İlk durağımız Amazon yağmur ormanları. Yeni uydu verileri, Brezilya'nın hükümet eliyle uyguladığı ormansızlaşmayı durdurma politikalarının sonuç vermeye başladığına işaret ediyor. Araştırmacılara göre 2025 yılında dünya genelinde yaklaşık 43.000 kilometrekarelik yaşlı tropikal orman yok oldu; bu büyük ve kaygı verici miktar, kabaca Danimarka'nın tüm yüzölçümüne denk geliyor. 2024'teki rekor kayba kıyasla üçte bir oranında daha düşük olması umut verici bir sinyal; ancak bilim insanları temkinli olmayı hatırlatıyor. Dünya'nın en kritik ekosistemleri olan bu ormanlar, on yıl öncesine kıyasla hâlâ çok daha hızlı yok oluyor. Üstelik yılın ilerleyen aylarında El Niño ile iklim değişikliğinin iki koldan saldırısı, orman yangınlarının hem sıklığını hem de şiddetini ciddi biçimde artırabilir.
Uluslararası haberlerimize devam ediyoruz; bu kez son derece kaygı verici bir bulguyla. ABD ve Birleşik Krallık'ta yürütülen araştırmalar, 2100 yılına kadar iklim değişikliğine bağlı olarak on binlerce bitki türünün yok olabileceğini ortaya koyuyor. Bilim insanları bilgisayar modellemeleri aracılığıyla dünyadaki bitki türlerinin yaklaşık yüzde on sekizini inceledi. Sonuçlar ciddi: türlerin yüzde yedisi ile yüzde on altısının yaşam alanlarının en az yüzde doksanını kaybedebileceği tahmin ediliyor. Bu tablonun en ağır biçimde yaşandığı coğrafyalar arasında Arktik bölgesi, Akdeniz havzası ve Avustralya yer alıyor. Araştırmacılar, iklim değişikliğinin etkilerini çoğunlukla hayvanlar üzerinden değerlendirme alışkanlığımıza dikkat çekerek bitki örtüsünün de en az o kadar büyük, acil ve görünmez bir tehdit altında olduğunu vurguluyor. Oysa bitkiler olmadan ekosistemler çöker; tohumlar, böcekler, kuşlar ve insanlar zincirleme etkilenir.
Türkiye gündemine geçiyoruz. Afşin-Elbistan'daki kömürlü termik santrallerin çevresinde yaşayan yurttaşlar, yıllardır hava kirliliğinin sağlıklarını tahrip ettiğini söylüyor. Greenpeace Türkiye ve 11 yöre sakini Sağlık Bakanlığı'na bilgi edinme başvurusu yaparak bölgeye ait halk sağlığı verilerini talep etti; ancak başvuru reddedildi. Dava açıldı ve Ankara 10. İdare Mahkemesi, bu verilerin kamuoyuyla paylaşılmamasının hukuka aykırı olduğuna hükmetti. Raporlar, bölgedeki santrallerin PM2.5 ve azotoksit maruziyetiyle 17.000 erken ölüme yol açtığını ortaya koyuyor. Üstelik iki yeni ünite planlanmaya devam ediyor. Mahkeme bu kararıyla önemli bir emsal oluşturdu: bilgiye erişim hakkı, doğrudan bir sağlık ve yaşam hakkıdır. Üstelik mahkeme, Bakanlığın söz konusu verilere fiilen sahip olduğunu ve başka bir dosyada bu belgeleri kullandığını da tespit etti.
İTÜ'den Prof. Dr. Barış Önol liderliğindeki uluslararası ekip, Karadeniz havzasına yönelik çarpıcı iklim projeksiyonlarını kamuoyuyla paylaştı. Bulgulara göre 2040 sonrasında bölgede sıcaklıklar mevsime bağlı olarak 1,5 ile 4 derece arasında artacak; sıcak hava dalgaları yılda 5-10 günden 50-55 güne çıkabilecek. Marmara ve Batı Karadeniz'de yaz yağışları yüzde ellinin üzerinde azalırken kış yağışları artacak; bu durum hem kuraklık hem de sel riskini aynı anda yükseltecek. İstanbul'da aşırı yağışların 210 milimetreden 437 milimetreye ulaşması öngörülüyor. Rakamlar soyut görünse de her biri gerçek kentleri, kırsal alanları, tarlaları, su havzalarını ve hayatları doğrudan etkiliyor.
Yine Karadeniz'den bir haberimiz var. Perşembe Yaylası'na geçiyoruz. Maden ruhsatlarına karşı sürdürülen hukuki mücadelede Ordu Barosu da davaya müdahil olmak için başvurdu. Baro Başkanı Birsen Uçar, binlerce yılda biçimlenmiş bu eşsiz ekosistemin vahşi madenciliğe açılamayacağını ve bölge halkının bunu açıkça istemediğini vurguladı. Hem hukuki hem de toplumsal mücadelenin en geniş katılımla ve kararlılıkla süreceğini belirten Uçar, sonunda mutlaka başarılı olacaklarına inandığını ekledi.
Son olarak gündelik yaşamımızı doğrudan etkileyen somut bir haber. Türkiye Çevre Ajansı'nın yürüttüğü Depozitosu Olan Ambalajlar sistemi 1 Temmuz'da ülke genelinde devreye giriyor. Plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajları iade edilebilecek; depozito bedeli mobil uygulama üzerinden banka hesabına aktarılabilecek ya da alışverişte kullanılabilecek. Büyük marketlerde iade makineleri zorunlu hale geliyor. Geri dönüşüm kültürünü günlük alışkanlıklara taşımak için küçük ama gerçek ve somut bir adım. Market, kafe, restoran ve büfeler iade noktasına dönüşecek; tüketici alışkanlıkları kalıcı olarak değişmeye başlayabilir.
Bugünkü haberler bize şunu bir kez daha hatırlattı: Amazon'daki olumlu kıpırdanıştan mahkeme kararlarına, bilimsel uyarılardan yeni çevre politikalarına kadar her alanda insanlar direniyor, örgütleniyor ve hesap soruyor. Yeterli mi? Henüz değil. Ama her adım, her dava, her paylaşılan veri birikip dönüşümü mümkün kılacak diye umudumuz tükenmiyor. Esen kalın.


