Neoliberal koşullarda afetler ve bilginin potansiyelsizleştirilmesi

-
Aa
+
a
a
a

Hayaletler ile oyun olmaz. Hem hayalet hem gerçeklik olarak karşımıza çıkabilirler. Onların ne yapacakları belli olmaz. Cin gibi çarparlar!

Metropolitika
 

Metropolitika

podcast servisi: iTunes / RSS

Neoliberalizm üstanlatıların üzerine bir çizik attı. 

Hem bilgiyi hem onu iptal eden çizgiyi görünür halde bıraktı. Bilgi okunur halde, ama üzerinde bir çizik baştan varsayılmış halde. Sanki modernitenin üzerine çizik atılmış durumda. Üstdiller, bilimsel temsiller varlıklarını sürdürüyorlar ancak kamusal alanda, siyasal varlıklarının üzeri çiziliyor.

Bilgi sistemin içindeki işlevini kaybediyor. Planlar hazırlanıyor, çöpe atılıyor. Koruma kararları alınıyor. Tersine gidişi tetikliyor. Sanki bütün işaretsizleştirici-nesneleştirici kararlar kamusal alanı işgale hazır bir boşluk haline getirmek için tasarlanmış gibi. 

Bilgi kimlik siyasetinin bir parçası halini alıyor tam da eşitsizliği yeniden üretecek bir şekilde. Bilgi travmatik bir etki yaratacak şekilde bürokratik hücrelerin içine izole ediliyor ve karşıtını motive etmek için kullanılıyor. Kurumlar, eylemsellikler arasındaki duvarlar bilginin potansiyelsizleştirilmesine hizmet ediyor.

"İnsansonrası" adı verilen dönemde artık bizi dürten, dürtmekle de kalmayan hayatımızı alt üst etmeye çalışan bilmediğimiz, belirsiz olan bir şeyler var. 

Bu modernitenin nesneleştirdiklerinin tekrar eyleyenler olarak insanın dünyasına girmelerine yol açtı. Bu hakimiyet biçimi henüz olmayanın varlığını belirsizleştirdi. Bu ndenle riskler adı verilen şeylerin hem hayalet olma hali hem de olmama hali aynı anda gerçekleşti.

Küresel kapitalizm bizi insan-merkezci dünyanın sürekliliğine ve aynı nesneleştirici-işaretsizleştirici eylemselliklerle sorunların üstesinden gelebileceğine inanmaya zorluyor. 

İktidarın bunlarla başa çıkamayacağını düşünmek bile ürkütücü. Hastalıklar, şiddet, yoksulluk, felaketler, savaşlar artsa bile geri dönüş yok. 

Bunlar geleceğin, “henüz olmayan”ın hayaletleri.  Kapitalizm geçmişin, “artık olmayan”ın hayaletlerini ehlileştirdi. Ama geleceğin hayaletlerini ehlileştirmekte zorlanıyor. Sorunların üstesinden geleceğine inandırmaya çalıştığı kadar, kendi sonunun dünyanın sonu olacağını bize kabul ettirmeye çalışıyor. Bu şekilde gelecek sanki geçmişe doğru itiliyor. 

Örneğin gelecekte gerçekleşmesi muhtemel değil, kesin olan İstanbul Depremi: Ne pahasına olursa olsun asla ödün verilmeyen gayrımenkul yatırımlarının bir bölümünü bir anda değersiz hale getirecek olan tuhaf bir hayalet. Henüz olmadığı için varlığı da yokmuş gibi yapılan. Tıpkı “artık olmayan” gibi, “henüz olmayan” da bir hayalete dönüşüyor. Bir tür "geleceğin kolonileştirilmesi" söz konusu, Antony Giddens'in dediği gibi (1). Böylece her zaman yapıldığı gibi artık olmayan (geçmiş) ile henüz olmayan (gelecek) arasında bir fark kalmıyor.

Örneğin gelecekte gerçekleşmesi muhtemel değil, kesin olan İstanbul Depremi: O belki şehirdeki yüzbinlerce insanın beton altında ezilmesine yol açacak, aynı zamanda şu anda ne pahasına olursa olsun asla ödün verilmeyen gayrimenkul yatırımlarının önemli bir bölümünü bir anda değersiz hale getirecek olan tuhaf bir hayalet. 

Henüz olmadığı için varlığı da yokmuş gibi yapılan.

Tıpkı "artık olmayan" gibi, "henüz olmayan" da bir hayalete dönüşüyor. Böylece her zaman yapıldığı gibi artık olmayan (geçmiş) ile henüz olmayan (gelecek) arasında bir fark kalmıyor (2).

Fisher'in söylediği gibi günümüzün hayaletlerin arasında yalnızca geçmişten izler, "artık olmayanlar" değil, gerçekleşmemiş olanlar, henüz var olmayanlar var.  Ancak şu farkla: Henüz var olmayanların hayaletleri geçmişin hayaletleri gibi ehlileştirilmiş değiller. Bunların, yani "henüz olmayan"ların hem hayalet hem de hayalet olmama ihtimalleri var. "Henüz olmayanlar" olarak ehlileştirilemeyecek kadar vahşiler. Onlar yalnızca travmatik bir geçmişin hayaletleri olarak değil, olmayanlar olarak dünyamıza dahil olabiliyorlar.

Pandemiler, ekonomik çöküşler, savaşlar, depremler, küresel felaketler... Geçmişin hayaletleri nasıl dünyayı yıkımlara, soykırımlara, savaşlara götürmeden varlıklarını gösteremedilerse, geleceğin hayaletleri de dünyayı felaketlere götürmeden varlıklarını gösteremiyorlar.

"Artık olmayan"ın varlığı, ya da izleri olarak kapitalizmin içinde yeni vücutlar buldular. Onların travmatik yoklukları sayesinde hayaletler var olmadıkları, ölmüş oldukları için muhafazaya alınmış ve ehlileştirilmişlerdi. 

 Günümüzün egemenleri, otokratları ise bu alışkanlıkla ne buldularsa onları hayaletlere dönüştürmeye giriştiler. İlk bakışta çevresel koşullar üzerinde tam bir hakimiyet kurulmuş gibi gözüküyordu. Üstanlatılar devlet aklını oluşturan seksiyonlara ayrışmış eylemsellikler içinde ruhani bir işleve sahiptiler. Bürokratik alandaki güçleriyle bu hayaletlere meydan okuyorlar. Ancak neoliberalizm onları da "artık olmayan"ın hayaletleri olarak yeni kimliklerine kavuşturuyor.

Burada üstanlatılar hem geçmişin, artık olmayanın hayaletleri ile hem geleceğin henüz olmayanın hayaletleri arasında bir yerde duruyorlar. Geleceğin hayaletleri insanın özne olmadığını ispatlamak üzere fırsat kolluyorlar.   

Düğüm noktası burada: Üstanlatılar, insanı özne olduğuna inandıran bilimsel pratikler, devlet gücünü kullanan bir imtiyazlı toplumsal tabakaların anlatılarına, yani inançlara benzediler. Sorgulanmadıkları, her seferinde yeniden üretilmedikleri ya da canlı olarak hayatta kalmadıkları için hayaletlere dönüştüler. 

Soru şu: Üstanlatılar iktidardan nasıl ayrışabilir? Onunla örtüşmekten, neyin doğru veya neyin yanlış olduğunu iktidar üzerinden söylemekten vazgeçebilirler? Bilgi iktidardan, kapitalizmden nasıl kurtulur?

Buradaki sorun üstanlatıları yeniden üreten sermaye sahibi sınıfların neoliberal koşullarda kendi kamu yararlarını temsil eden bir sınıfa dönüşme eğiliminde olmalarında olabilir. Üstanlatıları üretenlerin seküler olmayan bir sınıfa (ruhban sınıfı) dönüşmeleri gerçeklikle temasın rahatsız edici ve bastırılması gereken bir dürtüye dönüştürüyor. Tıpkı deprem, iklim krizi, pandemiler gibi. Onların iktidar üzerinden konuşmaları ne yaptıklarını görmelerini engelliyor. Üstanlatıları anlatıya çeviriyor.

Böylece üstanlatılar ehlileştirilmiş geçmişteki gibi kimlik temsiline dönüşüyor. Ne söyledikleri değil, ne yaptıkları öne çıkıyor. Sorun bilginin iktidarla bağımlılık ilişkisinde, gizlenmiş bir kimlikçilik halini almasında.

İstanbul'un Çevre Düzeni Planları'nda olduğu gibi 500 uzmanın bir üniversite kuracak kadar bir bütçeyle hazırladıkları çalışmalar, Deprem Master Planı, v.b. bir kenara atılıyor.  Hayaletlere hayaletlerle karşı çıkılamıyor.

Geçmişteki felaketler, henüz olmayan felaketler... bunlarla birlikte yaşıyoruz. Tıpkı hayaletler gibi, hayatımıza musallat olmuş durumdalar.

Peki bu durumda ne yapmak gerekiyor?

Hegel'e göre bildik şeyler bilindik sayıldıkları için bilinmezler. Bilmede bildik saymak, kendini ve başkalarını kandırmanın en yaygın biçimi.

Bildiklerimiz bilmediklerimizi saklıyor, görünmez kılıyor.

Hayaletlere karşı tek çare bilginin sınırsız ve sonuçsuz bir şekilde gerçeklikle temas arayışında olması, tıpkı küresel planda pandemi koşullarında sağlıkbilimcilerin yaptıkları gibi.  Mesele üstanlatıların kendi mantıklarını, ağlaşma ilişkilerini koruyacak yetkinliğe sahip olması, iktidardan ayrışması.   

Hayaletler ile oyun olmaz. Hem hayalet hem gerçeklik olarak karşımıza çıkabilirler. Onların ne yapacakları belli olmaz. Cin gibi çarparlar!

Notlar:

1. Antony Giddens, Modernite ve Bireysel Kimlik. Ümit Tatlıcan (Çev). Say Yayınları, Ankara 2010

2. Mark Fisher'den aktaran Koray Kırmızısakal, İstikrarlı Nostalji Kapitalist Gerçekçiliktir, https://terrabayt.com/dusunce/istikrarli-nostalji-kapitalist-gercekciliktir/