BioNTech’in “yüzde 90 etkili” aşısının ayrıntıları: “Henüz yolun çok başındayız”

-
Aa
+
a
a
a

Korona Günleri’nde Prof. Dr. Selim Badur, Pfizer’ın desteğiyle BioNTech’in ürettiği ve “yüzde 90 etkili” olduğu öne sürülen aşı çalışmasının ayrıntılarını paylaştı.

Selim Badur'la Korona Günleri
 

Selim Badur'la Korona Günleri

podcast servisi: iTunes / RSS

(12 Kasım 2020 tarihinde Açık Radyo'da Korona Günleri programında yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur merhabalar!

Selim Badur: Günaydın, günaydın herkese!

Özdeş Özbay: Günaydın!

SB: 52 milyonu geçti dünyadaki yeni olgu sayısı. Pazartesi gününden bu yana 3 gün geçti 1 milyon 721 bin olgu. Günlük 573 bin 856 olgu, yani artık günlük yarım milyon hasta listeye eklenmekte. Bu önemli bir sayı, düşmek bir yana test fazla yapıldıkça da saptanan olgu sayısı artmakta. ABD'den bir iki haber: 11 Kasım itibariyle yani dün itibariyle ABD 10 milyon 397 bin 400 kadar olgu var, 241 bin kadar ölü var. Rekor kırıldı bu hafta sonu ABD'de 1 haftadır günlük sayı 100 binin altına inmiyor. Özellikle kuzey ve orta batı bölgelerinde sorun var, günlük 1500 ölüm ve hastaneye yatış sayıları artmakta. Şu anda 62 bin kadar ABD'de yatan ağır hasta var. “Hem sağlık açısından hem de toplumda oluşan hasar açısından 1918 İspanyol gribi ve 1929 ekonomik krizinden beri en önemli sorunu yaşıyor ABD” deniyor. Sanki başkan değişikliğinden sonra “her şey düzlüğe çıktı artık, sorun halloldu gibi” düşünülüyor. Öyle değil ve ABD herhalde bu sorunla mücadele etmek için enerjisinin büyük kısmını bu konuya ayırmak durumunda kalacak. Bütün önlemler de bu yönde alınmakta. 

Avrupa'ya baktığımızda İspanya'da salı günü 400'den fazla ölüm meydana geldi, Portekiz, Romanya ve Macaristan'da önlemler sıkılaştırıldı. İtalya'da doktorların bir açıklaması var, onların tabipler odası muadili bir kuruluşları İtalya'da salgının kontrolden çıktığını açıkladı. Lübnan'da 14-30 Kasım için tam bir kapanma söz konusu oldu. Bütün bunlar durumun pek parlak olmadığını gösteriyor. Fransa'ya baktığımızda bu ülkede bir bülten yayınlanmakta Paris hastaneleri tarafından, buna göre hastaneye yeni yatan olgu sayısı hastaneden çıkan, taburcu olan, iyileşenlerinin sayısının halen çok üzerinde olduğu söyleniyor. Bu önemli bir nokta. Fransa'nın Avustralya örneğini almasının zamanı geldiği vurgulanmakta, örneğin Melbourne'da sayıları belirli bir oranın altına çekmeyi başardı. Şimdi Fransa biliyorsunuz başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkeleri bir kapanma dönemine girdiler Kasım ayının başından beri. İlk sıkı önlemler İrlanda'da alınmıştı okullar kapatılarak, 21 Ekim'de İrlanda 6 haftalık bir sıkı önlemler paketini uygulamaya koydu. Daha sonra Fransa 2 Kasım itibariyle gece sokağa çıkma yasağı kararı aldı. Bu alınan önlemlerin yani insanların birbiriyle temasının azaltılması çabalarının bir süre sonra sonuçlarını görmekteyiz. Nitekim İrlanda'da, daha sonra İngiltere'de, kısmen Belçika ve İspanya'da olgu sayılarındaki o ciddi artış düz bir plato haline geldi. Büyük bir olasılıkla bugün için söz konusu değil ama Fransa'da da herhalde 1 hafta içinde tekrar bir iyileşme dönemine gireceğiz. Kısacası Korona Günleri programında mayıs ayından beri söylüyorduk süreç uzun soluklu olacak diye, bu inişler çıkışlar, bu dalgalanmalar yaşanacak her 15-20 günlük sokağa çıkma yasakları ve kısıtlamalar. Bunun getirdiği bir 'iyileşme dönemi' rahatlama, tekrar hastalığın yayılması, bu böyle bir süre devam edecektir. Örneğin İngiltere hastaneye yatış oranları günde %13 oranında azalmış, bu süre sonunda İrlanda'da da benzer bir takım olumlu gelişmeler meydana gelmiş. Kısacası bu dalgalanma şeklinde devam edecek ve biz herhalde bu korona sorunuyla bir süre daha yaşayacağız birlikte. 

Dünyada üç ülkede koronavirüs hiç görülmemişti, bir tanesi ne yazık ki ilk olgusunu bildirdi: Avustralya'nın 1750 km. doğusundaki Vanuatu adasında ilk olgu bildirildi, ABD'den gelen, Çin üzerinden ülkeye gelen 1 kişide pozitiflik saptanmış. 300 bin nüfusu vardı, hiç etkilenmemişti, şimdiye dek sınırlarını kapalı tutuyordu. Sınırları açınca ilk gelen Vanuatu'ya ilk olguyu getirdi. DSÖ'ye göre henüz sorun yaşamayan 2 yer kaldı, onlar da yine Polinezya bölgesinden Samua ve Tuvalu adaları. Tuvalu herhalde iklim krizi sonucunda denizin yükselmesiyle ilgili nasıl tehdit altında olduğuna siz daha önce herhalde değinmiştiniz?

ÖM: Evet. Her 3 ülke de zaten yok olma tehdidi altında yakın bir zamanda hem deniz yükselmesi hem de gıda bulamayacakları için, o şekilde gıdaların deniz yükselmesinden etkilenmesinden dolayı evet.

SB: Evet bir sorun yaşanmakta. Avrupa'da olup bitenlere bakınca Avrupa ülkeleri sağlıkta birlik projesi oluşturuyorlar. Buna ciddi bir bütçe ayıracaklar çünkü “ileride karşılaşılacak böyle küresel boyuttaki acil bir durum, bir sağlık sorunu ile ilgili mücadele etmede şimdiye kadar öngördüklerimiz, aldığımız önlemler hiçbir işe yaramadı, bunu değiştirmeliyiz” diyor. DSÖ ve Paris Barış Forumu başkanları ise “Covid ile mücadelede barış talebinden ayrı tutulamayacak bir sorundur bu” diyorlar. Çünkü birçok yerdeki çatışmalar, savaşlar bu Covid-19'un önüne geçilmesi için büyük engel, ateşkes ilanının salgın hastalıklar ve salgınla mücadelede de önemli olduğunu vurguluyorlar. Almanya'da Merkel kış aylarında kış ayları boyunca uğraşıların süreceğini söyledi çünkü Almanya'da Sağlık Bakanı John Spah son birkaç gündür günlük olgu sayısının azaldığını ancak ölü sayısının arttığını belirtti. Yani Almanya'da da işler pek yolunda gitmiyor. Ukrayna'da bu hafta sonu protestolar oldu alınan önlemlere karşı. Fransa'da öğretmenler ve öğrenciler alınan önlemlerin anlamsız olduğuna dair grev yaptılar. Budapeşte'de ise alınan önlemler üzerine “doğru dürüst bir önlem almıyorsunuz” diye Sinema ve Tiyatro Üniversitesi işgal edilmişti, bu işgal sonlandırıldı. Biraz Türkiye'den haber vermek istiyorum, Türkiye'de nedense kararlar çok sık değiştiriliyor, bakın sizin bahsettiğiniz 10 Kasım 2020 tarihli bir açıklama Umumi Hıfzıssıhha Meclisi'nin İstanbul için 65 yaş ve üzeri vatandaşların saat 10.00-16.00 saatleri dışında sokağa çıkmasına kısıtlama getirmişti. Bu şekilde siz de haberi verdiniz, ancak hemen arkasından dün akşam istisnalar açıklandı: “Kamu görevi niteliği mevcut durumun aciliyeti ve kamu hizmeti sürekliliğinin sağlanmasında hizmetine ihtiyaç duyacak kişiler, işletme sahibi, esnaf, tüccar, sanayici, çiftçi, serbest meslek sahipleriyle çalışanlardan durumlarının aktif sigortalarını gösteren, SGK hizmet belgesi, vergi kaydını gösterenler muaf tutulacaklar.” Çalışanlar muaf tutuluyor, evde oturan 65 yaş üzerine kısıtlama getiriliyor. Bu muaf tutulanlarla istisnalar listesine baktığınız zaman bayağı kalabalık bir 65 yaş üstü istisnası var. Bütün bunlar alınan önlemlerin pek etkili olamayacağını düşündürmekte ama bunu zaman gösterecek. 

Bir iki haber ve açıklamadan sonra Pfizer firmasının aşısıyla ilgili haberlere değinmek istiyorum vaktimiz elverdiğince. Önce İstanbul Tabip Odası (İTO)'nın bir açıklaması var, diyor ki “25.10.2020 günü dahil olmak üzere bakanlığın açıkladığı ölüm sayısı İstanbul için 3 bin 253 ama bizim hesaplarımıza göre 8 bin 456” diyor. Yani “açıklanan resmi rakamların 3 misli kaybedilen hastadan bahsetmekte İTO. Artık ambulanslar Covid-19 hastalarını taşımaya yetişemiyorlar, hastalar sadece sedyelerde bekletiliyor, hastanelerde mevcut servisler yetmiyor, her gün yeni Covid servisleri açılıyor. Serviste yatması gereken birçok hasta yeterli yatak olmadığı için acillerde tutuluyor. Yoğun bakıma yatması gerekenler için de yer bulunamıyor” diyor. Bu tarz bir dizi olumsuzluğu sıralamış İTO, durumun ciddiyetini ve vahametini anlatmak için TTB izleme grubu üyesi Sayın Prof. Dr. Kayahan Pala da “Eylül ayının son haftasından bu yana Türkiye en kötü döneminde, nisandaki tepe noktasını geçmiş durumda şu anda” diyor. Eylül ayının üçüncü haftasından sonra hızlı bir artış oldu, özellikle son iki haftada eğilim dramatik olarak, çarpıcı bir şekilde sürmekte. Toraks Derneği'nin bir açıklaması var, uzun kamuoyu duyurusunu okumayayım ama özellikle “Covid-19 ile mücadele bireylerin sorumluluğuna bırakılmamalı, toplumsal hareketlilik kısıtlanmalı en az 2 hafta, hatta koşullar zorlanarak 1 ay tam kapanma gerekmekte.Biraz önce “65 yaş üzerindekilerin belirli saatlerde sokağa çıkması engellendi” demiştiniz. Ben de bu kısıtlamanın istisnai olanlarına hangi 65 yaş üzerindeki grupların çıkabileceğini söyledim. Böyle bir kısıtlama ve böyle bir önlem olmaz. Kısacası garip bir süreç yaşamaktayız ve bu garip süreçte birtakım önlemler alınıyor gibi ama aslında bir önlem alınmıyor. Örneğin TTB'den Doç. Dr. Kızıl “önlem alınmazsa bir süre sonra çalışacak hekim bulamayacağız” dedi. Son bir haftada 13 sağlık çalışanı yaşamını yitirdi. Bunlar korkunç sayılar, yani işin ciddiyetinin pek farkında değiliz galiba! Tedavi konusunda 1 ay kadar önce yine Korona Günleri'nde sözünü etmiştik, göğüs hastalıkları hocası Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, kendisi de Covid'e yakalanmış ve bizim de konuğumuz olmuştu, “kullanılan Flavimivir isimli ilacın artık etkisinin başlangıçta olduğu kadar iyi olmadığını, acaba virüs bu ilaca karşı, bu antivirale karşı direnç mi kazandı?” sorusunu sormuştu, gündeme getirmişti bu konuyu. Dün bir açıklama yapıldı ve başlangıçta Çin'den ithal edilen, daha sonra ağustos itibariyle Türkiye'de üretilmeye başlayan ilacın artık etkisinin azaldığını, başlangıçta olumlu sonuç alırken bu ilaca karşı bir direnç gelişmesi kuşkusunun yaygınlaştığını görüyoruz. Nihayet Remdevisir krizi, kendisiyle de konuşma olanağı buldum, sevgili Ferda Keskin'in de belirttiğiniz gibi, onun örneğinde de, bu Remdevisir aslında Türkiye'de var ve bakanlık sadece yoğun bakım hastalarına kullanılması için protokolüne o şekilde almış durumda. Oldukça etkili bir ilaç ama yoğun bakıma giremeyen hastalarda hekim endikasyonu olduğunda devlet karşılamıyor Remdevisiri ve Ferda'nın da bahsettiği gibi 15 bin lira, 30 bin lira, 50 bin lira gibi. Tabii bu arada karaborsadan alınıyor bu ilaç, çok garip bir durum. Bunun bir an önce halledilmesi lazım, bir takım soru işaretleri oluşturuyor gerçekten, bu merdiven altı ticareti arttırıyor, bunun taklitleri çıkabilir. Gidip Tahtakale'den filan ilaç alıyorsunuz!

ÖM: Ve ölümler üzerinden bir ticaret, yani bayağı mafya meseleleri işin içine girebiliyor.

SB: Tabii.

ÖM: Bu en korkutucu şeylerden biri, ben bir de şundan bahsetmek istiyorum, üzerinde zaman zaman durmaya çalıştığımız çok önemli bir konu var, hapishanelerdeki durum ne olacak? Türkiye'de son olarak 29 Ekim'de İstanbul merkezde 12-7'de operasyonlar yapılmış ve 120 kişi hakkında da tutuklama, yakalama kararı için yapılmış ve bir sürü kişi gözaltına alınmış ve avukatlardan birisi 5'inin koronavirüs testi pozitif olduğu gerekçesiyle serbest bırakılmış. Tutuklanan 31 kişiden 9'u koronavirüs pozitif çıkmış ve pozitif çıkanlarla negatif çıkanların aynı hücreye konulduğu belirtilmiş, kapılara da “dikkat Covid pozitif” yazısı asılıyormuş. Bundan daha endişe verici bir şey düşünmek bile zor, yani hapishanelerde ABD'de ve başka ülkelerde biliyoruz ki çok vahim ölümlere de yol açtığını, Türkiye'de zaten büyük bir kaygı konusuydu şimdi bu artabilir. Bunu da belirtmek istedim.

SB: Olumsuzluklar nedense bir iki değil ve nedense bireylere “aman maske takın, sosyal mesafeye dikkat edin, bir de elinizi yıkayın” diyor. Tamam bunlar çok önemli noktalar, ihmal edilmemesi gereken elbette gerçek olgular ama sadece bunlarla pandeminin altından kalkılması filan mümkün değil. Gelelim son 2-3 günden beri çok fazla üzerinde spekülasyon yapılan Pfizer-BioNTech ortaklığı ile üretilen mRNA aşısına. Bildiğim kadarıyla pazartesi günü Pfizer'in CEO'su ya da yetkilileri bir açıklama yaparak “tamam, aşı %90 etkili” dendi. Türkiye'de bazı basın organlarında, televizyonlarda “tamam bu iş bitti, artık aşısı geldi” şeklinde bir yorum yapıldı. Haber bu şekilde duyuruldu. Aslında bu yaklaşıma katılmak pek mümkün değil. Bu Pfizer-BioNThech ortak aşı üretim projesi 3. faz çalışmaları temmuz ayında başlamıştı, şimdiye dek toplam 43 bin 538 gönüllü üzerinde proje yürütüldü. Bu 43 bin gönüllünün yarısına, örneğin 22 binine mRNA teknolojisi uyarınca hazırlanan aşı, diğer yarısına ise 20 küsur bin kişiye de plasebo dediğimiz içinde aktif madde içermeyen bir preparat uygulandı; bunlar kontrol grubu olacaklar. Geçen sürede yani ağustos-eylül-ekim sonunda açıklamada şöyle deniyor “gönüllülerin içinde 94 kişide Covid-19 enfeksiyonu oluştuğu saptandı. Nasıl yapılıyor bu çalışma? Daha önce de söylemiştim, kısaca bir cümle ile özetlememe izin verin. Aşılanan ve plasebo uygulanan kişiler toplum içinde normal yaşamlarını sürdürüyorlar, o toplumda hastalık yaygın olduğu için hem aşılanan kesim hem de kontrol grubu hastalığa yakalanma riski yüksek bir ortamdalar. Bunların içinden kaçı hastalığa yakalanacak diye bakılacak. Ama önemli bir ayrıntı var, bu 94 kişi aşılananlar içindeki 94 kişi mi, yoksa plasebo grubundan mı? Dağılımın nasıl olduğuna dair herhangi bir bilgi yok çalışmada. İkincisi %90 etkili deniyor. Eğer aşı uygulanan gönüllüler kısmında yani 22 bin kişide sadece 8 kişide enfeksiyon saptanması lazım %90 gibi bir etkililik oranını verebilmeniz için. İkincisi, bu çalışmada aşı 2 doz uygulanıyor, yapılan açıklama bu “mucizevi %90'larda etkinliği var” da denilen aşının ikinci doz uygulamasını takip eden yedinci günkü sonuçlar bunlar. Yani o kadar işin başındayız ki, daha yan etki saptama durumu süresi bile henüz dolmamış bir süreç. Aslında yapılan matematik modellerde 43 bin 538 gönüllüde yapılan bir çalışmada, çalışmanın tamamlanması ve değerlendirmeye geçilmesi için 164 kişinin enfekte olması lazım. Yani siz bekleyeceksiniz bütün çalışmayı yaptığınız grup içinde, aşı ve plasebo uyguladığınız gönüllülerin tamamında 164 kişi hastalanınca çalışmaya ara vereceksiniz ve bakacaksınız bu 164 kişi aşılı gruptan mı plasebo grubundan mı? Daha işin yarısındayız, yani ön çalışmanın tamamlanması bile bitmemiş bırakın yayın olmayı, izin alınmayı ama çok erken bir dönem. Bu bir çalışmanın ara raporunun basına açıklanmasıdır.

ÖM: Bu bayağı medyada da pompalanıyor ama “aşı yolda, geliyor, hadi gözünüz aydın!” gibi çok sayıda yayın var. Bir tane de şimdi zaten Rusya ile ilgili de aynı şekilde bu sefer %92'lik bir başarı oranından bahseden bir yeni haber de geldi.

SB: Ruslar haklı tabii, onlar da diyorlar ki “ben şu kadar insana uyguladım, bende aşı etkinliği %92” diyor. Bu basın açıklamasına baktığım zaman, tabii bu açıklama sadece Türkiye'de basında pompalanıyor değil, dünyadaki haber ajanslarında da yer aldı. Fransa'da Angers'deki CNRS araştırma merkezinin başkanı Bruno Pitar'la bir program yapıldı Fransa'da televizyonda. O şöyle söylüyor “gayet ümit verici ve sevindirici haber ancak bu sadece bir basın açıklamasıdır. Basın açıklamaları borsaya hitap eder” diyor. Gerçekten de üretici firmanın borsadaki hisse senetleri çok yükselmiş durumda. Paris'teki Cochen hastanesinde görevli Audile Loraine ise “bu sonuçlar çok ümit verici olmalarına karşın henüz yolun başındayız ve yanıtlanması gereken daha çok soru var”. Bu durum böyle iken elbette sevindirici önemli bir gelişme ve olumlu bir yolda ilerlenmekte ama yani “oldu da bitti maşallah!” der gibi bunu böyle “artık aşı bulundu!” şeklinde ne Türkiye'de ve ne de batıda, batıda da bu tarz açıklamalar yapılıyor, basında yer alıyor ama bizdeki gibi tezahür etmiyor herhalde. Bununla ilintili olarak Dünya Af Örgütü'den Tamarin Nelson bir açıklama yaptı, diyor ki “bu aşı açıklaması dağıtım konusunda büyük bir adaletsizliği de beraberinde getirdi. Çünkü varsıl birtakım ülkeler milyarca doz aşıyı kapatmış durumdalar. Üretimin geri kalan 1/4'lük bölümü kapanın elinde kalacak gibi dünyanın geri kalan kısımlarına”. Sevgili Ayşegül Tözeren'in “salgın herkes için bitene kadar bitmeyecek” cümlesi vardır ve çok doğru tabii bu konu. Dünya Tabipler Birliği de “aşıların adil dağıtımı” çağrısında bulundu. Yine TTB ikinci başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut da “Türkiye aşı alımında için şimdiden sıraya girmeli çok geç olmadan” diyor. Elbette bu aşının bizim daha önce de belirttiğimiz gibi -70 gibi özel koşullarda muhafazası lazım. Bu koşullara dikkat etmek gerekiyor. Belki de birtakım -Rusya'da gündeme gelmişti- aşı odaları ya da aşı merkezleri kurulup bu -80'deki aşı flakonu açıldıktan sonra kısa sürede sıradaki insanların aşılanması lazım. Böyle filmlerde ya da eski yıllarda bazı Avrupa, batı ülkelerinde gördüğümüz aşı merkezlerinin önünde kuyruklar, insanlar aşılanması için sıralarını bekliyorlar. Belki bunlarla karşılaşacağız. Çünkü aşı açıldıktan sonra bu -80 derecedeki flakon kısa bir süre...

ÖM: İçinde kullanılması lazım.

SB: Evet günlerle ifade edilen ve uzun süre 2 derecede buzdolabında saklayamıyorsunuz. Benzer bir sorunu da TTB Merkez Konseyi Başkanı zaten dile getirdi. Sizin de belirttiğiniz gibi Rusya %92 gibi bir aşı etkinliğinden bahsetti. Bu arada bir haber var ne kadar ciddiye alınmalı bilmiyorum ama Türkiye'deki haberlerin ciddiyet oranı hakkındaki kuşku gittikçe artmakta. Türkiye Rusya'nın korona aşısını üretmek istiyor, talip olmuşuz “aşıları biz üretelim” diye. Ruslar da “olabilir” demişler.

ÖÖ: Çin diyorlar daha çok Türkiye bu konuda…

ÖM: Süremiz galiba bitiyor ama bu spekülasyonun sonu gelmeyecek anladığım kadarıyla, maalesef gayri ciddi yani trajikomik bir durum var. Önce Sağlık'ta ne var onu da bildirelim?

SB: Önce Sağlık'ta orada biraz yukarıdan bakalım, yarın Prof. Dr. Selçuk Erez'i konuk alacağız. Selçuk hocanın yanında da Türkiye Psikiyatri Derneği'nden Dr. Rahşan Erim birlikte konuğumuz olacaklar. Bu arada aykırı 3 tane haber vardı onları pazartesi gününe bırakacağım. Bir tanesi Hervé LeBras çıkarttığı bir kitap 'Batıyor muyuz?' Jean Jaurés yayınlarından.

ÖM: Biraz onun üzerinde daha etraflı dururuz. Peki çok teşekkür ederiz.

SB: Ben teşekkür ederim, görüşmek üzere.

ÖÖ: Görüşmek üzere.