55 ülke ve bölgede 135 milyondan fazla insan akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya

-
Aa
+
a
a
a

2019’un sonu itibariyle 55 ülke ve bölgede 135 milyondan fazla insanın akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya.

Gezegenin Geleceği
 

Gezegenin Geleceği

podcast servisi: iTunes / RSS

Aralarında Birleşmiş Milletler ajansları, hükümetler ve sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı Gıda Krizlerine Karşı Küresel Ağ açlığın temel nedenlerini ele alan 2020 Küresel Gıda Krizi Raporu’nu yayınladı. Rapor 2019’un sonu itibariyle 55 ülke ve bölgede 135 milyondan fazla insanın akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya olduğunu gözler önüne seriyor. Bu, raporun 2017’deki ilk basımından bu yana en yüksek gıda güvensizliği ve kötü beslenme seviyesi. Ayrıca 2019’da 183 milyon kişi zor şartta olarak sınıflandırıldı. Bu akut açlığın en yüksek noktası ve herhangi bir şok ile karşılaşıldığında bir krize ya da daha kötü bir duruma dönüşme riskini beraberinde getiriyor. Raporda gıda krizi yaşayan kişiler bölgelere ayrılarak inceleniyor. Buna göre 135 milyon kişinin yarısından fazlası (73 milyon) Afrika’da, 43 milyon Orta Doğu ve Asya’da ve 18.5 milyon kişi de Latin Amerika ve Karayipler’de yaşıyor. Bu eğilimlerin arkasındaki ana itici nedenler ise 77 milyon insanı etkileyen çatışma,  34 milyonu insanı etkileyen iklim değişikliği ve 24 milyon kişinin maruz kaldığı ekonomik çalkantı. Gıda Krizlerine Karşı Küresel Ağ gıda krizlerinin ana nedenlerini sürdürülebilir bir şekilde ele almak için var olan girişimleri, ortaklıkları, program ve politika süreçlerini daha iyi entegre etme, bağlama ve yönlendirmenin yollarını arıyor.

Hava kirliliği Covid-19 ölümlerinde etken

Yeni bir araştırmaya göre yoğun hava kirliliği koronavirüs ölümlerinde en büyük etkenlerden biri olabilir. Araştırma, İtalya’nın 66 bölgesinde, İspanya, Fransa ve Almanya’da araştırılan koronavirüs ölümlerinin %78’inin hava kirliliği en yoğun olan beş bölgede yaşandığını gösteriyor. Araştırmada, özellikle dizel yakıtlı araçlar kaynaklı azot dioksit (NO2) seviyeleri ölçülürken hava durumu koşulları da ele alındı. Araştırmayı yürüten, Almanya Martin Luther Üniversitesi’nden Yaron Ogen, “Sonuçlar, azot dioksite uzun süre maruz kalmanın, koronavirüs ölümlerindeki en büyük etken olabileceğini gösteriyor. Çevremizi zehirlemek kendimizi de zehirlemek demek. Vücudumuz kronik solunum sıkıntısı yaşadığında enfeksiyonlara karşı da savunmasız kalıyor” dedi. Ancak araştırma nedensel bir ilişki değil kuvvetli bir korelasyon ortaya koyuyor. Ayrıca Harvard Üniversitesi tarafından yayımlanan ayrı bir araştırmada, ABD’de mikro partikül (PM2.5) kirliliğine bakarak, salgın öncesindeki yıllarda kirlilikteki çok küçük oranlardaki artışın bile koronavirüs ölümlerinden daha fazla ölümle ilişkilendirildiği bulundu. Londra, Queen Mary Üniversitesi’nden Profesör Jonathan Grigg, çalışmanın koronavirüs ölümleri ve azot dioksit seviyeleri ile bağlantılı olabileceğini ancak yaş dağılımındaki farklılıklar gibi başka faktörleri dahil etmediğinin altını çizdi.

Avustralya yangının etkileri

Avustralya’da Eylül ayında başlayan yangınların, ülkenin yıllık seragazı salımından çok daha fazla salıma neden olduğu tahmin ediliyor. Hükümetin bir çalışmasına göre yangın mevsimi yaklaşık 830 milyon ton karbondioksit salımına neden oldu. Eylül ve Şubat ayları arası yaşanan yangınların, uluslararası emisyonlarla karşılaştırıldığında Çin, ABD, Hindistan, Rusya ve Japonya’dan sonra altıncı sırada olabileceği söyleniyor. Hükümet verilerine göre, ılıman kuşaktaki yağmur ormanları yangınların ardından genelde kendini yenileyebiliyor ve önceden salınan karbondioksitleri tekrardan yutabiliyor. Çalışma, 2003 yılında Avustralya Merkez Bölgesi’nde yaşanan yangın sonucunda ortaya çıkan karbondioksitin yaklaşık %96’sının 2019’a kadar ormanların büyümesiyle tekrar yutulduğunu belirtiyor. Ancak iklim krizinin etkilerinin, ormanların yenilenmesini olumsuz etkileyebileceğinin de altı çiziliyor. Ancak diğer bilim insanları Avustralya ormanlarının yangın mevsiminde salınan emisyonları yutabilmesi fikrine çok olumlu bakmıyor. Normal koşullarda dahi, salınan emisyonları yutabilmesi için ormanların kendilerini onlarca yılda ancak yenileyebileceğini konusunda uyarıyorlar. Hükümet raporu ise yangın kaynaklı emisyonların Avustralya’nın Paris Anlaşması kapsamındaki hedeflerine ulaşmasına çok az etkisi olacağını söylüyor. İnsan faaliyetleri dışında doğal nedenlerden kaynaklanan kirliliklerin BM seragazı ölçüm kuralları uyarınca dikkate alınmıyor. Rapor, ormanların kendini “tamamen” yenileyeceğini belirtiyor. Ancak rapor emisyonlar dışında, hayvanların ölmesi gibi yangınların neden olduğu başka sonuçları ele almıyor. Yangınların hemen ardından gerçekleştirilen bir hükümet analizine göre 113 tür acil yardıma ihtiyaç duyuyordu ve bu türlerin en az %30’unun yaşam alanı yok olmuştu. Unutmamak gerekir ki tek başına ağaçların bulunduğu alanları orman olarak nitelendirmek pek doğru olmaz içinde canlı ekosistemi yoksa.

Çanakkale'deki nöbet bitirilmek isteniyor

Kanadalı firmanın Kazdağları Kirazlı mevkiinde altın aramak için 195 bin ağaç kestiğinin açığa çıkmasının ardından yurttaşlar nöbet tutmaya başlamıştı. Birgün’den Aycan Karadağ’ın haberine göre nöbette 271. gün geride kalırken, Çanakkale Valiliği, İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu kararınca koronavirüsü bahane göstererek çadırlı nöbeti bitirilerek alanın boşaltılmasını içeren bir tebliğde bulundu. Yapılan açıklamada, “Çanakkale Orman Müdürlüğü, 270. gününe ulaşan Kaz Dağları çadırlı nöbetini bitirmek üzere alanın boşaltılmasını içeren bir tebliğde bulundu. Tebliğin kararını alan Çanakkale İl Hıfzıssıhha Kurulu, ormanlarla ilgili aldığı önlemlerle pandemiye karşı mücadele ediyormuş gibi göründüğü bu kararla, ormanların savunusunu yapan bizlerin hayatlarını tehlikeye atmakta ve şirketler tarafından ormanların yok edilmesinin önünü açmakta” denildi.