Covid-19 tedavisinde hidroksiklorokin uygulanması Fransa’da parlamento kararıyla resmen durduruldu 

-
Aa
+
a
a
a

Korona Günleri programında Selim Badur, Fransa’nın bu kararını paylaşırken çeşitli ülkelerden son gelişmeleri de aktardı. 

Selim Badur'la Korona Günleri
 

Selim Badur'la Korona Günleri

podcast servisi: iTunes / RSS

(28 Mayıs 2020 tarihinde Açık Radyo’da Korona Günleri programında yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur, merhabalar.

Selim Badur: Günaydın, merhaba.

Özdeş Özbay: Günaydın.

SB: Günaydın Özdeş. Bir bayrak yarışı gibi olsun, siz Korona Günleri’ne başlamadan önce en son hapishanelerle ilgili bilgi veriyordunuz. Hemen oradan devam edeyim, Meksika hapishanelerinde 93 resmi olgu bildirilmiş geçen hafta ama aslında gerçek tablonun çok daha yüksek olduğu, olgu sayısının çok daha fazla olduğuna değiniliyor. Buna bir gönderme yapılıp ABD’deki federal hapishanelerdeki test edilenlerin yüzde kaçı pozitif çıkıyor biliyor musunuz? %70’i. Vanda Felbab- Brown isimli bir araştırıcının makalesi, %46 tutuklu ya da mahkûm, odasını Meksika’da 5 kişiyle, %15’i ise 15 kişiyle paylaşıyormuş, yani çok kalabalık bir arada bulunulan ortamlar. Dün değinmeye çalışmıştım, aslında bu kalabalık bir arada yaşama koşulları ya da bir arada bulunma hastalığın esas odaklarını oluşturuyor diye. 

ÖÖ: Bu zaten az evvel bahsettiğimiz Human Rights Watch’un raporunda da bahsettiğiniz bilgiler var. Latin Amerika cezaevlerinde binlerce enfeksiyon vakası varmış ve şu ana kadar da 160 kişi koronavirüsten ölmüş.

SB: Evet onun için hapishaneleri, Türkiye’de de uygulanmıştı, özellikle hafif suçluların ya da yönetimlerin istediği grup suçluların serbest bırakılması söz konusu. İran 70 bin kişiyi, Afganistan 10 bin kişiyi serbest bırakmıştı, Meksika’da da 6.200 kişi yani tüm mahkumların %3’ünü serbest bırakma yoluna gideceklermiş. 

Koronavirüsle ilgili haberlerin toplumlarda nasıl değerlendirildiği de ölçülmeye başlandı. İngiltere’de Oxford University Reuters Institute For The Study of Journalism isimli bir bölüm İngiltere’deki toplumun haberleri nasıl izlediğini, ne oranda takip ettiğini araştırmışlar. Mart ayı başında haberleri izleme oranı toplum genelinde artma göstermiş. Ancak Nisan ayının ortalarından başlayarak çok ciddi düşüşler var, mayıs ayına geldiğinde haberleri izleyenlerin oranı %22 azalmış. “Bazen izliyorum” diyenler de bu paketin içine alınırsa %59 oranında azalmış. Özellikle izlemedikleri Covid-19’la ilgili haberler: %87 oranında insan “biz Covid haberlerini özellikle izlemiyoruz” diyorlar. Bunların nedenleri sorulmuş ankette “strese sokuyor, olumsuz haberler bombardımanı var” diyenler çoğunlukta; %32 haber programlarındaki koronavirüsle ilgili bilgilere inanmadıklarını söylemişler. %5’i ise ilgilenmediğini belirtmiş. Bu tarz olumsuzluklar yaşanırken ben dün Korona Günleri’ni bitirirken 2 rapordan bahsedeceğimi söylemiştim ama o 2 raporun ya da 2 yazının, 2 önemli bilim insanının yazısının önüne geçen bir yeni yazıya değinerek devam etmek istiyorum. Perspektif isimli yorum sitesinde dün yayınlanan Prof. Dr. Fuat Keyman’ın yazısı. Başlığı ‘Sağlık, işsizlik, gıda/su güvenliği alanlarında yaşanan krizlerin varlığında toplumsal uyumu güçlendirmenin önemi’. Sayın Keyman yazısında Covid’in yarattığı toplumsal kırılmalara değiniyor ve eskinin bittiğini ama belirsiz bir yeninin söz konusu olduğuna vurgu yapmış. Bu ‘belirsiz yeni’ kavramı çok doğru bir kavram; siyasal ve toplum yönetiminin anlayış, tarz ve uygulama boyutlarının değişime gireceğine değinen yazıda özellikle başarılı ve başarısız ülkelerin olayı nasıl yönettikleri irdelenmekte ve küreselleşme zayıflarken devlete dönüş kavramından bahsedildiği vurgulanmakta. “Bu devlete dönüş kavramının nasıl olacağı aslında çok net değil” diye devam ediyor sayın Keyman. Düşünülenin aksine bireysel sermayenin, ki bu bireysel sermaye örneğin sağlık çalışanlarının niteliği gibi alanla ve yerel yönetimlerin öneminin artacağından bahsetmiş yazısında. Devletin kapasitesinin önemi vurgulanmakta, yani hastane, yatak sayısı, maske gibi bir takım sarf malzemelerinin depolanması, dağıtımının önemi vurgulanıyor. Nihayet kapsayıcı yönetimin önemi, bunun nasıl gittikçe daha da önem kazanacağı yazıda vurgulanmakta; iş birliği, uyum, haklar ve vatandaşlık kavramlarının önem kazandığını, yerel yönetimler ile sivil toplum ile daha sıkı iş birliğine gidileceğine, daha doğrusu gidilmesi gerektiğini vurgulayıp, BM’nin “sürdürülebilir kalkınma” amaçlarının önem kazanacağı bir sürecin başlayacağını belirtmiş Sayın Keyman. Yazısını Türkiye’de sağlık, işsizlik, gıda ve su güvenliği alanlarında oluşacak krizlere ülkemizin nasıl, ne kadar boyutta hazır olduğunu sorarak tamamlamış. Önemli olduğunu düşündüğüm bir yazı, ancak “Türkiye’de bu alanlarda oluşacak krizlere ne oranda hazırız?” sorusuna hemen bir cevap niteliğinde bir başka yazı, bir başka söyleşiden alıntı yaparak gönderme yapmış olayım. Oxford Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Emre Eren yeni teknolojiler ve kalkınma alanlarında uzman kendisi, onun bir röportajında MUSİAD’ın izole üretim merkezleri önerisini bilmiyorum duymuş muydunuz? İzole üretim merkezleri.

ÖM: Hayır.

SB: Ve Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası da (MESS) ‘mesafe’ aplikasyonu, uygulaması getiriyormuş. Türkçe olarak okursanız ‘MESS SAFE’ oluyor zaten, “mesafe” gibi okunuyor, böyle akılcı bir yaklaşım. Sonuçta çalışma yaşamının sayın Keyman’ın o olması gereken ideali vurguladığı yaklaşımın aksine, Türkiye’deki uygulamanın çalışma alanlarına daha da baskı getiren, her şeyin gözetin altında olacağı bir sürece giriyoruz gibi, sanki böyle bir gerçekle karşı karşıyayız. 

Dün sabah hidroksiklorokinle ilgili bilgiler ve çelişkili yaklaşımlardan bahsetmiştik ve Fransa’da Sağlık Bakanlığı’nın “hidroksiklorokinin yasaklanması gündemde” demişti. Aynı gün Fransız parlamentosu iki karar aldı ve yasalaştı; birincisi hidroksiklorokinin uygulanması resmen durduruldu Fransa’da, yasal olarak durduruldu. İkincisi de ‘stop covid’ denilen uygulamaya yeşil ışık yakıldı. Akıllı telefonlar ile bu temaslı olgular izlenecek, işte bu MESS’in Türk ‘MESS SAFE’ uygulaması da buna benziyor. Ancak Fransa’da “parlamento bu yasağı getirdiği halde benim reçete yazma özgürlüğümü kimse elimden alamaz, böyle yasayla filan ilaç önerme hakkım engellenemez” diyen Dr. Didier Raoul “4 bin kişiyi tedavi ettik ve etmeye devam edeceğiz” diyor ve şu anda bu hidroksiklorokini ilk kez ortaya atan, kullanan, savunan Marsilya’daki hastanenin enfeksiyon servisi başkanı Dr. Didiet Raoul sistem karşıtlarının kahramanı ilan edilmiş durumda. Yani merkezi otoritenin aldığı kararlara başkaldıran kişi olarak

ÖM: Hidroksiklorokinci kahraman, ilginç!

SB: Evet ve bu hidroksiklorokinin yararı var ama işte kalpte kardiyolojik sorunlara yol açmakta, ölümlere yol açmakta, Lancet’te 22 Mayıs’ta çıkan o yazı hemen dün de belirtmiştim çıkacaktır diye hemen dün Lancet’teki yazıya eleştiriler çıktı bu sefer. Karşıt görüşe karşıtlar.” İlaçın kullanım doz ve süreleri verilmemiştir” bu Lancet yazısında “klinik bir çalışma değildir, sadece dosya taramasıdır” deniyor ve Raundomize kontrollü klinik çalışmalar tamamlanmadan kesin karar verilmemelidir. Bir dizi bilim adamı, bir bölüm araştırıcı bu görüşü savunuyorlar. Aslında hiçbir şey bu kadar göründüğü kadar basit değil, Fransa’da bu ilacın reçetelendirilmesi kısıtlandıysa da yasal olarak örneğin 16 tane hidroksiklorokinin klinik çalışması sürüyor. Klinik çalışma kapsamında hastalar hidroksiklorokinle tedavi edilmeye sürdürecekler. Kısacası kontrollü, randomize, yani bilimsel olarak “kanıta dayalı tıp” kurallarına uygun bir şekilde yapılan çalışma sonuçları henüz yok. Bunu kullanan ülkeler var, kullanınca bunun yan etkileri olduğu için durdurma kararı alan ülkeler var, DSÖ’nün tavsiye kararı var “şimdilik durdurun” diye ama hiçbirisinde aslında bilimsel olarak kanıtlanmış ne bir yarar ne de bir zarar, bunu gösteren bir çalışma yok. Bu çalışmaların sürmesi gerekiyor ve 16 çalışma sadece Fransa’da sürdürülüyor. Bu arada Cezayir gibi, Fransa rehberliğinde kararlar alan bir ülke Cezayir sağlık alanında en azından “biz hidroksiklorokini kullanamaya devam edeceğiz, Fransa’nın ne dediği, nasıl yaklaştığı bizi ilgilendirmiyor” demişler. İlk defa böyle bir şey görüyorum. Çünkü birçok sağlık kararında Cezayir Fransa’da olup bitenleri izler. 

ÖÖ: TTB de bu konuda Sağlık Bakanlığı’na bir çağrıda bulunmuş, bir açıklama yapmış Covid-19 tedavisinde kullanılan tartışmalı hidroksiklorokin sonrası hastalar ne durumda? Yani Türkiye’deki verileri paylaşın” diye bir açıklama yapmışlar.

SB: Tabii Özdeş eğer anımsarsan dün de biz Korona Günleri’nde o konuya değindik, yani bu erken hidroksiklorokin tedavisi sonucunda Türkiye’de mortalite oranlarının düşük olması, evet bu söz konusu olabilir ama acaba bir yan etkisi olan, ölüme yol açan bir tablo ile karşılaşıldı mı? Buna ait hiçbir bilgi yok; o şeffaflık talebine katılmamak mümkün değil TTB’nin bu kararına. Bu arada dün New England Journal Medicine’de Maximilian Kerman’ın bir makalesi çıktı, akut solunum yetmezliği ölüm nedeni olarak gösteriliyor hep Covid’de, iyi de ne oluyor, nasıl oluyor bu ölüm? Buna ait bir bilgi şimdiye kadar yoktu, hep bu Korona Günleri programında da dile getirdiğimiz gibi yavaş yavaş daha temelli birtakım çalışmalar yayınlanacaktır demiştik. Artık o sürece girdik, otopsi sonuçları çıkmaya başladı, yani yaşamını yitiren bireylerin incelenmesi, örneğin akciğerde ne değişiyor? Bu görülmeye başlandı artık, bunların alveollerinde hasar var; T lenfositlerinin yığılma olmuş ve endotel damarlarında ağır yıkım meydana gelmiş. Hücrenin içine giren ve hücre memranını yıkan bir virüs etkinliği söz konusu olduğu söyleniyor. Endotel hücrelerine yani damarlara nasıl giriyor bu virüs? Bugün biliyoruz artık en önemli özelliği ve diğer solunum yolu etkenlerinden ayıran bir özellik, sadece solunum yollarını değil tutunduğu hücre reseptörü yani giriş kapısı olan bu ACE dediğimiz reseptörün birçok organda bulunması, işte beyinden böbreğe, mideden gastroentestinal sisteme kadar ve bu reseptörün endotel hücrelerinde de bulunması. O nedenle damarlara da tutunabilmekte bu virüs ve damar hücrelerinde yani endotellerde yaptığı hasar çok ciddi sonuçlar doğurmakta. İsterseniz bu konuyu yarın sürdürelim ve dün belirttiğim Sayın İlhan Tekeli ve Cemal Kafadar’ın yazılarına bugün yine değinemedim. Onlara da belki yarın biraz değinme olanağı buluruz.

ÖM: Evet, ben iki ufak şey ekleyeyim izninizle.

SB: Lütfen.

ÖM: Bir tanesi AB ülkelerinden hidroksiklorokini bloke etme, yani kullanımını durdurma konusunda Fransa, İtalya ve Belçika işin içine girmişler. Bu önemli bir gelişme. Bir de bu haberleri duymama, vaziyeti konusundaki verdiğiniz bilgiyle ilgili şu aklıma geldi, 1986 yılında yazılmış bir kitap Gündüz Vassaf’ın ‘Cehenneme Övgü’ kitabında girizgâh olarak “işitme kötüyü, söyleme kötüyü, görme kötüyü” diye 3 maymundan bir alıntı vardı. Nedense o aklıma geldi!

SB: Bu hidroksiklorokin konusu önemli ve belirttiğiniz bu Avrupa ülkeleri aslında DSÖ’nün tavsiye kararını dikkate alıp böyle kararlar alıyorlar. O konuda gerçekten hidroksiklorokin kullanılmalı mı kullanılmamalı mı? Bunu herhalde demin değindiğim bu kontrollü randomize klinik çalışmaların sonuçları belirleyecek. Tabii “bu çalışma sonuçları çıkmadan neden kullandınız bu ilacı?” diye soranlar olur, ellerindeki tek ilaç buydu ve başlangıçta deneme yanılma yöntemiyle yaklaştılar. Tabii o da büyük bir hata değil herhalde?

ÖM: Peki çok teşekkür ederiz.

SB: Ben teşekkür ederim, iyi yayınlar.

ÖÖ: Görüşmek üzere.

SB: Sağ olun.