Avrupa’da yeniden yapılanma: “Tutumlu ülkeler” ortak borçlanmaya karşı

-
Aa
+
a
a
a

Açık Gazete'nin köşelerinden Avrupa Ne Konuşuyor? programında Tuğba Tekerek, Avrupa gündemine ilişkin seçtiği konuları aktardı.

Avrupa Ne Konuşuyor?
 

Avrupa Ne Konuşuyor?

podcast servisi: iTunes / RSS

Avrupa’nın bu hafta konuştuğu ana meselelerden birisi pandeminin ekonomik etkilerini hafifletmek için AB Komisyonu’nun önerdiği 750 milyar avroluk yardım paketi ile Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un açıkladığı 500 milyar avroluk ortak borçlanma öneriş. 

Komisyonun açıkladığı plana göre, 750 milyar avroluk yardım paketinin 500 milyar avroluk bölümünün hibe edilmesi ve paketten en büyük payların İtalya ve İspanya’ya verilmesi öngörülüyor. Hem bu unsurlar hem de ortak borçlanma önerisi, pek çok medya organında Avrupa entegrasyonunda bir kilometre taşı, son derece önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. 

“Tutumlu değil kör”

Ancak bu stratejiye “Tutumlu Dörtlü” adı verilen Danimarka, Hollanda, Avusturya ve İsveç karşı çıkıyorlar. 

Bu tutum da ekonomik darboğazda olan diğer Avrupa ülkelerinde tepkiyle karşılanıyor. Örneğin, İtalya’dan La Stampa gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Massimo Giannini “tutumlu” kelimesine karşı çıkarak şöyle diyor:

Açık konuşmak gerekirse bu sıfatı hak etmiyorlar. Hollanda, Danimarka, Avusturya ve İsveç sadece 'kör'. AB yurttaşları olarak her gün bizzat yaşadığımız sıkıntıların farkında değiller. Pandeminin 'devasa boyutlara varan bir insani trajedi' olduğunu görmüyorlar. 

Öte yandan, “tutumlu” ülkelerdeki yorumcular ise, Güney Avrupa’nın ekonomik sorunları koronavirüs öncesine gittiğine ve kendilerine şimdiye kadar çeki düzen vermemiş olduklarına dikkat çekiyor. Örneğin, Jyllands-Posten gazetesindeki bir köşe yazısında şöyle deniyor:

[Güney Avrupa] ülkelerinin devlet bütçelerinde yaşadıkları ciddi sorunlar, Korona krizinin çok öncesine uzanıyor. ... Bir Fransız kondüktör hala Danimarkalı meslektaşından 15 yıl önce emekli olabiliyor. Kuzey Avrupa'nın aksine Güney Avrupa ülkelerinin finans krizinin ardından bütçelerini neden elden geçirip yenilemediklerini sormak son derece meşru. ... Kendileri de kapsamlı reformlardan etkilenen Kuzey Avrupalı vergi mükelleflerinin, acı reçeteyi Güney Avrupa'daki vergi mükellefleri içmesin diye bedel ödemeleri mi dayanışma sayılıyor?

Fransa ve Almanya’daki bazı sendikalar ise yayımladıkları ortak deklarasyonda bu dayanışma planını memnuniyetle karşıladıklarını ancak yapılması gerekenin ekonomik üretimde kapsamlı bir dönüşüm olduğunu belirttiler. Deklarasyondan bir bölüm şöyle: 

Ekonomik üretim modelleri elden geçirilmeli bunun da merkezinde ekolojik dönüşüm konmalı.

Fransa’da sağlık reformu 

Fransa ise koronavirüsten çıkardığı dersler doğrultusunda sağlık sektörünü güçlendirme yönünde adımlar atıyor. Fransa’da sağlık çalışanları pandemi başlamadan önce de çalışma koşullarının iyileştirilmesi için gösteriler yapıyordu. Şimdi hükümet, sendikalarla masaya oturmuş durumda ve “ne yapılmalı” diye istişare ediyor. 

Tüm bunlardan, koronavirüsün ilk dalgası sonrasında Avrupa’da geniş çaplı ekonomik düzenlemeler olduğunu ve bu düzenlemelerin ne yöne götürülmesi gerektiği konusunda müzakereler yapıldığını söylemek mümkün.

Afrika haberlerini dinlerken...

Size, bir de Afrika’dan bir not iletmek istiyorum. Afrika deyince, aklınıza muhtemelen, yoksulluk ve altyapı yetersizliğinin yol açtığı feci koronavirüs haberlerinden bahsetmemi bekliyor olabilirsiniz. Ama ben tam da bu beklenti üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. Afrika deyince aklımıza felaket geliyor ancak Afrika’daki koronavirüs vaka sayıları da ve ölüm sayıları hiç de beklendiği kadar yüksek değil. Kayda geçirilmeyen koronavirüs vakalarının kanıtı sayılabilecek genel ölüm sayılarında da ciddi bir sıçrama da yok. 

Bu konuda, Fransa’da Slate haber sitesinde çıkan bir yazıda şöyle deniyor: 

Batılı ülkelerin gösterdiği sorumsuzlukların karşısında, Afrika'da etkili kararlar verecek aydın insanların yaşadığı fikrini kabul etme zamanı geldi belki de.

İsviçre’de Le Temps gazetesinde yayımlanan bir yazıda ise şu ifadeler kullanılmış: 

Dünyadaki Covid-19 vakalarının sadece yüzde 1,3'üne bu kıtada rastlanması, yaş ortalamasının 20 olması ve giderek daha iyi eğitime sahip bilim insanlarının bulunması, Afrikalıların kıtalarına inanmaları için haklı bir neden.

Genç nüfus, seyrek nüfus, Ebola salgını sürecinde belli bir altyapı ve deneyim kazanılmış olmasını da Afrika haberlerini takip ederken akılda tutmak gerekiyor galiba.