Haftanın Kitapları: 14.07.2010

Açık Dergi
-
Aa
+
a
a
a

Andrea Maria Schenkel

Cinayet Çiftliği

çev. Dost Körpe

Domingo, 2010, 181 s.

Deneyimler, tanıklık edilenler doğrultusunda, içinde bulunduğumuz mevsim itibariyle tatile çıkmayı planlayanların kötü bir sürprizle karşılaşmalarının her zaman olasılık dahilinde olduğunu söyleyebiliriz: Çalışmanın sıkıcı rutininden uzaklaşarak tatilin huzurlu rutinine ulaşıldığında, örneğin coğrafi yapıyı, tarihi dokuyu “katleden” bir beton yapılaşmasıyla karşılaşmak gibi... Deniz manzarasına engel oluyor diye ağaçların kesilmesi, sahil yollarının hiçbir özen gösterilmeden yalnızca arabaların hatrına genişletilmesi vb pekâlâ bir “cinayet” olarak nitelendirilebilir. O bölgeyi ikinci evi olarak görenlerin böylesi bir durumu düzeltmek adına ellerinden geleni yapmaya çalışmaları kuşkusuz doğal bir tepki olacaktır; en azından neler olduğunu, neden olduğunu öğrenmek isteği... Cinayet Çiftliği’nin başlangıcında da benzer bir olay bulunuyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası ilk yazı taşradaki bazı uzak akrabalarının yanında geçiren ve o haftalar sırasında söz konusu köyü bir “huzur adası” olarak gören anlatıcı, gazetede okuduğu bir katliam haberi sonrası huzursuzluk hisseder. Köyünün “cinayet çiftliği”nin bulunduğu yer haline gelmesini ve orada işlenen suçu (köyün ücra bir yerindeki çiftliklerinde –aslında pek de sevilmeyen, tuhaf ve huysuz olarak nitelendirilen– yaşlı Danner, karısı, kızı, kızının iki çocuğu ve yeni hizmetçileri baltayla, zalimce katledilmişlerdir) aklından bir türlü söküp atamayınca, neler yaşandığını öğrenmek, araştırmak üzere “huzur adası”na geri döner. Sonrasında romanda anlatıcının varlığını yalnızca köyün diğer sakinleriyle olay hakkında yaptığı konuşmalarda sorular sormasıyla hissederiz. Romanda bir yandan katliam öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşananları izlerken, bir yandan da köyün diğer sakinlerinin olayla, kurbanlarla ilgili düşüncelerini takip ederiz. “Orada tanıştığım insanlar bana işlenen suçtan bahsetmeye çok hevesliydiler,” der anlatıcı, çünkü hem orayı tanıyordur ama hem de orada kalmayacak, onları dinleyip sonra gidecek biridir köyün diğer sakinleri için. Böylelikle, belki de soruşturmayı yapan polislerin dahi edinemeyecekleri ayrıntılar hakkında bilgi sahibi oluruz.

Kitabın arka kapağında Cinayet Çiftliği’nin “sadece Almanya’da 500.000 kopyanın üstünde satarak satış rekoru kırdığı” ve Deutsche Krimi ile Martin Beck ödülleri sahibi olduğu belirtilmiş. Bunun bir nedeni kuşkusuz romanın anlatımında farklı bir yolun izlenmesi ve irkiltici bir “soğukkanlı” dil kullanılmış olması, ama sanırım bir nedeni de gerçek bir olaya dayanması (bu özellikleriyle roman, akla ister istemez Truman Capote’nin Soğukkanlılıkla isimli eserini getiriyor). Romandakinin aksine daha erken bir tarihte, 1922’de gerçekleşmiş ve tarihe “Hinterkaifek cinayeti” olarak geçen olayı anlatıyor aslında Andrea Maria Schenkel (Almanya tarihinin bu en muammalı cinayetinin filmlere de konu olduğunu ekleyelim).

Ian Rankin

Komplo

çev. Onur Kaya 

Resif Kitap, 2010, 368 s.

2006 yılından başlayarak Vatan Kitap tarafından art arda yayımlanan Rankin kitaplarının devamı gelmemişti, dolayısıyla Rankin’le yeniden karşılaşmış olmak, sanırım polisiye severleri heyecanlandırmıştır. Detektif Rebus merkezli kitaplarında polisiye hikâyenin arka planında, İngiltere’nin toplumsal yapısına –özellikle suç çerçevesinde– ayna tutmadaki başarısıyla adından söz ettiren Rankin, Komplo romanında ise Müfettiş Malcolm Fox’la tanıştırıyor bizleri. Diğer polisleri soruşturan müfettişlerden biri olan Fox (elbette pek sevilmeyen bir birim), bir görevi başarıyla tamamlamasının hemen ardından yeni bir görev üstlenir. Kanıtlanamasa da “kirli” bir polis olduğu bilinen Jamie Breck’i soruşturmaya başlayan Fox, tehlikeli bilgilere ulaşması bir yana, yakınında işlenen bir cinayetle de kendisini içinden çıkılması zor görünen bir muammanın, cevaplanması kolay olmayan soruların ortasında bulacaktır...

Anthony Bidulka

Ara Sıcak

çev. Ayfer Ünalan

Sel Yayıncılık, 2010, 271 s.

Ara Sıcak’ta, pek sık rastlamadığımız bir özel detektif tiplemesiyle karşılaşıyoruz; Russell Quant’la. Kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi “sevimli, gay ve çaylak bir özel dedektif.” Daha önce bir polis memuru olan Quant, özel detektifliğe yeni başlamıştır ve şu zamana kadar, yani aradan geçen bir yıl içerisinde “saçma sapan” işler yapmıştır; dolayısıyla, kendisine artık esaslı bir iş bulmak arzusundadır ve beklediği bu iş, bir gay düğününde yaşananlar sonrasında gelir. Düğün günü ortadan kaybolan damatlardan birini bulmak için Quant, Fransa’ya doğru yola çıkar... Ara Sıcak yazarın Türkçeye çevrilen ilk kitabı, aynı zamanda “Russell Quant” romanlarının da ilki. Ara Sıcak haricinde şimdilik altı tane daha “Russell Quant” romanı kaleme alan yazarın bu kitaplarının da Türkçede yayımlanıp yayımlanmayacağını önümüzdeki zamanlarda göreceğiz.

Peter Spierenburg

Cinayetin Tarihi

çev. Yiğit Yavuz

İletişim Yayınları, 2010, 376 s.

Kitabın alt başlığından da anlaşılacağı gibi ortaçağdan günümüze Avrupa’daki (özellikle İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika, Lüksemburg, Hollanda) bireysel şiddeti ele alan Spierenburg, esas olarak cinayeti ele almakla birlikte, şiddet içeren ama ölümle sonuçlanmayan hadiselerle ilgili kayıtlara da yer vermiş. Kitabın her bölümü ayrı bir meseleye ayrılmış (kan davası, öldürmenin hukuki bağlamda ele alınışı, düellolar, kadınların ve yakın ilişki içindeki kişilerin kurban ya da fail olduğu cinayetler, seri cinayetler, yeraltı dünyası gibi). Son bölümün ana odağı ise, modern çağda öldürmenin artarak, yüzyıllardır süren eğilimi tersine çevirmesi. Kitaba eklenen grafikten anlaşıldığı üzere 1450’lerden –ortaçağdan– itibaren yüzyıllar boyunca öldürme oranının düştüğünü görüyoruz, fakat özellikle 1970’lerden başlayarak bir artış gözlemleniyor. İşte Cinayetin Tarihi kitabının son bölümü, bu gelişmeden hareketle, “bu artış geçici midir, yoksa böyle sürüp gidecek midir?” sorusuna yanıt arıyor.