İki kadının hikâyesi: “Nihayet Makamı”

-
Aa
+
a
a
a

Kulis Sesleri bu programında Altıdan Sonra Tiyatro tarafından sahnelenen “Nihayet Makamı” kulisindeydi. Burçak Çöllü’nün yazıp yönettiği oyunda Ayşegül Uraz, Gülhan Kadim, Dolunay Pircioğlu, Ayşegül Aykaç ve Burçak Çöllü sahnede yer alıyorlar.

Kulis Sesleri
 

Kulis Sesleri

podcast servisi: iTunes / RSS

“Oyun iki kadının hikayesi. Şaire Şehvar Hanım'la ve onun yıllarca hizmetçiliğini yapan yapmış ama aslında kendisi bir bestekar olan Sabriye’nin hikayesi. Aslında daha büyük resimde iki zıt kutbu temsil eden iki insan onlar. Benim nezdimde Sabriye bir Cumhuriyet kadını, bir devrimci, kendi işlerini kendi gören, zaten evi de çekip çevirmeyi çok iyi bilen. Şehvar da Osmanlı'nın son temsilcisi ve yeni yüzyıla çok da uyum sağlayamayacak olan, biraz statükonun bir anlamda temsilcisi sayılabilir.”

- Bircan Yorulmaz: Oyundan bahseder misiniz? Hikâye nedir? Karakteriniz kimdir?

Burçak Çölü: Oyun iki kadının hikâyesi. Şaire Şehvar Hanım'la ve onun yıllarca hizmetçiliğini yapan yapmış ama aslında kendisi bir bestekar olan Sabriye’nin hikayesi. Daha büyük resimde iki zıt kutbu temsil eden iki insan onlar. Benim nezdimde Sabriye bir cumhuriyet kadını, bir devrimci, kendi işlerini kendi gören, zaten evi de çekip çevirmeyi çok iyi bilen. Şehvar da Osmanlı'nın son temsilcisi ve yeni yüzyıla çok da uyum sağlayamayacak olan, biraz statükonun bir anlamda temsilcisi sayılabilir. Osmanlı'nın kaymak tabakasından, zengin kızı, dönemin ünlü şairesi. Ama onun da kendi içindeki devrimciliği daha fazla kadın sesini duyurmak üzerine, erkek egemen edebiyat ortamında bir kadın olarak var olmak üzerine çabası var. O noktada, kendilerince devrimcilikleri noktasında birleşiyorlar. Onun dışında çok daha ayrıştıkları bir hikâye. Bir ortak noktaları da aslında o da ortak nokta değil, bilakis çatıştıkları nokta da aralarındaki aşk. Daha doğrusu Sabriye'nin Şehvar’a aşkı, Şehvar’ın Sabriye’ye olan herkesin farklı yorumlayabileceğinizi yaklaşımı diyelim.

- BY: Sizler?

Gülhan Kadim: Ben Sabriye’yi oynuyorum. Bence çok başarılı yazılmış çünkü sadece o döneme ait gibi gözükmeyen aynı zamanda şimdiye de çengeller atabilen bir karakter. Yani oyun biraz tarihi gözükse de bence demin Burçak’ın bahsettiği çatışmalardan ve ortaklıklardan bugüne dair de çok şey yakalanabiliyor. Bu aslında biraz da acı; çok da bir şey değişmediğinin göstergesi ama değişse de o belli çerçevede bazı şeyler kalıcı oluyor. O yüzden yani biz çalışırken karakterler üzerine bayağı çalıştık. Burçak’ın çıkış noktasını söylemekte de fayda var.

Burçak Çöllü: Şair Nigâr Hanım

- BY: Evet, onun soracaktım. Hikâyenin nasıl yazıldığını sormak istiyorum zaten.

Ayşegül Uraz: Ama önce biraz da Sabriye’yi dinleyelim. Burçak’ın söylediklerine ek olarak, benim için Sabriye'nin Burçak’ın saydığı özellikleri dışında, en sevdiğim kısmı da Şehvarına duyduğu aşk. Bu aşkı da benim için çok temel alınan bir baz. O aşk da benim için karakterin işlerken göz ardı etmeyeceğimiz bir yanı yani.

- BY: Birkaç karakterin var senin oyunda.

Ayşegül Uraz: Evet, kendi onun içlerinde oyunları olarak. Hoş bir şey. Ben metnin o kısmını çok seviyorum. Hepimizin kendini hayatta, ayakta tutma çabası vardır ya iki kadının kendi yarattıkları dünyasında, dünyalarında bunu oluşturuyor olmaları çok keyifliydi.

- BY: Aslında zor bir hikâye; fonda tarih, İstanbul, savaş, işgal var, direniş var. Aslında iki kadının hikayesi. Peki, nereden çıktı bu hikâye?

Burçak Çöllü: Şehvar Şair Nigâr Hanım’dan çıktı. Hatta ben hikâyeyi uzun bir süre Şair Nigâr Hanım üzerinden yazdım. Ama sonra baktım onun öz yaşam öyküsü bir yerden sonra bizim bazı düğünleri atmamıza çok da izin vermemeye başlıyor. Şöyle çok güzel bir şey var, uzun uzun günlükler tutmuş hayatı boyunca, cilt cilt günlükleri var Şair Nigâr Hanım'ın. Hatta bir kısmı hala Aşiyan’da müzede kendine ait odasında duruyor. Eski yazıyla yazıyor tabii açıp okuyamıyoruz. Prof. Nazan Bekiroğlu doktora tezini Şair Nigâr Hanım üzerine hazırlamış, kitaplaştırılmış, basılmış. Ben ondan çok faydalandım. Tamamen ortak; Macar Osman Paşa'nın kızı, bir paşa kızı olarak çok zengin bir ortama doğdu, çok iyi bir eğitim gördü. Fransızcası bir yanda, Osmanlıcası bir yanda. Hem Fransızca hem Osmanlıca şiirler yazıp, salon kadını ama savaşla beraber, babasının ölümüyle ailenin dağılması ile giderek fakirleşen, aslında o anlamda tamamen paralel hikâye ve gerçekten çok hazin. Nazan Bekiroğlu’nun “Unutuşun kucağına zirveden düştü” cümlesi bizim Şehvarımızı da özetleyen çok da dokunaklı bir söz.

- BY: Bu oyuna bir müzikal diyebilir miyiz?

Burçak Çöllü: Diyemeyiz aslında. Müzikli oyun, müziğin oyuncu olarak kullanıldığı bir oyun diyebiliriz bence

- BY: Daha önce böyle bir oyununuz var mıydı?

Burçak Çöllü: Ben zaten tiyatro müziği yapıyorum. Bu oyunda müziği bir dış etken olarak değil, bir tasarım değil, bir oyuncu olarak hikâyeye yedirebilir miyim, onu simgeleştirebilir miyim üzerine biraz araştırma yaptım. Onun sonucu buradaki müzik kullanımı.

- BY: Daha önce böyle şarkı söylemiş miydin Ayşegül?

Ayşegül Uraz: Müthiş zorlandığımı söylemem lazım. Çalışırken Burçak bana diyor ki, müzik bir oyuncu, ben de diyorum ki ama benim karşımda değil. Yani tabii ki oyun veriyor onu ama keşfetmem benim kendi adıma içselleştirmem- belki Burçak’ın istediğini yapmakla ilgili sıkıntılar da çıkmıştır- uzun sürdü. Bilhassa da Sabriye'nin kafasındaki duyduğumuz şarkılar olduğu için, en azından finale kadar böyle olduğu için böyle taşındığı için hikâye içerisinde epey zorlandım.

- BY: Oyunda aynı zamanda sen de sahnedesin? Tambur çalışıyorsun, sazende olarak. Söyleyen hanende de var. Canlı müzik zor olmadı mı?

Burçak Çöllü: Benim için çok zor olmadı, tambur çalmayı öğrendim. Konservatuarda bir yarıyıl tambur dersi almıştım ama üzerinden yıllar geçti. Zaten başlangıçta ben de çalmayacaktım, bir tamburi bulacaktık. Ama o da kolay bir şey değil tiyatro müzisyeni çok az var. Bu bizim tiyatromuzun kanayan bir yarası, tiyatroya odaklanmış tiyatro yapmak isteyen çok az bir müzisyen var gerçekten de. Dışarıdan bir müzisyene tiyatro koşullarına göre çaldırmak çok zor, kaşeler çok farklı her şeyden önce. Tamam, ben gelirim akşamları mı buraya bağlarım demektense gidelim fasılda çalarım, kınada çalarım, programda çalarım deniyor. Müziği de bir oyuncu olarak kullandığımız için aslında bir teatral birikimi olmasında fayda var, bir vizyonu olması gerekiyor. Neye hizmet ettiğini, neden orada o şekilde çaldığını içselleştirebilecek biri de olması gerekiyordu ama ona vakit de kalmadı açıkçası.

Gülhan Kadim: Bunu en iyi sen yaparsın Burçak dedik.

Burçak Çöllü: Ben de o zaman ben tambur öğreneyim deyip, tambur aldım, çaldım.

- BY: Neden tiyatro müzisyeni pek yok? Sadece tiyatronun maalesef hala pek de geçindiremeyen bir meslek olmasından mı?

Burçak Çöllü: Bu tabii en baştan cazibesini azaltan bir şey. Ama o vizyon da biz de henüz tam olarak gelişmemiş. Yani bir müzisyenin, tiyatro müziğini bir ana dal olarak görmesi, kendini ona eğitmesi vizyonu henüz tam olarak gelişmedi. Anlaşılır da bir şey, bir müzisyen için çok kısıtlayıcı bir şey tiyatro, gerçekten kendi sesini duyurmak isteyen bir müzisyen için çok da iyi bir fikir değil aslında. Oyuna çok tabisin, oyuna hizmet etmek durumundasın. Kolektif çalışmayı sevmek zorundasın dolayısıyla çok anlaşılır bir şey bir yandan da.

- BY: Nasıl görüyorsunuz tiyatroyu? Sezon nasıl geçiyor seyirci açısından da?

Gülhan Kadim: Bence biraz enteresan bir sezon geçiriyoruz. Geçen sezonla kıyaslayarak gidersek eğer, geçen sezon gerçekten çok iyi, çok yüksek, seyircinin çok fazla ilgi gösterdiği, bütün oyunları seyretmeye çalıştığı ve tiyatro yapanları da hem motive eden hem de rahat ettiren bir sezondu. Bu tabii ki göreceli, rahat ettiren dediğim o kadar da rahat ettirmeyen, bir önceki seneye göre daha iyiydi. Ama bu sene çok ciddi bir düşüş olduğunu düşünüyorum. Zaten son zamanlarda ki aldığımız haberlerden de algılanan o, yani böyle müthiş bir sezon ve herkesin çok iyi geçim kaynağı bulduğu ve seyircilerinde dolup taştığı bir sezon geçmiyor. Bunu sadece Kumbaracı50 özelinde söylemiyorum. Bir süre tiyatro ile bağımız var ve hepsi de aşağı yukarı bu ortak düşünce. Seyirci arttı mı, yani sayı olarak gittikçe daha çok tiyatroya ilgi duyuyor mu emin değilim. Ama farklı farklı yapımlar ortaya çıkmaya başladı. Bu bir yandan iyi, zenginlik açısında öyle olması da gerekiyor. Ama bir yandan da alım gücündeki düşüş nedeniyle seyircinin ilgisi talebi karşılamıyor. O yüzden bir dengesizlik olduğunu düşünüyorum. Çok kolay bir sezon geçmiyor.

Burçak Çöllü: Biraz daha genel düşünürsek, ben hem kurum tiyatrolarında hem dışarıda çalışan biri olarak bir 10-15 senedir yeni bir seyirci kitlesini, bağımsız tiyatroların kendi seyirci kitlesini yetiştirdiğini düşünüyorum 2010'dan itibaren. Bu sezonu kenara tutarak- gerçekten zor bir sezon geçiyor- o yetişen seyirci ile artık bir düzenli alışverişin başladığı son birkaç sene geçirdiğimizi düşünüyorum. Kurum tiyatrolarının, şehir tiyatrolarının, devlet tiyatrolarının zaten kemik seyircisi var, tiyatro dendi mi zaten onları bilen, zaten oraya giden o seyircisi çok değişmedi ama kalitenin düşmeye başladığını da görüyorum kurum tiyatrolarında. 90'lardaki 2000'lerdeki eski parlak oyunların çıkmadığını görüyorum. Tabii bunlar değişken şeyler olacak. Ama bazı tiyatroların şöyle bir güzelliği var, bir yer kapanıyor, suyun aktığı yer kapanırsa o su başka bir yerden akmaya başlıyor. Şimdi mesela anlatı oyunları var, tek bir kişi çıkıyor ışığını açıyor ve anlatmaya başlıyor. Bunlar çoğaldı, tek kişilik oyunlar çoğaldı. Çok prodüksiyon istemeyen ama çok iyi oyunculuk isteyen, sağlam metin isteyen işler çoğaldı. İyi metinler çıkmaya başladı. Yine 2000'lerin başından itibaren yerli yazarlar isim yapmaya ufak ufak başlamıştı, şimdi onların daha olgun işlerini görebiliyoruz. Daha büyük resme baktığımızda tepetaklak gitmiyoruz aslında. Krizden kardelenler doğdu gibi geliyor bana. Herhalde geri dönüp baktığımızda anlayacağız bugün ne durumdaymışız. Yine bir 10 sene sonra dönüp baktığımızda anlayacağız belki de o zaman bahtiyarmışız, bilmiyorduk diyeceğiz.

- BY: Bu yıl Altıdan Sonra Tiyatro’nun 20. yılı. Neler var bu sezonda yeni oyun?

Gülhan Kadim: Evet, bu sezon Altıdan Sonra Tiyatro’nun 20. yılı... Kumbaracı50’nin 10'uncu yılı... Dört yeni oyun çıkarttık. “Misafir”, “Babaannemin Masalı” diğeri aslında Altıdan Sonra'nın 20. yıl oyunu “Hayalet Kumpanya”. “Hayalet Kumpanya”da ekibin bütün kurucu üyeleri ilk defa birlikte oynuyorlar. 11 kişi olarak oynuyoruz oyunda ama bütün kurucu ekip var. Bir Çehov kabare, hem müzikli- danslı, az buçuk bizi de anlatıyor gibi. Son olarak da “Kaldırım Serçesi” müzikali çıktı. Edith Piaf müzikali, o da aslında Altıdan Sonra'nın 40. oyunu olarak çıkmış oldu. Böylece bu sezonu 20 yılda 40 oyun olarak kapatmış oluyoruz.

- BY: Süren başka projeler var mı?

Burçak Çöllü: Ben biraz sakinliyorum artık. Geçen sezonu ve önceki sezonu çok yoğun geçirdim. İyi de oldu, bazen de öyle lazım. Bu sezona Yiğit Sertdemir’le, Nilüfer Kent Tiyatrosu’nda “Hayalinin Hayali” ile başladık. Beraber yazdığımız, müzikli, orası için tasarladığımız bir oyun oldu. Yoğun da çalıştırdı beni, o yüzden bende bu ara oyun izleyeyim, biraz dinleneyim istedim.

Gülhan Kadim: 15 yıldır devam eden “OBEB” var, 12 yıldır devam eden “444” var, “Yalınayak Müzikhol”ün 5. sezonu, ayrıca “Hayalet Kumpanya” ve “Nihayet Makamı” var.

Künye

Yazan ve Yöneten: Burçak Çöllü

Dramaturg: Sinem Özlek

Orijinal Müzik: Burçak Çöllü

Dekor Tasarım: Yiğit Sertdemir

Kostüm Tasarım ve Uygulama: Sinem Öcalır

Işık Tasarım: İsmail Sağır

Afiş Tasarım: Önder Sakıp Dündar

Fotoğraflar: Murat Dürüm

Yönetmen Yardımcısı: Yeşim Sarı

Oyun Asistanları: Sevi Cingirt, Can Cecikoğlu

Dekor Uygulama: Candan Seda Balaban, Seda Yürük, Gizem Dila Kars, Eren Demirbaş, Onur Kiraz, Özge Emeç, Zekeriya Ece, Yiğit Sertdemir

Oynayanlar:

Sabriye: Ayşegül Uraz

Şehvar: Gülhan Kadim

Hanende: Dolunay Pircioğlu / Ayşegül Aykaç

Sazende: Burçak Çöllü