Ağır hastalık geçirenlerde immünolojik ve genetik aykırılık var mı?

-
Aa
+
a
a
a

Korona Günleri’nde Prof. Selim Badur, son gelişmelerin yanı sıra bilimsel makalelerden ayrıntılar vermeyi sürdürüyor. 

Selim Badur'la Korona Günleri
 

Selim Badur'la Korona Günleri

podcast servisi: iTunes / RSS

(28 Eylül 2020 tarihinde Açık Gazete’nin köşelerinden Korona Günleri’nde yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur, merhabalar.

Selim Badur: Günaydın, merhabalar hoş geldiniz.

Özdeş Özbay: Günaydın. 

SB: Efendim, bu korona günlerinde dünyada, küresel boyutta olup bitenlere bakmadan önce kısa bir bilgi vermeme izin verin ve bu bilgi Naegleria fowleri ile ilgili, beyin yiyen amip ile ilgili. Bir yanlış anlaşılma olmasın diye belirtmek istedim. Göllerde, yüzme havuzlarında bulunan ve buradan bulaşan bir amip bir parazit. İçme suyunda olabilir. Yani musluktan akan su eğer bir kaynaktan alınıp veriliyorsa bulaşma olabilir; ama içmeden bulaşmaz. Muhakkak burundan girmesi lazım. Burundan girip beyine ulaşır bu parazit. Havuzda ya da bir takım dini törenlerde buruna bir su çekilmesi ya da su girmesi ya da burunu temizlerken, örneğin musluktan akan su bu şekilde bulaşabilir. İçmeyle bulaşması mümkün değil. Şimdiye kadar gösterilmedi. En azından bu bilgiyi eklemek istedim başlarken.

ÖM: Çok teşekkürler.

SB: Şimdi neler olup bitiyor? Sizin izinde olduğunuz dönemde de biz şöyle bir yöntem geliştirmiştik. Bir önceki korona günlerinden şu anda yaptığımız korona günlerine kaç olgu saptandı acaba diye. 4 gün içinde 1 milyon 216 bin 21 yeni olgu, hiç sayısal değerlerle kafalar karışmasın. Günde 300-400 bin olguyu geçti ortalama son 4 gün içinde. Uzun süreden beri 270-280 bin olguda gidiyordu. Gerçekten 300 bin marjını aşmış durumda ki geçtiğimiz haftanın değerlerine baktığımızda küresel boyutta %3’ten fazla artış olmuş. Ama Avrupa’ya bakıyoruz; bir hafta öncesine oranla %22’lik bir artış var Avrupa’da. Ben gelişmekte olan ülkelerde durum çok daha vahim derken, Avrupa ve gelişmiş ülkeler kontrol altına aldı diye değerlendirmeler yapıldığından bahsederken görüyoruz ki Avrupa hiç de öyle her şeyin süt liman olduğu bir yer değil. Bunu görüyoruz alınan önlemlerle. Örneğin İngiltere’de Cardiff gibi bazı kentlere giriş çıkışlar yasaklandı. Fransa’da geçen hafta alınmıştı, dün akşam, pazar akşamından itibaren uygulanmaya başlandı. 22.00’den sonra açılmayacak kafeler ve restoranlar. Bu değiştirildi, tamamen kapatıldı. Aix-en Provence ve Marsilya bölgelerinde kafe ve restoranlar kapalı. Moskova’da yaşlıların sokağa çıkması engellendi ya da yasaklandı. İsrail’de ülkeye gelecek uçuşlara yeni sınırlamalar getirildi. Demek dünyada da işler pek iyi gitmiyor ve her ülke başından beri yaptıkları gibi farklı önlemlerle kendi bölgelerine, kendi kültürlerine uyan birtakım kısıtlamalarla işi götürmeye çalışıyorlar. Tabi Hindistan’da durum çok dramatik. Yakında ilk birinci ülke olma yolunda ilerliyor Hindistan. Son iki haftada sadece 1 milyondan fazla yeni olgu saptandı. İki hafta içinde 1 milyon olgu ki test yapma kriterlerinin de batıdan daha zayıf olduğunu unutmamak lazım ve önümüzdeki günlerde Navratri, Durga Puja gibi birtakım dini bayramlar, insanların kalabalık bir araya geldikleri bayramlar; o dönem geliyor. Bundan korkuluyor. 28 sabahı, yani bu sabah itibariyle Hindistan toplam 6 milyon olguyu geçti. Belirttiğim gibi bu 6 milyon olgunun şu son 7 8 ay içerisinde değil, son 2 haftada 1 milyon geçti. Yani çok süratle artış oluyor. Özellikle gecekonduda yaşayanların %58’sini Yeni Delhi civarını çevreleyen gecekondu yaşayanlarında %58 oranında antikor saptandığı bildirilmiş. Kent içerisinde bu oran %17. Yani yarısından fazlası temas etmiş durumda bu bölgedekilerin. Tabi bu bir anda aslında toplumsal bağışıklık denilen olgu Hindistan’da neredeyse gerçekleşme yolunda ilerlediğini göstermekte. Şimdi Dünya Sağlık Örgütü yine cuma günü eğer önlemler uyulmaz ise bir süre sonra 2 milyon ölüme ulaşılır ön görüsünde bulundu. 

ÖM: Şu anda 1 milyonken çok az, kısa süre sonra 2 milyona ulaşacağını söylüyor, değil mi Dünya Sağlık Örgütü?

SB: Evet. Yani biz 6-7 ay içerisinde 1 milyon kaybedilen insana ulaşmışken, bunun çok daha süratle yeni bir 1 milyon ekleneceğinden bahsediyor. Tabi Avrupa’da bütün bu olup bitenlere karşı covid-19 önlemleri nereye kadar devam edecek, bu işin sonu ne? Sorusu sorulmaya başlandı. Paris'te hafta sonu bar sahipleri, Paris için saat 22.00’de kapatılma kararını protesto ettiler. Sloganları da “21.59’da virüs masum. 22.01’de nasıl katil virüs oluyor? Metroda insanlar üst üste. Biz önlem alırsak, masaların arasını açarsak, barları niye kapatıyorsunuz?” diyorlar. Fransa’da doktorlar, hastaneleri içinden çıkılmaz bir kargaşaya sürükleme olasılığı bulunan ikinci dalgayı önlemek için çok daha sert, şu an yapılanlardan çok daha radikal önlemlerin alınması çağrısında bulundular. Kısaca dünyada, Avrupa’da olup bitenler böyle. 

Müsadenizle biraz Türkiye’ye bakalım. Sizin yokluğunuzda Türk Tabipler Birliği’nin nasıl kötü bir grup olduğu vurgulandı politikacılar tarafından ama bu arada da Türk Tabipler Birliği hafta sonu seçimlerini yaptı. Bütün illerdeki tabip odalarının temsilcilerinden oluşan, onların katıldığı bir seçim yapıldı ve etkin demokratik grup seçimi kazandı %70’den fazla oy alarak. Tek tek saymayayım yönetim kurulu arkadaşlarımızı. Onları tebrik ederim ama aralarında bizim son haftalarda iki kez programımızda ağırladığımız Vedat Bulut vardı, eski Ankara Tabip Odası başkanı. Aynı zamanda Şebnem Korur Fincancı’da var. Büyük bir olasılıkla Şebnem başkan oldu ya da olacak. Sadece kendisiyle ilgili bir bilgi; 1996’da Şebnem Korur Fincancı, Birleşmiş Milletler Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi adına Bosna’nın Kayıkça bölgesindeki toplu mezarlardan çıkarılan cesetlerin otopsi çalışmalarına katıldı. Şebnem Korur Fincanın işkencenin yaygın olduğu ve yetkililerin işkencenin üstünü örttüğü 90’lı yıllarda, ülkemizde de işkence saptanan raporlar vermişti. Bu konuda çok deneyimli ve işkence atlası yayınlamışlardı. Bunun dışında ilginç olarak bir de uluslararası işkence rehabilitasyon merkezi adına gittiği Bahreyn’de ki yasaklanmıştı girmesi ülkeye. Turist kılığında girdi. Denizde cesedi bulunan ve polise göre boğularak ölen gencin vücudundan doku örnekleri aldı. Bu örnekleri İstanbul’a Türkiye’ye getirdi ve yaptığı otopside gencin ailesinin de iddia ettiği bir gözaltında işkenceyle öldürüldüğünü tespit etti. Yani uluslararası tanınmışlığı olan, bu tarz çalışmaları olan bir öğretim üyesi. Kendisini şimdiden ve ekibini kutlamak istedim buradan. 

Tabi Türkiye’de işler nasıl gidiyor diye soracaksınız. Valla çok iyi gidiyor aslında. Kontrol altında. Her şey denetim altında ve yabancı ülkelere Türkiye’deki uygulama örnek teşkil ediyor. Şimdi niye bunu söyledim? Çünkü 24 Eylül tarihinde acele ibaresiyle İç İşleri Bakanlığı İller Dairesi Genel Müdürlüğü’nün bir yazısını gördüm. Yazı uzun, okumayacağım. Sadece son cümlesinde bu bağlamda korona virüs hastalığı tanılı hastalar tarafından, temaslı kişiler hakkında yapılan eksik ve yanıltıcı veya gerçeğe aykırı beyanlar, bildirimler ile ilişkisi olanlar il, ilçe hıfzıssıhha kurullarınca karar alınarak, bu tür eylemler içinde bulunanlar hakkında Türk ceza kanunun şu maddesi uyarınca gerekli işlem yapılması, suç teşkil eden davranışlara ilişkin ceza kanunun 206. Maddesi kapsamındaki adli işlemler. Yani yöneticilerin beğenmediği ya da onların söylevlerinden farklı ve çelişen ifadelerde bulunursak eğer hakkımızda 206. madde uyarınca gerekli işlemler yapılacakmış. Bu bilgiyi vererek devam edeyim Türkiye’den bilgilere. Hafta sonu sağlık bakanı açıklamış. Korona virüs hastalarına pozitif bileklik ve kutu uygulaması geliyormuş. Yine bir ülke olarak dünyada bir ilke imza atıyoruz. İlk seçenek olarak pozitif olan ve evde olması gereken her kişiye bileklik takılacakmış ve bu bileklik kişinin olması gereken yerden ayrıldığı takdirde alarm çalacakmış, ötecekmiş ya da kutu konacakmış evlere ve böylece belirli bir sınırdan çıktığında merkeze uyarı sinyali gönderilecekmiş. Bu konu üzerinde çalışıyorlarmış. İkisinden birini seçeceklermiş.

ÖM: Peki bu arada ufacık bir soru sorayım. Zil çaldığında kutudan ya da bileklikten duruma nasıl müdahale edilecekmiş? Drone mu yollanıyor?

SB: Kolluk kuvvetleri hemen o kişinin peşine düşecekler. Ben bileklikten yanayım çünkü dışarıda nereye gittiği de takip edilebilir. Böyle oradan derdes edilip tekrar evine getirilir herhalde diye düşünüyorum. Ayrıntılarını öğrenir öğrenmez sizinle paylaşacağım. 

ÖM: Lütfen.

ÖÖ: Elektrik filan da verilebilir anladığım kadarıyla. Öyle bileklik filan şey olunca.

SB: O bir sonraki aşama. Daha sonra düşünülecek herhalde. Benim anlamadığım Özdeş hastaneler dolu diye hastanelerin yarısı boş, %60 kapasiteyle çalışılıyor deniyor. O zaman bu izlenmesi gereken temaslıları hastanede bir karantinaya alın. Yani evlerine yollamanıza gerek yok. Hem zor takip edilmesi hem de birazdan değineceğim bir çalışma var. Artık gittikçe bu takip için eve yollanırsa eğer, ev içindeki diğer bireylere inanılmaz bir bulaştırma söz konusu oluyor. Bunun bilimsel verileri, sayısal değerleri var. Birazdan bakacağız ama madem bizde hastanede yerler var. Niye eve gönderiliyor? Bunu anlayamıyoruz. Açıklamalardan biri de Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varan’dan geldi. Aşı çalışmalarıyla ilgili bilgi verip, hayvan deneyleri aşamasının başarıyla tamamlandığını Türkiye’de bildirmiş. Yani Türkiye’de geliştirilecek aşı ve ilaçlarla ilgili. O da sağlık bakanlığı, sağlık çalışanlarına ya da hükümet, sağlık çalışanlarına hiç yardım yapılmıyor, değinilmiyor onların sorununa deniyordu. Ek ödeme tablosu açıkladı. Herhalde görmüşsünüzdür. Ek ödeme tablosunda, eğitim görevlilerine %46 oranında, uzman tabiplere %49 oranında, asistanlara %36 oranında ek ödeme yapılacak. Peki en fazla tavanda kim var, hangi meslek grubu var?

ÖM: Doktorlar, sağlık çalışanları.

SB: Din görevlileri. Din görevlilerine %100’lük bir ek ödeme yapılacak. Yani demek ki bu pandemi, korona virüs salgını pandemisi sürecinde en fazla çalışan, yorulan ve en çok hizmet veren kişiler din görevlileri. Bu bir yerde dolaylı olarak çok mu ölüm var acaba ki bu kadar çalışıyor din görevlilerini? Düşündürmüyor değil ama bu konuda net bir bilgi yok. Neden onlara böyle bir yüksek yüzde ile ödeme yapıldığına dair. 

Bu arada 31 Ekim’de ABD’de cadılar bayramı, Halloween kutlanacakmış. CDC bir açıklama yapmış. Cadılar bayramında kapı kapı gezip şiir toplamak, kostüm ve maskeleri takmak ve parti yapmak konusunda uyarıda bulunup, mümkün mertebe yapmayın demiş. Niye bunu hemen Türkiye’deki haberlerden sonra verdim, bilmiyorum ama tamamen rastlantısal bir durum herhalde. Şimdi dünyada baktığımızda ilginç şeyler oluyor çünkü hatırlarsanız bu bilimsel makalelerin yayımlanması, bunların geri çekilmesi gibi konular gündemdeydi. Lancet’ten klorokin ile ilgili yazının çekilmesi gibi. Bunun başka örnekleri de oldu bu süreçte. Yaklaşık 30 kadar makale yayın aşamasında, daha doğrusu yayımlandıktan sonra geri çekildiler. Bu tabi bilime güveni sarsıyor ama bu bir de kurumların açıklamalarıyla, raporlarıyla ilintili olmaya başladı. Bu ilginç. Önce eskiye bir kararını, hani deyim yerindeyse tükürdüğünü yaladı derler. Geri çektiği, izin verdiği, ruhsat verdiği bir molekülü geri almıştı. Şimdi son bir nokta da; bu çok tuhaf, ben ne olduğunu anlamadım. CDC’nin, Centers for Disease Control and Prevention’ın web sayfasında covid-19'un aerosol, yani hava yoluyla bulaştığına dair bir yayın çıktı. Ki bu bilinen bir şeydi. CDC’de bunu konfirme ediyor, bir rapor şekline dönüştürmüştü. Daha sonra CDC onu kaldırdı sitesinden. CNN neden kaldırıldığını sormuş. CDC’den gelen cevap ilginç. Sayfaya yanlışlıkla eklenmiş olduğundan demişler. Ne oluyor, ne bitiyor? Gerçekten bunu takip etmekte zorlanıyorum. Niye böyle bir açıklama yapıldı, kolay mı bu kadar hata yapmak? Çünkü CDC sadece ABD’nin değil, dünyanın da izlediği, önemsediği, dikkat ettiği, ne diyor acaba diye merak edilen bir kurum. 

Bunun dışında aşı çalışmalarıyla ilgili biliyorsunuz, aşı çalışması yaparken hastalığın yaygın görüldüğü toplumlarda bir grup insana aşı, bir grup insana plasebo uygulanıyor ve belirli bir süre toplumda bunların temas etme olasılıkları yüksek. Hastalanan kaç tane aşılı grupta var, kaç tane kontrol grubunda var diye bakılıyor çünkü tek yapılabilecek çalışma bu. Diğer çalışma yaklaşımı ise aşıladığınız kişiye canlı virüs verirsiniz, bakarsınız hastalanıyor mu, aşı etkili mi diye ama bu pek etik değil. Buna karşılık pek etik değil dediğim çalışma şekli yapılacakmış. Ocak 2021’de İngiltere yapacakmış bunu. Gönüllüler de kendilerine bilinçli olarak canlı covid-19 virüsü verilecek olan bir dizi, daha önceden aşılanmış gönüllüde çalışmalar başlayacakmış.

ÖM: Öyle mi? Peki bu etik olmanın ötesinde sorumluluk açısından nasıl sonuç verecek Selim Badur? Mesela ölürse diyelim canlı virüsün verilmesi sonucu, Covid-19'tan ölürse ne olacak?

SB: Büyük bir olasılıkla kendileri gönüllü olduklarını, bütün sorumlulukların kendilerine ait olduklarına dair birtakım evraklar imzalıyorlar ve çok ciddi bir sigortalama süreci oluyor işin başında ama uzun yıllardan beri aşı ya da ilaç çalışmalarında böyle bir şey yapılmamıştı. İlk defa bundan söz ediliyor. Bunu izlemekte yarar olduğunu düşünüyorum.

Şimdi bitirirken bir iki tane de bilimsel çalışmaya değineyim. Çok önemli iki yayın çıktı immünolojik açıdan bu hafta sonu. Ağır covid-19 olgularında immünolojik ve genetik aykırılık var mı acaba bu hastalananlarda, ağır hastalık geçirenlerde diye bakılmıştı ve bu bulundu. İkisi de Science dergisinde çıktı. Fransa’da Institut Pasteur ve ABD’den Rockfeller Üniversitesi ortak çalışması. Bunlar vücutta interferon ile ilgili birtakım, interferon etkisini baskılayan otoantikorlar saptamışlar. Kısaca iki cümlede açıklamama izin verin. Herhangi bir virüs, bir hücreye girdiği zaman o enfekte olan virüsten interferon üretimi başlar. Virüsle enfekte olan hücre, bu interferon denilen maddeyi ürettiği zaman bu interferon o hücreden çıkar ve etrafta sağlam olan, henüz mikropla temas etmemiş hücrelere girer ve onları virüsün girişine karşı korur. Yani bu bir savunma mekanizmamızın ilk aşamada yaptığı, geliştirdiği bir korunma şekli interferon aracılığıyla. Şimdi iki yönden interferon korunmasının aksadığı gösterilmiş. Diğer çalışmada ise covid-19 ağır olgularında vücutta interferona karşı antikor oluşuyor ve antikorlar interferon’un bu etkisini örtüyorlar diyorlar. İkinci çalışma ki yine Science’da dergilendi. Ryan Zank ve arkadaşları, onlar da bazı kişilerde interferon sentezleme genlerinde bir sorun var. Bunlar işin başından itibaren interferon üretemiyorlar diyorlar. İşte bu nedenle interferon konusunda ki tedavide interferon dışarıdan verilmekteydi bazı bireylere. Böyle bir yaklaşım, böyle bir tedavi protokolü vardı ama sonuçta görüyoruz ki interferon’un nasıl aksadığı, interferon’un bazı ağır olgularda neden çalışmadığı ya da hiç sentezlenmediği gösterildi deneysel olarak. Bu iki çalışma ilginçti. Bitirmem gerekiyor biliyorum. Son bir çalışmada iklim kriziyle ilgili olduğu için bunu vurgulayıp, son noktayı koyalım. Lancet Planetary Health’te yayınlandı hafta sonu; özellikle bu sokağa çıkmalar, kısıtlamalar, yasaklamalar sürecinde; Çin’de ve Avrupa ülkelerinde bu partikül madde, gem sayısının nasıl düştüğünü gösteriyorlar ve buradan çevre kirliliği, iklim krizi ve covid-19 bağlantısını uygun yapıp, özellikle hava kalitesinin Çin’de ve Avrupa’da bu süreçte süratle düzelmiş olmasının aslında işin olumlu tarafı olabileceğini ve iyi bir örnek olabileceğini, demek ki önlemler alınırsa doğanın kendisini toparlayabileceğini... Çok geç kalınmazsa hepsini vurguladığını, sona çok yaklaşıyoruz, geri dönüşsüz noktaya ama böyle bir yazı çıktı. 

ÖM: Evet. Çok önemli somut bir tespit. Yani istenirse yapılabiliyor.

SB: Yani tamamen bu açıdan vurgulamak istedim. Bunu size yollayayım biraz daha irdelemekte bu yazıyı yarar olduğunu düşünüyorum.

ÖM: Peki son biterken bir de ben de şeyi sormak istiyorum. Türkiye’de yükselmekte olduğu yani bir zamanlar bu eğrinin yataylaşması ihtimalinden bahsediliyordu ve Türkiye’nin oldukça iyi durumda olduğu sık sık söyleniyordu ama artık bundan bahsedilemeyecek duruma geldiği görünebiliyor. Yani yaptığımız küçük bir hesapta toplam vakanın 314 bin olduğu ve vefat sayısının da 8 bine çok yaklaşmış olduğu, 7997 olduğunu... Bu durumda da 17 Mart’tan ilk başlamıştı ilk ölüm vakası. 6 ayda 8 bin civarında bir ölüm sayısı. Günde 44’e varıyor, ayda 1333. Bu da çok. Saatte 2 kişiye yakın insan kaybetmekteyiz ve bu artıyor. Dolayısıyla bir de yeni çalışan, Ankara’da bir sağlık çalışanının daha covid-19 nedeniyle vefat ettiği haberini Necip Üstüneri’de gelince... Yani hiç parlak bir tablo çıkmıyor. Bu moral bozucu bir durum, değil mi?

SB: Elbette. Türkiye’de hani bir eğri oynamıyor dediniz. Aslında ilginçtir Türkiye’de fazla zikzak yapmaz o grafikler. Türkiye hep bir plato ve düz bir çizgi şeklinde, hiç azalmadan gitti. 10’a düştü, 20’ye düştü belki ama olgu sayıları ve trend hep aynı devam etti. Tabi ilginç olan bu şeffaflığın olmaması. Her şey yolunda iyi gidiyor. Biraz daha önlem, aman arkadaşlar dişinizi sıkın dışında bir şey söylenmiyor ve biraz önce bahsettiğim gibi bazı genelgelerle de hani şurada ya da burada, şu konuda ya da bu konuda yalan ya da abartılı haber, resmi bilgilerle çelişen ifadeler yaymak içinde suçlamalar olacağı belirtiliyor. Böyle bir yere varılmayacağı belli ama en azından şuna bakalım. Avrupa’daki birçok ülke kendi arasında ki hastalığın İngiltere’de, Fransa’da filan azalmadığını görüyoruz ama kendi aralarında uçuşları açıyorlar belirli koşullarda. Kimse Türkiye’ye uçuşlarını açmaya düşünmüyor ama yani bu insanlar da herkes bize düşmanlık yapıyor diye değerlendirmeyelim. Gözlüyorlar Dünya Sağlık Örgütü ve diğer kuruluşlar Türkiye’de bu konuda ne olduğunu. O nedenle iş yolunda gidiyor mu, gitmiyor mu? Yolunda filan gitmemek değil yani kötüye gidiyor gittikçe. Tepetaklak gidiyoruz. Bu şekilde olmaması lazım ve burada da sürekli olarak toplumumuz maskeleri takmadı, ondan deyip de; sorumluluğu veya bütün olumsuzlukları vatandaşın sırtına yüklemek de bir başka absürt durum. Buradan da bir yere varılmayacağı belli yani.

ÖM: Evet. Bizzat iktidardaki partinin, AKP genel başkan yardımcılarından birinin de covid olması ayrıca kaygı verici bir başka gelişme olarak da kayda geçti. Peki çok teşekkür ederiz.

SB: Biz teşekkür ederiz efendim. Hoşça kalın.

ÖÖ: Görüşmek üzere.

SB: Teşekkürler.