“Şirketler geleceği erteliyor”

-
Aa
+
a
a
a

Açık Gazete'de Ömer Madra, World Benchmarking Alliance tarafından yayımlanan yeni rapor üzerinden petrol, gaz, elektrik, çelik ve otomotiv sektörlerindeki şirketlerin fosil yakıtlardan çıkış performansını World Benchmarking Alliance temsilcisi Emir Erhan ile değerlendiriyor.

""
Açık Gazete: Emir Erhan'la şirketlerin fosil yakıtlardan çıkış performansı üzerine
 

Açık Gazete: Emir Erhan'la şirketlerin fosil yakıtlardan çıkış performansı üzerine

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Evet, Apaçık Radyo’nun Açık Gazete'si devam ediyor. Saat sekiz buçuğu iki dakika geçerken Apaçık Radyo’da tekrar birlikteyiz. Daha önce duyurusunu da yaptığımız gibi, World Benchmarking Alliance adlı kuruluşun Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı yani kısa adıyla TAFF öncesinde yayımladığı yeni bir rapor var. Raporda; petrol, gaz, elektrik hizmetleri, çelik ve otomotiv sektörlerinden 280 şirketin fosil yakıtlardan çıkış sürecindeki ilerlemesi inceleniyor. Toplamda ise 2000 firmanın değerlendirildiği belirtiliyor. Tüm bunları konuşmak üzere şimdi World Benchmarking Alliance yani WBA bünyesinde görev yapan Emir Erhan’la bir aradayız. Hoşgeldin Emir, merhaba.

Emir Erhan: Merhabalar Ömer Bey, günaydın. Öncelikle yayını kabul ettiğiniz için ben çok teşekkür ederim. Burada olmak bir mutluluk.

Ö.M.: Estağfurullah. Bizim için de mutluluk. Özdeş’in bana bıraktığı notlardan da bakıyorum; merkezi 82 farklı ülkede bulunan ve dünyanın neredeyse tamamında faaliyet gösteren bu şirketlerin, küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık %48’ine denk gelen bir gelir elde ettikleri belirtiliyor. Aynı zamanda küresel enerji kaynaklı emisyonların %55’inden de doğrudan sorumlular. Doğrudan 107 milyon kişiyi istihdam ediyorlar; tedarik zincirlerindeki çalışanlar da eklendiğinde bu rakam çok daha yukarı çıkıyor. Yani gerçekten çok büyük bir ölçekteki yapılardan söz ediyoruz.

Raporun temel bulguları da şimdiye kadar çok sık karşılaşılmış türden değil galiba, öyle değil mi? Bize temel bulguları biraz özetler misin Emir?

E.E.: Tabii ki, tabii ki. Öncelikle tekrar çok teşekkür ederim. Sizin de bahsettiğiniz gibi, söz konusu olan bu 2000 firma alelade şirketler değil; iş gücü, emisyonlar ve farklı metrikler bakımından küresel ölçekte son derece büyük şirketlerden bahsediyoruz. Bu da bilerek oluşturulmuş bir havuz aslında.

Biz geçen yıl bu şirketleri farklı açılardan inceleyen bir çalışma yürüttük. Çok kabaca ifade etmek gerekirse; çevresel ve sosyal etkilerini değerlendirdiğimiz bir araştırma yaptık. Bu yıl ise farklı göstergeler üzerinden sonuçları daha da detaylandırarak araştırmalarımızı paylaşmaya devam ediyoruz.

Bahsettiğiniz gibi, geçen ayın sonunda Kolombiya’nın Santa Marta kentinde gerçekleştirilen TAFF Konferansı kapsamında; geçtiğimiz yıl araştırdığımız petrol ve doğalgaz şirketleri, elektrik üreticileri ile otomotiv ve çelik sektörlerinden oluşan 280 şirketin performansını daha yakından inceledik. Çok kısaca nedenini de şöyle açıklayayım...

Ö.M.: Pardon, sözünü kestim. TAFF derken Fosil Yakıtlardan Çıkış Konferansı’nı kastediyoruz; bunu özellikle vurgulamakta fayda var çünkü dinleyicilerimizin bir kısmı bu kısaltmayı bilmiyor ya da hatırlamıyor olabilir. Birkaç kez açık haliyle söylemek, takip etmeyi kolaylaştıracaktır diye düşündüm.

E.E.: Doğru, kusura bakmayın.

Ö.M.: Estağfurullah. 

E.E.: Bu raporda, detaylarına girmeden önce dört temel bulgudan bahsedebilirim: İlki, şirketlerin koyduğu hedeflerin güvenilirliğiyle ilgili çok ciddi bir uyumsuzluk ve problem olması.

Bunu şöyle örneklendirebilirim: Araştırmamızda tam 100 petrol ve doğalgaz şirketi vardı. Bu 100 şirketten yalnızca 8 tanesi, kendi faaliyetleri açısından en önemli kabul edilen yani “materyal” diyebileceğimiz emisyon kaynaklarını hedefleyen somut hedefler koymuş durumda. Geriye kalan 92 şirketin ise en önemli emisyon kaynaklarını kapsayan sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik bir hedefi dahi bulunmuyor.

Ö.M.: Yani her 10 petrol ve gaz şirketinden biri bile en öncelikli emisyon hedeflerini belirlemiş değil.

E.E.: Aynen öyle.

Ö.M.: Çok acayip, evet.

E.E.: Onun dışında ikinci temel bulgu, düşük karbonlu yatırımlar üzerine. Bazı şirketler bu konuda veri de paylaşıyor; tabii maalesef bu bilgiler oldukça sınırlı düzeyde paylaşılıyor. Ancak sermaye harcamalarından düşük karbonlu yatırımlara ayrılan paya baktığımızda, petrol ve doğalgaz şirketlerinin diğer üç sektörün de gerisinde kaldığını görüyoruz. Bunun detaylarına birazdan geleceğim ama şimdilik şunu söyleyebilirim: Yatırım tarafında da tablo çok parlak değil.

Üçüncü ana bulgu ise sizin de sık sık değindiğiniz “Just Transition” yani Türkçesiyle “Adil Geçiş” meselesiyle ilgili. Bu alana baktığımızda, petrol ve doğalgaz şirketlerinden çok azının iş gücü ve toplum üzerindeki etkileri gerçekten sahici biçimde değerlendirdiğini görüyoruz.

Dördüncü bulgumuz ise şu: Eğer politikalar net şekilde ortaya konursa, bu geçişi — yani “climate transition” denen iklim geçişini — daha verimli biçimde gerçekleştirmek aslında mümkün. Çünkü örneğin, elektrik hizmetleri sektörü, petrol ve doğalgaz şirketlerine kıyasla çok daha sıkı regülasyonlara tabi. Bu sektöre baktığımızda, sermaye harcamalarının %90’ından fazlasının düşük karbonlu yatırımlara ayrılabildiğini görüyoruz. Yani burada, kanun koyuculuğun ve sıkı regülasyonların şirket davranışlarını nasıl değiştirebildiğine dair somut bir tablo ortaya çıkıyor.

Dört temel bulgumuz ana hatlarıyla bunlar. İsterseniz birazdan detaylarına daha yakından girebiliriz.

Ö.M.: Evet, peki bu şirketlerin bu şekilde nasıl işlediğine dair araştırma yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Sizin bu çalışmanız ne zamandan beri devam ediyor?

E.E.: Tabii, çok kısaca bahsedeyim. WBA aslında 2018’den beri faaliyet gösteriyor. Kurulduğundan bu yana da belirli değerlendirme sistemleri ve metodolojiler geliştirerek, az önce bahsettiğimiz dünyanın en büyük 2000 şirketini düzenli aralıklarla değerlendiriyor.

Bu araştırmaların sonuçları şirketlere satılan ya da yalnızca ücret karşılığında erişilebilen bilgiler değil. Hem metodolojilerin kendisi, hem de araştırma sonuçları tamamen kamuya açık şekilde internet sitemizde yayımlanıyor.

Biz de bu sonuçları sadece paylaşmakla kalmıyor, mümkün olduğunca yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Bunu medya kuruluşlarıyla, sivil toplumla, şirketlerin kendileriyle, yatırımcılarla ve kanun yapıcılarla paylaşarak yapıyoruz. Amaç da aslında şirketleri kendi eylemlerinden sorumlu tutabilmek. 2018’den beri sürdürdüğümüz yaklaşım bu şekilde.

Ö.M.: Evet, oldukça uzun süredir yürütülen bir çalışma gerçekten. Zorlu bir iş yaptığınızı da söylemek mümkün. Şirketlerin bu değerlendirmeleri kabul etmeleri ya da bu ölçüde şeffaf olmaları da herhalde çok kolay olmasa gerek.

E.E.: Tabii, tabii. Çok farklı tepkilerle karşılaşıyoruz. “Neden bizi inceliyorsunuz, bizi rahat bırakın” şeklinde tepkiler de alıyoruz. Ama bazı şirketler de, biraz kendi kurumsal imajları açısından da, bu tür iş birliklerine daha açık olabiliyor. Araştırma sonuçlarımızı merak ediyorlar, bizimle iletişime geçiyorlar. Yani oldukça farklı yaklaşımlarla karşılaşıyoruz diyebilirim.

Ö.M.: Evet, şimdi istersen sonuçların genel değerlendirmesine geçebiliriz. Temel bulgular ışığında neler oluyor, neler bitiyor biraz daha yakından bakalım.

E.E.: Tabii, TAFF’a yani Fosil Yakıtlardan Çıkış Konferansı’na özel hazırlanan bu raporun bulgularını biraz daha detaylandırabilirim. Sanırım başlamam gereken en temel nokta emisyon raporlaması. Çünkü siz sera gazı emisyonlarını raporlamazsanız ve bunları azaltmaya yönelik hedefler koymazsanız, geri kalanının çok da anlamı kalmıyor. Sonuçta ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz.

Şimdi, daha önce de söylediğim gibi araştırmamızda 100 petrol ve doğalgaz şirketi var. Bu şirketlerin yalnızca %63’ü, yani sadece 63 tanesi, kendileri açısından hayati öneme sahip olan değer zinciri kaynaklı emisyonlarını — literatürde “Scope 3” olarak geçen emisyonları — kamuoyuyla paylaşıyor.

Yani bırakın hedef koymayı ya da iddialı hedefler belirlemeyi, daha emisyon raporlaması aşamasında bile ciddi bir eksiklik söz konusu. Bu da şu anlama geliyor: 37 şirket bu emisyonları hiç raporlamıyor bile.

Üstelik bu oran, diğer üç sektörle kıyaslandığında çok daha düşük. Örneğin otomotiv sektöründe de değer zinciri kaynaklı emisyonlar oldukça kritik öneme sahip. Orada bu oran %74 seviyelerine çıkıyor.

Ö.M.: Yani ne kadar emisyon saldıkları konusunda dünyaya bilgi vermekten bile kaçınıyorlar, öyle mi?

E.E.: Aynen öyle. Bazı şirketler yalnızca kendi operasyonlarından kaynaklanan emisyonları paylaşma eğiliminde oluyor. Oysa asıl büyük pay, üretim sürecinden değil; ürün kullanıldıktan sonra ortaya çıkan emisyonlardan oluşuyor ve anlaşılan o ki, şirketler bu verileri paylaşmakta tereddüt ediyorlar. Oysa bu bilgilerin mutlaka kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor.

Ö.M.: Evet, en azından karbondioksit ve diğer sera gazı emisyonları konusunda yeterince şeffaf ve açık davranmadıklarını söylemek mümkün.

E.E.: Tabii ki, tabii ki. Emisyon raporlamasında durum böyleyken, “Peki emisyon azaltım hedeflerinde tablo nasıl?” diye baktığımızda da manzara pek parlak değil.

Yine bu 100 şirket üzerinden konuşacak olursak; yalnızca 8 tanesi, az önce sözünü ettiğim değer zinciri kaynaklı emisyonlarını kapsayan, geçerli, güvenilir ve bağımsız biçimde doğrulanabilir hedeflere sahip. Sadece 8 şirket.

Şimdi, raporlara baktığınızda aslında bu şirketlerden 22 tanesinin, 2050 yılına yönelik uzun vadeli hedefler açıkladığını görüyorsunuz yani değer zinciri kaynaklı emisyonlarını azaltmaya dair bir tür hedef koyuyorlar. Fakat bunların yalnızca 8 tanesinin hedefleri bağımsız biçimde doğrulanabiliyor çünkü bunun yapılabilmesi için şirketlerin bazı temel verileri paylaşması gerekiyor: Referans alınan yıl ne, o yıldaki emisyon miktarı neydi, üretim kapasitesi nasıl değişecek gibi bilgilerin açık olması lazım ki bu hedefler sadece kâğıt üzerinde kalmasın.

İşte biz bu 22 şirket içinde yalnızca 8’inin hedeflerini doğrulayabildik ve burada daha da çarpıcı bir detay var: Bu doğrulanabilen 8 hedefin kapsadığı emisyon miktarı, tüm sektörün değer zinciri kaynaklı emisyonlarının yalnızca %9’una denk geliyor. Yani başka bir deyişle, bu emisyonların %91’i güvenilir bir emisyon azaltım hedefinin kapsamında bile değil. Sadece %9’luk kısmı doğrulanabilir bir hedefe sahip. Üstelik işin daha da kritik tarafı şu: Bu %9’luk emisyon payının yalnızca %4’ü, küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlama hedefiyle uyumlu. Geri kalan %5’lik bölüm ise 1,5 derece hedefiyle de uyumlu değil.

Ö.M.: Yani şeffaflıktan eser yok.

E.E.: Yani ortada ciddi bir şeffaflık eksikliği var. Aynı zamanda bu hedeflerin kapsamı ve iddiası da oldukça sınırlı. Sonuçta, toplam emisyonların yalnızca %4’ü 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir azaltım planı kapsamında yer alıyor.

Ö.M.: Peki bunu sorduğunuzda şirketler ne söylüyor? “Neden böyle?” sorusunu herhalde onlara da yöneltiyorsunuzdur. Nasıl cevaplar veriyorlar?

E.E.: Yani ben doğrudan bu sektörle birebir iletişim kurmadım. Fakat şunu söyleyebilirim ki, petrol ve doğalgaz sektörünün bizimle etkileşime geçme oranı diğer sektörlere kıyasla çok daha düşük. Açıkçası bilgi paylaşımı konusunda oldukça kapalılar.

Biz araştırmalarımızı yalnızca halka açık veriler üzerinden yürütüyoruz yani şirketlerden kamuya açık olmayan özel bilgileri paylaşmalarını istemiyoruz; metodolojimiz buna dayanmıyor. Araştırma sırasında ilk bulgularımızı elde ettikten sonra bunları şirketlerle paylaşıyoruz ve verileri doğrulamalarını istiyoruz. Eğer itirazları varsa bunu iletmelerini bekliyoruz ki biz de gerekirse kendi değerlendirmemizi düzeltebilelim. Sonuçta şirketlere bu fırsatı tanımak gerekiyor.

Ama petrol ve doğalgaz şirketleri bu süreçte çok sınırlı geri dönüş yapıyor. Hatta birçoğu maillerimize bile cevap vermiyor. Yanıt verenler ise genellikle yaptıkları küçük ölçekli girişimleri olduğundan daha büyük göstermeye çalışıyorlar. Sürekli geleceğe dönük, belirsiz yatırımlardan söz ediyorlar. Mesela karbon yakalama teknolojilerini büyüteceklerini söylüyorlar. Ama işin sonunda bizimle gerçekten anlamlı ve somut bir iletişim kurmuş olmuyorlar.

Ö.M.: Evet, burada bir de adil geçiş meselesi var tabii. Bu sektörün dünya genelinde yaklaşık 5 milyon kişiye istihdam sağladığından söz ediliyor. Peki net sıfır hedefi senaryolarına göre sektördeki istihdamın geleceği nasıl görünüyor?

E.E.: Evet, dediğiniz gibi Uluslararası Enerji Ajansı’nın — yani IEA’in — net sıfır senaryolarına göre bu sektördeki istihdamın 2035 yılına kadar yaklaşık %40 daralması bekleniyor. Yani bugün sektörde çalışan insanların yaklaşık %40’ı, belki de 10 yıldan kısa bir süre içinde işsiz kalma riskiyle karşı karşıya. Bu nedenle şirketlerin, çalışanlar açısından da bu geçişi planlaması gerekiyor. Zaten adil geçiş dediğimiz yaklaşımın temel fikri de bu aslında.

Bizim değerlendirdiğimiz 100 petrol ve doğalgaz şirketine baktığımızda ise yalnızca 23 tanesinin, bu geçişten etkilenecek çalışanları yeniden becerilendirmeye — yani “recycling” diyebileceğimiz sürece — yönelik bir taahhütte bulunduğunu görüyoruz. Burada altını çizmek isterim: Şu anda gerçek anlamda uygulanmış ve etkili programlardan değil, yalnızca taahhütlerden söz ediyoruz. Buna rağmen sadece 23 şirket böyle bir söz vermiş durumda.

Ayrıca yalnızca 16 şirket, kendi bünyelerinde olmasa bile çalışanların insan onuruna yakışır başka işlere erişimini destekleyeceğini taahhüt ediyor.

Yani tablo genel olarak oldukça zayıf. Diğer sektörlerle kıyasladığımızda da petrol ve doğalgaz şirketleri özellikle elektrik üreticilerine göre bu konuda çok daha gerideler. Hem taahhüt verme konusunda, hem de belirli bir takvime bağlı somut hedefler koyup program geliştirme konusunda ciddi bir eksiklik söz konusu. Aslında dört sektörün geneline baktığımızda da manzara çok parlak değil.

Ö.M.: Evet, bir de terminolojik olarak “transition plan” yani geçiş planı denilen modellerden söz ediyorsunuz. Bunlara dair ayrı bir değerlendirme de var sanırım. Biraz da ondan bahsedebilir miyiz? Türkiye’den dahil edilen şirketlerin durumu da söz konusu galiba; biraz da o tabloya bakalım isterseniz.

E.E.: Tabii ki.

Ö.M.: 6-7 dakikamız var.

E.E.: Tabii ki. Şimdi, “Biz geçen yıl bu 2000 şirketi nasıl inceledik?” diye soracak olursanız; aslında şirketlerin geçiş planlarını değerlendirdik.

Peki bu “transition plan”, yani geçiş planı nedir? Çok kabaca tarif etmek gerekirse bu bir eylem planı. Şirketlerin hâlihazırda sahip oldukları tesisleri, operasyonları ve iş modellerini düşük karbonlu bir ekonomiye nasıl adapte edeceklerini anlattıkları bir yol haritası diyebiliriz. Yani sürdürülebilir dönüşümü nasıl gerçekleştireceklerini detaylandırdıkları bir belge.

Biz de bu planların ne kadar güvenilir, bütünlüklü ve uygulanabilir olduğunu inceliyoruz çünkü yalnızca bir plan açıklamak ya da taahhütte bulunmak tek başına yeterli değil; önemli olan bunun altının ne kadar dolu olduğu.

Dediğiniz gibi, Türkiye’den de 8 şirket değerlendirme kapsamındaydı. Burada kullandığımız metodoloji de tamamen bizim sıfırdan geliştirdiğimiz bir sistem değil. Biz katkı sunuyoruz ama temelinde “ACT Initiative” yani “Accelerate Climate Transition” girişimi bulunuyor. Bu girişim, COP21 sürecinde ortaya çıktı; Fransa’nın ekolojik geçiş kurumu ADEME tarafından kuruldu ve CDP tarafından desteklendi.

WBA daha önce bu metodolojiyi yalnızca yaklaşık 450 şirkete uyguluyordu. Bunlar da genellikle emisyon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerdi; örneğin petrol, doğalgaz, kömür, ulaşım ya da demir-çelik gibi alanlarda. Biz ise geçen yıl ilk kez bunu 2000 şirkete genişlettik. Bunun için de metodolojide bir sadeleştirmeye gidildi çünkü eski sistem çok daha sektör bazlı ve oldukça detaylıydı.

Geçen yıl ilk kez “ACT Core” adını verdiğimiz, sektör bağımsız diyebileceğimiz bir metodoloji geliştirdik yani farklı sektörlere uygulanabilecek ortak bir çerçeve oluşturduk.

Bu sistem şirketleri iki temel boyutta inceliyor. İlk boyut, planlamanın güvenilirliği yani şirketlerin sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik hedeflerinin 1,5 derece hedefiyle uyumlu olup olmadığına bakıyoruz. Aynı zamanda karbonsuzlaşma stratejileri var mı, bu stratejileri hayata geçirmek için gerekli eylem planlarını belirlemişler mi, iklim meselesi şirket yönetiminde nasıl ele alınıyor gibi başlıkları değerlendiriyoruz.

İkinci boyutta ise şirketlerin bu geçişe gerçekten katkı sunup sunmadıklarını inceliyoruz. Örneğin iş modellerini ve sermaye harcamalarını düşük karbonlu faaliyetlere yönlendiriyorlar mı, emisyonlarını 1,5 derece yol haritasına uygun şekilde azaltıyorlar mı gibi kriterlere bakıyoruz.

Bütün bu değerlendirmelerin sonunda da şirketlere bir harf notu veriyoruz yani tüm bu veriler ve analizler en sonunda tek bir “letter grade”e dönüşüyor. A en iyi not, G ise en kötü not olacak şekilde bir derecelendirme sistemi kullanıyoruz.

Ö.M.: 2000 firmayı incelemiş durumdasınız World Benchmarking Alliance olarak. Peki bu şirketler arasında geçerli not alanların oranı nasıl? Bir dakikamız kaldı sanırım ve isterseniz Türkiye’deki şirketlere dair kısa bir değerlendirmeyle bitirelim.

E.E.: Türkiye’deki şirketlerden bahsedecek olursak, açıkçası hepsi sınıfta kaldı. Şirket ismi vermekte bir sakınca var mı bilmiyorum ama sanırım mahsuru yoktur diye tahmin ediyorum.

Ö.M.: Sonuçta halka açık bunlar. 

E.E.: En yüksek notu alan şirketler bizim değerlendirmemizde Türk Hava Yolları ve Türk Telekom oldu. Ancak onların da notu yalnızca D. Yani emisyon raporlaması yapılıyor ve en azından 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir hedef ortaya konmuş durumda. Fakat bu hedeflerin detayları oldukça belirsiz.

Örneğin karbonsuzlaşma hedeflerine ulaşmak için nasıl yatırımlar yapılacağı net değil ya da mevcut emisyon azaltım hızları 1,5 derece hedefiyle uyumlu görünmüyor. Çok kısaca bunun anlamı bu.

Bunun dışında Türkiye Petrol Rafinerileri E notu aldı. Yıldız Holding ise F aldı. Metro İstanbul da değerlendirmeye dahil edildi ve G notu aldı. G notu, aslında hiçbir somut taahhütte bile bulunulmadığı anlamına geliyor.

Bir de finans sektöründen üç kuruluş var: Türkiye İş Bankası, Akbank ve Türkiye Varlık Fonu. Onların sonuçları ise bir aksilik olmazsa yarın açıklanacak. Şu an notlarını bilmiyorum ama açıkçası çok parlak bir tablo çıkmasını beklemiyorum.

Ö.M.: Evet, bunları yeniden değerlendirme fırsatı bulacağımızı umuyorum. Genel tabloyu tekrar konuşuruz mutlaka. Çünkü Kolombiya’nın Santa Marta kentinde düzenlenen, alternatif diyebileceğimiz Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı’nda da bu meseleler oldukça kapsamlı biçimde ele alındı. Ama sanıyorum sonuçlarını ve etkilerini COP31 sürecinde çok daha geniş biçimde değerlendirme imkânı bulacağız. Siz de kurum olarak COP31’de yer almayı planlıyorsunuz diye düşünüyorum.

E.E.: Muhakkak. Daha önceki COP toplantılarında da yer aldık ve bu nedenle COP31’de de bir şekilde mutlaka yer alacağız.

Ö.M.: Evet, bunları konuşmaya devam etmek çok önemli. Emir Erhan, çok teşekkür ederiz.

E.E.: Rica ederim. Benim için de büyük bir zevkti.

Ö.M.: Zaman içinde yeniden değerlendirme fırsatı bulabileceğimizi umarak burada sona erdiriyoruz. Çok teşekkürler.

E.E.: İyi günler diliyorum herkese. Hoşçakalın.