Kayıt Arşivi
Podcast kanalları ve üyeliği hakkında daha detaylı bilgi almak için tıklayın.

Sevgili Günlük, 11 Şubat 2026'da neler var?
Geçen ay, Bangladeş doğumlu Amerikan vatandaşı Aliya Rahman, Minnesota eyaletinde ICE tarafından arabasından şiddetle sürüklenerek Whipple Federal Binası'nda gözaltına alındı. Aliya, memurlara defalarca engelli olduğunu ve beyin hasarı olduğunu söylediğini, ancak tıbbi yardım veya başka bir düzenleme taleplerini görmezden geldiklerini söylüyor. “Oradan bilinçsiz bir şekilde çıkarıldım,” diyor, gözaltında kaldığı süre boyunca maruz kaldığı kalıcı yaralanmalar ve travmayı anlatıyor.
Röportaj sırasında Aliya, göçmenleri “beden” olarak nitelendirerek tarihsel bir eleştiri getiriyor. Gözaltında tutulduğu süre boyunca yaşadıklarını anlatırken, engelli ve otistik olduğunu belirtip yardım istediği halde alay edildiğini ve “bir beden getiriyoruz” gibi insanlık dışı ifadelerle taşındığını açıklıyor. Götürüldüğü yerde insanların sıraya dizildiğini, personelin ne yaptığını bilmediğini ve görevlerinin insanları “bedenler” veya “ölü bedenler” olarak görmekten ibaret olduğunu vurguluyor. “Orada zaten bir beden var” gerekçesiyle sorgu odası bulunmamasını, sistematik duyarsızlık ve saygısızlığın bir göstergesi olarak yorumluyor. İnsanların birbirlerine bu tür isimlerle hitap etmek için doğmadıklarını, bunun tarihsel olarak tehlikeli bir süreç olduğunu ve bu tür ortamlarda hayatta kalma isteğinin bile ortadan kalktığını belirtiyor.
Şöyle diyor kendi ifadesiyle:
“Sanki ölü bedenleri getiriyormuş gibi bağırıyorlardı, bir seferde yedi ya da sekiz tane. Onları koyacak yer yoktu. Benim için sorgu odası bulamadılar, çünkü insanlar sürekli “O odada zaten bir beden var. O odada da bir beden var” diyorlardı. Ve yine, bence insanlar birbirlerine beden diye hitap ederek doğmazlar, bu yüzden şunu sormalısınız: ‘Nasıl bu hale geldik?’ Ve ben çok kitap okurum. Tarih okuyan herkes bilir, bu insanları beden olarak gören insanlar varken ve onların sizi beden olarak adlandırdığı bir yerden sağ salim çıkabileceğinize inanmak için hiçbir nedeniniz yokken ne olur.”
Şimdi, Aliya Rahman’ın ifade ettiği üzere, son günlerde farklı coğrafyalarda yaşanan gelişmeler, göç, güvenlik ve insan haklarının birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermekte: Avrupa Birliği, Suriye’yi hâlen “güvenli ülke” olarak görmediği için Suriyeli mültecilerin zorla geri gönderilmesini reddederken yalnızca gönüllü dönüşleri desteklemekte, buna karşın Yunanistan’daki ölümcül deniz kazaları sert sınır politikalarının yarattığı ağır insani riskleri gündeme taşımaktadır; Afrika’da Çad, Sudan’daki savaş nedeniyle yüz binlerce mülteciyi kabul ederken yoksulluk, iklim kaynaklı felaketler, gıda güvensizliği ve güvenlik tehditleri altında kapasitesinin çok ötesinde bir yük taşımakta, buna rağmen sınırlarını açık tutarak uluslararası dayanışmanın en zorlayıcı örneklerinden birini sergilemekte; Avrupa ve Güney Asya’da ise Almanya’da özellikle iyi eğitimli göçmenlerin ülkeyi terk etmeyi düşünmesi uzun vadeli ekonomik ve toplumsal risklere işaret ederken, Pakistan’da İslamabad ve Belucistan’daki saldırılar, zorla kaybetmeler ve siyasal baskılarla iç içe geçen güvenlik sorunlarının istikrarsızlığı derinleştirdiğini ortaya koymakta ve tüm bu tablo, göç ve güvenlik politikalarının insan onuru, haklar ve kalıcı barış temelinde ele alınması gerektiğini bir kez daha hatırlatmakta.

Sadece Bir “Beden” Olarak Görülen Hayatlar: Aliya Rahman’ın Tanıklığından İnsan Hakları Krizine
Konuğumuz gazeteci, yazar Umur Talu ile yeni kitabı Dünyanın Tozunu Atalım! - Sınıf, İttifak, Mücadele, Umut... üzerinden dünyada yükselen faşizan dalgaya karşı gelişen direnişleri, genişleyen “çalışan sınıf” fikrini ve umut veren taban hareketlerini masaya yatırıyoruz.

Açık Gazete: Umur Talu'yla "Dünyanın Tozunu Atalım! - Sınıf, İttifak, Mücadele, Umut..."

11 Şubat 2026 nüshası
Didik Didik Freud ve Sanat Uzun, İlham Sonsuz gibi radyo tarihinin çok sevilen klasik programlarından tanıdığımız Şenol Ayla ile mutsuzluğun coğrafyasında mutluluğu arıyoruz.
Edebiyatta, sinemada mutsuzluk olağan karşılanırken gerçek hayatta neden bu kadar ürkütücü? Sanatçının muhtaç olduğu mutsuzluk ve mutlu eder sandığımız sanat aslında mutsuzluğa bir dayanma biçimi mi?

Şenol Ayla ile Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk - Bölüm 1
Renkli fotoğrafın unutulmuş tarihinden yola çıkarak Antroposen’in görsel hafızasını sorguluyor; büyük felaket imgeleri yerine sessiz, kırılgan ve bağlama duyarlı anlara odaklanıyoruz.

Rengin Sabırsız Tarihi: Fotoğraf, Hafıza ve Antroposen

Akşam Eki: 10 Şubat 2026

Gezegenin Geleceği: 10 Şubat 2026
Konuğumuz Umut Yalım ile YazmakŞiirFalan isimli kitabı üzerine konuşurken; söyleşimizde kitabın merkezindeki "anti-özne" Lucienne Smer'i ve öznenin çözülüşü olarak kendini yeniden yazan yapısını irdeliyoruz.

Anti-Özne ve Öznenin Çözülüşü
