Türkiye İnsan Hakları Kentleri Projesi: Prof. Dr. Gülay Günlük Şenesen ile söyleşi

-
Aa
+
a
a
a

Altın Saatler’in 29 Temmuz 2020 nüshasında İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Gülay Günlük Şenesen ile ile Türkiye İnsan Hakları Kentleri Projesi’ni konuştuk.

Altın Saatler
 

Altın Saatler

podcast servisi: iTunes / RSS

Konuğumuz Prof. Dr. Gülay Günlük Şenesen'in açıklamalarından satırbaşları şöyleydi: 

“Türkiye İnsan Hakları Kentleri Projesi, İsveç (Lund Üniversitesi) Raoul Wallenberg Enstitüsü önderliğinde başlayan Türkiye’de ise Türk Dünyası Belediyeler Birliği ve Research Worldwide İstanbul Şubesi ile iş birliği içinde süren bir proje. Proje kapsamında; Mersin Büyükşehir Belediyesi ve altı ilçe belediyesi (Ankara Altındağ Belediyesi, Ankara Çankaya Belediyesi, Antalya Muratpaşa Belediyesi, Gaziantep Şahinbey Belediyesi, İstanbul Maltepe Belediyesi, İstanbul Zeytinburnu Belediyesi) ortaklaşa çalışma yürütmektedir. Bu belediyelerin seçiminde gözetilen ilk kriter isteklilik olmuştur, ardından ise ülkede yer alan her partiden belediyenin projede temsilcisi olmasına özen gösterilmiştir. 2018 yılında başlayan bu projenin 2020 yılı itibariyle son yılındayız. 

Bu proje Türkiye’de; bütün hakları, bütün kırılgan grupları ve onların kent yaşamı kalitesini kapsayacak bir şemsiye niteliğindedir. Burada kırılgan gruplar olarak ifade edilen gruplar; -Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde de sözü edilen- kadınlar, yaşlılar, engelliler, çocuklar ve mültecilerdir. Dolayısıyla bu beş kırılgan grup ele alındı ve hakların yerelde kullanımı ele alındı. Kent dediğimizde aklımıza; merkezi hükümet, sivil toplum kuruluşları, belediyeleri, hepsi bir bütün olarak ele alınır ancak biz belediyeler bazında çalıştığımız için söz konusu kriterlerin yerelde işlemesi üzerine yoğunlaşarak yola çıktık. Projeye dahil olmuş belediyelerde ve kentlerde, “Belediye hizmetlerinde, bu hizmetlere erişimlerde ve kamusal alanın yaşanabilirliğine dair nasıl beklentiler var ve bunlar nasıl ölçülebilir” soruları üzerinde yürüdük. Bu soruları sormak bile bir farkındalık çalışmasıdır. 

Bu projede çıkış noktası, “Bir insan hakları kentinden beklentilerimiz nedir?” idi. Bu beklentiler, kırılgan grupların kent yaşamında hakça var olma koşullarının iyileştirilmesine yönelikti ve elbette katılımcı politika yürütülmesi bekleniyordu. 2017 yılında Doç. Dr. Yelda Yücel, Doç. Dr. Ayşegül Yakar Önal, Doç. Dr, Nuray Ergüneş ve Doç. Dr. Burcu Yakut Çakar’la gerçekleştirdiğimiz bir çalışma olan Kadınsız Kentler kitabında belediyelerin hizmetleri ve idari hizmetleri ile yaşam kalitesini eşleştirdiğimiz bir modelimiz vardı, burada yer alan model bizim bu proje için de çıkış noktamız oldu. Biz tek tek gruplara verilen hizmetlerine değil, kişiye belediye tarafından sunulan hizmetler ile bu hizmetleri alma koşullarının eşleşmesiyle bu kişilerin kent hayatında var olma oranını arttırmaya yönelik belediye faaliyetlerine bakıyoruz.

Kısıtlı sürede ve geniş yelpazeli bir kapsamda; katılımcılık ve yönetişim, her yönüyle güvenlik ve hizmetlere erişim bizim seçtiğimiz başlıklardı ve bu kesişen başlıkları belediye hizmetleri kapsamında değerlendirdik. Bir akademik grup olarak hareket ettik. Bu grupta; Kadın Toplumsal Cinsiyet’ten sorumlu akademisyen Doç. Dr. Yelda Yücel, Engellilik’ten sorumlu akademisyen Dr. Aslıhan Aykara, Yaşlılıktan sorumlu akademisyen Doç. Dr. Özgür Arun ve Mültecilik’ten sorumlu akademisyen Doç. Dr. Ulaş Sunata Özdemir ve Çocuk grubundan sorumlu uzman Adem Arkadaş-Thibert yer almakta. Mart 2018’de ortak olduğumuz belediyelerin de katılımıyla bir proje geliştirme çalıştayı gerçekleştirdik.  Bu çalıştayda, söz konusu gruplar için nasıl sorunlar görüldüğünü ve bu sorunların çözümleri için nasıl çözüm önerileri geliştirilebileceğini konuştuk, bazı göstergeler belirledik. 

Göstergeler; çözümlemeyi, açıkları görmeyi ve veri derlemenin temelini oluşturuyor. Böylece zaman içinde atılan adımları izlemek mümkün oluyor. Şu açıdan, bu projenin önemli bir katkısı olacak: İnsan Hakları Göstergeleri genellikle merkezi yönetimler bazında ele alınır ve daha alt kademeleri doğrudan bağlamaz. Oysa biz yerele odaklanmış durumdayız. Biz, kentteki yaşam kalitesine yönelik beklentileri ve olanakları ortaya çıkarmak istiyoruz. Geliştirdiğimiz bu göstergeler, kentler bazında bakıldığında ilk ve en geniş çalışma. Bu çalışma da bir el kitabı olarak paylaşılacak.

Göstergeler belirlenirken; kırılgan gruplara hak sahibi, belediyelere ise görev sahibi olarak baktığımızı belirtmek gerekir. Bu kapsamda İnsan Hakları Kentleri başlığı altında belirlenen göstergeler şöyle detaylandırılabilir:

Belediyelerin, İnsan Hakları özelindeki faaliyetleri değerlendirildi.

 Belediye çalışanları içinde İnsan Hakları Eğitimi alma oranı çok önemli. Sayısal göstergeleri mümkün olduğunca çok kullanarak bazı değerlendirmeler yapıldı. “Yıllık eğitimin çalışmaları içinde İnsan Hakları Eğitimi ne ölçüde yer alıyor, Katılım açısından Eşitlik Komisyonu Birimi var mı, Belediye Hizmetleri açısından memnuniyet anketleri yapılıyor mu, belediyeye iletilen en çok talep gelen dilekçe konusu nedir” gibi sorular göstergelerin inşası açısından belirleyici oluyor. 

Hem belediyelerin cevapları hem de kullanıcıların cevapları bu noktalarda değerlendiriliyor. 

Toplu taşıma sorunları, temiz suya erişim, belediyeye ait kültürel faaliyetlere ait veriler, açık alan ihtiyaçları ve kullanımları, güvenlik açısından ise kamera donanımları, yolların güvenli kullanıma uygunluğu da bu proje kapsamında değerlendirilen noktalar. Bir diğer önemli nokta ise elbette afet koordinasyonu planı ve bu koordinasyonu sağlayacak birimin varlığının olup olmaması.

Kırılgan gruplar özelindeki göstergeler üzerine çalışmalar gerçekleştiriliyor.

Kadın teması veya Toplumsal Cinsiyet teması özelinde bakıldığında, belediyeler bünyesinde Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet eğitimlerinin olup olmadığına ve bu eğitimlere katılanların cinsiyet temelinde oranına bakıyoruz. Aynı zamanda kadınların kentte güvenli hissedip hissetmediğine yönelik anketlerin yapılmasını ve anket verilerini de dikkate alıyoruz. Çocuklar açısından hava ve çevre kirliliğinden etkilenme oranı, engelliler açısından belediye etkinliklerinden yararlanma oranı dikkate alınıyor. Yaşlılar açısından ise “Ne niteliklerde sivil toplum örgütü desteği var mı ve miras hukuku, özel hukuk alanlarına belediyeden destek almak mümkün mü” soruları soruluyor. Mülteciler özelinde bakıldığında ise belediyede mültecilere anadilinde hizmet verebilen personel sayısı, belediyenin okullarda yabancı düşmanlığını azaltma amacıyla uyguladığı program sayısı, cinsel sağlık danışmanlığı hizmetleri vermek gibi yaşam kalitesini iyileştirmeye yönelik göstergeler dikkate alınıyor. 

Bu süreç içerisinde tüm göstergelerin hepsinin ölçümlerinin alınması mümkün olmayabilir. Ancak hem hak sahipleri hem de görev sahipleri açısından daha iyi bir kent yaşamına doğru gitmek umudundayız. Covid-19 sebebiyle proje süresinde belki henüz gündemde olmayan bir uzama söz konusu olabilir. Pandemi döneminin bizim için bir öğretici süreç olacak, bu dönemdeki refleksleri görmek de proje açısından faydalı olacak.”