Trafalgar Burnu, 21 Ekim 1805

-
Aa
+
a
a
a

Fransa ile dokuz yıldır savaşmakta olan Büyük Britanya, 1802 yılı baharında imzalanan Amiens Antlaşmasını sevinçle karşılamıştı. Ancak Napoleon bu barışa kalıcı gözü ile bakmıyordu. Ne ordularını ve donanmasını terhis etmiş, ne de kuvvetlerini Hollanda’dan geri çekmişti. Beri yandan İsviçre’yi işgale devam etmiş ve Pieomonte’yi Fransa’ya katmıştı.

Barış koşullara uygun olarak Minorca’yı Fransa’ya iade eden Büyük Britanya, Napoleon’un umursamaz davranışından huylanarak politik durum netlik kazanıncaya kadar Akdeniz’de donanma üssü olarak kullanabileceği son ada olan Malta’yı geri vermekten kaçınınca, Napoleon’un tehditleri ile karşılaştı. Bunun üzerine Büyük Britanya 18 Mayıs 1803 günü Fransa’ya savaş açtı.

Savaşın ilanı ile birlikte, Kraliyet Donanması klasik stratejisini uygulayarak bütün önemli Fransız ve İspanyol limanlarını abluka altına almaya başladı. Fransız Atlantik Filosunun üssü Brest ve Akdeniz Filosunun üssü Toulon bu limanların en önemlileriydi. Brest limanını abluka altına almak ve İngiliz Kanalının batı girişini denetlemekle görevlendirilen Koramiral Sir William Cornwallis, İngiliz Kanalı Filosu komutanlığına atandı ve filosu ile Ushant Adası açıklarında devriyeye başladı. Akdeniz Filosu

Horatio Viscount Nelson

komutanlığına atanan Koramiral Horatio Viscount Nelson ise Toulon limanının ablukası yanı sıra, Cebelitarık Boğazını gözetlemekle ve Akdeniz’de İngiliz çıkarlarını korumakla görevlendirilmişti.

* * *

Beri yanda Napoleon Avrupa devletlerinin Fransa’ya karşı oluşturduğu her koalisyonun temelinde Büyük Britanya’nın politik ve ekonomik gücünün bulunduğunu anlamıştı. Fransa’nın çıkarlarına uygun bir dünya için Birleşik Krallığın bertaraf edilmesinin en önemli koşul olduğu ortadaydı. Büyük Ordu Kanal denilen şu lanet hendeği atlayıp “Dükkâncılar Ulusuna” gereken dersi verecek, Britanya bir daha ayağa kalkamayacak şekilde dize getirilecekti. Büyük Ordu’yu İngiltere sahillerine taşımak için, başta Boulogne olmak üzere, bütün kuzey Fransız limanlarında hummalı bir çalışma başladı. Bir taraftan mevcut bütün mavna ve kayıklar satın alınıyor, beri yandan süratle yeni mavnalar inşa ediliyordu. Bu sefer için “İngiltere Ordusu” adı verilen Büyük Orduya mensup birlikler de mavnalara binmek ve inmek gibi çıkartma harekâtına ilişkin talimler yapıyorlardı.

Cartagena, Yeni Dünyanın en önemli limanlarındandı

Şimdi çözümlenmesi gereken tek bir sorun kalmıştı. Bu mavnalardan oluşan istila filosunun İngiliz kıyılarına varabilmesi için, Kanal üzerinde kesin bir denetim kurmuş bulunan Kraliyet Donanmasının, oniki saatlik bir süre boyunca meşgul edilmesi ve böylece istila filosu ile uğraşmasının engellenmesi gerekiyordu. Napoleon hemen bir çözüm geliştirdi. Toulon’daki Fransız filosu İngiliz ablukasını yaracak, batıya doğru ilerleyerek müttefikleri İspanya’nın Cartagena limanında ablukada yatan İspanyol savaş gemilerini kurtaracaktı. Filo Cebelitarık Boğazını geçince, Cadiz’e uğrayarak bu limandaki İspanyol filosunu da kurtardıktan sonra Batı Hint Adalarına
yelken açacaktı. Tümamiral Sir Thomas Graves’in ablukasından kurtulup kaçabilen Tümamiral Missiessy komutasındaki Rochefort filosu onları burada bekliyordu. Bu arada Brest filosu da ablukayı yararak 40 gün içinde Martinique’e gelecek ve hatırı sayılır bir armada oluşturulacaktı. Bu filo İngiliz Kanalına dönerek, buradaki İngiliz savaş gemilerini dağıtacak ve Napoleon’un ordularının İngiltere’ye geçişi sağlanacaktı.

* * *

Kara savaşlarında bir taktik ustası ve strateji dehası olan Napoleon, birçok diğer karacı gibi deniz savaşlarından hiç anlamıyor, onları deniz üstünde yürütülen kara savaşları gibi değerlendiriyor; bu nedenle üç hususu gözden kaçırıyordu. Bunlardan birincisi, abluka altına aldığı filoyu kaçıran İngiliz amiralinin ya bu filoyu göz hapsinde tutacak kadar yakından izleyeceği ve ilk fırsatta savaşacağı, ya da avına yetişememesi halinde, rotasını Fransa ile yapılan bütün deniz savaşlarında olduğu gibi, bu defa da gerçek sonucun alınacağı stratejik merkez olan ve bütün İngiliz amirallerinin ezberinde bulunan İngiliz Kanalına döndürecekleriydi. Ne şekilde olursa olsun, Napoleon’un İngiliz Kanalında sonuç almaya yetecek bir sayısal üstünlük sağlaması ham hayaldi. İkinci önemli hata, iletişimin çok zayıf ve yetersiz olduğu bir dönemde, bu kadar çok birimin karada bile eş-zamanlı olarak hareketi olası değilken, bu işi denizde uygulamaya kalkışması idi.

Fransız gemileri çürüyüp kurtlanıyordu

Napoleon’un üçüncü hatası niteliklere bakmadan, sadece nicelik üstünlüğünün olumlu bir sonuç vereceğini ummasıydı. Fransız Devriminin kanlı baltası, ezici çoğunluğu asil olan Fransız amirallerinin ve gemi süvarilerinin ensesinden eksik olmamış, Kamu Emniyeti Komitesinin teröründen kurtulabilen birkaç şanslı subay da çareyi yurt dışına kaçmakta bulmuş, Fransız Donanması her iki anlamda da başsız kalmıştı. Bir deniz subayının yetiştirilmesi bir piyade subayının eğitilmesi kadar basit ve süratli olamıyordu. Çünkü onlar askerlik mesleğinin gereklerinin yanı sıra denizciliğin inceliklerini de öğrenmek zorundaydılar ve yelken çağında bu eğitim nerede ise bir ömür boyu sürüyordu. Zaten şimdi de Kraliyet Donanmasının limanlarına hapsettiği Fransız savaş gemileri yavaş yavaş çürüyüp kurtlanıyor, gemi

Thomas Graves (1725-1802)

süvarileri,  subayları ve efradı gemicilik ve askerlik eğitimlerini yapamamaktan dolayı moralman çöküyor, disiplinsiz davranışlara ve suça yöneliyordu. Oysa ki bir kaç mil açıkta abluka görevini yürüten İngiliz gemileri devamlı olarak “iş üstünde eğitim” halindeydiler. Çünkü onlar her türlü hava koşulu altında karakol görevini yürütüyorlar, denizcilik ve askerlik becerilerinin düzeyini yükseltiyor, giderek kendilerine, komutanlarına ve gemilerine duydukları güven de artıyordu. Zamanlarını limanda, sakin sularda geçiren gemiciler disiplin ve morallerini yitirirken, açıkta, her türlü kötü hava koşulu altında yaşamlarını sürdüren efradın morali en üst düzeydeydi.

* * *

Britanya'nın "taçsız kralı" Oliver Cromwell (1599-1658)

19’ncu yüzyılın başında yelkenli savaş gemileri 150 yıllık bir evrim geçirmişler ve ulaşabilecekleri en mükemmel düzeye gelmişlerdi. Evrim 1650’lerde başlamıştı. O tarihe kadar bir deniz savaşı tehlikesi belirince hem krala, hem de özel kişilere ait ticaret gemileri çeşitli anlaşmalar çerçevesinde bir araya gelir, iki ya da üç bölük halinde düşmana saldırırlardı. Savaş başlayınca her tekne gözüne kestirdiği yakın bir gemiye saldırır; bordalayarak veya güvertelerindeki topları kullanarak düşmanlarını yenmeye gayret ederlerdi. Savaştan sonra gemiler tekrar ticarete dönerdi. İngilizler 1649 yılında iç savaştan çıkar çıkmaz, kendilerini Hollandalılara karşı yürütülen çok yaşamsal başka bir savaşın içinde buldular. Hollanda Savaşları olarak bilinen ve 22 yıl süren (1652-1674) bu savaşlar deniz aşırı pazarlar ve deniz ticaret yolları üstünde egemen olmak uğruna yapılmaktaydı. O dönemde İngiltere’nin kaderine hükmeden Parlamento ve Cromwell, böyle bir
mücadelenin sadece savaş için inşa ve teçhiz edilmiş gemilerle yürütülmesi gerektiğine karar verdiler ve bu nedenle inşa edilen gemilerden bir filo oluşturdular. Bu gemiler üç direkli, dörtgen yelkenli, bir, iki ya da üç güverteli teknelerdi. Ambar alanları sadece geminin ve efradın gereksinimini karşılayacak kadar ufak ve sintineye yakındı. Güvertelere top güvertesi deniyordu ve güvertelerde, her iki borda boyunca baştan kıça kadar açılmış olan lombozların her birinden bir top namlusu çıkmaktaydı. Kıç kasaradaki çok kısıtlı yaşam alanı gemi subaylarına ayrılmıştı. Efrat yemeklerini top güvertelerinde tavandan sarkıtılan masalarda yiyor ve geceleri yine bu güvertelerde tavana asılan hamaklarda uyuyordu. Gerek güverteler, gerekse borda ve bölme duvarları savaş sırasında etrafa saçılan kanın moral bozmaması için kırmızıya boyanırdı. Ayrıca dökülen kanın toplanıp denize akıtılması için her güvertenin çevresinde oluklar bulunurdu.

George Monck’ın yeni savaş taktiği

İngiliz bahriyelilerinin kraliyetçi olduğundan şüphelenen Cromwell, bu yeni filonun komuta kademelerine kendisine sadık olduğuna inandığı generalleri atadı. Bunların başına bir topçuluk uzmanı olan George Monck, “deniz generali” rütbesi ile atandı. Monck şimdi artık en güçlü silahı topları olan bu yeni savaş gemilerinin düşmana eskisi gibi saldırmaları halinde biribirlerinin ateşini maskeleyebileceğini düşünerek yeni bir savaş taktiği geliştirdi. Buna göre gemiler düşmana saldırmadan önce pruva nizamında bir hat oluşturacaklar ve böylece biribirlerinin ateşini maskelemedikleri gibi, bordalarındaki bütün topları da kullanmak fırsatını bulacaklardı. Bu hattı denetleyebilmek üzere en kıdemli komutan hattın ortasında, kıdem sırasında ikinci olan amiral hattın en başındaki gemide, üçüncü olan amiral ise saffın en sonundaki teknede bulunacaklardı. Ancak gemiler farklı büyüklükte ve ateş gücündeydiler. Bu savaş hattına kimler girmeliydi? Gemiler personel adedine, güverte ve bordalarındaki top sayısına göre altı ayrı sınıfa ayrıldılar. Bordalarında top sayısı 100, 74 ve 60 olan ilk üç sınıf bu savaş hattında yer alabilecekti. Bunlar “saff-ı harp” gemileri olarak isimlendirildi. Dördüncü ve beşinci sınıflar birinci ve ikinci sınıf fırkateynlerden (kruvazör), altıncı sınıf ise uskuna ve şalopalardan oluşuyordu.

Monck’un geliştirdiği bu yeni savaş taktiği Parlamentonun onayından geçtikten sonra “Savaş Talimatı” olarak İngiliz Donanmasının klasik savaş düzeni niteliğini kazandı. Bu yeni tip savaş gemileri ve savaş tarzı kısa sürede İngilizlerin düşmanları tarafından da benimsendi. Bütün rakipler aynı şekilde savaşmaya başlayınca üstünlük sağlamak için farklı uygulamalara başvuruldu. Örneğin İngilizler, düşmanlarına rahatça ve süratle saldırabilmek için rüzgarı pupadan almayı yeğliyorlar ve bunu sağlamak için manevra yapıyorlardı. Genelde daha zayıf filolarla çarpışmak zorunda kalan Fransızlar ise savaşa girerken rüzgarı orsadan almayı tercih ediyorlardı. Böylece savaş alanını istedikleri zaman rahatça terk etme olanağını kazanıyorlardı. Ateş tekniklerinde de farklılıklar vardı. İngilizler dalga sırtından inerken ateş ediyor ve böylece düşman teknelerini su hattı hizasında

George Monck (1608-1670)

yaralayarak batırmayı amaçlıyorlardı. Fransızlar ise dalga sırtına çıkarken İngiliz gemilerinin armalarına ateş ediyor, böylece onların hareket etme kabiliyetini yok etmeye çabalıyorlardı. Burada da amaç İngilizlerin kendilerini izlemesini engellemekti.

* * *

Toulon’daki Fransız filosunun komutanı, 1798 yılında Nil Muharebesinde Nelson’la çarpışan ve ciddi bir yenilgiye uğrayan Koramiral Pierre-Charles Silvestre de Villeneuve’dü. Villeneuve, kesin sonuç almak için düşmanın gemilerini limanlara hapsetmek yerine, onları açık denize çekip orada imha etmeyi düşünen Nelson’un ablukayı bilinçli olarak gevşek bırakmasından yararlanarak, 30 Mart 1805 günü denize açıldı. Nelson Fransızların doğuya giderek Malta, Napoli ya da Mısıra saldırmalarını beklediğinden hem Messina, hem de Sicilya Boğazlarını denetleyebileceği Ustica Adası açıklarında devriyedeydi. Oysa Villeneuve 7 Nisan’da Cartagena’ya varmıştı bile. Ancak İspanyol gemileri denize açılmak için hazırlıklarını henüz tamamlamamışlardı. Villeneuve ise Nelson’un ona yetişmesinden korkuyordu ve bu gemilerden vaz geçerek yine batıya dümen kırdı. Cebelitarık Boğazından geçtikten sonra Cadiz’e uğradı. Burada İspanyol Donanmasının Komutanı Oramiral Don Federico Carlos Gravina, emrindeki sekiz harp gemisi ile Villeneuve‘e katıldı ve 9 Nisan günü Martinique’e doğru yelken açan filo, 14 Mayıs’ta hedefine ulaştı. Ancak iletişim eksikliğine Cartagena’dan sonra bir kurban daha verilmiş, Missiessy Villeneuve’ün planlarını değiştirdiğini düşünerek, onu beklemeden Brest filosuna katılmak üzere doğuya yelken açmıştı.

Pierre-Charles Silvestre de Villeneuve (1763-1806)

Villeneuve Karayipler’de

Beri taraftan Cadiz’i abluka altına almakla görevli Koramiral Sir John Orde, filosunun ufaklığı nedeni ile müttefiklerin karşısına çıkamamış, Cornwallis’in Ushant açıklarında bulunan filosuna katılmak ve Amirallik Dairesini durumdan haberdar etmek üzere rotasını kuzeye kırmıştı. Nelson ise, on günü aşkın bir zamandır pusuda yatmasına karşın hiçbir harp gemisine rastlamayınca yanılmış olduğunu düşünerek rotasını Cebelitarık’a çevirmiş, fakat orsa rüzgarlar nedeni ile menziline ancak 8 Mayıs’ta varabilmişti. Burada Villeneuve’ün Atlantik’e açıldığını, ancak kuzey sularında olmadığını öğrenen Nelson, müttefik filonun Karayiplere gidebileceğini düşünerek gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra 11 Mayıs’ta yola çıktı. Villeneuve’ün 36 günde aldığı yolu 24 günde tamamlayarak 4 Haziran’da Barbados’a varması,

Kraliyet Donanmasının denizcilik alanında rakiplerine oranla ne denli deneyimli ve eğitimli olduğunun bir göstergesidir.

Karayipler’deki Britanya sömürgelerini vurmak niyetinde olan Villeneuve, Nelson’un gelişinden haberdar olunca, herşeyi yüzüstü bırakıp 9 Haziran’da rotasını Ferrol’e çevirdi. Nelson Villeneuve’ün doğuya dönmekte olduğunu Amirallik Dairesine bildirmek için, çok iyi yol yapan “Curieux”yü görevlendirmişti. Yolda Fransızlara yetişen “Curieux”nün süvarisi, filonun rotasından Fransızların Ferrol limanına gitmekte olduklarını çözdü. Bu çok önemli istihbaratı alan Amirallik Birinci Lordu da, sekiz harp gemisinden oluşan bir filoyu Ferrol limanının ablukasını yürüten Koramiral Sir Robert Calder’in gemilerine katılmak üzere görevlendirdi. 22 Temmuz 1805 günü, ağır bir sis perdesi altında Calder’in gözcüleri bazı yelkenlerin görülebildiğini rapor ettiler. Nelson’un yakalamak istediği fırsat Calder’in ayağına gelmişti. Ama Calder Nelson değildi. Birbirlerine yaklaşırken her iki filo da savaş hattı nizamına girdiler ve İngilizler Villeneuve ile Ferrol limanı arasına girerek, Fransızları savaşa zorlamak istediler. Ağır sisten de yararlanan müttefik filo, iki İspanyol savaş gemisinin İngilizlere esir düşmesine karşın, Calder’in gemilerini atlatarak Ferrol limanına sığınabildi.

Honoré Joseph-AntoineGanteaume (1755-1818)

Napoleon küplere bindi

Villeneuve’ün Ferrol’da olduğunu öğrenen Napoleon, stratejisinin başarıya ulaşmakta olduğuna inanarak Villeneuve’e ve Brest Filosuna komuta eden Koramiral Honoré Joseph-Antoine Ganteaume’a birer emir göndererek, Fransızların kırk kuşaktır bekledikleri günün nihayet geldiğini, Büyük Ordunun İngiltere’ye geçebilmesi için her iki filonun Brest önünde birleşerek İngiliz Kanalındaki düşmanı dağıtmak üzere önlemler almasını istedi. Villeneuve aldığı emir doğrultusunda, 14 Ağustos’ta Ferrol limanını terk ederek kuzeybatı istikametinde yelken açtı. Herkes bu rotanın Brest’e doğru dümen kırıldığında batı rüzgarını pupadan almak için çizildiğini düşünüyordu. Ancak kontraband aramak için durdurulan Danimarka bandıralı bir ticaret gemisinin kaptanının bütün İngiliz donanmasının kanal girişinde toplandığını söylemesi üzerine, morali bozulan Villeneuve  15 Ağustos akşamı

filosunun yönünü güneybatıya, Cadiz’e çevirdi ve 20 Ağustos günü hedefine ulaştı.

Durumdan haberdar edilen Napoleon küplere bindi. Hemen İngiltere’yi istila etmek üzere Boulogne’da çadırlı ordugahta bulunan Büyük Orduya Viyana üzerine yapılacak sefere ilişkin hazırlıklara başlanması için emirler gönderdi. Bu sefer Napoleon’a Ulm ve Austerlitz zaferlerini getirecekti. Beri yandan artık tamamen ümidini kestiği Villeneuve’e, donanmayı alarak Akdeniz’e girmesi ve Napoli’ye saldırması için bir emir gönderdi. Ama bir taraftan da, beceriksizliği herkes tarafından bilinmesine karşın, daha yeni oramiralliğe terfi ettirilen François Etienne Rosily’ye derhal Cadiz’e gitmesi ve donanmanın komutasını alması için talimat verdi.

* * *

Son olarak Barbados’ta bıraktığımız Nelson ise, gemilerinin gereksinimleri karşılanır karşılanmaz, 13 Haziran günü Villeneuve’ün peşine düşerek 18 Temmuz’da Cadiz’e ulaştı. Düşmanın Ferrol limanında abluka altında olduğunu öğrenince kuzeye dümen kıran Nelson, iki yıl denizde kaldıktan sonra, Amiralliğin onayı ile kısa bir tatil yapmak için 19 Ağustos’ta Portsmouth’a geldi. Nelson’un tatili gerçekten kısa sürdü, zira 14 Eylül günü flaması Akdeniz filosu komutanı olarak Victory’nin pruvasına toka edilmekteydi. Nelson’un hedefi, artık Cadiz’de olduğunu bildiği müttefik donanmaydı.

Amiral Nelson Savaş Divanında yargılanabilirdi

Nelson Savaş Talimatı uyarınca bir savaş hattı oluşturulduğunda kesin sonuç alınmasının adeta olanaksız olduğunu biliyordu. Bu geleneksel taktiklerle, sayıca kendisinden üstün olan düşmanı yenmek olasıydı ama yenilen düşman bir nefeslenip, yeniden denize çıkabiliyordu. Nelson’un amacı düşmanı yenmek değil, topyekun imha etmekti ve iki yıldır bunu nasıl yapabileceğini planlamaktaydı. Başarısızlığa uğraması durumunda savaş divanına çıkmayı göze alıp, Savaş Talimatı’na aykırı davranmaya karar vererek, emrindeki 30 gemiyi 3 müfrezeye ayırdı. Birinci müfrezeye kendisi, ikinci müfrezeye de Koramiral Collingwood komuta edecekti. Yedi, sekiz gemiden oluşan üçüncü müfreze ise ihtiyat olarak görev yapacak, gereksinim duyulduğunda kullanılacaktı. Birinci ve ikinci müfrezeler düşman savaş hattına dikey konumda iki paralel hat oluşturacaklardı. Nelson’un müfrezesi Collingwood’un iskele bordasında bulunacak ve düşman hattını Villeneuve’ün gemisinin iki , üç gemi öncesinden yarmaya gayret edecekti. Nelson düşmanın 35, 36 gemisi olduğunu düşünüyordu. Bu manevrası pruva nizamındaki düşman savaş hattının baş tarafındaki 12, 13 gemiyi kıç taraftan ayıracaktı. Her iki müfreze de şimdi kıç tarafta sayıca kendilerinden daha az kalmış düşman gemilerine saldıracak ve baş tarafta kalan Fransız gemileri dönüp yardıma gelene kadar kesin sonuç almaya çalışacaklardı. Baş tarafta kalan gemiler geriye dönebildiklerinde Nelson onlara karşı da sayıca üstünlük sağlamış olacak ve onları da rahatça imha edebilecekti.

Nelson savaş koşullarında haberleşmenin çok zorlaşacağını biliyordu. O çağda denizde en hızlı haberleşme sinyal flamaları ile yapılabiliyordu. Ancak bu flamalar barut dumanından gözlenemez, hatta direkler ve armalar parçalandığı için çekilemez duruma gelebilirlerdi. Bu nedenle düşmanla karşılaştığında neyi, nasıl yapmak istediğini ayrıntılı bir şekilde açıklayan bir memorandum yazmış ve gemi süvarilerine göndermişti. Bununla da yetinmemiş, iki yıl boyunca “Biraderler Çetesi” adını verdiği süvarilerini sık sık amiral gemisinde akşam yemeğine davet etmiş, hepsine düşündüklerini ve kendisinden emir alamadıkları durumlarda neler yapmalarını istediğini tekrar tekrar anlatmış; savaş taktiğini hepsine adeta ezberletmişti. Memorandumunu, sinyalleri okuyamayan, ya da anlayamayan herhangi bir gemi süvarisi gemisini bir düşman gemisinin bordasına dayar da savaşa girişirse, yanlış yapmış

Nelson'ın yakın arkadaşı Collingwood (1750-1810)

addedilmeyecektir, diye bitiriyordu. Nelson kesin bir zafer kazanmayı bekliyor, buna adeta iman ediyordu. Bu inancını 20 Ekim akşamı sofrasına davet ettiği Victory’de görevli birkaç genç subay adayı ile de paylaşmış, onlara çok şanslı olduklarını, çünkü ertesi gün büyük bir zafere tanıklık edeceklerini söylemişti.

* * *

Nelson adeti uyarınca, düşmanı açık denize çekebilmek için ablukasını gevşek tutmaktaydı. Cadiz limanının ağzında, karakol görevi yapan Euryalus fırkateyninden başka bir İngiliz gemisi bulunmamaktaydı. 19 Ekim sabahı Euryalus Fransız-İspanyol donanmasının limandan çıkmaya başladığı mesajını gönderdi. Villeneuve Rosily’nin komutayı almak üzere yola çıktığını duymuş, “korkaklık” nedeni ile görevden alınmaktansa, hazırlıklarını dahi bitirmeden, Napoleon’un emirleri doğrultusunda Napoli’ye doğru yelken açmayı yeğlemişti. Euryalus’un müjdesini alan Nelson da Villeneuve’ün niyetini anlamış, onun yolunu kesmek üzere bir rota seçmişti.

Cebelitarık’a doğru rota çizen Villeneuve, bir yandan yaklaşan gece içinde savaşmadan Akdeniz’e varabilmenin hesaplarını yapıyor, beri taraftan Nil savaşında bir gece baskını yaparak gemilerini yakan Nelson’un bunu yine yapmaması için gözcülerinin sayısını arttırıyordu. Gece olaysız geçti.

Trafalgar savaşı

 Deniz durgundu...

21 Ekim 1805 sabahı, tanyeri ağardığında Nelson Trafalgar Burnunun 20 mil batısındaydı. Deniz durgundu ve batı-kuzeybatı yönünden hafif bir rüzgar esmekteydi. İngiliz gemilerindeki gözcüler ilk ışıkla birlikte doğu ufkunda gördükleri yelkenlerin müjdesini verdiler. Nelson saat altı sularında planını yürürlüğe sokacak işaret flamalarını çektirdi. Birkaç gün önce Tümamiral Thomas Louis’i birkaç gemi ile eksilen stokları tazelemesi için

Rabat’a göndermişti. Bu nedenle komutasındaki 27 gemiyi iki müfrezeye böldü. Planladığı gibi, kuzeydeki müfrezeye Victory’den Nelson komuta ediyordu. Onların sancak bordasında seyreden ikinci müfreze, flamasını Royal Sovereign’a çekmiş olan Collingwood tarafından yönetiliyordu.

Güneye doğru yol almakta olan Villeneuve İngilizlerin geldiğini görünce bütün gemilerine oldukları yerde 180 derece dönmeleri için işaret vererek, burnu kuzeye bakan bir hat oluşturdu. Ancak artık Cadiz’e kaçmak olası değildi. Savaş kaçınılmaz olmuştu. Bu manevra sırasında Fransız hattı ortadan bel vermiş; hatta bazı yavaş gemiler hattın dışında kalmışlardı. Villeneuve bu gemileri toplayarak savaş hattını intizama sokmaya gayret ederken, İngilizler de hafif rüzgarın izin verdiği ölçüde Fransızlara yaklaşmaya çalışıyorlardı. Savaşın ancak öğlen oniki civarında başlayacağı anlaşılınca, Nelson 11:35’te Victory’nin direğine artık çok büyük bir üne ulaşmış olan iki sinyal çektirdi. Bunlardan birisi “İngiltere herkesin görevini yapmasını bekliyor”, diğeri ise “Düşmanla sıcak temasa geçin” sinyalleriydi.

Akciğeri ve omurgası parçalandı

Savaş başlayınca bütün İngiliz süvariler Nelson’un planladığı gibi savaşmaya başladılar. Bu durumda amiralin yapabileceği çok fazla bir şey yoktu. Adeti olduğu gibi büyük üniformasını giymiş ve bütün madalya ve nişanlarını takmış olan Nelson, Victory’nin süvarisi ve yakın dostu olan Albay Thomas Hardy ile savaşın gelişmesini izliyor ve kıç kasarada dolaşıyordu. Bu arada Victory, Redoutable adlı Fransız gemisine bordalamış, amansız bir mücadeleye girmişti. Bu mücadele sürerken Nelson Redoutable’ın armasında mevzilenen bir keskin nişancının hedefi olmuş, omuzunu, akciğerini ve omurgasını parçalayan bir kurşun nedeni ile kanlar içinde güverteye yığılmıştı. Çevresindekiler onu karga tulumba gemi doktoruna taşırken, Nelson efradın yaralandığını görerek morali bozulmasın diye tek kolu ve mendili ile yüzünü ve nişanlarını kapatmaya çalışıyordu.

Nelson’un yaralanmasından beş dakika sonra Villeneuve’ün sancak gemisi Bucentaure sancağını indirerek teslim olmuştu. Öğleden sonra saat iki civarında merkezdeki boğuşma bitmiş gibi gözüküyordu. Bu kesimde sekiz Fransız ve İspanyol gemisi teslim olmuştu. Saat üç civarında hattın arka ucundaki mücadele de sonuçlanmış, Collingwood kesin bir zafer kazanmıştı. Bu arada Fransız-İspanyol savaş hattının savaş dışında kalan baş kısmı, geri dönerek hattın geride kalan kısmının yardımına gelmeye çabalıyordu. Bazı süvariler bu nedenle filikalarını denize indirerek gemilerini çektirmeyi bile

Trafalgar savaşı

denediler. Ancak bu da Nelson’un filosu için 15, 20 dakikalık bir tehdit oluşturmaktan öteye geçmedi. Akşam saat beşbuçuk sularında, güneş batı ufkuna yaklaşırken Albay Hardy, Nelson’a 15 savaş gemisinin teslim alındığı raporunu verdi. Nelson, bu sayının 20 olmasını umduğunu dile getirdikten kısa bir süre sonra Hardy’ye bütün filonun demirlemesi gerektiğini fısıldadı. Çünkü denizci insiyakı ile çok hafif rüzgara karşın ölü dalgaların yükselmesinin, batıdan gelen zorlu bir fırtınanın habercisi olduğunu algılamıştı. Yaralı, armaları paramparça, direkleri kırık gemilerin sahile bu denli yakın oldukları bir bölgede bu en akılcı çözümdü. Ama fazla zamanı kalmamıştı. Cesedinin denize atılmadan İngiltere’ye götürülmesini vasiyet ettikten sonra, önce bir gözünü, sonra da bir kolunu verdiği vatanı için bu kez son nefesini verdi.

* * *

Müttefik donanma bu savaşa onsekizi Fransız, onbeşi İspanyol, otuzüç gemi ile girmişti. Sadece onbeş gemi kendisini Kraliyet Donanmasının hışmından kurtarabildi. Bunlar Collingwood ile savaşa tutuşan Gravina’nın altı İspanyol gemisi ile hattın baş tarafında olduğu için savaşın dışında kalan Tümamiral Pierre Dumanoir’ın komutasındaki dokuz Fransız savaş gemisi idi. Geri kalanların onbeşi esir düşmüş, dördü batmıştı.

Nelson’un ölümü ile İngiliz filosunun komutanlığı Collingwood’a geçmişti. Collingwood Nelson’ın gemilerin demirlenmesine ilişkin emrini uygulamadı. Bu nedenle, Nelson’un geleceğini tahmin ettiği fırtına gece saatlerinde filosunu vurduğunda, bir Fransız ve üç İspanyol gemisi dışında, esir olan gemilerin hiç birini dalgalardan kurtaramadı.

Napoleon’a pranga

Lord Nelson 9 Ocak 1806 günü, St. Paul Katedrali’nde yapılan bir devlet töreni ile toprağa verildi. Daha hayatta iken İngilizler tarafından bir kahraman olarak tanınmış, sevilmiş ve ulusunun bütün bireylerinin gönlünde yer edinmişti. İngilizler, onun anısını Londra’nın göbeğinde Trafalgar Meydanı’nda dikili olan Nelson Sütunu’nda sevgi ile yaşatmaya devam ediyorlar. Amiral gemisi Victory ise, Portsmouth limanındaki yatağında, geçkince, ama hala bakımlı ve güzel bir leydi olarak, her ülkeden gerçek denizcilerin esin kaynağı olmaya devam ediyor.

Londra'da Trafalgar Meydanında 1843'te tamamlanan Nelson Sütunu

Gemisi ile birlikte teslim olan Koramiral Villeneuve ise, 15 Kasım 1805’te Fransa’ya döndükten sonra, Napoleon’un hışmından kurtulmak için intiharı yeğledi. Villeneuve’den ümidini kestikten sonra Büyük Ordu’ya hedef olarak Viyana’yı gösteren Napoleon, Avusturyalılara ve Ruslara karşı 17 Ekim’de Ulm’da, 2 Aralık’ta da Austerlitz’te iki kesin ve parlak zafer kazanmış, ama Kraliyet Donanmasının ve Lord Nelson’ın bileklerine geçirdiği prangayı söküp atamamıştı. Artık günleri sayılıydı.

Fransız ve İspanyol bahriyesi Trafalgar’da maddi olduğu kadar, hatta ondan daha da büyük bir manevi zarara uğramışlar, tam bir moral yıkıntı yaşamışlardı. Bir daha eski güçlerini hiç

bulamadılar. Kraliyet Donanması 21 Ekim 1805’ten itibaren denizlerin tek hakimi ve gerçek kraliçesiydi. 20’nci yüzyılın başında Alman İmparatorluğunun Açık Deniz Filosu bu egemenliği sorgulayana dek, nerede ise yüz yıl deniz hukuku ve deniz ticaret yollarının tek savcısı ve tek hakimi oldular. Büyük Britanya sefirinin taleplerine eşlik eden tek bir ganbot, bu isteklerin hemen karşılanmasını sağlamaya yetiyordu. Denizlerdeki bu ezici üstünlüğü sayesinde Büyük Britanya, “topraklarında güneş batmayan” bir İmparatorluğa kavuştu.

Tablolarda Lord Nelson'ın deniz savaşları