"Değişim, ancak değişimi isteyenlerle mümkün"

-
Aa
+
a
a
a

Bihter Çetinyol da 23. Radyo Şenliği'nde! Eksi Otuz'u hazırlayan Bihter Çetinyol, Apaçık Radyo’nun dijitalleşmeyle büyüyen etkisine, dinleyicinin aktif katılımına ve genç kuşakların konuşarak, paylaşarak ve birlikte hareket ederek kurduğu kolektif kültüre değinerek, “Bu radyo, sadece ses veren değil; birlikte konuşarak değişimi mümkün kılan bir dayanışma alanıdır" diyor.

""
23. Radyo Şenliği: Bihter Çetinyol
 

23. Radyo Şenliği: Bihter Çetinyol

podcast servisi: iTunes / RSS

İ. M: Canlı yayındayız! 23. Radyo Şenliği'ndeyiz. Saat 19.32. Bihter'le birlikteyiz canlı yayında. Hoş geldin.

B. Ç: Hoş bulduk. İlk defa birisi bana bunu söylüyor radyoda.

İ. M: Ne güzel, evet. İşte radyo böyle; bir o taraftan, bir bu açıdan, bir şu açıdan bakılan bir kaleidoskop gibi bir şey. Biraz oradan, biraz buradan bakıyoruz dünyaya ve hep birbirimize. Bir ufak not: Eraslan çıktı şimdi, birazdan gelme ihtimali var çünkü destekler çok iyi gidiyor. Sayımız 129 oldu bu sırada.

Eraslan bıraktığında 127'ydi ki bu geçen yılın toplam sayısıydı. Yani geçen yıl topladığımız desteği aştığımız bir noktada desteklerin akıyor olması, devam ediyor olması müthiş. Ayşegül Şenalp ve Arzu Burcu'ya teşekkür edeyim ve bu ruhla aslında söyleşiyi açalım seninle de Bihter.

Evet, heyecanlı günler bizim için; 23. kez düzenliyor olsak da radyo şenliğini... Biraz bunu yansıtmaya niyetimiz var ama Eksi 30'u bir konuşalım çünkü "Eksi 30" saatindeyiz. Perşembe akşamları bu saatte buradan sesleniyorsun. Açık Dergi'nin ikinci sezonu başladı ama Eksi 30 için bu ilk şenlik zamanı, ilk destek günleri. Önce bir duygularını alayım. Nasıl etraf? Çünkü başta sakin sakin geldin, her normal insanın olduğu gibi. Sonra biz de karşılaştık; böyle savrulan, oradan oraya koşan, sayıların peşinde insanlar...

B. Ç: Öncelikle rekorla şu an bu yayını açmış olmamız bence inanılmaz. Sen az önce söylediğin zaman tam anlamamıştım. Yani genel bir rekor kırma hedefimiz var gibi ama bu yayını da rekorla açıyor olmamız, 23 sene geçmiş olsa da radyonun etkisini hiçbir zaman kaybetmediğinin; özellikle internet yayınına geçtikten sonra da aksine katlanarak büyüdüğünün güzel bir kanıtı. Şu an aslında bunu düşünüyordum. Ve tabii ki sizi görmek... Geçen sene de destek yayını haftasında buralardaydım.

İ. M: Mini destek vardı, evet.

B. Ç: Öyle bir şey vardı. Herkesin bir arada olması ve radyonun o doğal ciddiyetinin bir şekilde kırılmış olması; herkesin gerçekten bir şenlikteymiş gibi hareket ediyor olması insanın modunu yükseltiyor.

İ. M: Evet, şenlik hoş bir duygu. Bir festival düzenleyince... Yakın bir arkadaşımız, Hantibum Festivali'ni düzenleyen Mihran geçenlerde bize bir tepki verince anladım. "İşte çok koşturmadayız, yayın şöyle güzel gidiyor, şöyle aksamalar var" falan diye konuşurken; "Siz de zaten bir nevi festival yapıyorsunuz" demişti. Hakikaten öyle bir ruh ve organizasyon; bütün insanlar bir araya geliyor. Sadece şöyle önemli bir özelliği var: Bu, radyonun dijitaldeki ikinci desteği, ikinci yılı. Giderek alıştığımız bir sistem ve ortam. Tabii ki yıllardır podcast üretiliyor, 2001'den beri web sitesi var vesaire ama sadece dijital olan "Apaçık Radyo"nun yeni ortamında böyle rekorları konuşuyor olmak heyecanlandırıyor mu seni?

B. Ç: Aslında heyecan verici bir duygu. Onun haricinde bana şunu düşündürttü; bu tam da Eksi 30 ile ilgili bir şey. Radyo dinleyicisi demek ki o spektrumun içerisinde bir yerde her zaman varmış ve o bayrağı alıp devam ediyor. Dolayısıyla tamamen dijitalleşmiş bir yayında da dijitali takip eden, muhtemelen yaşı da daha genç olan bir kitle var. Teknoloji bence yaşla çok ilgili; eğer özel bir ilginiz yoksa yeniliğe açık olmayı gerektiriyor. İnsanın kendi doğal yaşam döngüsünde aslında yeniliğe o kadar da açık değiliz.

İ. M: Evet, daha yavaşız.

B. Ç: İnsanın karakterine göre değişen bir şey bu tabii ki ama tamamen dijitalleşmiş bir radyoda dinleyicilerin de artması, dinleyici kitlesinin de o bayrağı taşıdığını ve radyoyu sahiplendiğini gösteriyor.

İ. M: Kesinlikle, bayrağı taşımak müthiş bir tabir zaten. Bizimle birlikte bir yerden bir yere taşınıyorlar, bu müthiş bir duygu. Birlikte hareket edebiliyor olmak, unuttuğumuz ya da unutturulmaya çalışılan bir duygu. Herkes tek tek ellerindeki telefonla, sandalyesinde, odasında... Ama buranın dinleyicisi öyle değil, birlikte hareket ediyor. O manada pek çok sivil toplum hareketini ve kültürel hareketi de davranış olarak yansıtan bir yer burası. O yüzden bağımsız müzik sahnesine de kültür ortamına da kendimizi bağlı hissediyoruz ve oralardan çok şey öğreniyoruz.

B. Ç: Öyle bir ortamın içinde yaşıyoruz ki, özellikle İstanbul'da hayat diğer şehirlere göre daha farklı akıyor. Radyoda yaptığım yaklaşık 26 yayın boyunca sadece İstanbul'da yaşayanlarla konuşmadım; yurt dışında yaşayanlar, farklı şehirlerden gelenler veya İstanbul'a yeni taşınmış olanlar vardı. Şunu çok net fark edebiliyorsun: İstanbul'daki kültür-sanat hayatı kendi içinde gerçekten bir örgüt, bir topluluk aslında. İster istemez herkes birbirini tanıyor, birbirinin işine dahil olmaya veya desteklemeye çalışıyor. İzleyici de bunun çok büyük bir parçası.

İ. M: Kesinlikle.

B. Ç: Çünkü ben mesela konser organizasyonu yapıyorum şu an.

İ. M: Evet, Şiir Mag diyelim tabii ki.

B. Ç: Evet, doğru. Aslında şu an Şiir Mag ile tam devam etmiyoruz ama o çok güzel bir örnek. Tamamen doğal bir şekilde oluşan bir oluşum. Hem Frankenstein Kitabevi'nde yer alması hem de oraya gelen gündelik ziyaretçilere bir şey sunabilmek üzerinden kurgulandığı için... Bilet satmıyor, ticari bir kâr gütmüyor; sadece kendisini sürdürebilen ve küçük ölçekli genç sanatçılara alan sağlayan bir konser serisi yapıyorlar. Topluluğun doğalında nasıl oluştuğunu görmek için çok iyi bir örnek; çünkü hiç kimse orada konser dinlemek için uyanmıyor o gün.

İ. M: Evet ama hayatlarının bir parçası olarak ona dahil oluyorlar.

B. Ç: Dahil oluyorlar. Bir gün takip ettiğin bir sanatçıyı sürpriz olarak orada görüyorsun. O insanların nasıl da aslında ortak bir yanı olduğunu fark ediyorsun; muhtemelen sokakta birbiriyle karşılaşıyor, aynı mekanlara gidiyor, aynı konserleri dinliyorlar.

İ. M: Aynı kültürün parçası olmak yani...

B. Ç: Aynen öyle ve bunun doğalında oluşmasını görmek çok güzel. Radyonun da aynen böyle bir kültürü var.

İ. M: Yüzde yüz. Avlumuzu da o manada çok seviyoruz, hemen sokağa açılan bir mekandayız. Burada gün boyunca dinleyicilerimiz geldiler, uğradılar. Hem destek oldular hem de sohbet ettik. Programcılarımız geldi. Şu an camın diğer tarafında tatlı bir "parazit" birikmeye başladı. Buranın da kendi hareketi ve kültürü var. Çok büyük bir hareket ve örgütlenme hali olduğunu düşünüyorum. Sırf İstanbul için de değil; küresel bir tansiyonun parçasıyız ve bu da aslında kültürel üretimlerin yansımasıdır. Bir parça çalmak, bir resimden bahsetmek, bir oyun üzerine konuşmak ya da siyasete, antropolojiye daha geniş bir ölçekten, küresel bakmak... Aslında yıllardır radyonun savunduğu şey bu.

Şöyle yapalım, süremiz kısıtlı. Eksi 30 kuşağına alışık olmayan, şenlik vesilesiyle aramıza katılan dinleyicilerimiz için bir hatırlatma yapalım.

B. Ç: Hoş geldiniz.

İ. M: Evet, hoş geldiniz. Kolaylaştırıcı olsun diye özetlersek; ilk sezonunda 30 yaş altı kültür-sanat profesyonelleriyle mülakatlardan oluşuyordu. Şimdi biraz daha organizasyonlara ve inisiyatiflere uzanarak devam ediyor. "Eksi 30" vurgusu şuradan mı önemli acaba? Ben de o yaşlardayken senin ilk sezonda konuştuğun problemlerin hepsini yaşıyorduk ama biz konuşmuyorduk; ya da sadece kendi aramızda konuşuyorduk.

B. Ç: Hâlâ öyle bu arada.

İ. M: Hâlâ öyle ama şimdi yayın yapma inisiyatifi var arada. Bunu konuşmaya gönüllü onlarca konuğun oldu. İhtiyaç varmış. Bu jenerasyonel bir değişim mi acaba?

B. Ç: Bence kesinlikle öyle. Geçenlerde kültür-sanat alanında çalışan gençlerin yaşadığı kuşak çatışmasını anlatan bir yazı okumuştu, sana da iletirim. Yazıda, yaşını almış üst düzey yöneticiler ile alana yeni giren gençler arasındaki çatışmalar anlatılıyordu. Bizim anne babalarımız, sorunları konuşmayarak ilişkileri veya iş süreçlerini sağlıksız yürüten, mutsuz olsa da işe gidip gelen bir nesildi. Biz bence jenerasyonel olarak "konuşabiliriz" noktasından hayata başladık. Değişimin ancak onu isteyenler sayesinde mümkün olabileceğini fark ettik. Küçük bir grev veya hak arayışı olduğunda bir şeylerin değiştiğini görmek diğerlerine de örnek oldu.

İ. M: Evet, bu örneklerin daha görünür olduğu ve talep edildiği bir yerdeyiz. Bunu yansıtıyor olmak çok kıymetli.

B. Ç: Cesaretle de ilgili bir şey bu. Belirli bir şeyi yapabilmek için insanın cesaret sahibi olması gerekiyor. Eskiden "zaten böyleydi" diye düşünülüyordu; bu bir önceki jenerasyondan öğrendiğimiz bir davranıştı. Ama ben "arkadaşlar yeter" dedim; çünkü herkes birbirinin arkasından konuştuğu için bunu en azından daha resmi ve açık bir şekilde konuşalım, çözelim diye bir adım atmış olduk.

İ. M: Çok iyi ettin. Bir arada olduğumuz için mutluyuz. Bihter Çetin ile beraberiz. Şimdi desteklerinizin devamını istiyoruz, bunun için de Bihter'in seçtiği bir parçayı, Gorillaz'ı dinleyeceğiz.

B. Ç: Gorillaz seçtim çünkü bu sene hem konserini yapıyoruz hem de yeni albümleri çıktığında çok şaşırmıştım; hiç beklemediğim bir albümdü. Birazdan dinleyeceğiniz "Damascus" çalarken nasıl halay çekeceğimizi düşünüyoruz. Sizi de tanıştırmak istedim, belki beraber halay çekeriz.

İ. M: Halayda buluşmadan önce destek hattını senin ağzından duyabilir miyiz?

B. Ç: Tabii ki. Apaçık Radyo'ya destek olmak için lütfen 0212 343 41 41'i arayın. Ben açamayacağım ama yukarıda çok daha tatlı insanlar telefonları karşılayacaklar.

İ. M: Ya da apacikradyo.com.tr'den destek olun. Bir arada olalım. Çok teşekkürler Bihter burada olduğun için.

B. Ç: Rica ederim.

İ. M: Evet, "Damascus" - Gorillaz ile şenlik yayını devam ediyor.