Bruno Latour: İçeriden gelen küresel bir felaket bu

Editörden
-
Aa
+
a
a
a

Fransa’nın etkileyici düşünürü, Gaia ilkesinin siyasetini, hakikat sonrasının sorunlarını ve düşünceleri yaymak için koronavirüsün bize nasıl bir model sunduğunu anlatıyor.

(Jonathan Watts'ın bu söyleşisi The Guardian'da yayınlanmıştır.)

Eve kapanmanın ilk günlerine filozof Bruno Latour, çevrimiçi kültür gazetesi AOC (Analyse, Opinion, Critique) için bir deneme yazdı. “Koronavirüsten çıkarılan ilk ders aynı zamanda en şaşırtıcı olanı:” diyordu o denemede “artık iyice kanıtlandı, şimdiye kadar bize hep yavaşlatılmasının ya da yeniden yönlendirilmesinin mümkün olmadığı söylenen bir ekonomik sistemin aslında birkaç hafta içinde dünyanın her tarafında ve aynı anda askıya alınabildiği görüldü…” Yayınlandığından bu yana en az 12 dile çevrilen o deneme pek çok insanı, bu deneyimden ders çıkaracak olursak dünyanın nasıl bir yere benzeyeceğini yeniden hayal etmek için yüreklendirdi. Aynı zamanda, Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nün (Science-Po) seçkin profesörünün itibarını çağımızın en etkili düşünürlerinden biri olarak perçinledi.

Pandemi toplumlarımızı nasıl yeniden biçimlendirdi?

Bazıları bunun, doğanın intikamı olduğunu söylüyor. Bu saçma. Tıp tarihini incelemiş olan herkes bir virüsün toplumun kendisini nasıl tamamen farklı hissetmesine yol açtığını bilir. Bizler şu anda büyük bir öğrenme süreci içindeyiz. Muazzam bir deney bu. Savaş ya da deprem gibi dışarıdan değil içeriden gelen küresel bir felaket bu. Virüsler tamamen bizim içimizde. Onları tamamen defedemeyiz. Onlarla birlikte yaşamayı öğrenmemiz lazım.

Pandeminin başlangıcında siz herkesten kapanma sonrası neleri sürdürmek, neleri değiştirmek istediklerini kendilerine sormalarını istediniz. Bu sorular artık dünyanın her yerinde soruluyor. Bu ilgi sizi şaşırttı mı?

Ruhanî yanı kuvvetli bir insan olmasa bile bu kapanma herkesi bir çeşit inzivaya, bir tefekkür anına çekilmeye zorladı. Bu olağanüstü bir şeydi. Soruların sağaltıcı bir yanı vardı. Kendilerini çarnâçar eve kapanmış bulan insanlara daha iyi bir geleceği nasıl yaratabilecekleri konusunda bir düşünme tarzı kazandırdı.

Bir düşünce, bulaşıcı bir hastalık gibi viral hale gelebilir mi? 

Covid bize bir sirayet modeli kazandırdı. Bir şeyin sırf ağızdan ağıza yayılarak ne kadar hızlı bir şekilde yerküreyi sarabileceğini gösterdi. Bu, ağ kuramının (network theory) inanılmaz bir göstergesi. Ben 40 yıldır sosyologları buna ikna etmeye çalışıyorum. Bu kadar haklı çıkmış olduğum için üzgünüm. Bu, kişisel olanla müşterek olanı iki ayrı düzeyde düşünmememiz gerektiğini gösteriyor. İklimle ilgili büyük sorunlar insanların kendilerini küçük ve âciz hissetmelerine yol açabiliyor. Ama virüs bize bir ders veriyor. Eğer ağızdan ağıza yayılabiliyorsan, dünyayı çok hızlı bir şekilde viral hale getirebilirsin. Bu bilgi bizi yeniden güçlü kılabilir.

Pekçok ülke şimdi kapanma tedbirlerini gevşetiyor. Bu tefekkür döneminden neyin ortaya çıkmasını bekleyebiliriz? 

Pandemi, neyin gerekli ve neyin mümkün olduğu konusunda bir tartışmayı yeniden açtı. Pandemi sayesinde neyin yararlı neyin yararsız olduğuna karar verecek duruma geldik. Bu seçim daha önce ortadan kalkmıştı. Her şey adeta bir tsunami gibi üzerimize gelen ardı arkası kesilmeyecek bir dalga gibi görünüyordu. Şimdi öyle olmadığını anlıyoruz. Bir şeylerden geri dönülebileceğini görüyoruz. Hangi işlere ihtiyaç olduğunu, hangilerinin işe yaramadığını görebiliyoruz. Bu daha ne kadar sürer bilemiyorum. Belki de üç ay sonra her şeyi unutmuş oluruz. Bu, ekonomik krizin ne kadar ağırlaşacağına bağlı. Ekonomik sorunun boyutları, öğrencilerimden de duyduklarıma göre, beni şaşkına çeviriyor.

Peki sizin sorunuzu tekrar size soracak olursak, siz neyi değiştirirdiniz?

İhtiyacımız olan şey sadece üretim sistemini değişikliğe uğratmak değil, ondan büsbütün kurtulmak. Unutmayalım, şu her şeyi ekonomi çerçevesine oturtmak düşüncesi aslında insanlık tarihinde yeni bir şey. Pandemi, hayatı düzenlemek ve kimin önemli kimin önemsiz olduğuna karar vermek konusunda ekonominin çok dar ve sınırlı bir yaklaşımı olduğunu bize gösterdi. Eğer bir tek şeyi değiştirebilecek olsaydım bu, üretim sisteminden çıkmak ve onun yerine siyasi bir ekoloji kurmak olurdu. 

Pandemiye verilen cevap, insanlığın iklim ve doğa kriziyle başetme yetisi konusunda sizin daha iyimser mi yoksa daha az iyimser mi olmanıza yol açtı?

Kötüler çok daha iyi örgütlenmiş durumda ve ne istedikleri konusunda kafaları daha açık. Girdiğimiz savaş çok zorlu. Aslında güçsüz olduğumuzdan değil¸ esas mesele çoğumuzun nasıl bir tepki vereceğini bilmemesi.

Sonsuza kadar kaynakları ele geçirip, çöplerimizi atmaya devam edemeyiz. Kritik bölgede elimizde olanı korumak zorundayız.

Siz geçenlerde Almanya’nın Karlsruhe şehrindeki ZKM Sanat ve Medya Merkezinde düzenlenen sanatta işbirliği etkinliğine katıldığınızda insan varlığının kapsamını bir kritik bölge, yeryüzünün üzerinde hayatı sürdürmeyi mümkün kılacak dar bir şerit olarak tanımladınız. Bu yaklaşımın amacı ne?

Manzaranın yeniden tanımlanması. “Kritik bölge” düşüncesi yararlı, çünkü sizi doğadan çıkarıyor. Doğa çok büyük. Büyük patlamadan tutun da mikroplara kadar her şeyi kapsıyor. Kavramsal olarak bu, doğayı büyük bir keşmekeş haline getiriyor. Kritik bölge ise sınırlı. Sadece birkaç kilometrelik bir kalınlığı var – o da yerkürenin yüzeyinin altında ve üstünde kalan kısım. Ama şimdiye kadar keşfedilmiş her türlü hayat onun içinde. Bu bizi de içine alıyor, doğada böyle bir şey olmuyor. Elon Musk gibi Mars’a sefer yapmak gerektiğine inanan insanların düşünme tarzından çok farklı. Onlarınki bir kaçıp kurtulma tavrı. Ama kritik bölge kavramından hareketle düşündüğünüz zaman kapanıp kaldınız demektir, kaçamazsınız. Eğer biz kapanıp kaldıysak ve Galileo sayesinde gözümüzü açtığımız sonsuz kozmolojinin içinde değilsek bu, siyaset açısından bu ne anlama gelir? Aynı şekilde davranamayacağımız anlamına gelir. Sonu gelmeyecekmiş gibi kaynakları ele geçiremeyeceğimiz ve çöplerimizi atamayacağımız anlamına gelir. Kritik bölgede elimizde olanı korumak zorundayız çünkü burası sonlu, yerel, risk altında ve ihtilaf konusu.

Bu söylediğiniz, James Lovelock’un Gaia hipotezine siyasi bir keskinlik kazandırıyor sanki. “Hayat”ın, kendisi için yaşanılabilir koşulları korumak üzere harekete geçtiğini anlatan bu kuramı siz öteden beri savunuyorsunuz…

Lovelock bizi kilit altına aldı! Galileo teleskop kullanarak yerkürenin sonsuz bir evrenin parçası olduğunu ortaya çıkarmışken, Lovelock ise elektron yakalama detektörü ile yeryüzünün, canlı olduğu için herhangi başka bir gezegenden tamamen farklı olduğunu açığa çıkardı. Lynn Margulis ile birlikte Gaia’yı buldular. Lovelock bunu uzaydan yaptı, sorunu olabildiğince küresel boyutuyla ele aldı; Margulis ise bakterilerden yola çıktı ve sorunu öteki ucundan tuttu. Her ikisi de Hayat’ın -büyük harf H ile- kendi varoluş koşullarını düzene sokmaya başardığını kavradılar. Benim açımdan bu, yaşadığımız dönemin en büyük keşfidir, her ne kadar ana akım bilim hâlâ bunu pek kabul etmese de. Bunun nedeni belki de bunu elde edecek araçlara henüz sahip olmamamızdır. 

Sizce bilim insanları neden hâlâ temkinli? 

Böylesine önemli bir kavramın bilim tarihinde bu kadar marjinal kalması olağanüstü bir durum. Ben kabul edilmesi için elimden gelen her şeyi yaptım. Ama bilim insanları refleksleri gereği temkinliler. Aristo’dan Galileo’ya gelindiğinde yaşanan kozmolojik dönüşüm, Galileo’dan Gaia’ya gelindiğinde yaşananla aynı. Galileo ile birlikte bizim anlayışımız dışarıya doğru, sonsuz bir evrene yöneldi. Bunun kavranması bir buçuk yüzyıl aldı ve direnişle karşılaştı. Gaia sadece yeni bir kavramdan ibaret değil. Sadece fizikle ve enerjiyle ilgili bir konu değil. Hayatın ta kendisi.

Sizin çalışmalarınız bilimin objektif, nerdeyse tanrısallaşmış görüşüne sık sık meydan okudu. Siz çok ikna edici bir şekilde insanlığın kendisini böyle mesafeli tutamayacağını öne sürüyorsunuz. Ama siyasi sağ bu yaklaşımı çarpıtarak iklimle ve doğal krizlerle ilgili uzmanların ortaya koyduğu bütün bilgileri baltalamak için kullanıyor. Bu konuda herhangi bir pişmanlığınız var mı?  

Bilimin nasıl üretildiği ile ilgili bir eleştiri başka, hakikat sonrası diye sunulan ve aralarından istediğinizi seçebileceğiniz alternatif hakikatler olduğunu öne süren görüş başka. Hakikat sonrası, savunmacı bir tavırdır. Kendinizi iklim değişikliğine, ekonomik değişikliğe, koronayla gelen değişikliğe karşı savunmak zorunda hissediyorsanız elinize hangi alternatif geçerse onu kullanırsınız. Eğer o alternatifler siber alemdeki binlerce sahte haber çiftliğinde üretilerek size yediriliyorsa bunlara direnmek zordur, hele az çok deneysel bir süs verilerek yayınlanmışsa. Bunlarla yeterince karşılaşmışsanız ve size yeterince çelişkili gibi geliyorsa, bu sayede eski inançlarınıza bağlı kalmanızı sağlarlar. Ama bunu akılcı bir kuşkuculukla karıştırmamak lazım.

Covid-19 krizi bizim bilime olan inancımızı sarstı mı?

Virüs, neyin gerçek olduğuna neyin olmadığına karar vermek için bilmeniz gereken birtakım şeyleri ortaya çıkardı. Halk istatistiklerin zorluğuyla ilgili, deneylerle ilgili, epidemiyolojiyle ilgili birçok şey öğreniyor. Günlük hayatta insanlar güven derecesi ve hata payı gibi şeylerden söz eder oldular. Bence bu iyi bir şey. İnsanların bir şekilde bilimi anlamalarını istiyorsanız, onun nasıl üretildiğini göstermek zorundasınız.

İngilizceden dilimize aktaran: Nur Deriş