Kültürel Miras ve Koruma: Kim İçin? Ne İçin?'de Asu Aksoy ve Burçin Altınsay, Tarihi Yedikule Bostanları Girişimi’nden Suna Kafadar ile bostanların ve bostancılığın kent tarihinde ve hafızasındaki yerini, Yedikule bostanlarının bir kentsel tarım pratiği olmanın ötesinde taşıdığı anlamı ve bu anlamı bilmenin ve korumanın önemini ele alıyorlar.
Geçen hafta Tarihi Yedikule Bostanları Girişimi’nden Kiraz Özdoğan ile Yedikule’de 13 yıldır tekrar bostana döndürülmeyi bekleyen, üzerine moloz dökülerek yok edilmiş tarihi İsmail Paşa Bostanı’nı ve İstanbul’da kent tarımının tarih boyunca önemini konuşmuştuk ve İstanbul’un tarihi bostanlarını konuşmaya devam ediyoruz. Odağımıza İstanbul’un tarihi bostanlarını alıyoruz zira bostancılığın geçmişi şehrin Roma İmparatorluğu döneminde kuruluşuna kadar gidiyor.

Bugün İstanbul’un Kara Surları çevresinde tek tük devam etmeye çalışan bostanların tarihi, surların inşaasının yapıldığı 5. yüzyıla kadar uzanıyor. Bu kadar kadim bir değerden bahsediyoruz ancak bostanlar artık korumaya ve sürdürülmeye değer görülmüyorlar ve sonuç olarak bugün Kara Surlarının suriçi tarafında aktif halde bir iki tane bostan kalmış vaziyette. Geçtiğimiz haftalarda Koruma Kurulu’nun yok edilmiş olan tarihi İsmail Paşa Bostanı alanına ilişkin bir “restorasyon ve rekonstrüksiyon projesi”ni onaylamış olduğunu öğrendik. Bu bilgi Tarihi Yedikule Bostanları Girişimi’nin çabaları ile ortaya çıktı ancak projenin ne olduğunu öğrenebilmiş değiliz; müellif firma projelerini ne bostancılarla, ne de bostanları yıllardır korumak için uğraşan sivil girişim gönüllüleri ile paylaşmadı. Tarihi Yedikule Bostanları Girişimi’nden Suna Kafadar ile bostanların ve bostancılığın kent tarihinde ve hafızasındaki yerini, Yedikule bostanlarının bir kentsel tarım pratiği olmanın ötesinde taşıdığı anlamı ve bu anlamı bilmenin ve korumanın önemini konuşuyoruz.

İstanbul’un Yedikule bostanları uzun zamandır sistematik bir yok edilme süreci ile karşı karşıyalar; bostanların ve bostancıların modernleşen şehir karşısında “geri kalmış” addedildiklerini görüyoruz. Tarihi İsmail Paşa bostanı alanına inşa edilen Yedikule Konakları sitesi ahalisi önlerinde bostan değil, park görmek istediklerini söylüyorlardı. Bostancıları aşağı gören, değersizleştiren bir söylemin nasıl egemen hale geldiğini Suna Kafadar ile ele alırken, konuğumuz yazılarında bostanları şehre tarımsal gıda sağlayan yerler olmanın çok ötesinde mahallelilerin ve şehirlilerin gelip buluştukları, farklı canlıların ortak bir yaşam sürdürmeye çalıştığı yaşam alanları olarak anlatıyor. Tarihi bir kültürel peyzaj olan bostanlar nizami ve paraya endekslenmiş modern yaşantımızın dikte ettiği tek boyutluluktan çok farklı bir dünya. Suna Kafadar’dan bu konuyu bize açmasını istiyoruz.


