Sağlamcılık ve Patriyarka El Ele, Engelli Kadınlar Nerede?

-
Aa
+
a
a
a

Sakat Muhabbet'te Alper Tolga Akkuş, Ankara’daki 8 Mart mitinginde bildiriyi de okuyan Elif Gamze Bozo ile 2025’in son günlerinde çıkan "Görünmeyen Güç: Uluslararası Engelli Hakları ve Mücadeleler" kitabını konuşuyor, 8 Mart - 1 Mayıs gibi eylemlerde sakat katılımcıların erişimine dair ülkemiz perspektifini bütüncül bir bakışla gözler önüne serme çabasına girişiyor.

""
Sağlamcılık ve Patriyarka El Ele, Engelli Kadınlar Nerede?
 

Sağlamcılık ve Patriyarka El Ele, Engelli Kadınlar Nerede?

podcast servisi: iTunes / RSS

Alper Tolga Akkuş: Merhaba. Apaçık Radyo'ya, Sakat Muhabbet’e; sağlamcı zihniyetin kör topal muhalifine hoşgeldiniz. Ben Alper Tolga Akkuş ve bugün 25 Mart 2026 Çarşamba. 

Takip eden dinleyicilerimiz biliyorlardır, 8 Mart özel kapsamında son iki haftanın programlarını toplamda altı feminist sakat kadına devretmiştim. Onlar da sağolsunlar, çok güzel bir şekilde yayın yaptılar. 

Eskiden beri zaten Sakat Muhabbet’i bir şekilde bir kolektif yapma niyetim vardı ve bunun da yolu açılmış oldu aslında. Ben o arkadaşlarımın da isimlerini burada tekrar anmak istiyorum çünkü onlar aslında bir yandan da bu haftaki konuğuma da beni yönlendirdi: Meral Sözen, Mihriban Boyacı, Merve Nur Dinç, Gül Çandır Saç, Hazal Battaloğlu ve Zeynep Türköne. 

İki hafta önceki programın yayın gününde şöyle bir şey olmuştu: Sevgili Günlük programı vardır Apaçık Radyo'da ve Nazlı da sunarken o içeriği söylemiş, şöyle demişti, “Ankara'daki eylemde de Elif Gamze Bozo okudu bildirgeyi”. 

Bir hafta sonrasında yani geçen hafta 18 Mart tarihinde de Ankara'daki 8 Mart'ı anlatan Hazal Battaloğlu, “Elif Gamze Bozo okudu” diye yeniden kendisinin adını andı ve ben de Elif'i aradım. Elif, uzun konuştum bayağı, umarım sen alınmadın. Nasılsın, iyi misin görüşmeyeli?

Elif Gamze Bono: Hoşbulduk öncelikle, herkese merhaba. Teşekkür ediyorum. İyiyim, iyi olmaya çalışıyorum. Güzel bir gün olacağını düşünüyorum ve umarım sen de iyisindir.

A.T.A.: Sağol Elifciğim. Tabi Elif Gamze Bozo daha önce altı bölüm ortak programcımızdı. 
Şimdi bizim ilk sorumuz var - Tabi geçen iki hafta boyunca biraz bizim şablondan çıktık ama daha keyifli oldu ama ben gene şablonla yapmayı seviyorum programı. Elif Gamze Bozo kimdir? Bugün kadar ne yapmıştır ve sakatlığı var ise bunu da bizimle paylaşır mısın?

E.G.B.: Tamam. 1985 yılında Ankara'da dünyaya cam kemik hastası olarak geldim. Can kemik hastalığına bağlı olarak işitme kaybım ve skolyoz rahatsızlığım var. Bunun haricinde hastalığımla ilgili farklı komplikasyonlar da oldu. 

Normal her öğrenci gibi eğitim hayatımı tamamladım ve şu an dördüncü üniversitem, hukuk fakültesinin son sınıf öğrencisiyim. Benim asıl mesleğim gazetecilik ve engellilik hakları üzerine çalışmalar yapıyorum. Kuşadası Engelsiz Engellileri Yaşatma Derneği'nin Başkan Yardımcısıyım ve aynı zamanda Engelli Kadın Derneği ile ENİL Avrupa Bağımsız Yaşam Ağı'nın üyesiyim. Görünmeyen Güç Uluslararası Engellik Hakları ve Mücadeleler adlı kitabım çıktı ve şu an da yine bir kitap hazırlığı içerisindeyim. Bu sefer çocuk öykü kitabı hazırlamayı planlıyorum, daha doğrusu çocuk hikayeleri. Benim anlatabileceklerim bu kadar.

Görünmeyen Güç Uluslararası Engellik Hakları ve Mücadeleler Kitabı

A.T.A.: Bu kitapla ilgili konuşalım. Kitap çıkalı bayağı oldu. Zaten ben hep izliyordum seni ve birçok yerde söyleşi de yaptın kitapla alakalı. Gazeteciler Cemiyeti vardır Ankara'da, tabii ben de tanıyorum kendilerini, buradan selam da söyleyeyim onlara. Orada da bir söyleşi yaptın. 
Kitabın hikayesini biraz anlatsana bize. 8 Mart'a, müzikten sonra gireceğiz zaten. Müziğe kadar o detayları konuşalım. Kitap senin yazılarından mı oluşuyor yoksa sıfırdan mı yazdın kitabı? 

E.G.B.: Ben bugüne kadar engellilerle ilgili yazdığım köşe yazılarının engelli sorunları, engellilerin mücadele alanları, söylemler, diller, hukuki süreçler vs. derken bugüne kadar gazetelerde yazdığım köşe yazılarının sevgili Kuşadası Engelsiz Engellileri Yaşatma Dernek Başkanı Devrim Deniz İnce'nin önerisiyle ki ben de daha önce böyle bir planlama yapmıştım, dedik ki bu kitabı yani bu yazıları bir kitaba aktaralım. Sadece engellilerin okuyabileceği değil, herkesin okuyup öğrenmesi ya da paylaşması gereken ya da kendini değiştirmesi gereken, farkındalığı artıracak bir kitaba çevirelim dedik. 

Ben uzun süre, abartısız bir sene boyunca bu kitabın toparlanmasını düzenledim, yeni makaleler yazdım içerisinde. Biraz araştırma, biraz akademik çalışma oldu. Aslında ilk akademik çalışmam diyebilirim benim için. Daha akademik ve daha hayatın içerisinde olan bir şeydi ve 2025 Aralık ayı sonu gibi biz bu kitabı çıkardık. 

İlk olarak hak temelli mücadeleyi daha görünür kılmayı ve engelli arkadaşlarımızı, yol arkadaşlarımızı bu mücadelenin içine dahil etmeyi, yalnız olmadıklarını, bu mücadele alanında yalnız olmadıklarını, onlarla aynı yolda yürüdüğümüzü, aynı hayatın benzer hikayelerin yaşandığını göstermek içindi. Kitap aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi Engelli Araştırma Komisyonu rapor kısmına da bu kitap eklendi ve bu da benim için çok önemli bir adım oldu. 

Kitabın içerisinde neler var? Engelli kadınların değiştirmesini ve dönüştürmesini istediğimiz; ailelerin de dahil olmak üzere söylem ve davranışlar, engellik sosyolojisinden, engelli mahpusların engellilerin cezaevindeki süreçleri, engelli kadınların kadın sığınma evlerine yerleşemeyip bakım evlerine gitmeleri yani kısacası bağımsız yaşam hakkı üzerinde olabilecek her türlü konuyu kaleme aldım. Bence bugüne kadar yapılmış engelli çalışmalarında, engellilik sosyal üyesinde yapılmış derli toplu bir kitap oldu.

A.T.A.: Şimdi ortalara geldik sanıyorum Elifciğim. Var mı aklında bir müzik? Ne dinleyelim?

E.G.B.: Ayten Alpman’dan “Korkmam. Artık Sen Varsın”.

A.T.A.:Sakat Muhabbet devam ediyor ve bu hafta konuğumuz Elif Gamze Bozo.

Mart ayı 8 Mart özel yayını gibi oldu bir yandan da, o açıdan hoşuma gitti. Biz ilk haftasında Akondroplazili bir bireyi ve Akondroplazi ve Aileleri  Derneği Başkanı Aynur Yıldırım'ı konuk almıştık. Geçen iki hafta da altı sakat feminist kadını, 8 Mart öncesi ve sonrasındaki etkinlikleri konuşmak üzere konuk almıştık. Şimdi de bu hafta Elif'i konuk aldık. 

8 Mart'ı Ankara'da deneyimledi kendisi ve kitabını konuştuk müzikten önce. 8 Mart sonrası öğrendim ki aslında üç şehir koordineli çalışmış; Eskişehir, İstanbul ve Ankara. Belki başka şehirler de var işin içinde. Sakat kadınlar 8 Mart özelinde bu sene bayağı bir Türkiye'de öne çıktı, öyle hissettim. Bu algım doğru mu diyeyim ve pası sana atayım ben Elif.

8 Mart, Ankara ve Sakat Feminist Kadınlar

E.G.B.: Ön plana çıktı mı? Birazcık. Geçmiş yıllara nazaran birazcık daha ön plana çıkmış olabilir. Ama özellikle kendi adıma söyleyebilirim, 8 Mart engelli kadınların çok istediği gibi kapsayıcı bir miting değildi zaten. Birkaç kişi dışında engelli kadın arkadaşlarımızı yanımızda neredeyse hiç göremedik diyebiliriz.

Bu yeni çıkan kitabımda aslında bundan da biraz söz etmiştim, yazmıştım. 1 Mayıs’larda olsun, diğer miting zamanlarında, miting alanlarında, eylemlerde engellilerin kapsayıcı ve erişilebilir alanların olması gerektiğini vurgulamıştım. 8 Mart'ta da zaten bizim için alınan kararlarda ‘Bizim İçin Bizsiz Asla’ diyoruz ve ben orada, o bildiride şunu da ifade ettim: Sağlamcılık ve patriyarkadan bahsettim yani ‘Patriyarka ve sağlamcılık el ele, engelli kadınlar nerede?’ diye bir döviz taşıdım. Burada, miting alanındaki açıklamamda da patriyarka ve sağlamcılık üzerine bir konuşma da yapmıştım. Ufak bir şey aktarabilirim dilersen.

A.T.A.: Tabii ki, çok isterim. 

Video file

Ankara 8 Mart Eylemi Bildirgesinden Bir Kesit

E.G.B.:
Kısacık hemen; 

"Toplum bedeni kusursuzluk üzerinden tanımlar, gücü hızla, diğeri üretkenlikle ölçer. İşte bu anlayışın adı sağlamcılıktır. Ve bu anlayış patriyarkanın kadın bedenler üzerindeki tahakkümüyle birleştiğinde ortaya görünmez bir duvar çıkar. 

Engelli kadınlar o duvarın arkasında bırakılır. Patriyarka kadının şunu söyler: güzel ol, ince ol, makbul ol; sağlamcılık ise ekler. Ama önce sağlam ol. 

Peki ya biz, bizim bedenlerimiz. Bizim aşkımız, bizim emeğimiz, bizim anneliğimiz, bizim ümitlerimiz, bizim üretimimiz, bizim liderliğimiz, bizim varlığımız. 

Engelli kadınlar ya bakıma muhtaç görülür ya da kahraman ilan edilir. Ama çok basit bir gerçeği hiç kimse görmek istemez. Biz ne trajediyiz, ne ilham nesnesi, biz hak sahibiyiz, biz işin öznesiyiz.."

Böyle devam ediyor ve şiddete karşı çok fazla söylem olduğunu, bu görünmeyen ama belirgin ayrımcılık dilinin olduğunu, engelli kadınların toplum içerisindeki yok sayılmasını, gerek aile içerisinde yok sayılmasını, engelli kadınların romantik ilişkilerinde bedenlerini kabul görmemesi, bedenlerini kabul görmemesi, anneliğin yok sayılması, engelli kadınlar muhtaç görülüp ya da bakıcı olarak tanımlanması gibi birçok sorunu aslında 8 Mart'ta dile getirmeye çalıştım. 

Böylelikle aslında engelli kadınların da görünür olmasını da istediğim için basın açıklamasını da ben okumak istedim. Aslında çok da iyi bir şey oldu. Biraz daha engelli kadınlar ön plana çıkmaya başladı. Engelli olmayan insanların burada da bize yer açması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istemiş olduk.

A.T.A.: Engelli kadın anlamında kaç kişi vardı senin gözlemlediğin? Kalabalık mıydı? Erişimleri rahat mıydı? Orada ne yaşadınız engel kadınlar olarak eylem gününde? Detayını versene biraz onların da bize.

E.G.B.: Çok kalabalık değildik. Benim görebildiğim üç kişi vardı engelli kadınlarda. Mesela işaret dilinin olmayışı, işaret dili tercümanının olmayışı basın açıklamalarında... Bu bence çok büyük bir eksiklik çünkü sadece engelli kadınların bedensel görüyoruz ama sonuç itibariyle görme var, duyma var, nöroçeşitlilik var. Tabii ki nöroçeşitlilikte de şöyle bir sorun var; çok gürültülü, ortamın atmosferi kalabalık olunca belki nöroçeşitli kişilerin burada sıkıntı yaşayabileceği alan da olabilir. Onun için de daha sakin bir eylem ya da daha dikkatli bir şekilde yürütülmesi gerektiğini ifade edebilirim. 

Bedensel engel meselesini de mesela ben kendi adıma söyleyeyim: Cam Kemik Hastası olduğum için miting alanında basın açıklamasını yaptıktan sonra o kalabalığın arasına giremedim. Biri çarpar, kalabalıkta ezilebilirim gibi daha korunaklı bir yerde durmaya çalıştım; daha doğrusu kaldırımda beklemek zorunda kaldım, sadece izleyebildim. 

Miting alanında engelliler için ayrı bir yer olması gerekiyor ve onlara eşlik edebilecek güvenlik alanlarının olması gerekiyor. Sadece üç kişiyle ya da dört kişiyle engelli kadınların olması yetersiz. Bir, iki kişi göründü, tamam oldu, bitti değil; tam tersine ne kadar çok engelli kadın olur ise engelli olmayan kadınların da bize yer açması gerektiğini fark ederler. 

Toplumsal Eylemler Ne Kadar Erişilebilir?

E.G.B.: Bir de sivil toplum örgütlerin platformlarının kadınlarla ilgili yapılan her şeyde, öncesinde ve sonrasında yapılan bütün toplantılarda engellilerin erişimine uygun mekanlar seçilmediği için de engelli kadınlar dolayısıyla miting alanından da uzak kalabiliyor, uzak kalmak zorunda kalıyor. Miting öncesinde bir toplantı yapıldı ve mekanlar erişilebilir değildi, o pankartların hazırlanması, dövizlerin hazırlanmasında engelli kadınlar yoktu. Mesela orada engelli kadınların olmaması, dövizlerin de eksik olması demek. 

Miting alanında engelli kadınlarla ilgili vurgu yapabilecek kaç tane döviz vardı derseniz, hiç yok denilecek kadar azdı. Bende vardı ama diğerlerini görmedim, çoğunda yoktu. Bu bir nevi eksiklik. Tamam beden olarak belki orada olamayabilirdik ama en azından dövizlerde adımızın geçmesi bence çok önemli bir şey.

A.T.A.: Peki, bunu çözmek için ne yapılması lazım sence? Sakat olmayanlara değil de sakat olarak, kadın olarak siz ne yaparsanız bunun önüne geçersiniz. Öyle bir fikir jimnastiği yaptın mı kendi kendine?

E.G.B.: Tabii ki yaptım. Bu şu demek aslında: Biz engelli kadınlar, aslında daha fazla dışarı çıkıp sivil toplum örgütlerinde, platformlarda, ağlarda, derneklerde, vakıflarda, adına her ne denirse buralarla iletişim halinde olup, toplantı kısmında demeliyiz ki “Ben geleceğim ama lütfen erişebilir olsun, işaret dili tercümanı olsun.” Görme engelli arkadaşlarımız için de aynı keza. Yani bizim olabileceğimiz her alanda biraz engelli olmayan insanlara yani sakat olmayanlara bunu söylememiz gerekiyor. ‘Bir dakika ben de varım!’ dememiz gerekiyor. O alanı bize açmaları için zorlamamız da gerekiyor. Pesimist olmamak lazım. “Ya nasılsa bana alan açılmayacak” ya da “Nasılsa ben de orada bulunamayacağım, zaten ailem de bana müsaade etmez” dememeliyiz. Denemedik, denemeden de bilemeyiz ama şansımızı zorlamak zorundayız. 

Ben engelli arkadaşlarımın hepsine söylüyorum: Bir şeyleri elde etmek için mücadelesini vermek zorundayız; söylemle olsun, davranışla olsun, yazıyla olsun. Bu arada aktivizm sadece eylemlere gidip miting alanlarında olmak da değil. Sosyal medyadan attığınız bir yazı olabilir, yazdığınız bir köşe yazısı olabilir, yaptığınız bir resim olabilir. Yani her türlü aktivizmi sosyal medya üzerinden bile gösterebilirsiniz ve yalnız olmadığınızı insanlar bilmeli. 

Yaptığınız şeyleri de ailenizle mutlaka paylaşın ki aileniz de sizin ne yaptığınızı bilip size karşı davranışlarını bile değiştirebilir. 

Bir de sivil toplum örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının, platformlarının, ağaların engelli kadınlarla bu tarz konularda bir danışmanlık almaları gerekiyor, bilen bir kişiye danışmaları gerekiyor. 

Miting alanında olsun onun öncesinde olsun etkinlikler yapılıyor. Her programda, her etkinlikte engelli bireylere yer verilmiyor ve danışılmıyor da. “Ya biz bunu yapıyoruz ama sizin ne gibi ihtiyacınız var? Siz neyi talep edersiniz?” diye sorulmuyor ya da “Sizin için neyi değiştirebiliriz?” demiyor. 

O zaman bir hakkı bir haktan üstün gördüğümüz zaman, tüm haklarımızı kaybettiğimizi de bilmemiz gerekiyor. Aslında bütüncül ve kapsayıcı bakmamız gerekiyor işe.

A.T.A.: Şimdi sen dedin ya “Üç tane gördüm ben.” Belki başkaları da vardır ama senin gördüğüm üç tane engelli kadın varmış. Siz önce birçok kadına, sakat kadına yazmışsınızdır orada buluşalım diye. Gelemeyenler şundan şundan gelemiyorum diye dönüş yaptı mı? Ona dair detay versene bize. Yani niçin gelmediler ya da yazmadılar ise ki sen gerçi biraz özet verdin ama onların gelmemesini sağlayan ön yargıları neler aslında? Onları da biraz açalım istiyorum, dinleyicilerimiz bunu da öğrensin istiyorum. O açıdan bu soruyu sordum sana.

E.G.B.: Şöyle aslında, sakat kadınların gelip gelmemesiyle ilgili bir duyuru, bir açıklama yoktu. Mitingte şöyle bakıyorlar, “Aman bir şey olur, kavga çıkar, gürültü olur, bilmem bir şeyler olur.” Değil, aslında bu korku da biraz bana yanlışa yanlışı eklemek gibi geliyor.

Bazı şeyleri değiştirmemiz gerekiyor. Böyle bağırıp kavga ederek değil de daha ılımlı bir şekilde ama tabii ki söylememiz gereken yerde sert vurgularımız olabilir. Değiştirmek istediğimizde bazen anlaşılamamaktan dolayı da sert çıkışlar yapabiliyoruz ister istemez. Ama şu bir gerçek; mesela engelliler miting alanında “1 Mayıs'ta da böyle oldu, aman bir şey olur, kavga çıkar. Sen kendini nasıl koruyacaksın?” diyorlar. Ben Cam Kemik Hastası olarak gidebiliyorsam - benim kırılma olasılığım çok yüksek herhangi bir arbedede, darbedede – ki bunu ukalalık yapmak için söylemiyorum, lütfen yanlış anlaşılmasın, ailelerin korumak içgüdüsüyle korkusu olabilir ama ben gidebiliyorsam bence diğer bütün engelli arkadaşlarımızın erişebilirlik konusu çözüldüğünde katılabilir, gelebilir. 

Biraz toplumsal bir baskı oluşmuş mitinglere karşı, “Aman bir şey olur, biz görünmeyelim” gibi ama bu öyle bir şey değil. Görünün, korkmayın! Niye korkuyorsunuz? Yani çekineceğiniz hiçbir şey yok çünkü biz yanlış yapmıyoruz. Biz zaten mevcuttaki yanlışı düzeltmeye çalışıyoruz. 

Burada kadınlar var, kadın dayanışmamız var. 6284 sayılı kanunun uygulanmasını istiyoruz, talep ediyoruz. İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmiyoruz diyoruz. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi'nin tarafı olduğumuz için daha uygulanabilir hale getirmek için uğraşıyoruz. 5378 sayılı kanunun içeriğini daha etkili hale getirmesi için direniyoruz. Anayasa Mahkemesi'ne taşınan engelli hakları başvurularının doğru bir şekilde sonuçlanmasını bekliyoruz. Peki bunları nasıl yapacağız, bunları nasıl söyleyeceğiz? Tepkimizi göstererek söyleyeceğiz. Bu tepkimizi göstermek de, gidelim birini dövelim sövelim değil ki... Tam tersini alandasın, sesini yükseltmeye çalışıyorsun, yanlışa dur diyorsun, adalet arıyorsun. Bunu kendi adına değil, aslında toplum adına yapıyorsun. Ama günün sonunda yine sen de kazanıyorsun, toplum da kazanıyor.

A.T.A.: Elif, çok çok sağol bir daha konuk olduğun için. Her zaman sana açık Sakat Muhabbet ve Apaçık Radyo. Son sözleri alalım istersen ve bu hafta bitirelim.

E.G.B.: Alperciğim, yine harikasın. Çok teşekkür ediyorum. Yine mikrofonu bana uzattın. Bütün sivil toplum kuruluşlarına, kadın platformlarına buradan açık çağrıda bulunuyorum açıkçası: Lütfen engelli kadınlara alan açın, onlara yer verin. Yakınınızdaki engelli kadın arkadaşınızı mücadelenize ekleyin, onun arkasında olun. Birimiz eksik olursak mücadelemizin eksik kalacağını da bilmenizi isterim. 

Engelli arkadaşlarıma ve kadın arkadaşlarıma da özellikle söylüyorum: Yalnız değilsiniz. Biz bir halkayız. Bu halkanın bir parçası da lütfen siz olmaya çalışın. Dayanışma ezilenlerin inceliğidir. Herkese çok teşekkür ediyorum.

A.T.A.: Çok sağol Elif. Elif Gamze Bozo idi bu hafta konuğumuz. İlk bölümde Elif'in kitabı Görünmeyen Güç, Uluslararası EngelLİ Hakları ve Mücadeleler’i konuştuk. İkinci bölümde ise 8 Mart, özel ayı gibi oldu Mart 2026 ve onun son bölümünde Elif kendi 8 Mart deneyimlerini anlattı. Ankara'da geçtiğimiz 8 Mart'ta bir de bildiri okumuştu ve bildiriden de biraz özet geçti bize sağolsun. 

Dünyanın bütün sakatları eğleşin diyorum. Haftaya görüşmek üzere, hoşçakalın.