"Radyo bir kütüphanedir; hem ileriye, hem geriye, hem çağına dönüktür"

-
Aa
+
a
a
a

23. Radyo Şenliği’nde Ali Bilge, savaşın ve ekonomik krizlerin gölgesinde bağımsız yayıncılığın önemini vurgulayarak Apaçık Radyo’yu “ortak bir bellek ve kütüphane” olarak tanımlıyor; dinleyicileri bu sesi yaşatmak için dayanışmaya ve desteğe davet ediyor.

""
Ekonomi Politik: 23. Radyo Şenliği
 

Ekonomi Politik: 23. Radyo Şenliği

podcast servisi: iTunes / RSS

Eraslan Sağlam: Evet, 23. Destek Projesi özel yayını devam ediyor. Üçüncü günün ilk dakikalarında Açık Gazete’nin özel yayınında, benim de Pazartesi günleri heyecanla beklediğim bir programın içine girdik şu anda; Ali Bilge ile Ekonomik Politik. Günaydın Ali Bey.

Ali Bilge: Günaydın.

Özdeş Özbay: Merhabalar.

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey, merhabalar.

E.S.: Şundan ötürü heyecan duyuyorum: Sizinle programa girdiğimiz anda, bütün bağlamı ve işin ekonomik boyutunu, olan biteni muazzam bir şekilde ortaya koyuyorsunuz ve sizin bulunduğunuz blokta aralıksız destek telefonları geliyor. Önceki yıllarda hep böyle oldu, bu yıl da öyle olacağından eminim. Bu sebeple de heyecanlıyım Ali Bey.

A.B.: Umarım gerçekleşir. Dinleyicilerimizin desteklerini esirgemeyeceğini biliyorum.

Ö.M.: Evet, ben de bundan bir buçuk sene önce bize gönderilen bir mesajdan bir şey okumak, sizinle de paylaşmak istedim. Şahin Ergüney şöyle yazmıştı: “Biz biliyoruz ki Açık Radyo, kendisinin de ifade ettiği üzere, 30 yıla yaklaşan yayın hayatı boyunca iyinin, doğrunun, adaletin, insan ve hayvan haklarının, kısacası tüm kâinatın koruyucusu, savunucusu olmaya çabalamıştır. Bunu da bugüne kadar ödün vermeden sürdürmüştür.” Çok mutlu eden bir ifadeydi bu.

A.B.: Vallahi öyle bir ortamdayız ki; dünyada savaş, bölgede savaş, ülkede de otokrasi hâkim. Dibimizde bir savaş var. Geçen gün bir haber okudum. İsrail ve ABD’nin İran’ı bombalamaları devam ediyor malum. Sayısız bina, binlerce, on binlerce yapı bombalandı. Ama bunların içinde bir tanesi özellikle dikkatimi çekti: 58 tane kütüphane bombalanmış. Şimdi okullara… Bu çok acayip bir şey.

Ö.M.: Evet, gerçekten inanılır gibi değil.

A.B.: Yani 58 kütüphane… Şimdi Açık Radyo, Apaçık Radyo 30. yılında; ben de bir yayıncı olarak yayıncılığın bütün külfetlerini ilmik ilmik yaşamış bir insanım. Bunların sürdürülebilirliği ve bağımsız bir şekilde sürdürülebilirliği son derece önemli. Radyo da bir kütüphanedir; hem ileriye, hem geriye, hem çağına dönüktür. Bu 58 kütüphaneyi duyunca bir an, sanki Apaçık Radyo bombalanmış gibi bir duyguya kapıldım.

Ama işte bu savaş bizim topraklarımızda hüküm sürmüyor; yine de savaşın etkisini, bilhassa iktisadi ve ekonomik etkilerini hepimiz yaşıyoruz. Bu bağlamda yayıncılık kuruluşları da bunları yaşıyor, özellikle de bağımsız olanlar. Belli bir sermaye grubuna bağlı olmayan, bankalara bağlı olmayan, otokrasiye bağlı olmayan; çok minnacık adalarda yayın yapan ama o minnacık adanın bütün gezegene yeten sesi olan bir radyoyuz. Bu radyonun sürdürülebilirliği açısından da dinleyici desteklerine çok ihtiyaç var.

Ö.M.: Araya giriyorum bir saniye. “Kütüphane bombalanması” deyince, bize yazan dinleyicilerden biri olan İlke S. Martin’in yazdığı bir şeyi de hatırladım; sizinle de paylaşmak isterim.
 “Açık Radyo, son 20 yıldır sadece haber ve müzik için dinlediğim bir radyodan çok daha fazlası oldu. Ömür boyu bir okul, bir çalma listesi—playlist dediğimiz şey—bir müzik listesi, bir kütüphane, bir kitaplık ve sanat, okur-yazarlığımın temel taşı oldu,” diyor. “Bir çocuk yetiştiriyorum ve ona nasıl daha iyi bir insan olunacağını öğretme konusunda Açık Radyo benim adeta rehberim,” demişti. Onu da siz kütüphanelerden bahsedince aklıma geldi, paylaşmak istedim. Kusura bakmayın.

A.B.: Yani biz 30 yılda muazzam bir kütüphane yaratmış durumdayız Açık Radyo ve Apaçık Radyo olarak. Aklıma 2003 yılında İskenderiye Kütüphanesi’nin yeniden açılışı geliyor. O açılış konuşmasını da Umberto Eco yapmıştı. Kütüphanelerin geçirdiği aşamalara ve belleğe, bellek biçimlerine dikkat çekmişti; organik bellekten dijital belleğe uzanan bir çizgiye…

Radyo da bu anlamda hem ileriye, hem geriye giden bir bellek. Tabii her radyo değil; sabahtan akşama tekdüze yayın yapanlar var. Ama Açık Radyo, Apaçık Radyo böyle bir kütüphane: on binlerce rafı olan ve gerçekten gezegenin son 30 yılını içinde taşıyan bir bellek.

Biliyorsunuz, kütüphanelerin imhası Moğollarla anılır. Bir şehri istila ederken ilk hedefin kütüphaneler olması tesadüf değildir. Eğer o dönem yaşasaydık, belki de radyonun kapısında o yıkımı görürdük. Dolayısıyla bu kütüphanemizi, bu belleğimizi korumak ve yaşatmak zorundayız. Apaçık Radyo böyle bir işleve sahip; bir bellek, bir arşiv, bir yaşam alanı. İnsanlık var olduğu sürece bu belleğin bu gezegende bir yeri var.

Savaşın tam içinde olmasak da, ekonomik etkilerini her gün yaşıyoruz. Bu koşullarda da belleğimizi, radyomuzu, bu kütüphaneyi korumak ve sürdürmek durumundayız. Bu bağlamda Açık Gazete dinleyicilerini, Açık Radyo dinleyicilerini ve Ekonomi Politik dinleyicilerini; karınca kararınca, güçleri yettiği ölçüde destek olmaya davet etmeliyiz.

Bundan daha doğal bir talep olamaz. Eğer dünyada ve Türkiye’de yaşanan gerilimler, otokrasiler ve savaşlar ortamında bu radyoyu ayakta tutmak istiyorsak; sermayeye bağlı olmayan, bankası olmayan, bir kooperatif ve dayanışma radyosu olan bu yapıyı yaşatmak istiyorsak… 22 yıldır desteklerini esirgemeyen dinleyicilerimizin bu desteğini sürdürmesini dileyerek başlayalım.

E.S.: Evet, bu arada dinleyicilerimiz de desteklerini esirgemiyor Ali Bey. Burada rakamları görebiliyorum, size de aynen aktarayım: 6 demiştik ama 9 kişi oluverdik bile. İlk desteklerle birlikte sabahın ilk 10’una ulaşmak üzereyiz. Sadece bir destek kaldı; onu da şimdi ilk arayacak dinleyicimiz, bugünün 10. destekçisi olarak tamamlayacak.

Evet, şimdi bir parça mı dinletelim? Nasıl ilerleyelim?

Ö.Ö.: Ali Bey'in seçtiği bir parçayla devam edelim.

A.B.: Özdeş orada mısın?

Ö.Ö.: Evet, buradayım. Pink Martini'den "Amado Mio"'yu mu seçtiniz Ali Bey?

A.B.: Evet.

Ö.Ö.: Özel bir sebebi var mı?

A.B.: Vallahi kendisini dinliyorum, izliyorum; bütün şarkıları hoşuma gidiyor. Sen sorunca aklıma o geldi.

Ö.Ö.: O zaman onunla size veda ediyoruz.

A.B.: Kapatıyor muyuz programı?

E.S.: Evet, isterseniz parçadan sonra biraz daha konuşabiliriz Ali Bey. Hemen yollamak zorunda değiliz. Azıcık vaktiniz varsa ben açıkçası tercih ederim çünkü bir dakika önce dokuz dedim ama şu anda 11 olduk.

Ö.M.: Evet, 11 olduk bu konuşmalar sırasında.

A.B.: Devam edelim biz.

E.S.: Evet, ben kendi adıma sizi bırakmıyorum Ali Bey. Pink Martini mi dinletiyoruz?

Ö.Ö.: Evet, Pink Martini'den “Amado Mio”.

E.S.: Evet ve o esnada lütfen desteklerinizi esirgemeyin. Ali Bilge ile programımıza devam edeceğiz. Bu sırada siz de 0212 343 41 41’i arayarak desteklerinizi sürdürebilirsiniz ya da apaçikradio.com.tr’den “Destek Ol” düğmesine tıklayabilirsiniz. 

Ama gelin, şimdi telefonlarla birbirimizi uyandıralım: Günaydın 0212 343 41 41.

E.S.: Gerçekten parça girer girmez destek telefonları da gelmeye başladı. Pink Martini’den "Amado Mio"; Ali Bilge’nin sizler için dinlettiği ve şu anda destek telefonlarının gelmeye devam ettiği parça. Siz de desteğinizi esirgemiyorsunuz, çok çok teşekkür ediyoruz.

Tam da şu anda saat 09:17 ve Açık Gazete’de, Ekonomi Politik programının içindeyiz; aslında 23. Radyo Şenliği versiyonundayız. Ali Bilge ile birlikte Özdeş, Ömer Bey ve ben, Eraslan, yayındayız. 11 kişi olduk; bu çok iyi bir sayı.

Parçanın iki buçuk dakikası kaldı. Pink Martini’den "Amado Mio" çalarken, bir yandan da Ali Bilge ile birlikte desteklerinizi rica ediyoruz. Lütfen kendinizden eksik etmeyin.

Ö.M.: Kapılarımız da açık ve tabii çalışmaya başladık.

E.A.: Çayı koyduk, buyurun lütfen. 0212 343 41 41. Ve gerçekten ardı arkası kesilmeden destekleriniz adeta radyonuza, Apaçık Radyo’ya akıyor şu anda. Çok çok teşekkür ederiz.

Ekonomi Politik köşemizde, köşemizi hazırlayan ve sunan Ali Bilge’nin sizlerden destek rica ettiği Pink Martini’den "Amado Mio"yu dinlettik; şimdi Ali Bilge ile konuşmaya devam ediyoruz.

Bu arada gerçekten destekler aralıksız bir şekilde geldi, çok çok teşekkür ederiz. Ali Bey, içiniz rahat olsun; iyi gidiyoruz.

A.B.: Çok sevindim. Yani bir yayıncı duygusuyla dertleşiyoruz bir taraftan. Ben de dediğim gibi 30 yıl boyunca aylık dergi çıkardım. Petrol şoklarında, savaşlarda—90’daki Körfez krizi, 2003’teki süreç ve aradaki Türkiye krizlerinde—insanlar tasarrufu genellikle yayından yapmayı tercih ederler. Yayından kısmayı bir sorumluluk olarak görürler. Dolayısıyla böyle bir alışkanlık da vardır.

Ö.Ö.: Sizden hemen önce IPCC’nin yaşadığı ekonomik krizden bahsettik. ABD, Birleşmiş Milletler’e verdiği desteği çekince…

Ö.M.: Hükümetler Arası İklim Değişikliği paneli, bilim paneli yani.

Ö.Ö.: Mesela fotokopi masraflarını bile kısmaya çalışıyorlarmış.

A.B.: Yani ben yıllar önce Bush döneminde bu destek kesildiğinde, Ankara’daki Birleşmiş Milletler kütüphanesinin kapandığını hatırlıyorum. Yani bu durum sadece uluslararası kurumlarda değil, günlük hayatımızın içinde de var.

Ö.Ö.: Bir de Trump'ın kütüphanesini gördünüz mü?

A.B.: Görmedim. Var mıymış?

Ö.Ö.: İçinde doğru düzgün kitap yok. Herkes bununla dalga geçiyordu. Altından bir heykel yaptırmayı planlıyormuş—kendi heykeli tabii ki. İçeride Katar’ın hediye ettiği bir uçak var. Sosyal medyada video olarak paylaşılan bir projeden söz ediyor: “Trump Library”, yani Trump Kütüphanesi.

Altından bir Trump heykeli, dev bir uçak, adeta müze gibi bir yapı… Ama ortada gerçek anlamda bir kütüphane içeriği yok. Yayınladığı görsellerde de bu dikkat çekiyordu.

Ö.M.: ‘Kitap ne?’ diye sormuştur.

A.B.: Dikkatimi çeken bir şey oldu. Benden sonra İzel Bey olacak mı? Evet, ona da bir pas atmış olayım. Trump o kadar güçlü bir malzeme sunuyor ki ben aslında bu kadar yakından izlemiyordum.

İran da tabii otokratik bir devlet, aynı zamanda bir İslam devleti. Ama mizahı dikkat çekici: Farkında mısınız, iletişimi önemli ölçüde mizah üzerinden kuruyorlar. Geçmişte Hâfız-ı Şirâzî gibi güçlü bir edebi/mizahi damar var zaten ama bugün de İran devleti, Trump’ın açıklamalarına resmi kanallardan mizahi animasyonlarla yanıt veriyor. Örneğin “Taş Devri” söylemlerine karşılık bu tarz içerikler üretiyorlar.

Bu dikkatimi çekti. Pers kültüründe ciddi bir mizah kökü var ama bir İslam devletinin bunu resmi iletişiminde kullanması da ayrıca ilginç. Trump gibi, zaman zaman sert ve ölçüsüz söylemler kullanan bir figür karşısında, mizahın devreye girmesi etkili bir karşılık üretiyor. İranlılar bu alanda sanki mizahla ciddi bir üstünlük kurmuş gibi görünüyor. Bilmiyorum İzel Bey ne der ama orada gerçekten dikkat çekici bir durum var.

Ö.M.: Ben de sizin bıraktığınız noktadan bir ilavede bulunayım Ali Bey, izninizle. Şimdi, savaş ortamı içinde Türkiye’nin de sıkıntılı olduğunu düşünüyorduk ama tam da öyle değilmiş—buna ne diyeceksiniz bilmiyorum. Gördünüz mü?

Bir bakan, Türkiye’nin şu anda kritik bir süreçten geçtiğini aktarıyor ve yaklaşık 33–34 gündür çevremizde bir savaş olduğunu söylüyor. Zaten kuzeyimizde bir savaş vardı; Suriye’de devam eden süreci ise daha yeni yeni yoluna koyuyoruz. Bunun yanında İran’la ilgili bir savaş da baş gösterdi. Ama buna rağmen “Fazla endişe edecek bir durum yok” diyor ve “Başımızda bir dünya lideri olduğunu biliyoruz; herkes endişe içindeyken, yarın ne olacak diye düşünürken, bizim bir tasamız yok” ifadelerini kullanıyor.

A.B.: Çok güzel. O zaman Londra piyasalarına Merkez Bankası Başkanı’yla birlikte Ekonomi Bakanı neden gitti? Peki şu anda neden 40 milyar dolar yakıldı?

Ö.M.: Yok, o öyle değilmiş. İşte “Üzüntümüz, kederimiz yok; başımızda bir dünya lideri var. Bu yüzden Cumhurbaşkanımıza her zaman dua edelim, dualarımızı eksik etmeyelim; onun yükü daha ağır. Onun için her gün kendisine dua etmeyi ihmal etmeyelim,” diye konuşmuş ve “Abdülhamid Han neyse, bugün de Cumhurbaşkanımız aynı,” demiş.

A.B.: Şöyle demiş aslında: Söylenecek bir şey yok. Bu tür tekerlemeler sürekli yapılıyor ama biz tabelaya bakıyoruz. Tabela, Türkiye toplumunun içinde bulunduğu durumu açıkça gösteriyor; ciddi bir eksi var ve bu yoksullaşma sürecini programlarımızda dile getiriyoruz.

Ama bugün, bütün bu olumsuzluklara rağmen, geçmiş yıllarda da söylediğim gibi şunu tekrar ediyorum: Yarını doğru dürüst kurmak istiyorsak, radyomuzu desteklemek zorundayız. Evet, otokrasi içindeyiz; demokrasi her gün elimizden mevzilerini birer birer kaybediyor. Faşosfer’deyiz. Atmosfere geçmek için Açık Radyo’muzu desteklemeye devam etmeliyiz. Çünkü bütün bu olumsuz atmosfer içinde yaşatmamız gereken şey, bu iletişim. Bunu koparmamak zorundayız. Her türlü şey başımıza gelebilir ama buna rağmen yaşamaya devam etmek zorundayız. Bunun için de Açık Radyo dinleyicilerinin, sempatizanlarının, yıllardır bizi takip eden tüm dostlarımızın bu desteği sürdürmesi gerekiyor.

Bu küçük ama muazzam bir volkan gibi olan adayı—Açık Radyo’yu, Apaçık Radyo’yu—sönmeye bırakmamalıyız. Bunun için de desteklerimizi esirgememeliyiz.

Bir de Açık Radyo mizahı diye bir şey olduğunu düşünüyorum. Uzun yıllardır bu radyonun içindeki mizahı ayrıca araştırmak gerekir. Çünkü buradan çok özgün yaklaşımlar, ironiler, hicivler doğuyor. Savaşlarda ve krizlerde mizah yükselir; Açık Radyo’nun bu mizahi karakteri de çok kıymetli. İzel Rozental karikatürleriyle katkıda bulunuyor ama bence bütün Açık Radyo programcıları da birer hiciv ustası. Dinlediğinizde bu izleri, bu dili görmek mümkün.

Ö.M.: Evet, bu mizah noktasını ben de tamamlamak isterim. Mizahı çok güçlü kullanan Eduardo Galeano’nun neredeyse bütün kitaplarını okuma fırsatı bulduk. Ve Günler Yürümeye Başladı kitabında da her günün önemini anlatırken 6 Nisan için şöyle bir hikâye paylaşır: Guatemala dağlarında kaybolmuş bazı köylerde, anonim eller “dert kovan bebekler” yapar. Bunlar endişelere karşı bir çaredir; insanların kaygılarını alır, onları uykusuzluktan kurtarır. Hiçbir şey söylemezler; dinleyerek iyileştirirler.

İşte bizim de dinleyerek iyileştiren dinleyicilerimiz var… Şimdi sizin de sözünü ettiğiniz gibi, mizahıyla beraber… Bakın, telefonlar yine çalıyor.

Ö.Ö.: Dert kovan bebekleri diyorsunuz.

Ö.M.: Dert kovan bebekleri.

A.B.: Dert kovan bebekleri. Devam ediyor değil mi destekler, telefonlar?

E.S.: Evet, devam ediyor Ali Bey.

Ö.M.: Çaldı iki tane.

A.B.: Yani mesela İran’da Ömer Hayyam gibi, Sadî-i Şîrâzî gibi güçlü bir edebi ve mizahi damar var. Johann Wolfgang von Goethe’nin bile Hayyam’dan etkilendiği bilinir. Mizahla mücadele etmek bu toplumlarda çok önemli bir araçtır ve bunun yolu da iletişimden geçer.

İletişimin en güçlü araçlarından biri de basın-yayın ve özellikle radyodur. Bu nedenle Apaçık Radyo, devam etmesi ve sonraki nesillere ulaşması gereken çok kıymetli bir mecra. Dinleyicisiyle, programcısıyla, her yaştan insanla kurduğu bağ çok değerli. Çünkü gerçekten büyük tehlikeler içindeyiz: Bir yanda savaş, diğer yanda nükleer riskler… Nükleer santrallerin bile hedef alındığı bir çağdayız. Hem Ukrayna’da, hem İran’da bunun örneklerini gördük.

Dolayısıyla bütün bu tehlikelerin içinde yaşarken, yaşatmamız gereken yer; bu iletişim alanı, bu ses, bu ortak hafıza: Apaçık Radyo. Bu yüzden tüm dinleyicilerimizin, imkânları ölçüsünde desteklerini sürdürmeleri ve esirgememeleri gerektiğini bir kez daha vurgulamış olayım.

Ö.M.: Çok teşekkür ederiz.

E.S.: Bu arada sayımız 12 oldu. Şunu da ekleyebilirim: Az ya da çok fark etmez, önemli olan desteklemeye karar vermek ve bu niyetle harekete geçmek. Bu niyet olduğunda kuşkusuz bir yolu mutlaka bulunur; kimseyi kapıdan çevirecek hâlimiz yok. Herkes imkânı ölçüsünde desteğini aktarabilir.

Ali Bilge, çok çok teşekkür ediyoruz.

A.B.: Ben teşekkür ederim, iyi yayınlar hepinize.

E.S.: Kolay gelsin. Sayenizde yine çok iyi bir yarım saat geçirdik, çok teşekkür ederiz. Görüşmek üzere.

Ö.M.: Görüşmek üzere, hoşçakalın.

E.S.: Evet, Ali Bilge’nin ardından İzel Rozental olacak. Fakat öncesinde Ali Bilge’nin bir ricası daha vardı; onu da şimdi yerine getireceğiz.

Şimdi tam da bunun için "Bella Ciao" dinleteceğiz size The Fonola Band'den. Dinlerken lütfen eliniz telefonda olsun: 0212 343 41 41