Araştırma: Maske kullanımı 130 bin ABD’linin hayatını kurtardı

-
Aa
+
a
a
a

Korona Günleri’nde Selim Badur, güncel bilgilerin yanı sıra son çıkan çalışmalardan ayrıntılar da sundu.

Selim Badur'la Korona Günleri
 

Selim Badur'la Korona Günleri

podcast servisi: iTunes / RSS

(9 Kasım 2020 tarihinde Açık Radyo'da Korona Günleri programında yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur, merhabalar!

Selim Badur: Merhabalar, iyi yayınlar!

Özdeş Özbay: Günaydın.

SB: Haftaya hızlı ve ilginç birikmiş haberlerle başladınız. Sizin de belirttiğiniz gibi 50 milyonu aştı korona virüs olgularının sayısı ve son programımızdan bugüne dek geçen 4 gün içinde 2 milyon 319 bin olgu yani günlük sayı 277 bin 771 oldu. Biz 250 binlerde amma çok sayı var, yeni olgu sayısı diyorduk 300 binlere, neredeyse 600 binlere dayandı günlük olgu sayısı. Üstelik bu gerçek rakam değil; PCR'ı pozitif çıkan, testleri olumlu çıkan olgular. Bunun çoktan üzerinde herhalde küresel koronavirüs dağılımı. Avrupa'da hafta sonu olup bitenlere bakıp daha sonra farklı bilimsel yayınlara değinmek istiyorum. Portekiz'de günlük olgu sayısı 2000'den 6000'e çıktı hafta sonu. Bunun üzerine Başkan Marcelo Rebelo de Sousa 23 Kasım'a dek uygulanacak yeni birtakım önlemleri açıkladı. Sinema, tiyatro, kültürel etkinlikleri ve hayati olmayan ürün satan tüm mağazalar da kapatılmış vaziyette Portekiz'de. Yunanistan'da evden dışarıya çıkışlar yasaklandı ve izne bağlandı. Şöyle, Avrupa'nın farklı ülkelerinde 'evde kal' çağrısı ve örneğin acil birtakım gıda ya da ilaç ihtiyaçları için dışarıya çıkabiliyordu insanlar ama bu tarz gereksinimi olanlar çıkabiliyordu Yunanistan'da. Artık onlar da çıkamayacak ve izne bağlandı her şey. SMS mesajı üzerinden izin alınmadan dışarıya ilaç almak için bile çıkamıyor Yunanistan'da insanlar. Bu kurala uymayanlara 300 avroluk bir ceza, bu ilan edilir edilmez insanlar başkent Atina'dan neredeyse kaçmaya başlamışlar. Bu hafta sonu yaklaşık 70 bin kadar araba Atina'dan ayrılmış, otobanlarda yoğunluklar yaşanmış. Herkes daha kırsal bölgelere gidiyor.

ÖÖ: Aslında ilk dalga döneminde Yunanistan çok düşük sayılardaydı öyle değil mi?

SB: Evet.

ÖÖ: 'İyi idare etti' deniyordu, ilginç! Ne oldu? Herhalde tatilde yaşananlar mı?

SB: Büyük bir olasılıkla evet. İran'da bazı kentlerde saat 18.00'dan sonra alışveriş merkezleri, sinemalar, spor salonlarının kapatılması söz konusu. Bütün bunlar olup biterken yani olgular artarken Fransa'da da üniversite yurtlarında, Paris'in 14. bölgesindeki öğrenci yurtlarında yaklaşık 50 bin öğrenci kalıyor. Bunların önemli bir miktarı yabancı öğrenci, bunlar bloke kaldılar bu öğrenci yurtlarında, o yurtların öğrenci restoranları da kapatılmış vaziyette, gönüllü aşevleri (Restorant du Coeur) gibi yoksullara belirli dönemlerde yardım eden birtakım restoranlar vardı. Onlar gidip öğrencilere yardım ediyorlardı, savaş zamanı gibi bir tablo da var. Buna karşılık bütün bu olumsuzluklar işin ciddiye binmesi, gittikçe daha işin içinden çıkılmaz bir durum, sayıların artması ve bunun sonucunda alınan önlemler ama buna karşılık protestolar, özellikle Almanya ve İspanya'da bu alınan önlemlere karşı çıkanlar ya da anti-maske hareketleri, yürüyüşler ve protestolar düzenlediler. Fransa'da bu ilginç bir durum, hatırlayacaksınız sağlık çalışanlarının izinleri iptal edildi önce, daha sonra “Covid19 ya da sars-cov-2 testi pozitif çıkan sağlık çalışanları asemptomatik iseler görevlerine devam etsinler” dendi. Bir başka çarpıcı haber Fransa'dan, ben bunu bilmiyordum doğrusunu isterseniz atlamışım. Bazı kentlerdeki yoğunlaşan yoğun bakım ünitelerinin dolması nedeniyle yoğun bakımdaki hastalar helikopterlerle Almanya'daki hastanelere naklediliyorlarmış. Bir dönem yapılmış bu ilkbaharda, yeniden başlamış bu nakil işlemi ama devam edecek mi bilinmiyor çünkü Almanya’da da hastaneler dolmaya başlamış. Fransa'da yaklaşık 5800-6000 kadar yoğun bakım yatağı var, bunun 4300'ü dolu, Almanya çok daha fazla yoğun bakım yatağına sahip 28,678 yoğun bakım yatağının Almanya'da şu an için 21 bini dolmuş. Benzer bir durum Yunanistan'da Selanik'teki yoğun bakım yataklarında %78 dolmuş.

ÖM: Britanya'daki durum hakkında bir şey söylemek mümkün mü? Onlar da geçen perşembe günü çok ciddi bir kapatmaya geçtiler zorunlu olan bütün hizmetlerin dışındaki şeyler kapanacaktı, ne oldu acaba?

SB: Oradan yeni bir haber bende yok ama İngiltere'deki yoğun bakım üniteleri ve hastanelerinin doluluğu konusunda, farklı sağlık kuruluşlarından İngiltere'deki tabip odalarının açıklamaları var “işin içinden bir süre sonra çıkamayacağız” diye. Fransa hızlı testlere başlıyor, şöyle 15 dakikada sonuç veren bu testler haftada 2 milyon kişiye yapılacak ancak kime yapılacağı konusunda tartışma var. Bu hızlı testler dediğimiz zaman son zamanlarda özellikle fabrikalarda, okullarda, çiftliklerde minik salgınlar oldu ve topluma bu odak noktalarından yayılma olduğu biliniyor. Örneğin, son zamanlarda İngiltere'ye ait mayıs ayından bu yana 115 adet et ve tavuk üretim çiftliklerinde yaklaşık 130 bin kadar çalışan, bunların 5 bin kadarında Covid saptandığı, 20 kadar ölüm var ve bu durum hep bu tip kalabalık çalışma ortamlarından topluma yayılmanın öneminin altını çiziyordu. Böyle olursa gerçekten 'bu hızlı testler bir işe yarayabilir' mantığından hareketle özellikle kurumlara “siz çalışanlarınıza bu hızlı testi yaptırın” gibi bir çağrıda bulundu Fransa yetkilileri ama bu çok riskli bir durum çünkü kim yapacak, kim ücretlendirecek, fabrikadan mı işçiden mi alınacak? Bütün bunlar tartışılıyor, yani uygulanacak strateji konusunda henüz bir fikir birliğine varılmamış. 

Bir de ekonomiden bir bilgi aktarayım, ondan sonra Türkiye'deki duruma bakalım. İkinci dünya savaşından beri görülen en büyük ekonomik kriz olduğu artık kabul edilmekte. Yine Fransa'dan bir örnek vermeme izin verin, eğer kapamalar 1 ay daha sürerse Fransa'nın ulusal geliri %9 oranında düşmüş olacakmış ve 2021'de her şey yolunda giderse ancak %7 artış sağlanacakmış. Eğer kapanmalar, yasaklar ve kısıtlamalar 2 ay sürerse %11 oranında bir azalma, bir küçülme söz konusu olacak Fransa'da. Bu ekonomist Nadia Garbi'nin bir yorumu, ilginç bir yorum. 

Türkiye'ye baktığımız zaman biliyorsunuz ben seçilmişlerden çok atanmışları önemseyen bir insanım, bu haliyle söylediklerime dikkat çekiyorum! Sağ olsunlar onlar da beni zor durumda bırakmıyorlar, bu hafta sonu çok vali demeci var. Gaziantep Valisi Davut Gül “Gaziantep'de koronavirüs salgını kontrol altına alınamıyor” demiş; sosyal medya hesabından vali “evlerinizden çıkmayın” çağrısı yapmış. Bu önemli. Balıkesir Valis Hasan Şıldak da “kırsal mahallelerimizde Covid-19 vakalarında ciddi artış var, özellikle temaslılarda hastalanma oranı il genelinde %20'lerden %40'lara çıktı” demiş.

ÖM: %100 artış var yani öyle mi?

SB: Evet. Sinop Valisi Erol Karaömeroğlu da “havaların soğumasıyla vaka sayıları arttı, özellikle cenaze ve taziyelerde oldukça etkili. Telefonla taziye iletmek geleneği oluşturalım. Virüs eve girmiyor gibi bir hava var ama olguların %40'ı aile içi temasa bağlı görünüyor” demiş. Son olarak da Bilecek Valisi Bilal Şentürk “çok hızlı bir şekilde daha önce hiç aşina olmadığımız rakamlara ulaştığımızı, hayal edemediğimiz rakamlara doğru gittiğimizi görüyoruz” demiş. Gerçekten vali beyler panik demeyeyim ama gerçeklerle yüzyüze gelmeye başladılar ve kendi sorumlu oldukları yörelerde işin vahametini açıklıyorlar. Yine Samsun İl Sağlık Müdürü Muhammet Ali Oruç da “son 2 haftada vaka artışı %40'ı buldu, Samsun için artık kritik eşikteyiz” diye açıklama yapmış. Aynı açıklamayı Rize İl Sağlık Müdürü de yapmış “pandemi sürecinin başından beri belki de en kritik süreçte olduğumu aşikâr” demiş. Yani kısacası bırakın sivil toplum örgütlerini, tabip odalarını, meslek örgütlerini, yani atanmışların ağzından da bu durumu bütün illerde, kuzeyden güneye, doğudan batıya kadar Türkiye'nin her yerinden durum oldukça ciddileşmeye başlıyor.

ÖM: Belki şunu da hatırlatmak iyi olabilir, Sağlık Bakanı zaten bizzat İstanbul gibi en büyük ilde yani Türkiye'deki bütün vakaların %40'ının sadece İstanbul ilinde olduğunu söyleyerek zaten durumun vahametini ortaya koymuştu değil mi?

SB: Nitekim alınan önlemlere birtakım ilaveler ya da değişiklikler, hani biraz daha sert önlemlere başvurulması söz konusu herhalde. Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz açıklamış, kurumun kış döneminde evlerde toplanacak kişi sayısında kısıtlamaya gidilmesi yönünde tavsiye kararında bulunduğunu açıklamış. Demek ki Avrupa'nın bazı kentlerinde bu yapılıyordu, örneğin Fransa'da 3 kişi, Almanya'da 10 kişi, Belçika'da 1 kişi evde ağırlanabiliyordu; belki ülkemizde de bu tarz önlemler alınacak ve kontroller yapılacak. Bütün bunlar olup biterken bilmiyorum hiç dikkatinizi çekti mi, Korona Günleri'nde buna yer vermek ne kadar doğru ama komplo teorileri ve yanlış haberlerle ilintili olduğu için buna değinmeme izin verin lütfen. Bir gazetenin köşe yazarı koronavirüse yakalanmış ve burnuna tereyağı sürüyormuş. Aslında bu bir işe yarar mı yaramaz mı bilmiyorum ama bu çok tehlikeli bir şey. En basitinden şunu söyleyeyim, bir mikroorganizmanın vücuda girmesi için bir giriş kapısı bulunması lazım. O giriş kapısında da doğal olarak bizim immün sistemimizin, koruyucu sistemimizin bir takım fiziksel ve kimyasal maddeleri var. Bırakın daha B, T lenfositleri daha immün sistem devreye girmeden etkili olan mekanizmalar var; uzatmayayım bunun içindeki siliyalar dediğimiz, burun içi kıllarının bu siliya hareketi bunların oynamasıyla mikroorganizmanın içine girişi engellenir, en azından kısıtlanır. Bu çok zararlı bir şey, yani bırakın işe yarar mı yaramaz mı? virüsün işini kolaylaştırırsınız. Bu nasıl bir yaklaşımdır, nasıl bir uygulamadır? Bunu anlamak mümkün değil ama dünyamızda bu tür bilimsel olmayan yaklaşımlarda var.

ÖM: Burun demişken sağlık bakanı da bizzat burundan en fazla enfekte olma durumunun mevcut olduğunu da son konuşmalarından birinde söylemişti. Onu da hatırlatalım.

SB: Bu önemli bir durum, buruna ne yapmalı bunu konuşuyoruz, yani daha ciddi konuşmamız lazım ama birisi kalkıyor burnuna tereyağı sürüyor, öteki kalkacak üzerine bal sürecek! Garip garip şeyler bunlar.

ÖM: Cyrano de Bergerac okumaya başlayalım bence!

SB: Vizonlardan bahsetmiştiniz, vizonlar konusundaki bilgiler artıyor; çünkü Danimarka, Hollanda filan bu yaşanıyordu, vizonların katledilmesi. İsveç'ten bir haber geldi, bu hafta sonu İsveç'te de 9 tane olgu saptanmış vizon çiftliklerinde. Aslında diğer İskandinav ülkelerine oranla İsveç'te kürk elde edilmesi için vizon çiftliği daha az sayıda, yaklaşık 600 bin kadar varmış İsveç'te. Bunun %80'i de kürk elde edilmesi için oluşturulmuş çiftlikler.

ÖÖ: Fazlaymış.

SB: Tabii ama milyonlarla ifade edilen sayısal değerler vardı Danimarka'da.

ÖM: Evet Danimarka'da 15-17 milyon arası olduğu söyleniyor.

SB: Göreceli olarak belki daha az ama bence öldürülecek, yazıda “zaten bu hayvanların bu 600 binin %80'i 1-2 hafta içinde kürk üretimi için öldürülecek” deniyor. Bu tuhaf ve acı bir şey. Bu sabah da ABD'de Wisconsin'deki bir kürk çiftliğinden yine küçük çaplı bir koronavirüs salgını bildirildi. Bu aslında hiç şaşırtıcı değil çünkü vizonlar ve gelincikler oldukça duyarlı koronavirüslere ama koronavirüs vizondan bu çiftliklerde insana bulaşır mı bulaşmaz mı? Mutasyon ne oranda oluyor? O konu daha netleşmiş değil, bir önlem olarak bu tarz bir 'vahşete' gidiliyor. Önemli bir nokta DSÖ ve UNICEF birlikte hafta sonu bir açıklama yaptılar ve Covid-19 nedeniyle aksayan aşılama bağışıklama yaklaşımlarının sonucu olarak dünyadaki kızamık ve polyomiyeli yani çocuk felci salgınlarının ortaya çıkabileceğine dikkat çekip bunun için önemli önlemler alınması gerektiği ve bu iki kuruluş ortalama 655 milyon dolarlık bütçe öngörülmüş, ki bunun “400 milyonu çocuk felci, 255 milyonu da kızamık için gerekiyor” dediler. Yoksa biz Covid'le uğraşırken çocuklar kızamık ve polyomiyelit sorunu yaşayacaklar. 

Ekonomiyle ilgili bir diğer önemli nokta, uyarı olarak küresel boyutta ekonomik giderinin ne olduğunu tam bulamıyordum. Bu açıklandı Science dergisinde, yapılan matematik modellemelerle Steven Forsint ve arkadaşları, kendileri koronavirüs sorununun dünyaya 77 milyar ile 2,7 trilyon dolara mal olduğunu hesaplamışlar. Büyük rakamlar bunlar.

ÖM: Şu ana kadar yani 9 ay içinde?

SB: Evet şu ana kadar. Haberler bir açıdan da hep bu ABD başkanlık seçimleriyle bağdaştırılarak verilmekte. John Biden'ın özellikle ilk aşamada yaptığı şeylerden bir tanesi Covid-19 pandemisiyle mücadelede. Hemen bugünden itibaren yeni bir kriz masası oluşturup Ocak 2021 sonrası için yeni bir önlem paketi ve bir plan oluşturulması kararı. Bu kararda önemle altı çizilen bir nokta da DSÖ ile ona parmak sallayarak tehdit edip “çekiliyorum” diyerek filan değil bir diplomasi süreciyle DSÖ olarak nasıl katkı vereceğini hesaplayacakmış. Buna ait bir yumuşak yaklaşım söz konusu. Tabii bu bizim konumuz değil belki ama Trump'ın da seçimi kaybetmesinde konunun yani pandeminin önemi olduğu anlaşılıyor. 

Bir diğer nokta özellikle farklı ülkelerde maske kullanımının etkinliği ve önemi irdeleniyor çalışmalarda. ABD ile ilgili bir çalışma çıktı Nature Medicine'de, 'Covid’le Mücadele Grubu' diye bir grup yazar olarak bunlar imza atmışlar, kalabalık bir grup. Bunların hesaplarına göre “maske kullanımı sonucu 22 Eylül tarihine şubattan eylül ortasına kadar geçen süreçte maske kullanılması sonucu 129 bin 500 kadar Amerikalının hayatı kurtarıldı, eğer kullanılmasaydı bu kadar fazla kayıp olacaktı diyor. Eğer maske kullanımı olduğu gibi, önerildiği gibi yürütülmez ise, ihmal edilirse Şubat 2021'de ABD'de Covid-19 nedeniyle kaybedilecek olgu sayısının 1 milyona ulaşabileceği hesaplanmış. Çok çarpıcı bir nokta ve Nature dergisi gibi ciddi ve saygın bir dergi, çalışmanın kurgusu da gayet iyi bir matematik modelleme ile yapılmış. Kısacası somut olarak 130 bin kişinin hayatı kurtarılmış maske nedeniyle ve uyulmaz ise 1 milyon kişinin hayatını kaybedecek. Bu önemli bir nokta.

ÖM: Bu Trump'ın da zaten neredeyse 1 milyon kişiye ölüm getirecek kararların ve politikaların uygulayıcısı olduğu sonucuna da varabiliriz buradan?

SB: Evet bir tanesini, maske politikasını biliyoruz. Daha önce de değinmiştik Korona Günleri programlarımızda, maske kullanmak belki de alınan virüs sayısını azaltarak yavaş yavaş küçük dozlarda virüs ile teması sağlamak. Bu bir yerde bağışıklığı arttırıyor, böyle bir konu gündeme gelmişti. Bu tartışılmakta şu anda, yani doz ne kadar önemli? Neden koronavirüse yakalanan iki kişiden birisi hastalığı hafif belirtilerle ayakta atlatıyor ve sağılığına kısa sürede kavuşuyor da bazıları çok ağır hastalık tablosu ile karşı karşıya kalıyorlar. Buna bakıldığında özellikle gelincik modelinde yapılan bir çalışmada alınan virüs dozunun ne denli önemli olduğu ortaya kondu. Bu da Nature Communication dergisinde çıktı, Jesse B isimli bir araştırıcı bütün bu oluşan farklı klinik tablolardan insanda hastalığı aldığı virüs miktarının ne denli önemli olduğunu ortaya koydular ki bu önemli bir nokta. Yani bir virüsü alırsınız, virüs sizde çoğalır ve hastalık yapar. Hayır o kadar basit değil, gerçekten de aldığınız virüs miktarı sizde seyreden hastalığın şiddetini belirliyor. Bir diğer önemli nokta da Christian Gabler ve arkadaşları yayınladılar. Bunlar hastaların bağırsaklarında virüsün kalıcılığına bakmışlar. Yaklaşık 14 hastanın 7'sinde yaklaşık 6 aya kadar uzayan bir şekilde virüs kalabiliyormuş. Bu bağırsaklarda kalan az miktardaki virüsün küçük dozlarda uyarı yaparak immün sistemi canlı tutması ve bunun yararlı bir şey olduğunu gösteren ilginç ve değerlendirilmesi gereken bir yazı. İki önemli nokta bu covid19 sırasında sarscov2'nin ne tür hasara yol açtığı? Bir tanesi akut böbrek yetmezliğine yol açtığını gösteren bir yazı çıktı PloS Medicine'de, bir diğeri de Science gibi önemli bir dergide sars-cov-2'nin sinir sistemine ve beyne ne tür etki ettiğini, özellikle kan-beyin duvarını yıkarak orada nöronları değil de farklı bölgeleri enfekte ederek beyinde hasar oluşturduğuna dair ciddi ve önemli bir yazıydı. Sanırım sürem doldu, Ali Bilge'ye seve seve bırakacağım ama bir de Lancet'te çıkan bir yazıda bir İtalyan ekibinin çalışması. Bu kısıtlamalar sonucunda İtalya'da şehirlerarası hareketliliğin %65 azaldığını gösteriyorlar. 

Buna perşembe günü değineceğim, Hervé LeBras isimli bir Fransız tarihçi bir kitap çıkarmış Fransa'da. Aykırı birtakım şeyler söylüyor kendisi, özellikle yoksul kesimlerin etkilendiği ve hastalığı onların yaydığı konusuna itirazı var. Bu konuyu çıkarttığı kitapta uzun uzun anlatmış ama bu kitaba ve bu aykırı haberlere biraz perşembe günü değiniriz diye düşünüyorum. Ben burada bırakayım sözü size.

ÖM: Çok teşekkür ederiz.

SB: Ben teşekkür ederim, sağ olun, iyi günler!

ÖÖ: Görüşmek üzere.