Pan-koronavirüs aşı çalışması başlatıldı: Hedef bütün türleri kapsaması

-
Aa
+
a
a
a

Doktorlara göre, Hindistan'daki durum artık kabul edilemez seviyede. Kuzey Kore, Çin'le sınırlarını açmaya karar verdi. Pan-koronavirüs aşı çalışması başlatıldı: Hedef bütün türleri kapsaması.

Selim Badur'la Korona Günleri: 26 Nisan 2021
 

Selim Badur'la Korona Günleri: 26 Nisan 2021

podcast servisi: iTunes / RSS

(26 Nisan 2021 tarihinde Açık Radyo’da Korona Günleri programında yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur, merhabalar.

Selim Badur: Günaydın efendim, günaydın Özdeş, Feryal günaydın! Herkese iyi haftalar!

ÖÖ: Günaydın!

SB: Bu haftaya baktığımız zaman haftanın ilk günü yine sayısal değerlere bakalım, dünyada bir günde son 3 günün ortalaması 829 bin 905 yeni olgu listeye eklendi. Göreceli bir azalmadan sonra tekrardan ivme kazanmış durumda ancak bu ivmede biraz önce siz de bahsettiniz, ben de Hindistan’a ait bazı bilgiler aktaracağım bugün. Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, varsıl ve yoksul ülkeler arasındaki uçurum gittikçe açılmaya başladı. Bu çok çarpıcı bir nokta, benim de hani pek iç açıcı olmayan haberlerim var Covid-19’la en azından bir 30 saniye kadar gülümsetmek için bir haberle başlayayım Covid-19’la ilgili olarak. Güney Amerika, Latin Amerika ülkelerinde Copa Amerika futbol turnuvası yapılacak fakat federasyonlar katılacak futbolcuların aşılanmasını istiyorlar ama aşıyı alacak, temin edecek imkanları yok. Bir kampanya başlatılıyor, kampanyanın liderliğini ya da lokomotifliğini de Lionel Messi yürütüyor. Messi, Çin Sinovac aşısından 50 bin doz kendi çabasıyla sağlıyor bu futbol turnuvasındaki oyuncuları aşılamak için. Neye karşılık? 3 adet imzalı forma yollamış, 3 imzalı forma yollayınca Sinovac da 50 bin doz aşı göndermiş Copa Amerikan futbol turnuvasına, böyle hoş bir jest olarak geçsin Messi’nin Sinovac’a yaptığı bu alım şekli. Tabii ilginç ve olumsuz haberleri bilim dünyasıyla ilgili olarak verip başlayayım. Sigaranın Covid-19 riskini düşürdüğünü savunan bilim insanlarının tütün endüstrisinden para aldıkları belirlendi. European Respiratory Journal dergisinin son sayısında bir yazı çıkmıştı işte bu daha önce çıkan yazıda sigara koruyucu özelliği var diye ama yazarlardan José M Miler ve ikinci Konstantinos Poulas’ın özellikle sigara şirketleri tarafından, tütün endüstrisi tarafından finanse edilen Dumansız Dünya Vakfı’ndan oldukları saptandı. Şimdi bu çelişkili gibi görünüyor ama ben bunu Türkiye’deki tütünle mücadelede öncülük yapan Sayın Elif Dağlı’dan öğrenmiştim. Türki cumhuriyetlerinde de sigarayı bırakma kampanyalarının tamamının sponsoru Philip Morris’ti. Yani burada ayrıntısına şu anda girmeyelim ama buna pek güvenmemek lazım. Bu kampanyalar aslında bel altı vuruşları gibi, dolaylı yoldan sigarayı destekleyen ya da içimini körükleyen birtakım sloganlar içeriyor. Bu ortaya çıkmış, demek ki hâlâ devam ediyormuş bu durum. Tütün endüstrisi tarafından finanse edilen bu Dumansız Dünya Vakfı’ndan fon alıyorlarmış, fon alan bir bilim ve inovasyon merkeziymiş. Geçen programda bahsetmiştim, bu Covid-19’un politika ilintisi. British Medical Journal’da çıkan ve derginin editörü Kamran Abbasi tarafından yazılmış 1,5 sayfalık bir yazı ‘Covid19 Politicisation, Corruptio and suppression of Science’ diye; bilim üzerinde nasıl bir baskı olduğunu anlatıyor bu 1,5 sayfada Politikacıların ve hükümetlerin İngiltere’de ne yaptığını, nasıl engellendiğini, bazı bilimsel verilerin nasıl yasaklar geldiğini ya da ülke çapında bir takım onay merkezlerinin nasıl politikacılar tarafından manipüle edildiğini, kararlarını yönlendirdikleri anlatılmakta. Biz biliyorduk Trump döneminde FDA kuruluşunun önce hidroksiklorokin daha sonra remdevisir için nasıl politik baskılar sonucunda onay verdiğini, benzer bir durum İngiltere’de Scientific Advisor Group For Emergency kısaca SAGE diye geçen grup bunun üzerindeki etkilerini ve nasıl baskı yapıldığını anlatıyor bilimin bağımsızlığını bu dönemde nasıl yitirildiğini. Türkiye’den haberlere geçmeden önce bir yumuşak geçiş yapayım bu karamsar haberlere, bunları söylemek için önce Belçika ve Hollanda’dan bir haber. Kamuoyunun ve bazı lobilerin baskısı sonucu olgu sayıları henüz önlemlerin gevşetilmesini imkân tanıyacak kadar o düzeye inmediği halde birtakım önlem gevşetmelerine gidiyor, birtakım yasaklar kaldırılıyor ama ülkeler buna hazır mı acaba? Çünkü pazartesi günü Brüksel’de bir yangın meydana gelmiş ve bu yangındaki ağır yaralılar için yoğun bakımda yatak bulunamamış. Brüksel’de bir tek yoğun bakım yatağı varmış, ülkede de 82 boş yatak varmış. Bütün bu yangında ağır yaralanan ve yoğun bakım gerektiren hastalar hepsi helikopterle Almanya’ya sevk edilmişler. Buna karşılık 23 Nisan’da Başbakan Alexander De Croo “iyi haberlerim var” diyerek kafelerin açık bölümlerini, teras kısımlarının 22.00’ye kadar müşteri kabul edeceklerini ve artık 26 Nisan’dan itibaren mağazalara randevusuz girilebileceğini, kuaförlerin açılacağını ‘müjdesini’ vermiş. Buna karşılık gösteri dünyası isyanda, 30 Nisan’da Belçika’daki sinema, tiyatro ve diğer gösteri sanatçıları merkezleri itaatsizlik günü ilan ettiler 30 Nisan’ı ‘Still standing for culture’ isimli bir eylem başlatacaklarmış çünkü oralara izin yok. Yangından bahsedince Brüksel’de tabii siz de değindiniz trajik olaylardan bir tanesi Irak’taki 24-25 Nisan gecesi İbn Al Khatip hastanesinin yoğun bakımındaki yangın. Önce 23 dendi daha sonra en az 82 kişinin yaşamını yitirdiği çünkü oksijen tüplerinin ya da hastalar için uygulanacak oksijenlerin toplandığı yerde gerekli güvenlik önlemleri alınmadığı için herhalde oksijen tüplerinin peş peşe patlamasıyla ciddi bir yangın ve çok ciddi bir kayıp, çok trajik bir olay, 3 gün ulusal yas ilan edilmiş Irak’ta. Tabii bir diğer önemli olumsuz gelişmeler, trajik gelişmeler Hindistan’dan bildiriliyor sürekli olarak. Geçtiğimiz hafta DSÖ evet bazı Avrupa ülkelerinde yeni olgu sayılarında %3’lük bir azalma olduysa da dünyada işler böyle gitmiyor. Hindistan günlük olgu sayısını 300 binin üzerine çıkarttı deniyor ve dünyada da geçen hafta 83 bin ölü vardı, bir hafta öncesinde 76 bin ölüm vardı. Yani durum pek iyi gitmiyor ama ilginç olan bu iyi gitmeme hep artık gelişmekte olan ülkeler üzerinden kayıtlara geçiyor. Hindistan’da yine değinildi Açık Gazete’de, hastanelerde oksijen savaşları başlamış durumda. Kaç kişinin öldüğü artık bilinmiyor, yaşamını yitiren ailelerin haykırışları işte videolar var susmak bilmiyor, artık sayılamıyor. Hindistanlı doktorlara göre artık durum kabul edilemez halde. 23 Nisan Cuma günü bir rekor kırıldı, 346 bin olgu saptanmıştı. Bu söylendi ama 25 Nisan’da bu sayı arttı 352 bin 991 bir günde Hindistan’da yaşamını yitirenlerin sayısı 2 bin 812. Uluslararası yardım talebi var çünkü insanlar artık hastane kapılarında ölmekteler. Özellikle oksijen sıkıntısı söz konusu, bunun için uluslararası yardım başlatılıyor hafta sonu ilan edildi. Amerika, Almanya, İngiltere, Rusya ve hatta uzun süredir sürtüştüğü Pakistan oksijen yardımında bulunacağını söylediler. İyi de oksijen yardımı edecekler ama oksijenin uygulanacağı solunum cihazları ve cihazlar eksik. Başkentte pozitiflik %32’lere varmış durumda Yeni Delhi’de, durum kritik, başka kentlerden Yeni Delhi’ye giden oksijen kamyonlarına saldırılar olmaya başladı. Hiçbir kent sakini kendi oksijenlerinin Yeni Delhi’ye ulaştırılmasını istemiyorlar. Böyle bir durum var. 

ÖÖ: Hava kuvvetleri de galiba şu anda dağıtıma başlamış Hindistan’da.

SB: Evet olağanüstü bir duruma doğru gidiyor bölge. Hindistan’da ilginç bir nokta var, baktığımız zaman Hindistan’ın bazı bölgelerinde yapılan seropozitiflik çalışmaları yani kimler virüsle temas etti, kimlerde antikor var diye bakıldığında bazı bölgelerde %50’ye varan bir seropozitiflik saptanmıştı. Yapılan hesaplara göre 1,4 milyarlık ülkenin 270 milyondan fazla insan enfekte olmuştu Hindistan’da. Bu kısmen de olsa bir hep bahsedilen toplumsal bağışıklığı sağlamak için yeterli olabilecek bir sayı diye değerlendiriliyordu. Bu iyi bir şey olabilir diye düşülüyordu ama hiç öyle olmadı. Bu çok sayıdaki yüksek orandaki seropozitifliğe rağmen yeni enfeksiyon olguları gittikçe daha fazla bildiriliyor. Hatırlarsak eğer bu durum Brezilya’daki Manau bölgesinde ortaya çıkmıştı. %76’sı orada pozitifti ama yeni varyantlar, enfeksiyonlar çok hızla artmıştı. O zaman bu toplumsal bağışıklık dediğimiz konu acaba yürümüyor mu ya da bizim beklentimiz şeklinde seyretmeyecek gibi gözüküyor. Bu tabii çok düşündürücü ve karamsarlığa yol açacak bir durum. Neden böyle diye bakılmış. Yapılan çalışmalarda daha çok kentlerde yapılan çalışmalar bu antikor çalışmaları ama kırsal bölgede ne olup bittiğini ne olup bittiğini bilmiyorduk. Oralarda insanlar enfekte olmamıştı ve pozitif değillerdi, antikorları yoktu, onlarda olgular çoğalıyor dendi. İkinci bir neden hem Brezilya hem Hindistan için, bu ülkelerde dolaşıma varyantların girmesi. Şimdi biliyorsunuz bu varyantların sayısı artacaktır, başlangıçta İngiltere, daha sonra Güney Afrika, Brezilya arada Nepal çıktı, Japonya çıktı, Şili varyantı, Amerika’daki farklı California ve New York varyantları, en son bir Brezilya varyantından bahsediliyor. Brezilya varyantı B1617 buradaki işte belirli bölgelerin ayrıntısını söylemem gerekmeyecek ama oluşan mutasyonlar gerçekten de virüsün reseptörüne daha güçlü daha kuvvetli ve daha kolay bağlanmasına yol açıyor. Bu bir neden olabilir Hindistan ve Manau; Manau’da da Brezilya’da da Brezilya varyantı devreye girdikten sonra olgular artmıştı. Tabii bu Brezilya varyantı diğer varyantlardan farklı olarak tek değil iki ayrı bölgedeki mutasyon sonucu daha güçlü bağlanma reseptörüne, daha güçlü ve daha kuvvetli bağlanma özelliği kazandırmıştı virüse. Bu ne demek? Bu varyantla mücadelede biraz daha sorun yaşayacağız, daha güç olacak demek. Peki yayılır mı? Evet, özellikle hafta sonu İngiltere bildirdi, 77 olgu var Hindistan varyantıyla yayılabilir. Bu tabii Hindistan’da biraz önce ordudan bahsetti Özdeş, bir yandan da herkes kendisinden olmayana ve biraz farklı olanı etnik grupları dışlıyor, onları suçluyor biliyorsunuz. Hindistan’da da farklı bölgelerde Müslüman kesime saldırılar oluyor. Hani Trump “Çin virüsü” demişti, Hindistan’da da “bu Müslüman virüsü” diyorlarmış. Keşmiş’de başlamış en fazla Müslümanın olduğu ülke. Müslümanları ‘human bombs’ insan bombaları ya da korona cihatı şeklinde tanımlayıp saldırılar oluyor. Bu tarz olumsuzlar yaşanıyor Hindistan’da. Brezilya’dan bir haber, ilk defa reenfekte olan yani daha önce koronavirüs geçirdiği kanıtlanmış, iyileşmiş, hastaneden çıkmış tedavisinde başarılı olduğu söylenen bir olgu tekrardan koronavirüse yakalandı. Bu kişiler genellikle hafif atlatıyorlar deniyordu ama ilk defa Brezilya reenfekte olan yani ikinci kez Covid-19’a yakalanan bir bireyin yaşamını yitirdiğini, öldüğünü bildirdi. Bu da ilginç bir şey. Hindistan’dan bahsederken

ÖM: Ben de bir tek şey arada sorayım, 200 milyona yakın insan dünya çapında aşılanmış durumda, çok gibi duruyor ama dünya nüfusunun 8 milyara yakın olduğu düşünülünce sadece %2,5’u, dolayısıyla da en az bu ‘herd immunity’ dedikleri yani sürü bağışıklığı dedikleri şeyin de en az %70 oranında olması gerektiği ihtiyacı olduğu söylenince o zaman bu aşı meselesinde çok ciddi sorunlarımızın olmaya devam edeceği anlaşılıyor değil mi? 

SB: Evet bu 200 milyon kadar insan herhalde 2 doz alanlar mı tam bilemiyorum çünkü şu anda kullanılan aşı, aşılanan birey sayısı 1 milyarı geçti; Amerika’da 227 milyon, Çin’de 220 milyon, Hindistan’da 138 milyon, Türkiye’de 21 milyon kadar insan aşılandı. Örneğin Türkiye’de 21 milyonun 8 milyonu 2 doz aşı aldı. Yani aşılama biraz önce bahsettiğim gibi ‘herd immunity’ oranından yani toplumsal bağışıklık oranından uzaktayız aşılama açısından ama Hindistan ve Brezilya’daki örnekler toplumsal bağışıklama olunca da her şey bitecek mi sorusuna, yaklaşımına bir kaygıyla, kuşkuyla yaklaşmamızı gerektiriyor. Bu arada hafta sonu birçok ülkede, İngiltere’de olsun, İsviçre’de olsun alınan önlemlere karşı seslerini yükselten birtakım gruplar yürüyüşler yaptılar, protestolar, İngiltere aslında açılmaya başlamıştı ama buna rağmen özellikle hükümetin tartıştığı bu aşı pasaportu konusu protesto ediliyor. Bu aşı pasaportu ülke içi için, ülke içinde kullanılmak üzere yani bir restorana, bir kafeye, bir konsere eğer ileride gidebilecekseniz buralara işte bir aşı pasaportu göstererek girmeniz mümkün olabilecek. Böyle bir yaklaşım var. Kuzey Kore, Çin’le sınırını açmaya karar verdi çünkü Rusya ile de yakında açacak. 15 aydır izole bir haldeydi, 1 Nisan’da Rus diplomatlar onların verdiği habere göre ülkede bazı besin maddeleri ve ilaç sıkıntısı baş göstermeye başlamıştı. Onun için özellikle ticaret ve alışveriş için Çin’e olan sınırlarını açtı. Bütün bu olup bitenler hem olgu sayısı hem de yaşamını yitirenlerin sayısı hem de aşılama oranlarına baktığımız zaman biraz önce söylemeye çalıştım bu varsıl ve yoksul ülkeler arasındaki uçurum artıyor diye. Bakın Nijerya’da insanlar hızla yüksek ortaya çıkan inflasyon ve endemik işsizlik, böyle bir deyim ortaya atıldı endemik işsizlik arasında kalmış durumdalar. Son 5 yılda 2 kez resesyona küçülme kararına gitmişti Nijerya, aktif genç popülasyon 1/3’ü işsiz, 2015’ten beri işsizlik 4 misli artmış, şu anda 24 yaş için işsizlik oranı %53, şaka gibi! 25-34 yaş için %37. 

ÖM: %50 üzerinde yani öyle mi? İnanılmaz bir şey aslında!

SB: Evet %53’müş. Şimdi genel anlamda sağlık alanında krizin yaşandığı ülkelerin dış yardıma ihtiyaçları var ama uluslararası dayanışma için bu beklenti için hiç doğru bir zaman değil. Buna karşılık IMF Nisan ayı öngörülerinde ABD için 2021 sürecinde %6,4’lük oldukça yüksek bir ekonomik büyüme öngörmekte, bu durum Afrika’da tam tersine. Yani kısaca bu uçurum gittikçe artıyor, yani pandemi nedeniyle uçurum daha da artacak gibi görünmekte. Avrupa’da bir haber, o da Macaristan, ilginçtir dünyadaki en yüksek ölüm oranına ulaştı, milyonda 2719, Fransa’da bu 1500’ler civarında. Yaşlı ve obez insanların sayısı, oranı fazla ondan da deniyor ama 22 Nisan’da Çekya’yı, Çek Cumhuriyeti’ni geçti ölüm oranı. Neden ölüm oranlarında Macaristan ve Çek Cumhuriyeti yani iki doğu Avrupa ülkesi önde? Bu tam açıklanmış değil ama Victor Orban 23 Nisan’da kafeleri açtı. Şimdi 10 milyonluk ülkede 3,5 milyon ilk doz aşıyı oldular, neredeyse toplumun %40’ı, Avrupa ikincisiler aşılamada ama Avrupalılar da diyorlar ki “bizim kurallarımıza uymadınız ve Avrupa’nın onaylamadığı Çin ve Rus aşılarını aldınız” diyorlar. Sonuçta bu eşitsizlikler konusunda burada da bir durum Macaristan’dan geçeyim aşılara, dünya nüfusunun %16’sı üretilen aşıların yarısını almış vaziyette. Sadece aşılarda değil bu adaletsizlik, test ve tedavi olanaklarında da inanılmaz bir uçurum gittikçe artıyor. Varsıl ülkelerde 4 kişiden 1’i aşıya ulaşmış, yoksul ülkelerde bu oran 500’de 1, ¼’e karşı 1/500 hiç iç açıcı değil durum. Türkiye’den bir iki haber, hem gülümseten, hem düşündüren, hem de acı haberler var. Bunlardan bir tanesi ülkemizde biliyorsunuz bu hep tartışılan bir konu vardı, bilim kurulunun yasal statüsü. Hafta sonu Prof. Dr. Alpay Azap kendisi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji öğretim üyesi, aynı zamanda Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin bu dönem başkanlığını yürüten genç bir bilim insanı. Alpay Azap Bilim Kurulu’ndan ayrıldı, istifa etti diye bir haber var. Tabii bunu okuyunca bunda bir hata var, çünkü herhangi bir yere atanmış ya da görevlendirilmiş değil ki istifa etsin. Siz bulunduğunuz bir mevkiden istifa edersiniz, böyle bir mevki yok, Bilim Kurulu’nun çünkü yasal bir statüsü yok. Nitekim CHP milletvekili Mustafa Adıgüzel kuruldan fiilen ayrılan Alpay Azap’ın durumu için mecliste bir, meclise taşıyor bu konuyu. “İyi de Bilim Kurulu’na ait bir kuruluş kararı yok. Sağlık Bakanlığı’nı aradım, bulaşıcı hastalıklar bölümünü aradığımda oradan resmi olarak böyle bir kurul olmadığı, kurul üyelerinin sadece sağlık bakanına danışma kadrosu gibi görev yaptığını söylediler” diyor. Yani gerçekten Bilim Kurulu hani herhangi bir yasal statüsü olmayan böyle havada kalmış bir şey Bilim Kurulu üyeliği. Bu ilginç, en azından Azap’ın “göreve devam etmeyeceğim” ya da “bu kurulda artık ben yokum” demesi statüyü de ortaya koymuş oldu. Acı bir haber de AKP’nin etik kurulu başkanının bir twiti, bilmiyorum gördünüz mü? AKP’nin bir kolu varmış ‘siyasi erdem ve etik kurulu başkanı’ etik kurulunun başkanı bu kişi Prof. Dr. Kemalettin Aydın. Aynı zamanda televizyonlarda covid19 tartışılırken bazı programlara da katılan Sağlık Bilimleri Üniversitesi rektör yardımcısı. Şimdi bu kişi artı TV programcısı, gazeteci, Erk Acar ile sosyal medyada tartışan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu şöyle bir mesaj atmış “ya siz cevap vermeyin, ona striknin yollayın” diye yani zehirleyin diyor bu sizden farklı fikirleri olan gazeteciyi “Twitle cevap vereceğinize siz ona striknin yollayın” deyip dozunu da vermiş hatta. Hemen TTB bu Dr. Kemalettin Aydın’ı sosyal medya hesabından zehirli madde öneren, hekimlik değerlerine aykırı paylaşımı, mesleki etik ilkeleri ve deontoloji kuralları kapsamında soruşturulacağını, gerekli işlemlerin başlatılıp takipçisi olacaklarını açıklamışlar. Yani bir hekim, bir sağlık çalışanı, Hipokrat yemini etmiş bir kişi ve bir partinin etik kurulu başkanı, kısa bir dönem de Gümüşhane milletvekilliği yapmıştı.

ÖM: Siyasi erdem ve etik kurulu başkanı evet.

SB: Zehirle diyor yani gazeteciyi! Bu nasıl bir şey, bunu anlamak mümkün değil.

ÖÖ: Putin hayranı sanırım. 

ÖM: Bir de Sağlık Bilimleri Üniversitesi rektör yardımcısıymış aynı zamanda.

SB: Evet öyle, tuhaf bir şey. Şimdi nasıl bulaş, bulaşma, varyantlar filan derken bir de yine Türkiye’de bir başka tartışma oldu hafta sonu “2 metre mi 20 metre mi mesafe?” diye. Nereden çıktı bu 2 metre, bunun zaten gerekçesi yoktur diye. Hayır var aslında, 2 metre kuralı solunum yollarını tutan enfeksiyonlarda damlacık enfeksiyonu şeklinde bulaşan, öksürme, aksırma, hapşırma sırasında çıkan damlacıklarla bulaşan, örneğin grip ya da nezle yahut RSV gibi -isimlerini saymama gerek yok- virüslerin bu damlacıklar etrafa saçıldığı zaman ulaştıkları mesafedir 2 metre, bu hesaplanmıştı, grip için yapılan çalışmalarda hesaplanmıştı. Bu nedenle de “2 metrelik mesafede bırakın” deniyordu. Bu doğru, burada herhangi bir yanlış yok ama daha sonra covid19’un yani sarscov2’nin havada aerosol şeklinde asılı kalabileceği anlaşılınca bu 2 metrenin ötesine de gidebiliyor virüs. Yani bu nedenle bu 2 metre mi 20 metre mi tartışmasının kaynağı buradan ortaya çıktı. 20 metre mi 18 metre mi bu henüz netleşmedi ama bilinen bir şey var ki 2 metreden daha uzağa aerosol şeklinde koronavirüsler yani sarscov2 gidebilir. Bu nedenle özellikle daha yoğun dışarıya saçılan, atılan varyantların 2 metre mesafeden daha uzun bir bölgeye erişmeleri ve aradaki mesafeyi belki daha uzun tutmanın yararı ortaya çıkıyor ama bunu tabii hesaplamak o kadar kolay değil. 

Bitirirken önemli yayın hakem denetimine sunuldu, Ricardo Palacios ve arkadaşları oldukça kalabalık bir ekip, 20’den fazla Brezilyalı araştırıcı bu hani faz3 çalışma sonuçları yok deniyordu Sinovac aşısı, Çin aşısı için, bu aşının Brezilya çalışmasını yayınladılar. Öğrendiğim kadarıyla Hacettepe üniversitesindeki arkadaşlarımdan Türkiye’den yayın da çıkmak üzere. Bu konuyu isterseniz perşembe günü konuşalım, önemli bir bulgu var çünkü ve bitirirken bir de sarscov2’den bahsediyoruz değil mi hep biz pandemide? Peki ya sarscov3’ü gündeme getirirsek? Nereden çıktı diyeceksiniz. Bir aşı çalışması başlatıldı, çalışmanın adı pan-koronavirüs aşısı. Pan-koronavirüs aşısı hareket noktası şu, 10 ile 50 yıl içinde üçüncü bir koronavirüs dalgası, ikinci bir koronavirüs pandemisi ortaya çıkabilir. Bunun da etkeninin adını şimdiden koymuşlar: Sars-cov-3. İşte buna yönelik bütün koronavirüslere karşı koruyacak bir aşı çalışma grubu oluşturulmuş, pan-koronavirüs aşısına ait çalışmalar sürüyor ya da başlatıldı. Daha kapsayıcı bir aşı söz konusu olacak. Sanıyorum süremi doldurdum, yoksa daha haberler var, artık onlara perşembe günü devam ederiz. Ben burada durayım.

ÖM: Çok teşekkür ederiz, görüşmek üzere.

SB: İyi günler, sağ olun!

ÖÖ: Görüşmek üzere. 

SB: İyi yayınlar, iyi haftalar!