Ekonomi Politik'te Ali Bilge, CHP'deki son gelişmeleri, yeni parti tartışmalarını, mutlak butlan kararının siyasi sonuçlarını ve Erdoğan'ın yeniden adaylığına ilişkin olası senaryoları değerlendiriyor.
Ömer Madra: Günaydın Ali Bey, merhabalar!
Ali Bilge: Merhaba Ömer Bey, merhaba Özdeş!
Özdeş Özbay: Günaydın!
A.B.: Günaydın!
Ö.M.: Ekonomi Politik programımızda bugün iç politikaya ağırlık veriyoruz galiba değil mi? CHP’nin Yeni Parti’ye geçişi, vs. Bunlarla başlayalım isterseniz?
A.B.: Geçen hafta NATO zirvesini değerlendirmiş ancak iç siyasal dinamiklere değinememiştik.
NATO zirvesi sonrasında iktidarın ABD ve Trump ile yeniden sağladığı bir geri dönüş var; ABD ile sağladıkları birlik ve beraberlik ruhunu alkışlamaya devam ettiler geçen hafta boyunca. Türkiye, arkasında askeri ve siyasal pek çok zarar bırakarak ABD ‘ye tam tekmil geri döndü. Geri dönüş ile ortada ne kadar güvenilir bir manzara var? Trump’ın Erdoğan’ın iktidarına desteği kalıcı mı? Ne kadar güvenilir? Ayrıca ABD ile yaşanan yeniden tazelen aşk, İran, Rusya gibi ülkeleri nasıl etkileyecek? Bunlar cevap arayan sorular.
Trump’ın önce Halkbank desteği oldu, muğlak bir F35 desteği oldu ama iktidar için öncelikle önemli olan dış kaynak akışı. Bunun için güvenceler alındı mı? İktidarı sürdürmek için ABD ‘den swap ve benzeri güvenceler alındı mı? Alındıysa karşılığında ne tür tavizler verildi? Peki Trump’ın sağladığı destekler Erdoğan’a otokrasisini sürdürmesine yetecek mi? Yanıt bulmak istediğimiz pek çok konu bulunuyor.
Sizinle bir şey paylaşmak istiyorum: Son iki buçuk aydır Antalya’daydım. Antalya’dayken bazı seyahatlerim oldu. Havaalanından şehir merkezine gelirken tramvaya biniyorum, kısa bir yolculuk oluyor. Tramvayda da duraklara gelirken istasyonların adı anons ediliyor. Dönüşler genelde de hafta sonuna denk geliyor, malum Pazartesi sabah program var. ‘Bu hafta Ekonomi Politik’te ne yapacağız?’, ‘Birazdan Ömer Madra ile haftalık olağan görüşmemizi yapacağız, yine tatsız konular gündemde’ gibi konular aklımdan geçerken bir anda irkildim yapılan anonsla. Anons şöyleydi: “Gelecek istasyon demokrasi”. Bir an bu anonsu ‘hadi canım sen de!’ refleksiyle karşıladım. ‘Gelecek istasyon demokrasi’ değil, demokrasi şu anda Türkiye’nin önünde olgunlaşmış bir şekilde duran bir proje değil; tam tersi gelecek istasyon daha koyu bir otokrasi gibi gözüküyor. Öyle bir haldeyiz ki Azerbaycan ve Rusya otokrasilerine benzer bir duruma evrildik. Gelecek istasyonun demokrasi olacağı meçhul! Önce otokrasiyi bitirmek gerekiyor! Ama nasıl? Nasıl bir siyasetle başlamak gerekiyor?
Kötünün iyisi de tükendi , ehvenişer otokrasinin ehvenişeri de kalmadı yani kötülerin içinde en iyi seçenek bile kalmadı. Yolsuzluk, yoksulluk ve hukuksuzluk içinde kıvranıyoruz. Tam hukuksuzluk ortamında öncelikler ne olmalı?

Tam hukuksuzluk ortamı sürerken yeni bir parti kurmak meselesi malum nedenlerle gündeme geldi. Yeni parti mümkün mü? Nasıl mümkün? Tam hukuksuzluk ortamında sadece hukuki yollardan mücadele etmek yetmiyor, hukuku sonuna kadar zorlamakla yetmediği görülüyor. Bu nedenle kitlelere ve tabana dayanan bir mücadele gerekiyor.
Şu an siyasal ve toplumsal muhalefet negatif siyasetle başlamak durumunda. İyinin peşinden nasıl koşulacağından önce, kötü ile nasıl mücadele edileceği ile ilgilenen siyasetle yol almalı. Böylesi bir siyaset rotası kurgulanmak durumunda.
Türkiye’nin içinden geçtiği süreci sadece ekonominin kötü gidişatından beslenen bir çeşit siyasi çöküş olarak değil, siyaset kurumunun işleyişini yitirmesi ile ilişkili olarak ortaya çıkan bir ekonomik çöküş olarak da yorumlanması daha doğru olacaktır.
Duruma böyle bakınca tam hukuksuzluğun nedenleri daha anlaşılır olacaktır.
Tam hukuksuzluktan nasıl kurtulacağız? Hukuk ve demokrasi istasyonuna nasıl doğru yol alacağız? Yanlışa ve hareketsizliğe tahammül kalmamış vaziyette. Yanlış yapılması ve ağır kalınması sonucunda önlenemez otokrasiye geçmek durumu ile karşı karşıyayız. Otokrasiyi önlemek için nasıl bir hikaye yazılmalı?
Elbette yeni hikayede başat aktör, CHP yönetiminden AKP yargısı ile uzaklaştırılmış Özgür Özel ekibi olduğu aşikar yani tam hukuksuzluğun timsali olan bir kararla partiden uzaklaştırılmış olanlar. Yapılan çalışmalara baktığımızda aynı zamanda gözle görünür olan, Özgür Özel ve ekibinin toplumsal muhalefetle en fazla kucaklaşan kesim olduğunu açık ara görüyoruz. Otokrasiyi geriletebilecek ve demokrasiye yol açabilecek hareketin burası olduğu gözüküyor.
Yeni oluşumlara dış dinamiğin katkısı olamayacağını, medet umulmayacağını görülüyor, bunu bir tespit edelim. Peki, sonuna kadar ne zorlanabilir? Sonuna kadar zorlanacak olan elde ne kaldıysa yine hukuk, ne kadar daralsa da TBMM, meydanlar sokaklar yani kitlelere dayalı siyaset olmalı.
Aslında seçilmiş CHP’liler yani yeni parti kuracak olanlar da Kemal Kılıçdaroğlu ekibinin yani butlancıların mutlak butlan kararına apansız yakalandılar. Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu partinin başına geçmesinden bu yana toplumun karşısına çıkamıyorlar, feci durumdalar, ikna edici bir şey bulamıyorlar. Ne programları, ne sözleri var. Partinin önüne bile çıkamıyorlar, partinin önünden simit almaya bile çıkamıyorlar.
Peki bu durum iktidarın istediği bir sonuç muydu? İktidar, CHP’yi bölmekle istediği sonucu elde etti mi? Kılıçdaroğlu ve ekibinin CHP’nin başına geçmiş olması çok büyük yüzdelerle CHP’yi bölmüş durumda değil. İktidar, CHP’yi daha yüksek oranda böleceğini düşünmüştü.

Seçilmiş CHP’liler, Özgür Özel ekibi de aslında bu duruma hazırlık mahiyetinde apansız yakalandılar. Süreci aşmak için yeni bir parti kuracaksınız; evet, şu an bile en yüksek oy oranına sahipsiniz, ana muhalefetsiz sizsiniz ancak yeni partiyi nasıl bir ortamda kuracaksınız? Tam hukuksuzluk ortamında yeni partiyi kuracaksınız.
Eskiden meclis grubu olanlar teşkilatlanma şartı aranmaksızın seçimlere girebiliyorlardı ama 2022 yılında yapılan düzenlemeyle TBMM’de grup kurmuş olmak seçime girme şartını karşılamıyor. Seçime girmek için ne gerekiyor?
Seçimlerden altı ay önce teşkilatlanmış olmak gerekiyor, ikincisi de bir evvelki seçimde %1 ve üstü oy almış partiler yapılacak seçimlere girebilme hakkına sahip oluyorlar ya da seçimlere katılma hakkına sahip mevcut bir partiye dahil olup seçime katılmak mümkün oluyor. Bir diğer yol ise 2023 seçimlerinde olduğu gibi altılı masada olan partilerin CHP listelerinden seçime girmesi gibi bir yöntemle olabiliyor.
Yeni bir parti için bir an önce de adım atılması gerekiyor ancak yeni bir parti kurmak için nereye gidiyorsunuz? Türkiye tam hukuksuzluk ortamında bulunuyor; Bölge Asliye Mahkemesi üst mahkemeleri alt üst edecek bir karar alıyor ve o karar geçerli oluyor. Yüksek Seçim Kurulu’nun bile devre dışı bırakıldığı ki Yüksek Seçim Kurulu da iktidar yanlısı bir dizayn ve böyle bir durumda Bölge Asliye Mahkemesi üst yargı kurumlarını dinlemiyor ve kararı geçerli olabiliyor. Yeni bir parti kurulacak, bunun için ne yapılması gerekiyor. İçişleri Bakanlığı’na başvuruda bulunulması gerekiyor. Peki, yeni bir parti kurulmasına izin verilecek mi? Sorulardan ilki bu.
12 Eylül hukukunu, uygulamalarını hatırlayalım. Büyük Türkiye Partisi’nin eski Adalet Partisi çizgisinde kurulmuştu ve hatta başına da bir emekli orgeneral geçirilmişti. Konsey bu partiyi kapattı, sonra da kurulan partileri. Doğru Yol ve Sosyal Demokrasi Partisi’nin üyeleri veto edildi, Erdal İnönü bile veto edildi. Cuntanın istediği partiler seçime girebilmişti. Veto yedikçe yeni partiler gündeme geldi, çekmecede yedekler hep vardı, siyasi hareket durmadı.
Cunta koşullarına benzer bir durum yaşadığımızı görüyoruz. Bugün için de yeni bir parti kurmak kolay olmasa gerek. Umarım engel olmaz. Apansız yakalanıldı derken alternatifleri hazır etmeyi kastediyorum.
Partileşmek kitlelere dayalı bir hareketi, sürdürülebilirliği sağlamak en önemli konulardan biri ama bunun kadar önemli olan “finansman” yani partinin mali kaynakları. CHP’de Özgür Özel uzaklaştırılırken kasada 1,5 milyar TL para vardı ve bu Kılıçdaroğlu ekibine geçti. Her yıl da 2-4 milyar liralık bir Hazine yardımı yapılıyordu ki seçim zamanları bu meblağ 2-3 katına çıkıyordu. Yeni kurulacak parti bundan yararlanamayacak yani dolayısıyla yeni parti finansmanda da tabana dayalı olmak durumunda.
Şu anda bile faaliyetlerini sürdürmesi, mitinglerin yapılması çok zor. Çok pahalı bu işler, para gerektiriyor. Belediye destekleri de açıktan olamaz, her an tepelerindeler. Her gün operasyonlarla muhataplar. Bugün sabah da Kocaeli Belediyesi’ne operasyon yapılmış.

Zaten iki operasyon birlikte yürüyor, iki faz var: Kılıçdaroğlu ve ekibi CHP’nin il teşkilatlarını feshederken, iktidar da belediyelere operasyon yapmaya devam ediyor. Kurulacak yeni parti anketlerde birinci gözüküyor, ciddi bir kitle desteği var ancak kuruluş ve seçimlere katılma barajları, engelleri, maniaları nasıl atlatılacak? Mali kaynaklar nasıl bulunacak? Hazine desteği yok, artık finansman da tabana dayanmak zorunda, her halükârda kitlelere, tabana dayanmak zorunda olan bir partiyi kurmaları gerekiyor. Muhtemelen yarınki grup konuşmasında Özgür Özel’in bu parti kuruluşuna ilişkin süreci başlatacağı söyleniyor.
Ö.M.: Bir de şunu sormak istiyorum ki biraz önce de buna sadece başlık olarak değinme fırsatı bulmuştuk: T24'te Cuma günü yayımlanan bir analizde, hukuk açısından da yeni ve kritik bir aşamaya geçildiği belirtiliyordu. Analizde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin CHP'nin 38. Olağan ve 21. Olağanüstü Kurultaylarına şaibe karıştığı iddiasıyla 21 Mayıs'ta verdiği "mutlak butlan" (hukuken yok sayılma) kararı ile Özgür Özel yönetimine yönelik tedbiren görevden uzaklaştırma kararına ilişkin dosyanın, temyiz incelemesi için Yargıtay'a ulaştığı ifade ediliyor.
Yazıda, bu kararın Türk siyasi tarihinin en kritik yargı kararlarından biri olabileceği, kararın kesinleşmesi halinde ise CHP'nin örgüt yapısını ve yönetimini kökten etkileyecek sonuçlar doğurmasının beklendiği belirtiliyor. Mutlak butlan kararına ilişkin dosya, yaklaşık 56 gün yani iki aya yakın bir sürenin ardından Yargıtay'a ulaşmış durumda.
A.B.: Ama?
Ö.M.: Ama ne olacak bilinmiyor tabii.
A.B.: Adli tatil de başladı.
Ö.M.: Başladı mı? Başlamadı adli tatil.
A.B.: Bugün başlayacak yani.
Ö.M.: Evet, başlayacak. Ondan önce karar verilebileceği de söyleniyor. T24'te yayımlanan haberde, "Kararın kesinleşmesi halinde CHP'nin örgütsel yapısını ve yönetimini kökten etkileyecek sonuçlar doğurması bekleniyor," deniliyor. Dosya şu anda Yargıtay'a ulaşmış durumda. Temyiz incelemesi ise Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından yapılacak.
A.B.: Yargıtay sürecinin hızlı hareket etmesi beklenmiyor, yargının içinde bulunduğu durumu biliyoruz hepimiz! Sonuçta yeni bir parti kuruluşu var önümüzde ve yeni bir hikayeyi yazmak içinde mali, siyasi ve idari zorlu bir mücadele olacağı görülüyor. Yeni parti, anketlerde en yüksek oranda çıkıyor, iktidar partisinin önünde çıkıyor, Kılıçdaroğlu ekibinin ise kat be kat üstünde çıkıyor. Bunlar engelleri aşmak için çok önemli.
Değinemediğimiz bazı kanunlar çıktıktan sonra TBMM de yakında tatile girecek. Anayasa değişikliği ve Erdoğan’ın yeniden aday olması, yeni parti meselesiyle paralel gidecek hususlardan. İktidar, Erdoğan’ın Meclis’te yapılacak bir anayasa değişikliği ile aday olmasının sağlanmasını istiyor.
Ö.M.: Çünkü ancak iki defa seçilebiliyor değil mi cumhurbaşkanı?
A.B.: Tabii. Hatta 2014’te ilk olarak seçildi, şu ana kadar üç kez seçilmiş oldu ve yeniden aday olması sağlanırsa bu dördüncü olacak. Son seçime girmesi de tartışmalı ve şaibeliydi. Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ın aday olmasında olumlu tavır alması, anayasaya rağmen aday olmasında sakınca görmemesi sonucunda gerçekleşti. Kılıçdaroğlu hep “anayasaya aykırı ama...” deyip dokunulmazlıkları kaldırmıştı, “anayasaya aykırı ama...” diyerek Erdoğan’ın üçüncü defa önünü açmıştı. Olursa Erdoğan’ın dördüncü adaylığı olacak.
Bugün OHAL’in yıldönümü. OHAL şartlarında referandum yaptık, rejimi değiştirdik, mühürsüz oy pusulalarını geçerli yaparak tescil ettik Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni. 2018’de OHAL şartlarında genel seçim yaptık, tam teşekküllü otokratik düzene geçtik.
Ö.M.: Bütün bunları biz mi yaptık Ali Bey?!
A.B.: Türkiye yaptı. Biz hep bu rejimin yanlış olduğunu söyledik, kalemimiz ve sözlerimizle sürekli mücadele ettik. Aslında söylemek istediğim her şeye rağmen TBMM bir mücadele alanı olduğu çünkü iktidar partisi ve ortağı, Erdoğan’ın yeniden aday olmasını istiyor. Dördüncü kez aday olması için erken seçim kararı alınması veya kanuni düzenleme ile anayasa değişikliği yapılması gerekiyor, TBMM’de erken seçim için 3/5 çoğunluk sağlaması gerekiyor. Bunun için de 360 vekile ihtiyaç var yani sistemi zorlamak gerekiyor. 30’u aşan milletvekilinin MHP ve AKP iktidarına destek çıkması gerekiyor.
Bu sağlanır ise erken seçim kararı alınabiliyor. Anayasa değişikliği ile iki dönem kuralının Meclis’te kaldırılması için de 400 oya ihtiyaç var. 360 vekil ile referanduma gidilebiliyor. Bunun için de TBMM bir mücadele alanı.
Aday olması için dönem kuralının kaldırılmasının TBMM’de olmaması, referanduma götürülmesi muhalefetin zorlaması gereken bir siyasi mücadele alanı. Ne kadar işlevsiz olsa da parlamentoyu muhalefet değerlendirmek durumunda.

Yeni partinin kuruluşunu yaparken bir taraftan da yeni bir ittifak modelini de geliştirmesi gerekiyor. Elbette biraz önce söylediğim Erdoğan’ın adaylığı hususunda, parlamento içinde ve dışında anahtar parti konumunda gelen parti DEM oluyor. Bunun için şu sorunun yanıtlanması gerekiyor: Başından bu yana gri alanları dile getirdiğim İmralı sürecinde, iki yılın sonunda Kürt siyaseti ne elde etti? DEM yetkililerinin açıklamalarına baktığımızda ciddi bir sonuç olmadığı anlaşılıyor. Yasal planda elde edilen bir şey yok, çerçeve yasası bile çıkmış değil. Öcalan/İmralı girişimiyle başlatılan sürecin çıktılarına, DEM’in iktidara/Erdoğan’a destek vereceği veya vermeyeceğine ilişkin tavrına göre Erdoğan’ın adaylığı şekillenebiliyor.
Ö.M.: Ben de şunu ilave edeyim izninizle. T24'te Tuğçe Tatari'nin 17 Temmuz Cuma tarihli yazısında, "İmralı'da tarihi bir görüşme olacak" başlığıyla dikkat çekici bilgiler yer alıyor.
Yazıda, Öcalan ve uygun gördüğü isimlerin, devlet yetkilileri ile İmralı heyetinin katılımıyla gerçekleşecek görüşme için, "Sıradan bir görüşme değil, tarihi bir görüşme olacak" değerlendirmesini yaptığı aktarılıyor. İmralı ziyaretinin bu hafta Perşembe günü yapılmasının beklendiği, her ne kadar değişme ihtimali bulunsa da AKP'nin ziyaretin bu hafta gerçekleşeceği yönünde söz verdiğinin vurgulandığı belirtiliyor.
Yazının sonunda ise şu değerlendirmeye yer veriliyor: "Bütün bunlar biraz muğlak; henüz net bir açıklama yapılmış değil. Sürecin her duraksama döneminde onlarca, en hafif ifadeyle, 'Yanıldınız’ tepkisi alan bir yazar olarak yazıyı şu notla bitirmek istiyorum: Barışı desteklemek; yanılmak, yanlış tarafta durmak, bir ideolojiye hizmet etmek ya da ona alet olmak olamaz. Önce bunu netleştirelim. Sonra da yazar, çizer ve düşünürlerden oluşan; sürecin adeta bitmesini görmeyi dileyerek takip eden bir kesimi mutsuz etmek pahasına, kusura bakmayın ama bırakın barışın gerçekleşmesini, sadece barış üzerine yapılan görüşmeleri bile kutsarım."
A.B.: Güzel. Hayatımız barışı ve Kürt hareketinin haklılığını savunmayla geçti. Bu program da bunun tarihidir ancak güvenilir olmayan girişimleri de desteklemeyeceğimizi de bu programda hep dile getirdik. Son iki yılda elde edilemeyenler Kürt siyasi hareketini de çok ciddi etkilemiş durumda ki yıllık İmralı sürecinin karşılığı da seçimlerde görülecek. Esas mesele demokrasi kazanılmasıdır, demokrasi istasyonuna gidebilmemizdir. Barış istasyonu demokrasi istasyonundan geçer, silahların susmasını kim istemez?
Duran Kalkan’ı okudum. “Bu süreç batmayacak” diyor. Şunu da ilave ediyor, "Bunun bir oyun olmadığını iddia edemeyiz, yüzde yüz oyun yok demiyoruz. Çağrı yapanlarla ya da tartışma yürüttüklerimiz ile aynı görüşte değiliz. Bu süreç ortak bir güvenle yürümüyor.”
Ö.M.: Duran Kalkan PKK’nın kurucularından birisi ve Medyascope genel yayın yönetmeni Ruşen Çakır’ın programında konuştu. “Bu süreç batmayacak, barışı savaşanlar getirir,” diyor.
A.B.: Ama ‘elde ne var?’ sorusu da sorulmak durumunda. Bu soruyu soranlardanım ben, bunu da sormaya devam edeceğiz.
Ö.Ö.: Aslında buna çeşitli yanıtlar veriyorlar Kürt hareketinin temsilcileri toplantılarda filan ama...
A.B.: Tatmin edici değil, turnusol Erdoğan’ın yeniden adaylığı hususunda izleyecekleri tavırda görülecek, sonucu orada göreceğiz.
Ö.M.: Evet, belirsiz bir durum.
A.B.:Erdoğan aday olma süreci hangi ellerle yapılacak? Kılıçdaroğlu’nun sağlayacağı destekle mi olacak yoksa DEM’in sağladığı destekle mi olacak? Bu soruların yanıtları demokratları çok yakından ilgilendiriyor, bu mevzulara bakan kişi olarak beni de yakından ilgilendiriyor.
Ö.M.: Evet, takip etmeye devam edeceğiz. Ali Bey, çok teşekkür ederiz. Görüşmek üzere, hoşçakalın!
Ö.Ö.: Görüşmek üzere.


