'Ekonomi Politik': NATO, NATO Zirvesi ve Türkiye’nin NATO’yla son dönemdeki ilişkisi

Ekonomi Politik
-
Aa
+
a
a
a

Açık Gazete'nin Ekonomi Politik köşesinde Ali Bilge, gündemdeki son gelişmeleri Açık Radyo dinleyicileri için değerlendirdi.

Fotoğraf: nytimes.com
Ekonomi Politik
 

Ekonomi Politik

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ali bey!

Ali Bilge: Günaydın Ömer bey, günaydın Can, günaydın Selahattin, merhabalar, iyi haftalar hepinize.

Can Tonbil: Günaydın efendim, sabah şerifleriniz hayır olsun!

AB: Hep birlikte Cancığım hayırlı olsun!

ÖM: Evet hayırlı olsun!

AB: Ana konumuza girmeden size bir soru yönelteyim, ’iklim enternasyonali’ nasıl gidiyor?

ÖM: Muazzam!

AB: Ben, dünya genelinde yaşadığımız tüm protestolara, etkinliklere ve dayanışmaya  ‘iklim enternasyonali’ diyorum.

ÖM: Biraz özetlemeye çalıştık, özetlenemeyecek kadar çok yüksek sayıda ama hem gösteriler, milyonlarca kişi sadece bu ‘Kara Cuma’ diye adlandırılan şeye karşı çıktı. Time dergisinde, 152 ülkede 2300 şehirde cereyan etmiş olduğu söyleniyor, 2 milyon civarında insandan bahsediliyor. Bazı yerlerde 100 binlerden bahsediliyor, Almanya’da 63 bin kişi filan katılmış galiba.

CT: Biz de hem radyoda hem de etkinliklerde çalışmaya devam ediyoruz.

AB: Kolay gelsin.

CT: Teşekkürler.

ÖM: Ayrıca da BM genel sekreterinin zehir zemberek bir açıklaması, hiç görülmemiş şiddette “Çıkmaz yolun artık içine girdik ama hâlâ vaktimiz var” diyen bir açıklaması var, ondan da bahsettik. BM’nin iklim krizi raporlarını söyledik, bir de Dünya Yeryüzü Sistemi Uyarısı diye bir örgüt kuruldu aslında hem iklim değişikliği, hem dünyanın biyolojik çeşitliliğini korumak yani topraklarını, sularını, havasını ve taze su sistemlerini korumak üzere dünyanın önde gelen bilim insanlarının kurduğu, büyük şirketlerle ve şehirlerle de işbirliği yaparak geliştirdikleri bir şey var, ondan da bahsettik.

AB: Peki o zaman, iklim zirvelerinden NATO zirvesine geçiş yapabiliriz, 3-4 Aralık’ta Londra’da NATO zirvesi toplanıyor. Bu zirve Türkiye’nin örgütle olan ilişkilerinde sorunların zirve yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu sorunlardan karşılıklı bahsedelim.

ÖM: Lütfen.

AB: NATO’nun gündeminde ne var? Türkiye NATO ilişkileri neden gerilimli duruma geldi? NATO genel sekreterinin açıklamasına göre NATO’da müttefiklerin katkılarının, bütçelerinin artırılması gündemde. 2020 yılında NATO ülkeleri 130 milyar dolarlık savunma yatırımı yapacakmış, 2024 sonuna kadar savunma harcamalarının 400 milyar doları bulacağı belirtiliyor. 

ÖM: Ne zaman?

AB: 2024’te 400 milyar dolar olacakmış, önümüzdeki yıllarda askeri harcamalarda NATO bünyesinde  ciddi artış olacağını ortaya konan projeksiyonlar bunlar. Biliyorsunuz, ABD uzunca bir süredir NATO’da diğer üye ülkelerin elini cebine atması gerektiğini vurguluyordu.

ÖM: Pardon 2024’de kaç demiştiniz Ali bey?

AB: 400 milyar dolar olacak savunma harcamaları.

ÖM: Neredeyse 3 katı.

AB: Evet NATO genel sekreteri Jens Stoltenberg yarın başlayacak zirvenin gündemini açıklarken söyledi bunları. Ayrıca uzayın bir operasyon alanı olarak tanımlanması gündeme geliyor. Çin ve Rusya ile olan sorunlar ele alınıyor. Orta menzilli nükleer kuvvetler anlaşmasını Rusya’nın ihlal ettiği vurgulanıyor, NATO’nun nükleer caydırıcılığı meselesi yarınki konuların içinde. Biliyorsunuz NATO özellikle soğuk savaşın bitiminden sonra daha çok Amerika’nın patronajı altında çalışan bir örgüt.  Soğuk savaş sonrası tartışmalı bir kurum oldu, NATO’nun geleceğine ilişkin yaklaşımlar polemik konusu oldu. Tabii, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan tüm uluslararası örgütlerde ABD patronajı görülür. Avrupa ile yaşanan polemiklerde de bu duruma şahit olduk. Özellikle Irak’a müdahalede Avrupa’ya karşı dönemin ABD Başkanı Bush’un tutumunda da görmüştük. NATO ve üye ülkeler arası ilişkiler bugün de çok ciddi problemleri barındırıyor. Bu problemlerin başında da Türkiye ile ilgili hususlar geliyor. Birinci önemli mesele; Türkiye’nin Suriye müdahalesinin üye ülkeler nezdinde yanlış bulunmasının yarattığı gerginlik. Üye ülkelerin, YPG’yi terör örgütü olarak görmediğini ileri süren Türkiye, Suriye’ye yaptığı müdahaleyi onaylamamaları nedeniyle, karşılık olarak NATO’nun Baltık savunma planını imzalamıyor, desteklemiyor. NATO oy birliği ile karar alan bir organizasyon, BM gibi 5 üye ülkenin vesayetinde olan bir kurum değil. BM’ye göre daha demokratik bir yapısı var, bütün kararlar üye ülkelerin ortak kararıyla alınıyor, oy birliği ile çıkıyor.

ÖM: Evet Cumhurbaşkanı sürekli eleştiriyordu BM’nin bu veto mekanizmasını, yani güvenlik konseyindeki 5 daimi üyenin oyu olmadan “5 bütün dünyadan büyük değildir” diye de söylüyordu.

AB: Aslında 2. Dünya Savaşı sonrasında BM kuruluş toplantılarında da bu mesele çok konuşuldu, bir de uluslararası adalet mekanizmasına ilişkin konular, neyse oraya girmeyelim, şu anda NATO’da önemli bir problem bu. Türkiye YPG’nin terör örgütü sayılmasını talep ederek Baltık savunma sistemini onaylamıyor, engellemiş durumda. Yarınki zirvede konuşulacak ikinci önemli bir hususta şu:  Türkiye’nin Rusya savunma sistemi olan S400’leri satın alması ve kullanım hazırlıkları içinde olması ve de Rusya ile olan askeri ilişkileri. Bu durum ABD, diğer NATO ülkeleri tarafından çok ciddi bir şekilde dile getiriliyor, eleştiriliyor. Üçüncü önemli bir hususu The Ekonomist’ten öğrendik. Dergi, “NATO zirvesinde birçok liderin aklında Türkiye’deki nükleer bombalar olacakdiyor.  Dergide, Türkiye'de konuşlandırılmış Amerikan nükleer silahlarının ABD ve Avrupalı NATO müttefiklerinde kaygılara yol açtığını anlatan bir yazı yayınlandı

ÖM: İncirlik üssünde.

AB: İncirlik üssünde ağırlıklı olmak üzere, galiba Avrupa’da 5 ülkede, 150 adet nükleer başlık varmış, bunun 60-70’i Türkiye ve İtalya’da bulunuyormuş, Türkiye’dekilerin büyük bir çoğunluğu da İncirlik Üssü’nde. Türkiye soğuk savaş döneminde nükleer başlıklı füzelerin deposu haline gelmiş bir ülke oldu. O dönemde bu konuların konuşulması bile mümkün değildi. Geçmişte Türkiye’de bulunan nükleer başlıklarla ilgili bazı problemler yaşanmıştı. Kıbrıs müdahalesi ve Haşhaş ekiminin sınırlandırılmasının kaldırılması sonrasında, Türkiye’ye uygulanan askeri ambargo  nedeniyle ülkemizde bulunan nükleer silahlar hususu gündeme gelmişti. En son 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında da, bu meselenin gündeme gelmiş olduğu yayınlanan makalede belirtiliyor. Türkiye kaynaklı kaygı ve sorunlardan bir tanesi de böyle. Dördüncü konu yine Türkiye kaynaklı; Doğu Akdeniz’de Mısır, Kıbrıs, İsrail ve Yunanistan’ın ortaklaşa sürdürdüğü doğalgaz arama ve üretim meseleleri nedeniyle Türkiye ile yaşanan gerilim. Türkiye bu ülkelerin arama ve üretim faaliyeti içinde olduğu bölgeden hak talep ediyor ve arama faaliyeti sürdürüyor. ABD ve AB Türkiye’nin tutumunu protesto ediyor. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin bu konuda yeni bir atağı oldu. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki mevcut duruma karşılık olarak Libya’daki İhvancı yönetimle bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, Yunanistan’ın özellikle Girit’deki sınırını tehdit ettiğini ileri süren bir anlaşma. Bu da yeni  bir gerilim konusu.. Yunan Başbakanı Mitçotakis dün “Uluslararası hukuk çiğneniyor, NATO zirvesinde Türkiye’nin bu tutumunu gündeme getireceğim” dedi .  

Türkiye Baltık savunma sistemini tıkaması, S400’lerin alınması, Doğu Akdeniz’deki problemler, aynı zamanda Libya ile son yapılan mutabakat sonrasında gösterilen tepki, Suriye’deki Barış Pınarı Harekatı, önceki Afrin müdahalesi gibi konular, bir NATO ülkesinin diğer üyelerle mutabık kalmadan yaptığı aykırı hareketler olarak nitelendiriliyor.

Nitekim bütün bu yekûn sorunlar sonucunda önce Jacques Attali dile getirdi. Jacques Attali, 2000’lerin başlarında çok ismini duyduğumuz bir ekonomist, Mitterand’ın danışmanıydı. Jacques Attali, hatta bir ara Avrupa Yatırım Bankası başkanlığı yaptı. Macron’un da yakın çevresinde bulunan yakın isimlerden. Attali, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı nedeniyle “NATO öldü Avrupa’da yalnızızdedi. Bir NATO ülkesinin Rus silahlarını alması ve bağımsız şekilde Suriye’de bir harekat başlatması, aynı zamanda ABD’nin de tek başına Suriye’den çekilme kararını NATO’ya danışmadan alması gibi hususları öne sürerek dedi ki “NATO’da  beyin ölümü gerçekleşti!” Malum Fransız Cumhurbaşkanı Macron’ da bu açıklamayı destekledi. Hem Trump’ı, hem de Türkiye’yi eleştirerek “NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini” söyledi. Sonra  Erdoğan’ın “Sen önce kendi beyin ölümünü kontrol ettir!” çıkışı oldu Macron’a. Daha sonra Fransız kamuoyundan Erdoğan’ın söylediği sözler için “Bu bir yorum değil bir hakaret”  değerlendirilmesi yapıldı, hala daha yapılıyor .

ÖM: Evet Paris büyükelçisi de çağırıldı galiba cumhurbaşkanına Fransa’da bir diplomatik usul olarak olabilecek uç eylemlerden bir tanesi yani... “Bu hakarettir, bunun bir eleştiri filan değil başkan Macron’a doğrudan hakaret” diye Paris’in Türkiye büyükelçisini huzura çağırıp sordular.

AB: Evet. Aynı durum Yunanistan’da da oldu. Türkiye’nin Atina büyükelçisi Mitçotakis tarafından, Yunan hükümeti tarafından çağırıldı. Bunlar artık Türkiye dış politikasında sıradan günlük hareketler haline geldi! Macron’un açıklamalarını “uç açıklama”, henüz beyin ölümü gerçekleşmedi, diyen Merkel ve diğer ülke yöneticileri var. Ama Macron’a “Asıl senin beynin ölmüş” diyen Erdoğan’dan başkası yok..  Aslında, evet NATO’nun beyni ABD, son yıllarda da ABD’nin beyninde bir inşaatçı, emlakçı olunca problemler büyüyor, Amerikan dış politikasında, Dünya sahnesinde bir Trump pozisyonu var ve Trump pozisyonu dünyanın başına inanılmaz sorunlara yol açıyor. Evet NATO’nun beyninde bu bağlamda baktığımızda bir problem bulunuyor..!

Fransızların Chirac’tan bu yana başka bir projeyi gündeme getiriyorlardı, NATO’da yaşanan problemler nedeniyle bir Avrupa ordusu projesi üzerinde duruyorlardı. Evet sonuç olarak “Senin  beynin ölmüş açıklaması” var olan gerilimi daha da artırdı. Fransız kamuoyu ve entelektüelleri sert tepki gösterdiler. Henri Levy’nin bir açıklaması var, okuyorum; “Erdoğan’ın bakış açısına göre Kürtleri savunmak, muhalifleri serbest bırakmak, demokrasiye saygı göstermek, uluslararası anlaşmalara ve insan haklarına sadık kalmak tam bir delilik. Pamuk’un Türkiye’si daha iyisine layık” diyor Levy. Türkiye’ye yaptırımın  gündeme getirilmesi de, Fransız kamuoyunda  konuşuluyor.
ÖM: Bu NATO zirvesi nerede oluyor?

AB: Londra’da. Bu arada tabii NATO geleceği açısından bir de Brexit meselesi var,  Birleşik Krallığın AB’den  ayrılması ile NATO’da gelecekteki durumu da endişe duyulan meselelerden birisi.

Tüm bu sorunlardan sonra başka bir vaziyete de işaret edelim. NATO ile çok çeşitli aykırılıkların , ayrılıkların, deve dişi gibi sorunların yaşanmasına karşın,  bir yandan da “NATO’dan kimse bizi çıkaramaz, çıkaranın beyni ölmüştür, NATO benimdir, biz NATO’dan ayrılamayız ” diyen bir Türkiye var, Erdoğan, sözcüsü ve milli savunma bakanının bu şekilde açıklamalarıyla karşı karşıyayız. Türkiye “Hem S400 alır, Rus silahlarını kullanırım, hem de NATO’da yer alırım” diyor. Ancak, bu pozisyon ne kadar sürdürülebilir bir pozisyon, pek konuşulmuyor. Bu politika sürdürülebilir bir olmaktan çıkmış durumda.  “Ordumla giderim Suriye’de harekat yaparım, Doğu Akdeniz’de var olan anlaşmaları konuşmam, münhasır ekonomik bölge ilan etmeden, mutabakat anlaşmaları yapabilirim” vb. tutumlarla nereye kadar gidebilirsiniz? Sadece NATO ile anlattığım sorunlar, Türkiye’nin dış politikadaki içinde bulunduğu yalnızlık, geleceği açısından içler acısı bir duruma işaret ediyor.
ÖM: Ama bir de aynı zamanda belki de şunu da dikkate almamız gerekir, yani bu anlamda gerek Almanya’nın silah mesela başta olmak üzere ticaretinde bir kısıtlamaya gitmeden devam etmesi Türkiye’ye ya da Donald Trump’ın da benzer şekilde hareket ediyor ‘NATO benim’ diyerek hareket etmesi de Türkiye’nin tavrından çok büyük ayrılıklar göstermeyen bir sürü yaklaşım da var. O yüzden mesele sanıldığından, yani görüldüğünden daha da girift oluyor tabii. Değerler üzerinde, ilkeler üzerinde değil de doğrudan doğruya menfaatler üzerinde çıkarlar üzerinde yapılan bir pazarlıklar silsilesi, her türlü çifte standardı da mümkün kılıyor tabii.

AB: Pek çok konuda yapılan sert çıkışlar ve açıklamalar iç kamuoyu için yapılıyor, mesela S400 meseleleri gibi. S400’e ilişkin geçen hafta Ankara’da test çalışmaları filan oldu biliyorsunuz F16’lar Ankara semalarında uçtu. Bu arada bir Rus askeri yetkilinin Sputnik’te açıklamasını okudum, ilginç geldi, paylaşmak istiyorum. Bu yetkilinin ismi Dr. Konstantin Sivkov, görevi çok uzun, Rusya Füze ve Topçu Bilimleri Akademisi Başkan Yardımcısı ve Jeopolitik Sorunlar Akademisi Birinci Başkan Yardımcısıymış kendileri, diyor ki “Türkiye’nin eski Alman tankları, eskimekten dağılan Amerikan F16 avcı uçakları için herhangi bir indirim bile olmadan eksiksiz ödeme yaptığının bilinmesini gerekir.” Biz bunları bilmiyoruz ama Sivkov biliyor, eski Alman tanklarının ve F16 uçaklarının -ki dağılan uçaklarmış bunlar, bu bozuk, geri silahların bedelinin tamamını ödemişiz. Şimdi Amerikalılar ve NATO Patriotlar için para istiyor. İttifak ülkeleri Türkiye’ye herhangi bir şey sunmazken Rusya en iyi ve mali bakımdan uygun silahları S400’leri ve avcı uçaklarını önerdi ve bizimkiler F16 uçaklarının savaşma yeteneklerinden çok daha üstün ve verimli. Sivkov; Türkiye adına konuşmaya devam ediyor.“Türkiye bu tehlikelerin bilincinde ve silah sistemlerini çeşitlendiriyor, S400’ler bu amaç için alındı, S400’lerden vazgeçme, onları yok etme niyetinde değil”diyor ve “Türkiye çok yakında  SU35 ve SU57 uçaklarını da satın alacak, (bu konudan daha önceki programlarımızda  bahsetmiştik) bu imkanları da değerlendiriyor” diyor. Askeri ilişkilerin Rusya ile bayağı ilerlediğine şahit oluyoruz, tüm bu açıklamalar böyle olduğunu gösteriyor. Ancak daha önce etkili bir Rus askeri yetkili Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı Yuri Borisov, (bu hususu da  2 ay önce  gündeme getirmiştik) Rusya savunma sanayinin bir ekonomik dar boğazda olduğunu 40 milyar dolarlık bir ek kaynağa ihtiyaç olduğunu söylemişti, ki biz o sırada S400’lerin parça parça Ankara Mürted Havalimanı’na gelişine şahit oluyorduk. 

ÖM: 25. İklim Zirvesi yılı ki dünyanın muhtemelen sonuna vardığımızı çok net olarak Antonio Guterres BM genel sekreteri yani dünya örgütünün, dünyanın tek bütün ülkelerinin üye olduğu siyasi örgüt, onun başkanı “Yolun sonuna geldik!” diye resmen söyledi ve bu zirvenin olabilecek en önemli zirve olduğunu söyledi. 25.’si yapılıyor iklimle ilgili. COP diye adlandırılıyor yani taraflar konferansı, bundan gazetelerde hiç bahis yok, NATO’daki zirve için ise Sabah’ta, Akşam’da, Star’da ve Yeni Şafak’ta başta onlar olmak üzere hükümete yakın gazetelerde çok daha kuvvetli bir şey var. Hatta Akşam gazetesi “NATO’ya çağrısı!” diye “NATO’yu reforme etmek üzere bir hamle” diye manşete almış. Reform talebinde bulunacakmış, öncelikler siber güvenlik, terörizm ve dost/düşman tanımı. Star’da “Kritik zirve yarın başlıyor” diye manşet atmış “Bugün için NATO’dan güncelleme isteyeceğiz” diyor. Aynı şekilde Yeni Şafak gazetesi de sür manşetten “Zirve için de zirve, NATO gündemi yoğun!” demiş.

AB: Türkiye’nin dünyada, Avrupa’da yalnızlığını ve gerçekten problemli bir ülke olarak durumunu işaret etmekten çok uzak başlıklar. Güdümlü saray medyasından da başka bir şey beklemekte olmaz. . Bakın Nijerya’da Boko Haram’a silah yardımı sağlamakla suçlandı Türkiye’yi geçen hafta.

ÖM: Boko Haram’a mı?

CT: Boko Haram’a mı?

AB: Evet.

ÖM: Bunu duymadık çok önemli bir atlatma haber, bizi atlattınız Ali bey!

AB: Valla bilmiyorum. Her hafta  olmuyor!

ÖM: Boko Haram’a ha, vay canına!

AB: Haber Avrupa Forum’da yayınlandı, kaynak Morning Star. Diyor ki, “Türkiye, Nijerya ordusu tarafından bir “terör devleti” olarak nitelendirildi ve üst düzey bir ordu yetkilisine göre, cihatçı Boko Haram’a “sofistike silahlar” sağladığı iddiasıyla soruşturuluyor.”  

Şimdi bu durumda NATO zirvesindesiniz, herkesle bir problem yumağı içindesiniz ve ekonominizin bir ayağı çukurda. Gün oluyor; NATO’nun beyninden bir tweet geliyor ve diyor ki “Ekonomini mahvederim!” kur semaya yürüyor “Mal varlığını araştırırım, açıklarım!” geri adım geliyor , “Al papazı ver papazı deyip”, yutkunuyorsunuz “Bak Halk Bankası elimde!” diyor, cümle sonuna “Bak böyle olursa yaptırım gelir!” tehditleri her daim gündemde tutuluyor. Sorun tırmandırılıyor sonra geri adım atılıyor. Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti için Rum tarafı S300 almıştı, o depolarda kaldı malum âliniz, velhasıl Türkiye’nin hem Rusya ile hem de Amerika ve NATO ile bu şekilde ilişki sürdürmesi pek mümkün değil. Amerika’nın emlakçı-inşaatçı başkanıyla bir yol tutturmaya çalışıyor ama gider bir yol değil. Dolayısıyla gazete başlıkların hükmü önemi yok. Tabii şöyle bir ironik durum var, Türkiye NATO’ya girerken hangi tehdit nedeniyle girmişti? Rusya değil mi?

ÖM: Evet.

AB: Rusya bizden molotov Selim Sarper işte o zamanki büyükelçi...

ÖM: Ve Kore’de de savaş, ABD ile beraber Kuzey Kore, ikiye bölünecek olan Kore’deki savaşa zaten Kunuri’nin de yeni 70. yıldönümünü andık Kunuri savaşının da.

AB: Kunuri 1952, 1949’da NATO kuruluyor ancak 2 kez Türkiye’nin başvurusu reddedildi. Sürekli “Bizi almazsanız Sovyetler, Rusya bizi ham yapacak“ diyoruz, kapılarını önünde, onlar sizi bir Kore’de görelim bakalım dediler, Kore’ye asker gönderdikten, binlerce şehit ve gazi verdikten sonra 1952  yılında NATO’ya kabul edildik.

ÖM: İşte Kunuri’ye giderek.

AB: Kunuri’ye giderek “Sovyetler Birliği, Rusya bize tehdit ediyor” deyince bizi aldılar NATO’ya sonra. Şimdi de Rusya ile ballı lokma tatlısı olduktan sonra NATO ile olan ilişkiler grileşti, neredeyse NATO’dan çıkarılacak duruma gelindi. NATO’ya girerken de Rusya, ayrılık rüzgarları eserken de Rusya faktörü karşınızda...

ÖM: Ben düzeltiyorum 70 dedim ama 67. yıldönümü imiş.

AB: Evet, şimdi aklıma geldi, bizim NATO’ya girişimiz bir âlemdir, zaman zaman bu programlarda incelediğimiz dile getirmişizdir. NATO’ya kabul  edilmeden önce İncirlik Üssü kurulmaya başlanmış,  İncirlik üssünün kurulacağı arazinin kamulaştırması 1951’de başlamıştır. İnanılır gibi değil ama gerçek böyle. Bu ilişkiler hep gizli olmuştur. Türkiye’nin dış politikadaki yalnızlığı, içinde bulunduğu açmazlar, Türkiye içinde yaşadıklarımızla örtüşüyor. Hasan Cemal’in pasaportuna el konulduğu bir Türkiye’nin dışarıda ne şekilde konuşulduğu da malum. Hasan Cemal’i merak ediyorum, askeri darbelerde pasaportuna el konulmuş muydu? 12 Mart’ta ve 12 Eylül’de ..

ÖM: Hatırlamıyorum. T24 yazarı, gazeteci, duayen gazeteci diye biliriz artık 10 küsur kitabı da olan Hasan Cemal’e yurt dışına çıkış yasağı getirildi evet, onu da söylememiştik bu vesile ile söyleyelim. Önemli, çok önemli bir haber yani “Berlin’e gitmek için eşiyle birlikte İstanbul havalimanına gelen Hasan Cemal’in pasaportuna el kondu. 12:30 uçağı ile Almanya’nın Berlin kentine gitmek için giden...” Yurt dışına çıkış yasağı olduğu bildiriliyor. İmzalatılan tebliğ tebellüğ tutanağında da 11 Kasım çıkış yasağının, neden 11 Kasım’daki şey 1 Aralık’ta oluyor, onu da bilmiyorum. Hasan Cemal’in avukatı Fikret İlkiz de İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak yurt dışına çıkış yasağını içeren adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını istiyor. Bir acayip şey daha var o da 2017/297 dosya numaralı A99 kodlu mahkeme kararı tahdit kaydı, yani yurt dışına çıkış yasağına istinaden tahdit kaydı tespit edildi diyor. Çok eski bir davanın beraatla sonuçlanmış, sonra birkaç aya indirilmiş, ondan sonra da para cezasına çevrilmiş ama ona itiraz etmiş mahkeme, vs. çok çok acayip bir şekilde böyle bir durum var.

AB: Pasaportuna el konulan ve hapisteki gazeteci sayısıyla dünya rekortmeniyiz. Başka konularımız vardı, özellikle belediyelerin dış finansman kaynakları üzerinde konulan ipotekleri konuşacaktık.

ÖM: Ama vaktimiz kalmadı.

AB: Evet kalmadı ona başka zaman değinelim ve size iyi yayınlar dileyelim.

ÖM: Çok teşekkür ederiz Ali Bey görüşmek üzere.

AB: Hoşça kalın!