Pandeminin 2020 yılı değerlendirmesi

-
Aa
+
a
a
a

Korona Günleri’nde Prof. Selim Badur, Covid-19 pandemisinin 2020 yılı değerlendirmesini sundu. 

Selim Badur'la Korona Günleri
 

Selim Badur'la Korona Günleri

podcast servisi: iTunes / RSS

(31 Aralık 2020 tarihinde Açık Radyo’da Korona Günleri programında yayınlanmıştır.)

ÖM: Günaydın Selim Badur, merhabalar!

Selim Badur: Günaydın efendim, günaydın Özdeş! 

Özdeş Özbay: Günaydın!

SB: Günaydın Feryal! 

ÖM: Bir yılı geçirdik yani.

SB: Evet bir yılı geçirdik, yılı değerlendirme programı diye düşünelim. Müsaadenizle birkaç dakikada şu son 3 günde olan bitene ve ilginç haberlere değinip sonra mart ayından bu yana, biz 18 Mart 2020 tarihinde başlamışız Korona Günleri’ne, neler yaşadık bir ona kısaca bakmak istiyorum. Bu yılın değerlendirme programı gibi olsun, hani yılbaşında yapılır ya da arifesinde. 

ÖM: Lütfen.

SB: Siz de bahsettiniz bazı ülkelerdeki olgu sayıları gerçeğin altında bildirilmiş. Son 3 günde yine ortalama 633 bin 977 olgu yani günlük artık 600-650 bin bandında gidiyor listeye eklenen olgu sayısı. Yine sizin belirttiğiniz gibi 83 milyonu aşmış durumda. Wuhan’daki gerçek olgu sayılarının resmi bildirimin 10 misli olduğu açıklandı. Bunu Çin’deki CDC, yani Çin’deki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi kentteki pozitifliğin %4.43 olduğunu bildirdi. Bunlar antikoru pozitif olanlar. Şimdi 11 milyonluk bir eyalet, bir şehirde bu orandan hareket edersek, 480 bin kişi ediyor bu hesaba göre ama resmi kayıtlarda 50 bindi bildirilen. Demek ki 10 misli daha fazla insan Çin’de enfekte olmuş diye kabul edilmekte. Benzer bir şey Rusya’daki istatistik ajansı Rosstat bildirdi, Ocak-Kasım 2019’a oranla Ocak-Kasım döneminde 2019 ve 2020 kıyaslanınca 230 bin fazla ölüm yani %13,8 artış olmuş ölümlerde. Rusya koronavirüs nedeniyle mortalite, ölüm oranlarında 3. sıraya çıkmış vaziyette. Bu arada ilginç bir nokta, Japonya, Güney Kore gibi göreceli olarak süreci iyi idare etmiş ülkelerde 3. dalga yaşanmaya başlandı. Fransa’da da muhalefet özellikle “aşılama geç kalındı” söylemiyle protestolarda bulunuyor. İki aşı haberi, Çin aşısı Sinovac değil, bu kez diğer Çin aşısı Sinopharm’ın etkinliğinin %79’un üzerinde olduğu bildirildi. Çin’de de aşılananların sayısı 1 milyonu geçmiş durumda. Arjantin ise salı günü aşılamaya başlıyor, Rus Sputnik aşısıyla aşılamaya başlıyor. 

Birazdan bu aşılarda yılın son günü nereye geldiğimize değineceğim ama Türkiye’den de haberler, biliyorsunuz aşı geldi Türkiye’ye, havalimanına teslim edildi ve oradan da soğuk hava depolarına yerleştirildi. Kontrolleri yapılacak, kontroller deyince uzun, kapsamlı bir inceleme yapılacakmış gibi düşünmeyin; uzun kapsamlı bir bilimsel araştırma filan yapılmayacak. Yani aşının etkinliği ya da aşının güvenirliği ölçülmeyecek sadece sterilite ve toksite kontrolleri yapılacak. Bu da bütün biyolojik ürünlerde yapılan işte fareye enjekte ediyorsunuz ve fare öldü mü diye bakıyorsunuz. Bunu çok da önemsemedim ben açıkçası, yapılması gerekli ama buradan çok bilimsel bir şey çıkmayacaktır, kısa sürede kullanıma girecek. 

Bugün yılbaşı, yılbaşında belirli cadde ve meydanlar turistler de insanlara kapatıldı. Örneğin İstanbul’da İstiklal Caddesi, Sultanahmet Meydanı, Ankara’da Kızılay ‘Milli İrade Meydanı’ adı böyle olmuş! İzmir’de de Gündoğan Meydanı. Bu önlemler bağlamında Türk Diyanetsen Vakıf Başkanı da “hafta sonu veya yılbaşında sokağa çıkma yasağına uymayanlar ibadethanelerde zorunlu görev yapsınlar” gibi akılcı bir öneride bulunmuş. Gelen aşılara baktığımız zaman tabii Prof. Dr. Kayahan Pala’nın açıklaması var, TTB Covid-19 İzlimi Kurulu üyesi ki biliyorsunuz yaptığı açıklamalar ve değerlendirmeler nedeniyle temmuz ayında savcılık, hakkında toplumu isyana teşvikten soruşturma açılması için görev yaptığı Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü’ne çağrıda bulunmuştu ama rektörlük bilim insanı, bilgili ve doğruyu açıklar, yayar, söyler, ‘soruşturmaya gerek yok’ kararı vermişti. Prof. Dr. Kayahan Pala “‘aşı gerekli mi değil mi?’ tartışmasına gerek yok, aşılar sayesinde ölümler engelleniyor” diyor. Elbette aşı politikalarının temini konusunda birtakım sıkıntılar var, eleştirilecek taraflar var belki ülkemizde ama aşıları sorgulamak çok akılcı değil. Bunu gerçek bilim insanları bu şekilde değerlendirmekteler. 

Birazdan bu konuya eğer vakit kalırsa bakarız ama şimdi elimizde dün itibariyle yani 30 Aralık 2020 günü itibariyle ve kullanılan doz olarak hangi ülke ne kadar aşı yaptı? Bunun listesi var, dünyada dün akşam itibariyle 5,41 milyon doz aşı kullanılmış. Doz diyorum yani kişi sayısı değil aşılanan çünkü tek doz yapılanlar da dahil bunun içine, gerçek aşılama 2 doz sonucunda elde ediliyor, biz uygulanan dozlara bakarsak eğer dünyada 5,41 milyon aşılama yapılmış. İlk sırada 2,59 milyon doz aşı kullanan ABD geliyor, sonra Çin geliyor 1 milyondan fazla, İngiltere 800 bin kişiyi aşıladı. Kişi başına düşen en fazla aşılamada ilk sırada birinciliği İsrail 643 bin kişi aşıladı, nüfusuna oranla çok büyük bir oran. Daha sonra Almanya, Kanada, Bahreyn, Rusya geliyor, Meksika, Portekiz, Polonya, Danimarka, Şili, bu liste uzayıp gidiyor, Bulgaristan, Macaristan, Uman, Romanya, Kuveyt, Litvanya, Yunanistan, Luxemburg, Estonya, Litvanya ve Kosta Rika da aşıladı insanlarını, belirli sayıda da olsa başladı yani aşılama dünyada. Fakat ülkemizde henüz başlanmadı. Herhalde 10 gün sonra filan belki başlanabilir, burada bir gecikme söz konusu evet, bu yadsınmaz bir gerçek, bunu unutmamak lazım. 

Yılın değerlendirmesi dediğimiz zaman şöyle bir bakarsak eğer bu süreçte koronavirüs açısından ne yaşandı? Bir kere şu yadsınmaz bir gerçek, bilim bu süreçte oldukça iyi bir sınav verdi. Yayınlara baktığımız zaman dün akşam itibariyle Pubmed’de yani bir tıp ve biyoloji alanındaki yayınların takip edildiği arama motoru diyeyim, 87 bin 731 adet hakemli dergide yayınlanmış, yani onaylamış makale çıktı. Bunlar arasında çelişkili bulgular var ama bilimin gereğidir bu çelişkili bulgular, herkesin tek bir ses çıkartması tuhaf olurdu. Baktığımız zaman tabii birçok araştırıcı işin başından itibaren bu virüsün biyolojisiyle, bir kısmı tanı testleri ve tanısına ait araştırmalara yoğunlaştı, bir kısmı ise halk sağlığı ve kontrolü konusunda çalışmalar yaptılar. Biliyorsunuz siz de belirttiniz geçen sene 2019 yılının son günlerinde tam bir yıl kadar önce ilk kez Çin’de Wuhan bölgesinde nedeni bilinmeyen pnömoni, zatürre olguları saptandı ve kısa sürede Çinli araştırıcıları bunun bir koronavirüsü olduğunu açıkladılar ve 2003’teki Sars’a benzemesi nedeniyle de aynı aileden Sars-cov-2 dediler çünkü, çünkü 2003’tekine de 1 diyorlardı. 11 Ocak’ta saptandıktan 12 gün sonra bu yeni koronavirüsün dizi analizi yapıldı. Bu dizi analizi yani sekanslanması önemli; virüsün nükleik asitini yani genetik materyalini çözüyorsunuz, buradan hareketle siz hem virüsün özelliklerini saptıyorsunuz hem de bu genetik şifresini çözdüğünüz zaman PCR gibi tanı testlerini de buradan hareketle elde ediyorsunuz. Bu gelişim oldu. Şubat ayına gelindiğinde virüsün neye bağlandığı, hangi hücredeki giriş kapısına tutunduğu ya da algaç/reseptöre tutunduğu anlaşıldı: ACE2 reseptörü. İşin ilginç tarafı bu virüs ACE2 reseptörüne, diğer koronavirüslerden 10 misli daha güçlü bağlanıyordu. İkincisi bu reseptör sadece solunum yollarında değil vücudun hemen hemen her tarafında vardı, bu nedenle çoklu organ tutulması söz konusu oluyor; yani sadece solunum yollarında değil sindirim sisteminde, sinir sisteminde biyolojik bulgularla seyreden tablolara yol açıyordu. Mart ayında bazı araştırıcıları aerosol şeklinde havadan da bulaşabileceğini iddia ettiler, o güne dek sadece damlacık enfeksiyonuyla ve hastaların öksürmesiyle, aksırmasıyla bulaştığı düşünülüyordu. Aerosol ve havada asılı kalma bulgularını bazı araştırıcılar mart sonunda açıkladılarsa da görüşlerini, genel olarak bilim dünyası bu açıklamaya pek sıcak bakmadı. Temmuz sonrasındaki deneysel çalışmalar ve bulgular havadan da virüsün bulaşabileceği, havada asılı kalacağını gösterdi ki bu çok önemli bir gelişmeydi. Çünkü bu denli yaygın olması hem havada asılı kalmasıyla hem de belirtisi olmayan insanların daha klinik bulguları olmadan da virüsü yaymalarının saptanmasıyla açıklanabildi. Tabii hâlâ birtakım soru işaretleri olan noktalar, birtakım değil çok fazla nokta var, örneğin kaynağı nereden bu virüsün, nereden çıktı? Yarasalardan mı yoksa bir ara konak üzerinden mi insana bulaştığı netlik kazanmadı; yarasanın insana geçirdiği biliniyor ama onun ne olduğu konusunda, işte pangolin dendi bir dönem, yılanlar dendi ama bu konu soru işareti hâlâ. Kontrol amaçlı alınan önlemler tam nasıl Türkçe karşılığını kullanmak lazım geldiğini doğrusunu isterseniz buna hâlâ içime sinen bir deyim bulamıyorum ama ‘lockdown’ yani kitleme, kapanma denebilir, deniyor.

ÖM: Kapatma.

SB: Evet, kapatma ve bu yöntem ilk defa olarak hele başlangıçta aşı ve tedavinin olmadığı dönemlerde bu kapatma uygulamalarına geçildi. Tabii bu arada haziran ayına gelindiğinde evet bu kapatmalar, kapanmalar konuşuluyordu, etkili olduğu görülüyordu ama hemen hemen bütün dünyada yöneticiler ekonomik kaygıları göz önüne alarak çok erken bir dönemde bu kapanmaları biraz gevşettiler. Bunun üzerine hastalığın da yaz aylarında sıçrama yapıp önüne geçilemez bir duruma gelindi. Birçok enfeksiyon hastalığı için kullanılan laboratuvar yöntemleri, tanı için kullanılan yöntemler hem duyarlılıkları hem de özgünlükleri açısından oldukça iyi durumda ama hiçbir zaman Sars-Cov-2 için bu başarı sağlanamadı. Bu da virüsün kendi biyolojik özelliklerinden kaynaklanan bir durum çünkü üst solunum yollarında yani muayene maddesinin alındığı burun, boğaz salgılarında pek bulunmuyor. Alt solunum yollarına iniyor süratle, bu nedenle PCR gibi çok duyarlı bir test ya da antikor saptama ve kimler temas etti, bu virüsten bunu saptama yöntemleri hiçbir zaman Covid-19’da çok istenen başarıyı elde edemedi. Tabii birtakım ülkeler var, başlangıçta Vietnam, Tayvan, Tayland gibi ülkeler, bunlar bu kapanmalar sırasında aynı zamanda yaygın test yaparak ve izlemeyi çok düzgün yaparak başarılı oldular. Elbette Singapur, Yeni Zelanda ve İzlanda gibi, unutmamak lazım. Onlar da takip işlerini çok ciddi yaparak erken dönemde sınırlarını kapatarak başarı elde ettiler. 

ÖÖ: Buna galiba ‘baskılama yöntemi’ dendi değil mi?

SB: Evet öyle tanımlayanlar var ama toplumu değil tabii virüsü baskıladılar!

ÖÖ: Evet! Gerçekten bazen o da olabiliyor, ikisi birden!

SB: Evet. ‘Speedy vaccins’ denilen yani aşıların süratle eldesi bu konuda tanı testlerini geliştirmedeki başarısızlık aşılar konusunda söz konusu olmadı ve çok kısa sürede zaten üzerinde çalışılan modern aşı üretim teknolojileri hemen devreye sokuldu, hayata geçirildi. Özellikle bugün biliyoruz ki işte Pfizer-Biontech işbirliği, Astra-Zeneca, Oxford Üniversitesi işbirliği gibi bir takım aşılar evrensel olarak, küresel olarak kullanılmakta. Elbette Çin ve Rusya’nın aşıları da ki bu aşılar henüz son testleri, son kontrolleri bitmeden, tamamlanmadan bu ülkeler kendi yurttaşlarına uygulamaya başladılar. 

Aşılar konusunda evet aşılar elde edildi ama bir takım soru işaretleri var, bunların yanıtlarını bilmiyoruz. Acaba sadece hastalığı mı engelleyecek? Ağır olgulardan kurtaracak mı? Yoksa bulaşmayı da engelleyecek mi? Çünkü birçok aşı diğer hastalıklar için bu özelliği taşımıyor. Yani siz aşılandığınız halde virüsü başkasına aktarabiliyorsunuz. Bu soru işareti, ikincisi özellikle hastalığın hedefi olan, hastalığa en duyarlı olan yaşlılar ve kronik hastalığı olan kişilerde aşı nasıl çalışacak, istenen oranda etkili olacak mı ve en önemlisi de elbette bu koruyuculuk süresi ne kadar? Onu bilmiyoruz. 

Tedaviler konusunda ise tabii başlangıçta ilk spekülasyonlar sıtma ilacı olarak da bilinen hidroksiklorokin konusunda yaratıldı. Fransız Didier Raoult ve arkadaşları Marsilya’da bu ilaçtan çok yararlandıklarını söyledikleri halde hem Avrupa hem de ABD bu tedaviye, bu yaklaşıma karşı çıktılar. Bu konuda hidroksiklorokinin bir işe yaramadığına dair yapılan uzun ve kapsamlı Lancet’teki yayın kısa bir süre sonra veri toplamadaki sorunlar nedeniyle geri çekildi. Amerika daha sonra Nisan ayından itibaren remdesivir devreye girdi ve onayladı. Bu ilaç çok desteklendi, FDA hemen onayladı, ‘mucize ilaç’ gibi yayınlar çıktı ama kısa zamanda birçok araştırıcı, üstelik bir süre önce de DSÖ özellikle bu remdesivirin ölümleri engelleme ve ağır hastalarda etkisi konusunda “çok da fazla güvenmeyin” şeklinde açıklamalar yaptı. Elbette ABD dışında Hindistan, Çin ve Latin Amerika ülkelerinde birçok ilaç deneniyor, özellikle yerel birtakım ilaçlar da kullanıldı ama antivirallerin dışında immünosüpresif moleküller devreye girdi. Özellikle hastalığın ağır dönemindeki bulguların nedeni olduğu bilinen abartılı çalışan immün sistemi baskılamak üzere deksametazon gibi ilaçlar devreye girdi. Bunun yanı sıra konvalesan dönemindeki yani hastalığı atlatan kişilerin serumlarındaki antikorlardan yararlanmak ya da bu antikorları monoklonal antikor şeklinde yoğun bir üretimini, laboratuvarda yapıp kullanmak. Bunlar devreye girdi ama bunların da başarısı biraz soru işareti. Belirli koşullarda ancak etkili olabiliyorlar. Hele hastalığı geçirenlerin plazmalarını kullanmak, konvalesan plazma kullanma konusunda çok fazla soru işareti var. Kimden alıyorsunuz? Aldığınız kişideki antikor düzeyi/titresi ne kadar? Bunların ölçülmesi lazım, öyle hemen iyileşen kişinin antikorlarını alıp kullanamiyorsunuz. 

Tabii başka birtakım etkileri var. Bir kere şimdiye dek çok değinmedik belki ama ekonomik olumsuzlukların, sosyal olumsuzluklarına vurgu yapıldı. Araştırmalara yani bilimsel çalışmalara Covid-19 dışındaki çok ciddi bir darbe vurduğunu biliyoruz. Birçok ülke Covid-19 dışındaki araştırmalara ayırdığı parayı bütçeyi kısıtladı. Bu nedenle örneğin kanser ilaçları ya da farklı hastalıkların tedavisine ait yatırımlar çok azaldı. Üretim azaldı, bilim üretimi diğer alanlarda, Brezilya’da yapılmış bir çalışma var, özellikle 3345 genç akademisyen arasında. Bunlar anneler, çocuklu aileler, bu ailelerdeki bilim insanlarının üretimleri ve yayına yolladıkları makale sayısında ciddi azalma olmuş, yani evde çocuklarına bakmak ya da sadece Covid’le ilgilenmek zorunda kaldıkları için. Tabii üniversite eğitim, uzaktan eğitim, bütün bunların birer sorun olduğunu biliyoruz. 

Henüz yanıtlanmamış soru işaretleri var demiştim, örneğin neden bazı insanlar ki %80’den fazlası belirtisiz geçiriyorlar da bazılarında hastaneye yatışı gerektiren hatta ölümcül olan bir seyir gösteriyor bu hastalık. Bugün hastanın, enfekte olan birinin yaşının kendisinde daha önceden bulunan bir takım kronik hastalıkların ve cinsiyetin, erkeklerin daha ağır geçirdiği, bu artık kabul edilen bir özellik. Bu çeşitlilik, bunun nedenleri tam bilinmiyor, acaba genetik, kalıtsal bir yatkınlık var mı? Genetik özelliklerden mi kaynaklanıyor? Bu konuda yoğun araştırmalar var ama henüz çok net, çok somut bir şey ortaya konmadı. Bu arada hemen interferon genlerindeki bozuklukların buna yol açabileceğine ait birtakım yayınlar çıktı. Bunlar önemli yayınlar, bazılarında kalıtsal olarak doğuştan interferon sentezinin iyi çalışmadı ya da bozulduğu, bazı kişilerde de oluşan sağlıklı interferona karşı antikor oluşması nedeniyle interferonun devre dışı kaldığı anlaşıldı. Ancak ne yazık ki bu interferon konusu hemen ticari bir temele oturtuldu. Ülkemizde de yurt dışında da ama özellikle ülkemizde “gelin interferonunuza bakalım, interferon genlerinizde farklılık var mı? Siz yatkın mısınız Covid’e? Dün yine gördüm, yeni birtakım hastaneler ya da özel laboratuvarlar bu tarz propagandalar yapıyorlar ya da duyurular yapıyorlar. Bunlara hiç inanmamak, bunların hiçbir bilimsel değeri yok, yani sizin interferon genlerinizi çok kötü çalışsa ya da bozuk da olsa hastalığa yakalanmayabilirsiniz ya da interferon genleriniz 4-4’lük çalışsa da hastalığa yakalanabilirsiniz. Bunun hiçbir anlamı yok. Tabii bu arada farklı stokinler, yani interlükin altı ya da TNF dediğimiz “tümör nekrozis faktör alfanın” yüksek düzeyde olması hastalığın ağır seyretmesiyle paralellik gösteriyor. Bazı insanların, daha doğrusu %80 olgunun hastalığı hafif geçirdiğinden bahsetmiştim. Bildiğimiz ve basit soğuk algınlığına benzer bir tabloya yol açan, diğer koronavirüslerle enfekte olan kişilerde bu diğer enfeksiyonların, eskiden geçirilen sıradan koronavirüslerden kalan antikorların bu işte rolü olup olmadığı düşünülüyor. Bir diğer önemli özellik tabii enfeksiyonun geleceği ve nasıl seyredeceği? Özellikle ‘post-covid’ sendromu ya da ‘long covid’ denilen iyileşen kişilerde uzun süreli yorgunluk, solunum güçlüğü ya da hafıza bulanıklığı, kalp anormallikleri, anomalileri gözlenmiş. Bu kabul edilen bir durum, yaklaşık 274 semptomatik erişkinde Jama dergisinde yayınlanan bir yazıda, bunların %35’inin hiçbir zaman eski sağlıklı günlerine dönemedikleri saptanmış. Genellikle %13 kadarı 4 hafta içinde bütün semptomlardan arınıyor ama büyük çoğunluğunda semptomların daha uzun süreli olduğu biliniyor. 

Önemli bir nokta, hem aşılar açısından önemli bir nokta hem de hastalığın seyrini daha iyi anlamamız için bu geçirilen enfeksiyonda immünitenin yani antikor varlığının ne kadar sürdüğü konusu. Bu konuda inanılmaz çelişkili yayınlar, bulgular var. Bu yayınlarda da kısa sürede kaybolduğunu söyleyenler ya da 8-10 ay gibi uzun süreli olduğunu söyleyenler var. Tabii bunun netleşmesi sonucunda biz aşıyı grip aşısı gibi her yıl mı olacağız? Yoksa daha uzun soluklu bir korunma mı sağlanacak? Bunu henüz bilmiyoruz. 

Son olarak da “bu pandemi 2021’de biter mi?” sorusu var ya da “bu virüs ne olur bu aşılamalardan sonra, kitlesel aşılamalardan sonra?” Bunu bize doğrusunu isterseniz zaman gösterecek. Dediğim gibi acaba antikor düzeyi ve koruyuculuk ne kadar sürüyor? Bu belirlendikten, ortaya konduktan sonra daha iyi cevap verebileceğiz. 

Sanıyorum sürem doldu, ben Açık Radyo dinleyicilerine bir teşekkür etmek istiyorum. Oldukça duyarlı ve dikkatli özenli Açık Radyo dinleyicileri bu Korona Günleri’ni bazen mailleri ya da telefonlarıyla çeşitli düzeltmelerde bulundular söylediklerimle ilgili. Kendilerine dikkatleri, özenleri için çok teşekkür etmek istiyorum. Çoğunda haklı eleştirilerde bulundular ve onları düzeltmeye çalıştım programımızda. Çok da öğretici oldu, bazen de söylediğim yanlış anlaşılmış demek ki, onun için düzeltmedim. 

Ben herkese iyi yıllar dileyeyim ama bir süre daha herhalde Korona Günleri gündeme kalmaya devam edecek ve programı yürütmeyi sürdüreceğiz. Çünkü öyle kolay kolay aşılanamayacağız ve iki hafta sonra da bu olay bitecek gibi seyretmiyor. Pazartesi günü görüşelim. 

ÖM: Çok teşekkür ederiz. Hayatımızın en önemli iki gerçeği herhalde iklim krizi ve pandemi olmaya devam edecek.

SB: Pazartesi günü görüşürüz ve Nature Dergisi’nin 2020’deki en önemli tıp olayını biraz irdelemekte yarar var herhalde. Onların büyük çoğunluğu da koronavirüse ait. Peki iyi yayınlar dileyeyim, iyi hafta sonları ve iyi yıllar!

ÖM: Çok teşekkür ederiz. İyi yıllar!

ÖÖ: İyi yıllar.