aldığınız sonuçları bir modelleme uyarınca yaşlılarda ve gebelerde de kullanıma açmanız lazım. Bu yapılmadıktan sonra “gebelerde bu çalışmanın kontrolü yapıldı mı?” diye sormak anlamsız: Gebelerde yapılmaz zaten, o nedenle faz3 çalışmasının ideal sonuçları %90’lar üzerindedir. Çünkü o tip gruplar yani yaşlılar, gebeler, farklı hastalığı olanlar çalışmaya alınmamaktadır ve “gerçek dünya sonuçları” dediğimizde, işte bu gruplarda olup biten de hesaba katılır ve saptanan oranlar daha düşük bulunur. Bu önemli bir nokta, yani çok fazla acele edilip sanki normal bir süreç yaşanıyormuş gibi “vay şu eksik, bu eksik” diye eleştirmek bu kolay bir yol aslında, eleştirelim, tamam fakat o zaman aşıyı 2036’da kullanacağız. Daha önce de belirtmiştim böyle bir matematik model var idi. Yani bu risk ve yarar gözönüne alınacak, bunun oranlarıyla gidilecek. 

Şimdi aşılama oranlarına baktığımız zaman dünyada dün akşama kadar 15,6 milyon doz aşı kullanıldı. Başı ABD ve Çin çekiyor ama ilginç olan ülke nüfusuna göre değerlendirme; açık arayla İsrail önde gidiyor, her 100 vatandaşının 17’sini aşılamış durumda İsrail, ikinci sırada Birleşik Arap Emirliği var, 100 yurttaşının 8’ini aşılamış, Bahreyn 100 kişiden 4’ünü aşılamış, onun arkasından ABD geliyor 1,5 kişiyi aşılamış. Yani bakıldığında İsrail’in çok büyük bir arayla bütün ülkelere fark attığı ve inanılmaz bir aşılama kampanyası yürüttüğü görülüyor. 

ÖM: Bu noktada ufak bir parantez açarsak, yani bu İsrail’in vatandaşı olan Filistinliler dahil değil, özellikle de yerleşimciler denen kesimler 5 milyon Filistinlinin aşı planının dışında tutulması. Bunun uluslararası skandal olduğu söyleniyor, Uluslararası Af Örgütü dün yayınladığı açıklamada ‘Batı Şeria ile Gazze Şeridi’ndeki İsrail işgali altında yaşayan Filistinlilerin covid19 aşısına eşit ve adil erişimi derhal sağlanmalı yoksa bu İsrail’in kurumsallaşmış ırkçılığının göstergesidir, ‘aşı apartheid’ı diyor. Çok çarpıcı bir açıklama.

SB: Çok doğru, çünkü “hepimiz aynı gemideyiz” gibi tüm değerini yitirmiş bir söylev yerine “hepimiz aynı fırtınanın içindeyiz ama bazılarımız yatlarda, yelkenlilerde bazılarımız da şişme botlarda mücadele ediyoruz bu fırtınayla” demek daha doğru herhalde. İsrail’in neden başarılı olduğuna dair bir yazı var, özellikle Sağlık Bakanı Yuli Edelstein’ın yaptıklarıyla ilgili. Yazı: “İsrail’in sağlık sisteminin işleyişi diğer ülkelere örnek olabilir” diye yazılmış, bu yazıdan küçük bir not aktarmak istiyorum. Bir kere sağlık sisteminin özelliği var, çok eşitçi bir dağılımı var tabii İsrailliler için, (Ancak sizin belirttiğiniz gibi Filistinlilere yansımıyor bu). Yurttaşların ülkenin sağlık sistemine inanması önemli, başbakanlarına %62’lik güven varken sağlık sistemine %90 imiş İsrail’de. Özellikle koruyucu hekimliği çok önem vermeleri ve bunun üzerinden sağlık önlemlerini almaları, yürütmeleri, acil bir durum karşısında organize olma özellikleri, özellikle verilere ve teknolojiye güvenleri ve iletişim özellikleri. Bütün bunlar İsrail’deki bu sistemin nasıl işlediğini ve özellikle aşılamada nasıl başarılı olduklarını göstergesi diye yansıtılmakta. Bu iyi bir örnek, kötü örnek ise Fransa, Fransa gerçekten komik bir duruma düştü. Çünkü yapılan anketlerde Brezilyalıların %78’i, İngilizlerin %77’si, Japonların %60’ı “ben aşı olacağım” diyor. Türkiye’de bu oran %52’ye düştü ilginç bir şekilde. Fransa’da ise toplumun %25’i aşıyı kabul ediyorlarmış son İpsos çalışması. Başından beri aşılanan bireylerin sayısı onbinlerle, yüzbinlerle ifade edilirken çeşitli Avrupa ülkelerinde, Fransa’da kaç kişi aşılandı biliyor musunuz? 500 kişi! Bu çok komik bir durum ve Fransa’nın aşı karşıtlığı hep Fransa’da oldukça önemli boyutta idi ama özellikle bir pandemi döneminde bunu bilmiyoruz. Arian Muchckin, kendisi Théâtre du Soleil’in yöneticisi, onun önderliğinde 1000’den fazla sanatçı “biz niye böyleyiz, neden aşılanmıyoruz?” gibi bir soru sorup böyle bir kampanya başlattılar. Bitireceğim biliyorum, bugün kısa ama özellikle basında birtakım haberlerin yer alışının ilginç ve biraz çarpıtılarak verildiğinin bir örneği. “DSÖ temsilcilerinin Çin’e girişi engellendi” diye bir haber vardı. Bu çok doğru değil, orada bir uyumsuzluk var ve Çin pandeminin kaynağını araştırmak için ülkelerine girmek isteyen DSÖ ekibine bazı yaptırımlar demeyeyim ama en azından onlara girişinde bu sorunlar yaşatıyor, yaşıyorlar. Bu herhalde çözülür, yoksa bir şey mi saklıyorlar? Sadece bu şekilde yansıtılıyor, ne kadar doğru bilemiyoruz. Acele etmemek lazım. İki haberle bitireyim, bir tanesi biliyorsunuz sağlık çalışanları çok zor durumdaydı, yaşamını yitiren çok sayıda sağlık çalışanı var. Yoğun bakımda Covid’den kaybedilen sağlık çalışanları kendilerini tedavi eden meslektaşlarının eline yapışıp “çocuklarım size emanet” demişti. 

ÖM: Evet çok trajik değil mi?

SB: Evet, çok! Çok acı bir şeydi, insanın gerçekten yüreğini sızlatan bir durum. Bunun için, sağlık çalışanları için meslek hastalığı sayılması, işte bir takım kalan ailelerine yardım yapılması, tüm bunları kapsayan bir yasa. Biliyorsunuz 2020’nin son günlerinde mecliste AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmişti. Uzatmayayım, KAHEDV diye bir vakıf var, Kadın Hekimler Eğitim Destek Vakfı, bu vakıf 100 tane doktor diş hekiminin yemek tariflerinden oluşan bir kitap yayınladılar. Bu kitap 50 liraya satılıyor ‘100 Doktor 100 Tarif’ diye ve kitabın bütün geliri de yaşamını yitiren sağlık çalışanlarının çocuklarının eğitimine ayrılmış durumda. Bunu söylemek istedim, bu önemli bir jest, sembolik bir katkı olabilir ‘100 Doktor 100 Tarif’. Ben burada durayım, tabii süremiz doldu herhalde?

ÖM: Evet maalesef kısa şey yaptık, yalnız bitirirken ben de size diğer programlarınızda çalmak üzere bir parça tavsiye edeyim haddim olmayarak.

SB: Estağfurullah!

ÖM: Ey ehl-i vatan, aşı başına La Marseillese ama Serge Gainsbourg’dan “vesaire” diye. 

SB: Tamam bunu yarın Önce Sağlık’ta Prof. Dr. Doğanay Tolunay olacak, onunla yaptığımız program çalalım!

ÖM: Çok teşekkür ederiz.

ÖÖ: Görüşmek üzere.

SB: Sağ olun, teşekkürler!