Covid-19’u zorlu bir sürecin ardından atlatan Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu ile söyleşi

-
Aa
+
a
a
a

Önce Sağlık programının 23 Ekim 2020 tarihli nüshasında Ayşegül Tözeren ve Selim Badur, Covid-19’u atlatan Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu ile hastalık sürecini konuştu. 

Önce Sağlık: 23 Ekim 2020
 

Önce Sağlık: 23 Ekim 2020

podcast servisi: iTunes / RSS

(23 Ekim 2020 tarihinde Önce Sağlık programında yayınlanmıştır.)

Selim Badur: İyi günler sevgili Açık Radyo dinleyicileri. Ben Selim Badur.

Ayşegül Tözeren: Ben Ayşegül Tözeren.

S.B: Evet 95.0, bu 94.9 demeye alışmış bizler için tuhaf geliyor ama 95.0 Açık Radyo’dayız. Her cuma saat 13.00’de olduğu gibi Önce Sağlık programında sevgili Ayşegül’le konuklarımızı ağırlamayı sürdürüyoruz bu programlarda. Bugünkü konuğumuz Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığını uzun süre yapmış olan ve Akademik Solunum Derneği Başkanı olan sevgili dostumuz Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu. Ancak Bülent bir 10 dakika 15 dakika kadar geç bağlanacak ne yazık ki. Çünkü kısa bir süre önce bir hastayla ilgilenmek durumunda kaldı. Hastasının muayenesini bitirir bitirmez bizlerle beraber olacak. Evet Ayşegül.

A.T: Evet Bülent hocayla da konuştuk. Galiba Covid-19 şüpheli bir hastaymış. Ondan dolayı hemen ilgilenmek istedi. Bu arada ben de Selim hocamızla konuşmak istediğim bir konu vardı. Şu anda çok gündemdeki bir konu olduğu için eminim herkes de bilgilenmek isteyecektir bununla ilgili. PCR testlerini çok konuştuk biz. PCR testlerinin kamu tarafından, bakanlık tarafında yaygın uygulanmasını ama son dönemde hayatımıza başka bir Covid-19'da da yapılan test girdi, antikor testleri girdi. Hocam öncellikle PCR tetkikiyle antikor tetkiki birbirinden farklı tetkikler ve bunların ayrımı nedir? Onu net şekilde öğrenelim biz. Ondan sonra ben bir iki soru sormak istiyorum size bu konuyla ilgili.

S.B: Evet, tabi teşekkür ederim. Gerçekten bu testler üzerine çok spekülasyon yapılıyor ve gereksiz kullanımı gündemde söz konusu. Özellikle özel laboratuvarlar, özel hastaneler benim de görebildiğim kadarıyla çeşitli kurum, kuruluşlara birtakım haberler ileterek elemanlarınızı, çalışanlarınızı taratın. Böylece güvenli bir ortam olsun. Biz PCR testi de yapıyoruz, antikor testi yapıyoruz gibi haberler, duyurular gönderiyorlar. Tabii bu testlerin ne olduğuna biraz bakıp ondan sonra dinleyenlere değerlendirmeyi bırakalım istersen. Bir enfeksiyon hastalığının tanısında iki yol izlenir. Bir tanesi etkenin kendisine gösterirsiniz. Bunu farklı yollardan göstermek mümkündür. Örneğin bir bakteriyi üretebilirsiniz. Bakterinin bir parçasını antijene, bunu antikor testiyle saptayabilirsiniz. Örneğin Elisa testleriyle saptayabilirsiniz ya da 2000’li yıllarda gündeme giren PCR örneğinde olduğu gibi birtakım moleküler biyoloji testleriyle siz etkenin nükleik asidini gösterirsiniz; RNA’sını ya da DNA’sını. Şimdi bir kere PCR testinin hemen belirteyim diğer birçok viral enfeksiyonda; örneğin hepatitlerde, örneğin HIV’de oluşan AIDS olgularında ya da influenza virüslerinde, yani grip etkileri olan virüslerde bu testlerin duyarlılığı ve özgürlüğü çok yüksektir. Yani yalancı pozitiflik ya da yalancı negatiflik olasılıkları çok düşüktür. Oldukça güvenilir testlerdir. Ancak hemen şunu belirtmemde yarar var. PCR testleri size virüsün genetik materyalinin varlığını gösterir. Virüsün canlı olup olmadığını ya da aktif olarak orada replika olup çoğalıp, çoğalmadığını göstermez. İşte bu nedenledir ki bir parantez açayım dış ortamlarda değdiğimiz plastikte, tahtada, camlı yüzeyde, eve gönderilen bir alışveriş poşetinde PCR ile siz SARS-COV2'yi saptayabilirsiniz ama bu pozitiflik size illa orada, o ortamda, o yüzeyde canlı bir virüs olduğunu, yani buradan bir bulaş olacağının göstergesi kabul edilmemeli kesinlikle. Virüsün canlılığını göstermez. Bir virüs artığını, bir virüsün nükleik asit parçasını saptayabilir bu testler. PCR aslında bir moleküler biyoloji yöntemi dedim, PCR dediğimiz aşaması testin. Ortamda bulunan örneğin bir muayene maddesinde, boğaz salgısında, idrarda, dışkıda, kanda nerede olursa olsun buradaki az sayıdaki 1,2,3,5 tane DNA saptanabilir düzeyde değildir. Az miktardadır. PCR ile biz bunu çoğaltırız. Yani etken olan mikroorganizmanın, aradığımız mikroorganizmanın DNA ya da RNA’sının, nükleik asidinin, genomunun saptanabilir düzeye çıkartma işlemine biz PCR diyoruz, çoğaltma işlemine. Daha sonra da çoğalttığımız DNA’yı çeşitli yöntemlerle saptıyoruz. Şimdi biraz önce belirttiğim gibi hepatitti, HIV’di, grip etkeni influenza virüsleriydi; bunlarda çok yüksek olan duyarlı PCR testinin, bu moleküler biyoloji testinin ilginç bir şekilde SARS-COV2'de çok yüksektir. Bunu şunun için söylüyorum; bu test ile siz klinik olarak SARS-COV2, Covid-19 tanısı almış, tomografide, görüntülemede kesinlikle buzlu cam görüntüsü gibi klinikle, Covid-19 bulgularıyla uyum gösteren, yani sizin karşınızda dört dörtlük Covid-19 hastaları geldiği zaman bunların ancak %60-65'inde ancak PCR testi pozitif sonuç veriyor. Diyelim ki %35-40 kadar gerçek Covid-19'u PCR ile saptayamayabiliyoruz. Bunun dışında PCR testi bazen alınan muayene maddesinin bölgesine göre; burundan mı, boğaz salgısından mı? Alımına bağlı olarak, uygun muayene maddesi alınmadığında ya da yeterli muayene maddesi alınmadığında bir yalancı negatiflik sonucuyla karşılaşıyoruz PCR testinde. Çünkü orada virüs olsa bile PCR testi negatif sonuç verebiliyor. Bunun dışında iyileşen ve taburcu olan olgularda bir süre sonra PCR pozitifliği ortaya çıkıyor. Bu bir alevlenmenin ya da bir re-enfeksiyonun mu göstergesi? Bunu henüz net olarak bilmiyoruz. Kısacası PCR testi önemli bir test. Ancak olguların sadece %60-65'inde pozitif sonuç verdiğini, bu nedenle böyle tarayalım da biz PCR’la hastaları saptayalım. Tamam, yapalım bu testi ama negatif sonuç çıkarsa ne olduğunu bilmiyoruz. Antikorlara sıra gelmedi çünkü Bülent geldi.

A.T: Evet. Antikor testleri de bir dahaki programımıza kaldı herhalde.

S.B: Peki. Merhaba Bülent Hocam, hoş geldiniz!

Bülent Tutluoğlu: Merhaba.

S.B: Şimdi Sevgili Bülent Tutluoğlu’nun her zaman Ayşegül tanıtırdı ama bu kez izin verirsen ben tanıtayım çünkü Sevgili Bülent Tutluoğlu benim çok sevdiğim, çok saygı duyduğum, çok mütevazi ama çok bilgili, çok insan bir insandır. Böyle diyeyim Bülent hocamı tanıtmak için. Kendisi uzun süre Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığını yaptı. Kısa bir süre önce ayrıldı, bir özel kuruluşta görevini sürdürüyor. Aynı zamanda Akademik Solunum Derneği’nin Başkanı. Bu dernekte de çok önemli çalışmalar yaptığını biliyorum. Mütevaziliğiyle, bilgisiyle tıp camiasına damgasını vurmuş bir arkadaşımızdır. Bülent Tutluoğlu’nun bir özelliği de göğüs hastalığı uzmanlığının yanı sıra, eğer yanılıyorsam Bülent lütfen düzelt beni, 17 Mart’ta da bir rahatsızlık yaşıyor. Sözü sana bırakayım. 

Bülent Tutluoğlu: Selim hocam çok teşekkür ediyorum. Gerçekten yıllardır beraber değişik platformlarda birlikte oluyoruz. Çok teşekkür ederim bu giriş ve tanıtım için. Tabii ki söylediğin gibi normal 11 Mart’ta Bakan ilk vakayı açıkladıktan sonra 1 hafta çok yoğun Covid-19 hastası baktım. O dönem de maalesef maske olayı yoktu, bu kadar önem verilmiyordu. Hastalar bize maskesiz geliyordu. Biz de maske tak diyemiyorduk açıkçası. Bir aile düşünün, 3-4 kişilik bir aile. Aslında hepsi Covid, tanıyı da tam koyamıyorduk o dönemde. Testlerde de yetersizlik vardı. Sadece devlet hastanesinde yapılabiliyordu. Bakanlık müsaade etmiyordu özel hastanenin test yapmasına ve dolayısıyla biz 3-4 tane Covid’li hastayla penceresi olmayan bir odada, aynı anda muayene ediyorduk. 1-1,5 saat beraber vakit geçiriyorduk ve 1 haftanın sonunda yüksek virüs yüküne maruz kaldığım için hastalığı kaptım ve 17 Mart’ta, senin de bahsettiğin gibi, hastalandım. Sadece bir gece ateşim çıktı. Ben anladım tabii Covid olduğumu. Dedim ki evdekiler ben odamı ayırıyorum, ben Covid oldum. Ertesi sabah eşyalarımı toplayıp hastaneye gittim. Gidiş o gidiş 31-32 gün hastanede kaldım ve 20 gün yoğum bakımdaydı, 12 gün entübe olarak kaldım. Çok ağır bir süreç geçirdim. Tabii ki çok hekim arkadaşımızı da bu süre içerisinde kaybettik. Ben de çok ucundan döndüm diyeyim ama sonuçta bu mesleğimiz. Yoğun bakım sonrası ayaklarım tutmadı, yürüyemedim. 1,5 aylık bir rehabilitasyon süresi sonunda tekrar çalışmaya başladım ve şu anda da yoğun bir şekilde Covid hastası görmeye devam ediyorum. Çünkü İstanbul’da önemli bir artış olduğu için gerçekten sürekli bir yerden, 3-4 yerden aynı anda çağrılma durumu oluyor. Şu an Türkiye’nin değişik yerlerinde WhatsApp’tan, telefondan sürekli takip ettiğim hastalar var. Herhalde insanlar biraz daha Covid geçince kendisi de bu şeyi daha iyi anlar diye düşünüyorlar. Biraz bu işle ilgilenmemizden, takip etmemizden, sosyal medyada aktif olmamızdan dolayı Covid ile ilgili problemleri olanlar bana fazla miktarda ulaşmaya başladı. Ben de elimden geldiğince yetişmeye çalışıyorum. 

S.B: Şimdi çok hızlı anlattın. Biraz ayrıntılara soracağım ama Covid geçiren bir öğretim üyesi olarak beni arıyorlar dedin. Geçen gün sana bir toplantı sonunda da söylediğim gibi eğer başıma bir şey gelirse hiç ÇAPA’yı, Cerrahpaşa’yı değil sadece direkt Bülent’i arıyorsunuz diye talimatım var benim de aileme. Şimdi mart başında bahsettiğin kalabalık bir Covid hastası grubun, bir aileyi izledikten sonra gece ateşim çıktı dedin. Peki sonra hastaneye gittiğinde hastanede tablo daha mı ağırlaştı? Bir solunum güçlüğü filan. Birazcık bize uygulanan tedaviden bahseder misiniz?

B.T: Tabii şimdi o dönem hidroksiklorokin çok ön planda tutuluyordu ve hemen hidroksiklorokin başlandı ve yüksek doz. İlk baştaki uygulamalarda sabah akşam 2 dozunda, şu anda sabah akşam 1 olarak uyguluyoruz kardiyak yan etkilerinden dolayı. Ben hidroksiklorokin almaya başladım ve zaten ben 10.gün yoğun bakıma gittim. Çok iyi bildiğim, aslında AIDS tedavisinde kullanılan ilaca başladı. Onu da 10 gün kullandım ama bunların her birisi hem sindirim sistemine hem kalp üzerinde olumsuz etkileri, yan etkileri olabilecek ilaçlar. Bununla beraber antibiyotiği çok kullanıyorduk o dönemde. Ona başladık ve buna rağmen çok dalgalı seyir gözüküyordu. Yani bir gün kendimi iyi hissediyorum 3-4 saat, ondan sonra ileri derece bitkinlik, yani kendini kaybetmek şeklinde. Yatakta kalıyorsunuz 6 saat hiç yani, tamamen bayılmış gibisiniz. Çok aşırı titreme geceleri, zaman zaman ağız kuruluğu ve halsizlik. Bu tür şeylerle 10. güne geldik ve ondan sonra Çin’den gelen ilaç olarak ünlenen favipiravir ilacı herhalde 9. günde bana da yetişmiş oldu. Türkiye’ye geldiği ertesi gün o ilaca da başlamış oldum ama favipiravir için geç bir dönemdi. Artık o viral safhasını, çoğalma safhasını geçtiğimiz için herhalde geç bir safhaydı. Kortizon konusunda şey oldu, biliyorsunuz kortizon çok böyle, hala karşı çıkanlar da var, taraftarı olanlar da var. O dönemde de, benim hasta olduğum dönemde de kortizon sıkıntılı bir şeydi. Yalnız 4. ya da 5. gün 40 mg kortizonu uyguladıktan sonra yeniden doğmuş gibi hissettim. Çok iyiydim. Değerlerim de düşmeye başladı, normale döndü. Fakat etrafımda o kadar olumsuz şeyler aldım ki; kortizon kullanıyorsun zaten kanda değerlerin düşük, daha kötü olacaksın filan. Ben kortizon dozunu düştüm. Kesmedim etraftan gelen uyarılara rağmen. Ama herhalde o kortizon dozu yetmedi. Normalde zaten yoğun bakıma gittikten sonra da kortizon tedavisi yüksek dozda tekrar verildi. Yoğun bakıma gitmeden önce tabi öksürük ve biraz nefes darlığı, oksijen seviyesinde düşme oldu ve o sürede arkadaşlar hep tabi, bilmiyorum çok farklı bir şey, yüzümüze bakamıyorlar. Yani beraber çalıştığınız arkadaşlar hep gözlerini kaçırıyorlar. En çok dikkatimi çeken şey oydu. Böyle direkt hani kaçar gibi hemşire gelip tedaviyi yapıyor, hemen soru sormayayım diye odadan kaçar gibi odadan çıkıyor. Onların hepsini hissediyorsunuz ama arkadaşlarda üzüntülerinden tabi ne yapacaklarını bilemiyorlar. Birkaç arkadaş toplandı, geldiler ve dediler ki; tedavim esnasında yoğum bakım süreci gerekirdi. Bu yoğun bakım sürecinde kök hücre dahil her türlü tedavi olabilir diye kabul ediyor musun dediler bana. Ben de dedim her türlü tedaviyi yapabilirsiniz öyle bir süreç gerekirse. Zaten bir 6-7 saat sonra da gerçekten yoğum bakıma oksijen seviyem çok düşük olduğu için yoğun bakıma gittim. Yoğun bakımda, önce aslında entübasyon, yani suni solunum cihazına bağlanma yapmayacaklarını söylediler arkadaşlar. Açıkçası kandırdılar beni ve basınçlı hava vereceklerini söylediler. Fakat aşağıya indikten sonra durumum çok kötüymüş, yani onların gözlemlediği. Hiç bana sormadan, yüzüme bakmadan, gözlerime bakmadan direkt beni uyuttular. 12 gün entübasyon sürecinde akciğerimdeki iltihap ilk entübe edildikten sonra da çok daha kötüye gitmiş ve kaybedeceklerini düşünmüşler. Kanın temizlenme işlemi yapıldı diyelim. Stokin denilen vücutta salgılanan zararlı maddelerden süzülmesi, temizlenmesi işlemi yapıldı, yapılmış daha doğrusu. O an bilincim yerinde değildi çünkü. Neyse ki sonradan pozitife doğru dönmüşüm. Olaylar bu yönde gelişmiş ve yoğun bakım sonrası birkaç gün servis ve evde de yaklaşık 1,5 aylık bir süre sonunda tekrar sağlığıma kavuştum diyebilirim. Tabii ki bazı geriye dönük belirtiler kaldı ama benim hayatımı etkileyecek önemli bir iz de kalmadı.

S.B: Bunları konuşacağız. O yoğun bakım sürecinde de birtakım inişli çıkışlı, bazen bizi korkutan süreçlerin olduğu ben de Akademik Solunum Derneği bünyesindeki o grupla sürekli yazışıp senin sağlık durumunu izlemeye çalışıyorduk ve gerçekten bir gün özellikle çok korktuğumuzu itiraf edeyim ama seni tekrar aramızda, hele şimdi biz Zoom’dan konuşuyoruz, önlüğünü hala Covid-19 hastalarıyla sabahtan akşama kadar haşır neşir olmanı çok kutlayarak, tebrik ederek geçmiş olsun diyorum ve sözü Ayşegül’e bırakayım. Ben çok konuştum.

A.T: Programı Bülent hocayla yapmayı Selim hoca önermişti. Ben şimdi tabii dinlerken ne kadar doğru bir karar olduğunu bir kez daha anladım. Hiç konuşmadığımız bir şeydi. Covid-19'u geçiren bir kişi, bir hekimden hikâyeyi dinlemek bence tedbirlere uyum ve tedbirlerin içselleştirilmesi açısından da çok önemli olacağını düşünüyorum. Çünkü görünmez bir virüs ama bu hastalığın somut sonuçları var. Şimdi hastadan hekime geçelim isterseniz. Çok deneyimli bir göğüs hastalıkları uzmanıyla birlikteyiz. Hemen onunla ilgili sorayım. Çok gündelik yaşamda da konuşulan bir konu; Covid-19 akciğerlerde nasıl bir harabiyet yaratıyor? Bir de diyelim ki Covid-19'u hafif, orta ya da ağır geçirdi bir kişi, özellikle ağır geçirenler, akciğer tamamen iyileşebilir mi?

B.T: Şimdi tabii akciğeri bu kadar sevmesinin nedeni; akciğerde bağlanabileceği, bizim reseptör dediğimiz, yani virüs vücuda girdiği zaman hücreye girebilmesi için bir yere bağlanması, hücrenin bir noktasına bağlanması gerekiyor ve bunun bağlanacağı reseptörler akciğerde bol miktarda var. Dolayısıyla virüs çoğu zaman üst solunum yollarında fazla oyalanmadan direkt akciğerlere gidiyor ve akciğerlerdeki hücrelere tutunuyor ve ondan dolayı bizim enflamasyon dediğimiz birtakım yangı olayları akciğerlerde çok sık olarak görülüyor. Tabii ki bu reseptörler vücudun değişik yerlerinde, bağırsaklarda bile var. Değişik bölgelerde bu şeyler var ama akciğerlerde sonuçta dış ortama açık organımız olduğu için en çok sevdiği yer akciğer diyebiliriz. Dolayısıyla şimdi akciğerlerde bu enflamasyonu başlattıktan sonra burada artık kişinin bağışıklık sistemi tabii ön plana geçiyor. Bağışıklık sisteminde kişi eğer ki bunu uygun bir şekilde vereceği yanıtla eğer telafi edebilirse zaten sorun kalmıyor ama en çok biz sıkıntıyı aslında diyebilirim ki bağışıklık sisteminin aşırı vermiş olduğu yanıttan dolayı alıyoruz. Burada en çok işte virüs bulaştıktan, hastalık belirtileri ortaya çıktıktan sonra 7 ile 10.günde hastalarda tekrar bir ateş yükselmesi, öksürük, nefes darlığı tarzında şeyler, yine aşırı halsizlik tarzında belirtiler, göğüs ağrıları, sırt ağrıları tarzında belirtiler ortaya çıkmaya başlıyor. Bu hastalığın başında da olabiliyor ama o dönemde bir yoğunlaşma oluyor çünkü şimdi düşünün vücudumuzun hiç tanımadığı, yani kayıtlarda yer almayan çok yabancı bir madde vücuda giriyor ve vücut buna karşı bütün hücreleriyle bunu bertaraf etmek için aşırı bir tepki gösteriyor. Yani ne kadar silahı varsa bunu kullanmaya başlıyor ve bu silahlar bize zarar vermeye başlıyor. Sitokin fırtınası denen, o 7 ile 10. gündeki dönemde maalesef hastaların çoğu da bu dönemdeki problemlerden dolayı kaybediliyor. Genel şey de bu şekilde diyebiliriz. Bu dönem uzarsa şayet, akciğerdeki bu iltihap ve bunun sonrasındaki yapışıkları uzarsa tabi ki birtakım kalıcı şeyler hastalarda kalabiliyor. Yalnız hastalığın ilk dönemlerinde bu kalıcı izlerin çok daha fazla olduğu söyleniyordu. Şu an pratikte baktığımız zaman belki moral vermek açısından da bunu söyleyebilirim; sanıldığı kadar çok değil. Yani akciğer filmine bakıyorsunuz, tomografiye bakıyorsunuz hastanın akciğerinin %60-70'i tamamen iltihapla dolmuş. Diyorsunuz nasıl kurtulacak? O akciğerlerle kurtuluyor hasta. Ondan sonra birtakım yapışıklar olmaya başlıyor. Bu yapışıklar nasıl düzelecek diyorsunuz ve bir şekilde düzeliyor ama diyebilirim ki %10 ile 20’sinde ağır geçirenlerin, bu yapışıklar kalıcı olabiliyor. Bunları aslında bir süre izlemek lazım. Belki 1 sene izlemek lazım. 1 sene sonunda kalan bu yapışıklar artık geri dönmeyecektir ama erken dönemde mesela hastalar bize diyor ki hocam akciğerimi bir daha kontrol etsek, tomografi çeksek. Hayır çünkü erken dönemde çekilen tomografi bizi korkutur ve yanıltır. Erken dönemde çekilen tomografide o izlerin önemli bir kısmını yine görüyorsunuz. Bu demek değildir ki kalıcı olacak. Onun için aslında genelde önerilen 3-4 ay sonra, bir tomografi kontrolü yapılacaksa en azından hasta düzeldikten 3-4 ay sonra yapılırsa az çok bir fikir verebilir; kalıcı olup olmadığı konusunda, izler konusunda. Bunu şu şekilde de anlayabiliyoruz; hastalarda öksürük, nefes darlığı; 2 ay olmuş mesela Covid-19 geçireli. Nefes darlığı var. Özellikle kendisini konuşurken nefes darlığını gösteriyor veya yürürken, eforla nefes darlığını gösteriyor. Bu şekilde belirtiler verebiliyor ve biz solunum fonksiyon testi yapıyoruz bu hastalara. Solunum fonksiyon testinde kısıtlama varsa nefes açıcı ilaçlar kullanabiliyoruz veya yine kortizon çok böyle yapışıkları olan, izleri olan hastalarda gündeme gelebiliyor. Bazı hastalarda kortizon tedavisinde rahatlıyor, yapışıklar azalabiliyor. Bunlar da çözümsüz değil, yardımcı olmaya çalışıyoruz. Covid sonrası zaten Covid poliklinikleri var. Covid poliklinikleri devlet hastanelerinde mesela Covid hastalarına tanı koymak için kullanıldığı gibi Covid sonrası hastaları takip amacıyla da kullanılıyor. İşte bu tür problemler post-covid sendromu dediğimiz 3 ay kadar devam eden, hastada birtakım sıkıntılar, kimisinde aşırı yorgunluk, vücut ağrıları, sırt ağrıları şeklinde belirtiler... Bunlar işte yaşadığımız problemler. Yani hasta Selim hocam da çok iyi bilir; diğer viral enfeksiyonlarda hastada 1 hafta 10 gün neyse etkisini gösterir, ondan sağlık hastalık geçer veya hastayı kaybedersiniz ama sonuçta ondan sonra o etkilerini bu kadar yaşamazsınız. Bunda 3 ay neredeyse Covid sonrası değişik bir enfeksiyon. Gerçekten çok diğer enfeksiyonlar gibi olmayan, farklı bir enfeksiyonlar karşı karşıyayız. Akciğerle ilgili söyleyebileceklerim şu anda bunlar.

S.B: Bülent bir hafta kadar önce bir toplantıda beraberdik. Orada da belirtmiştim hastaların özellikle özel sektörde; parasıyla değil mi? Bana her gün neredeyse tomografi bakın gibi bir yaklaşımın aslında hiç başvurulması gereken bir yöntem olmadığını, bunun sakıncalarını orada da vurgulamıştın. Çok haklısın bu söylediğinde. Bir diğeri de tabi son söylediğin. Gerçekten bizim alıştığımız, bizim bildiğimiz, kitaplarda yazılı olan virüslerden çok farklı birtakım etkilerini, çok farklı davranış biçimlerini görüyoruz. Bu nedenle senin gibi hem bu konunun uzmanı hem de bunu canlı olarak yaşamış birisini programımızda ağırlamak çok doğru bir karar. Ayşegül’ünde belirttiği gibi sağ ol. Şimdi bir müzik arası verelim. Sizi 3 dakika dinlendirelim. Biliyorum nefes darlığı gibi sorunlar yaşamıyorsun ama dinlen sen de. Şimdi bu hafta başında kaybettik Spencer Davis isimli bir müzisyen, 81 yaşında. Aslında kendisini parçayı dinleyince tanıyacaksınız. Spencer Davis grubunun seslendirdiği o klasik parçanın yaratıcısı, evet bu gruptan dinliyoruz; Gimme Some Lovin’.

_________________________MÜZİK ARASI _____________________________________-

S.B: 95.0 Açık Radyo’dayız Önce Sağlık Programında. 23 Ekim 2020 her zaman olduğu gibi saat 13.00’de sanal ortamda canlı yayındayız. Konuğumuz Profesör Doktor Bülent Tutluoğlu. Müzik arasında da Spencer Davis grubundan Gimme Some Lovin’ isimli parçayı dinledik. Söz Ayşegül’de.

A.T: Evet şimdi yeni sorum yine sağlık okur yazarlığı ve toplumun bilinçlendirilmesi üzerine. Buraya gelmeden önce de çok güzel bir toplantıdaydım ben bu konuda. Selim hocamın da takipçisi vardı. Ona selam gönderelim; Erdinç Bey ve Ahmet Bey. Selim hocamın hiçbir programını kaçırmıyorlarmış.

S.B: Çok teşekkür ederim, sağ olsunlar.

A.T: Şimdi bir soru soracağım. Annem dinliyor ve hiç hoşlanmayacağı bir soruyu size soruyorum. Sigara Covid-19 enfeksiyonunun yoğun yaşanmasında acaba nasıl bir etken? Hele de kronik akciğer hastalığı başladıysa o kişilerde?

B.T: Evet, şimdi tabii biliyorsunuz bu dönemde çok farklı bilimsel yayınlar sürekli yayınlanıyor ve bunlar kontrolden, süzgeçten geçmeden hızlı bir şekilde, hiçbir kontrol... Hakemlere gider normalde bilimsel dergilerde ama hakem kontrolünden geçmeden direkt basılıyor. Dolayısıyla her yayınlanan makale doğruymuş gibi hemen kabul görüyor ve bunun sıkıntılarını da zaman zaman yaşayabiliyoruz. Sigarayla da ilgili ilk başta sigara içenlerde Covid enfeksiyonu daha az oluyor şeklinde sigara içenleri sevindiren bir haber çıktı. Bazı yayınlarda gerçekten epistemolojik olarak ilişkiler de çıktı ama bunun aksini gösteren çalışmalar da var. Şimdi şu an bu konuyla ilgili bir bilinmezlik olduğunu söyleyebilirim. Yani baktığımız zaman işte sigara içenlerde daha mı az görülüyor, yoksa aynı mı, eşit mi? Onu gerçekten sonradan değerlendirmek lazım ama sigara içenlerin bir kısmında, hepsinde değil, yine bilmediğimiz nedenlerle enfeksiyon ağır seyrediyor. Yani bu bir gerçek. Onun için sigara içenler bu konuda kendilerine bir çıkarımda bulunmasınlar bence. Buna güvenmesinler ve sigaraya daha çok sarılmasınlar Covid’den korur diye. Sigara içenlerde, içenlerin en azından bir kısmında enfeksiyonun ağır seyrettiğini biliyoruz. Gelelim kronik akciğer hastalıklarına. Kronik akciğer hastalıkları, eğer ki mesela astım için bizim hep önerimiz diyoruz ki; astımlı hastalar ilaçlarını kullansınlar çünkü astımlı ilaçlar, bu kortizonlu sprey şeklindeki ilaçların, kontrol edici ilaçları kullandığı taktirde Covid’e yakalanma ihtimalleri azaldığı gibi Covid’i çok daha hafif olarak atlatabiliyorlar. Bu da epidemolojik olarak ortaya konmuş değişik çalışmalarda. Ama kronik hastalığı olup özellikle ağır astımlarda durum farklı. Ağır astımların gerçekten dikkat etmesi lazım. Ağır astımlarda Covid’e yakalandıkları takdirde hastalık ağır seyredebilir. Aynı şey koahlı hastalar için de geçerli. Hafif KOAH’lı hastalar belki çok böyle normal bir insan kadar riskleri var ama ağır koahlı hastalarda hastalığa yakalandığı zaman hastalık ağır seyredebilir. Yine buna çok dikkat etmek lazım. Yani burada önemli olan o kronik hastalığın; kronik astım olsun, kronik obstrüktif akciğer hastalığı olsun ağırlık verebilir. Hastalık eğer ağır düzeydeyse, ciddi düzeydeyse o zaman Covid’li enfeksiyon da ağır sonuçlar doğurabilir. 

A.T: Evet. Biraz önce konuştuk bunu ama biraz daha detaylı sormak istiyorum. Mart’ın 10’undan, Mart’ın sonuna kadar ilaçlara baktığınızda; bugün uyguladığınız Covid-19 tedavisine baktığınızda ilaç konusunda nasıl bir gelişme sağlandı? Buradaki bilgi birikimimiz nasıl arttı?

B.T: Evet, yani ben geçen sosyal medyada, özellikle Twitter’da mesaj verme anlamında çok kullanmaya çalışıyorum. Sağ olsunlar bayağı da takip eden var. Şimdi orada söylediğim bir şey var; sıfıra sıfır elde var sıfır diye bir cümle kurdum. Gerçekten durumumuz o. Bakıyorsunuz hidroksiklorokin ilk başta çok önemli bir ilaç gibi sunuldu fakat araştırmaların hepsi şu anda negatif çıkıyor. Yani hiçbir etkisi olmadığı gibi hastalara zarar da verebilir. Kalp ile ilgili yan etkilerinden dolayı erken ölüme de yol açabiliyorsunuz. Bazı çalışmalarda zararı olduğu belirtildi. Bu işte favipiravir ile ilgili şu anda hidroksiklorokin hala çok yaygın olarak kullanılıyor, Sağlık Bakanlığı önerisi olduğu için. Biz hani kullanmıyoruz açıkçası, çok nadiren başvuruyoruz ama favipiraviri çok yaygın kullanıyoruz. Favipiravir aslında influeanza için geliştirilmiş bir antiviral ama Çin’de bu salgın esnasında Covid için kullanılmış ve başarılı sonuçlar alındığı için biz de hemen Türkiye’ye getirdik ve kullanmaya başladık. İlk başta gerçekten özellikle erken dönemde başlandığı zaman birçok hastalığın zatürreye dönüşmesini engellediği ve hastanede yatış süresini kısalttığı gözlemlendi. Yani hekimler tarafından da benimsendi bu ilaç. Şu anda da onun destekleyen birkaç tane da pozitif yayın oldu ama baktığımız zaman bir mucize yaratmıyor. Şu anda nisan-mayıs ayında kullandığımız favipiravir ile şu anda kullandığımız favipiravir arasında nedense bir fark var. Ya bu virüsün direnç kazanmasından olabilir veya işte kullanılan etken maddeyle ilgili bir sorun olabilir. Şu anda maalesef favipiravir kullanmamıza rağmen çoğu hastada zatürrenin gelişeceği varsa zaten gelişiyor veya var olan bir zatüre daha ileri düzeylere gelebiliyor. Peki ne kalıyor elinizde ilaç? Remdesivir diye ilaç var. Remdesivir, Amerika firması esas orijinal üreticisi ama şu anda Amerika’da kabul görmüş tek antiviral ilaç diyebilirim. Aynı şekilde Avrupa’da da özellikle gelişmiş Avrupa ülkelerinde kullanılan tek antiviral ilaç aslında. Remdesivir maalesef ülkemizde yok. Aslında orijinal ilaç çok pahalı. 5 günlük tedavi maliyeti Amerikan firmasından aldığımız takdirde Türk Lirasıyla 20-25 bin liraları bulabilir ama bu Amerikan firması özel anlaşmayla Hindistan, Pakistan, Mısır gibi ülkelere bu ilacı vermiş ve demiş ki kullanın bu pandemi süresince ve fiyatlandırmayı da siz yapın ve baktığınız zaman bu Hindistan’daki 5 günlük tedavi maliyeti belki 4-5 bin liraya gelen ilacı maalesef biz burada Türkiye’de kara borsadan hastalarımıza buldurmak zorunda kalıyoruz. 35-40 bin lira rakamlar ödeyerek bu 5 günlük tedaviyi hastalarımıza uyguluyoruz. Peki mucizeler mi yaratıyor? Hayır ama bazı hastalarımızda gerçekten olumlu sonuç alıyoruz. Yalnız remdesivir ile ilgili çok önemli etkisiyle ilgili, ölüm oranlarını azalttığıyla ilgili yeni bir, bir hafta önce, çalışma çıkmakla beraber ondan sonra başka bir şey çıktı, geniş çaplı. Gerçek hayatta çalışması gibi bir şey çıktı. Onda da remdesivir’in de etkili olmadığı savunuldu. Yani baktığınız zaman bütün ilaçlar kullandığımız, aslında pratikte çok da işe yaramıyormuş gibi bir sorun çıktı ama ben yine de hastanın kendi imkânı varsa, eğer ki hastalık kötüye gidiyorsa, ağırlaşıyorsa yoğun bakım süreci öncesinde remdesivir yine de bulabilirse hasta kullanmayı yeğliyorum. 

S.B: Ülkemizde ruhsatlandırılmadığı için henüz, bu ilaç Sağlık Bakanlığı Tedavi Protokolünde yok, değil mi?

B.T: Yok ama kullanılıyor. Sağlık Bakanlığı da 400 doz getirdi. Bir ara bazı yatan hastalara uygulandı, Sağlık Bakanlığı hastanelerinde de uygulandı ama şu anda bunu diyorlar araştırma gayesine getirdik ve şu anda Sağlık Bakanlığına sorduğumuzda bu ilaç yok deniyor. 

S.B: Karaborsada var ama dedin, değil mi?

B.T: Yani var açıkçası ve de zaman zaman da hayat kurtarıcı olabiliyor bazı hastalar için en azından ama sonuçta çok büyük bir umut da değil. Çünkü zaten bu ilaçla... Sonuçta spesifik olarak Covid enfeksiyonu için geliştirilmiş bir ilaç değil. Herhalde ebola için filan kullanılan bir ilacı biz getirdik buna uyguladık. Bu şekilde kortizon tedavileri ilk başta kesinlikle olmaz gibi düşünülürken İngiltere’de yayınlanan bir çalışmayla özellikle oksijen seviyeleri düşmeye başlayan hastalarla kortizon tedavisi başlarsanız, buna deksametazon dediğimiz kortizon yollarla bu çalışmayı yapmışlardı. Kortizonun işe yaradığı gösterilmiş, iyi bir çalışmaydı o ve pratikte de biz yararlanıyoruz. Kortizonu özellikle oksijen seviyeleri düşmeye başladığı andan itibaren eklediğiniz zaman iyi sonuçlar alabiliyoruz. Bunun gibi aslında çok, oksijen tedavilerinin kullanımıyla ilgili manipülasyonlarımız var. Değişik oksijen verme cihazlarımız var. Bunları uygulayabiliyoruz ve tabi ki diğer yardımcı tedaviler var ama çok burada doğruluğu bilinmeyen tedavileri de çok gündeme getirmemiz doğru değil. Baktığınız zaman B vitaminiyle yapılmış çok yararlı olduğuna dair ama bunlar hep kontrolsüz çalışmalar. Yani şu anda yapılan çalışmalar bizleri yanıltıyor açıkçası. Onun için biz kendi pratiğimize göre bazen hastalar, hani farklı bir ilaçtan ummadığımız faydayı görebiliyoruz. Açıkçası hasta bazında düşünüyorum ben. 

S.B: Çok doğru, katılıyorum. Çok kesin doğru bir yaklaşım bana kalırsa. Bu sabahki bir haberi vereyim size; Avrupa topluluğundan Covid-19 için spesifik olmasa da kullanılan, senin de belirttiğin gibi Bülent farklı kliniklerde farklı protokoller uygulanıyor. 40 ilaçtan 29’un stokları tükenmek üzereymiş Avrupa’da. Çok ürkütücü bir haber idi. Evet yani bu konuda da ama immün sistemle ilgili söylediğin, yani son dönemlerde ileri evrelerde zararın nedeni aslında çok aşırı çalışan immün sistem, bu nedenle kortizonun yararı var, beni hep, bunları duydukça sürekli olarak immün sisteminizi güçlendirin çığırtkanlığı yapanların sözleri güldürüyor. Aman fazla da güçlendirmeyin immün sisteminizi. Yani çok fazla aleyhinize çalışabilir bazen immün sistem. Rahat bırakın şu immün sistemi. Peki, Ayşegül programın son 15 dakikasına girdik. Bülent'in söyleyecekleri ve senin sorularına bakalım. 

A.T: Ben bir pratik soru soracağım. Şimdi evde kişiler PCR pozitif çıkıyorlar ve filyasyon ekipleri onlara iki ilaç getiriyor, konuştuğumuz ilaçlar. Peki o kişiler evde izolasyonda oluyorlar ve dışarı çıkmamaları gerekiyor tabi ki. Ama hangi belirtileri gördükleri zaman nereyle, nasıl bağlantı kurmalılar? Çünkü evde de tabii çok da kötüleşmelerini kimse istemez herhalde.

B.T: Bu konu gerçekten çok sıkıntılı bir konu. Biz bunu pratikte yaşıyoruz. Şöyle diyeyim; 5-6 kere başıma geldi. Filyasyon ekiplerine herhalde çok tembihlenmiş aman işte zaman zaman çok eleştirilerimiz oldu. İzolasyon aslında şu anda belki iş kontrolden çıktı ama ağustos ayında biz pozitif hastaları ya da Covid şüphesi olan hastaları evde değil de öğrenci yurtlarında, bir ara yaptığımız gibi izolasyona alsaydık, 14 gün oralarda kalsalardı, ilaçlarını orada verseydik, 2-3 günde bir tahlillerini yapsaydık, düzgün takip etseydik hem de başkalarına bulaştırmalarına engel olsaydık çok başarılı olurduk diye düşünüyorum. Ama şimdi olgu sayısı o kadar arttı ki bunu yapmak çok zor gerçekten. Evde de filyasyon ekipleri öyle tembihlenmiş ki kesinlikle dışarı çıkmayacaksınız. Hasta ben kötüyüm diyor, bana telefon açıyor. Takip eden doktoru benim. Gel diyorum hastaneye, tahlillerini yapacağız, belki tomografi çekmek lazım, bir şey yapmak lazım. Hastaneye çağırıyorum. Hocam diyor kesin tembih ettiler. Filyasyon ekibini arıyor ben çıkıyorum diye, kesin çıkma diyorlar; tahlile filan gidemezsin. Bunları çok yaşadık. Bir hastam mesela 6 gündür ateşi düşmemiş. Beni aradı. Ne diye gitmedin şimdiye kadar? İşte filyasyon ekibi dışarı çıkma dedi. Yani bu gerçekten, tabii doğru bir şey dışarı çıkmaması lazım ama sağlık konusunda bir problemi olduğu zaman da dışarı çıkabileceğini hasta bilmesi lazım ve bu konuda da diyorlar ki eğer bir probleminiz olursa 112’yi arayın. Geçen şöyle bir olay yaşadım; Yedikule’de yatan bir hastamı Cerrahpaşa’ya naklettireceğim. Yani burası 10 dakikalık bir mesafe. 6,5 saat ambulans bekledi. O hastanın yoğun bakıma gitmesi gerekiyordu. Yoğun bakımda entübe edildi ama o 6 saat entübe ünitesinde zaman kaybetti. Hastayı kaybedebilirdik de. 112’ler çok yoğun çalıştığı için yetişemiyorlar. 112 geldiği zaman hastayı takip eden doktorun yanına götürmüyor hastayı. En yakın acil servise götürüyor. Halbuki o acil servis o hastayı tanımıyor. Ona çözüm getiremeyecek belki. Hastanın primer doktoru kimse onun takibini yapması lazım. Dolayısıyla burada tabii ki hasta başkasına bulaştırmayacak şekilde, genel durumu iyiyse kendi araç kullanarak veya evde başka pozitif olan biri varsa onun aracılığıyla yine birlikte gelerek, hastaneye gelmesi gereken bir durum varsa gelecek. Tahlilleri yapılacak. Bu şekilde yürütülecek. Aslında benim kafamdaki ideal çözüm bu değildi. Biz de şu sıkıntı var; biz mart, nisan, mayıs aylarında çoğu hastayı, bütün zatüreleri diyebilirim ki neredeyse hastaneye yatırabiliyorduk. Yatağımız vardı. Bütün hastaneler açıktı. Bütün hastaneler Covid hastanesiydi. Şu anda çok kısıtlı Covid yatağı var. Özel hastanelerin çok az ayırdığı yatak var. Birçok özel hastane Covid hastası kabul etmiyor ve bu hastaları evde takip etmek zorunda kalıyoruz. Evde hastayı yolluyoruz. Hasta kötüleşiyor, oksijeni düşüyor, hiç farkında değiliz belki. Ondan sonra hasta geciktiği için kaybedilebiliyor. Çok önemli sıkıntılarımız var bu konuda. Normalde zatürre çok önemli bir şey. Covid zatürresi çok değişken. Bakıyorsunuz bir gün önce akciğerinde hiçbir şey yok, bir gün sonra hastayı zatürre belirtiyor. Bugün 29 yaşında bir hastam ilk başta hafif belirtileri olduğu için tomografi çekmişiz. Bugün çok şiddetli öksürükle gelince mecburen 10.günü, yani 29 yaşındaki bir kişi 10 gün sonra düzelmesi gerekli. 10.gününde iki taraflı zatüre. Yani bu şekilde çok değişken, kimde nasıl seyredeceğini bilmediğimiz bir hastalıkta zatüresi varken eve yollamak bence riskli bir şey. Bunu gerçekten hastalığı takipte bize vicdani olarak da çok önemli bir yük yüklüyor.

S.B: Doluluk oranları İstanbul’da filan hastaneler pek parlak değil mi Bülent son günlerde?

B.T: Evet. Özellikle bunu şey için söylemiyorum o kadar hani kişi telefon açıyor mesela hasta ona daha önceden takip ettiğim ama şu an başka nedenlerle... Yani diyor servetimi bağışlayayım, bana yatak bulun. Bunu teklif eden hastalar var. Düşünebiliyor musunuz? Yani bulamıyoruz. Her taraf, bütün özel hastaneler arıyorsunuz, ediyorsunuz. Şimdi şey olarak pandemi hastanelerinde tabii ki hala yatak var, bunların da yoğun bakımları dolu ama şimdi orada da çok kadrolar açıkçası zayıf. Zayıf derken şunu kastediyorum, yanlış anlaşılmasın. Mesela bir asistan 30 40 hastaya bakıyor, bu şekilde şeyler var. Doktor adedi olarak çok zayıf ve dolayısıyla orada iyi takip olamayabilir açıkçası. Bunu ifade etmek lazım. Bir kere oralara takviye etmek lazım. Yeni Covid yataklarını mutlaka İstanbul’da devreye sokmak lazım. Özel olur, devlet olur. Bazen bazı devlet hastaneleri de Covid kabul etmiyor bu arada. Yani sırf özel hastaneler için söylemiyorum ama buna bir çözüm bulmak lazım. Yeni belki hekimleri bu sahaya çekmek lazım. Şu anda bütün yük göğüs hastalıkları, dahiliye ve enfeksiyon hastalıkları; sahada da aile hekimlerine yıkılmış vaziyette. Halbuki mart-nisanda bütün doktorlar devredeydi ama şu anda biz sadece uğraşıyoruz ve çok ağır bir yükün altındayız baktığınız zaman. Bu konuda Covid bakabilen doktor ve hemşire sayısını arttırmak lazım, yoğun bakım hemşirelerini arttırmak lazım. Gerçekten önümüzdeki günlerde de sıkıntılı bir süreç bizi bekliyor. Kış döneminde hem kapalı ortamda olmamız hem de artacak olan grip ve diğer solunum yolu enfeksiyonu, diğer zatürreler; o kadar karışacağız ki. Yani hava kirliliğinin viral enfeksiyonu arttırıcı etkisi olduğunu biliyoruz. Artık Covid’de yapılmış çalışmalar var. Hava kirliğinin olduğu yerlerde Covid’in daha ağır seyrettiğini biliyoruz. İstanbul’da hava kirliliği başlayacak. Bunların hepsi büyük sorunlar ama hazırlıklı olmamız lazım bu sorunları çözmek için şimdiden program yapmamız lazım. Bilmiyorum, dün biliyorsunuz gerçi bütün ilgili birimleri çağırmadılar ama bir toplantı yapıldı. Umuyorum yararlı önlemler alındı İstanbul için. 

S.B: Evet Ayşegül, var mı sorun?

A.T: Aslında benim sorum mart ayından beri dalgalanmanın nasıl olduğuydu. Sanıyorum biraz buna da cevap oldu. Şu an yoğunluk olduğunu biliyoruz. En azından bununla ilgili plan yapılması gerektiğini de biliyoruz ve tabii griple karışacak olması da ileriki dönem için bir sorun olarak karşımıza çıkıyor zannediyorum. Çok da tutmak istemiyoruz Bülent hocayı çünkü hastaları çok. Ondan dolayı şimdilik sorum bitti diyelim.

S.B: Peki. Son bir soru Bülent. Bütün verdiğin bilgiler için çok teşekkürler. Çok birebir yaşayan ve şu anda da hala Covid-19'la hastalarını yoğun bir şekilde izleyen bir hekim olarak çok talep var mı grip ve pnömokok aşısı açısından? Sanıyorum grip aşısı, yıllarca biz seninle birlikte grip aşısının altını çizdik çeşitli toplantılarda. İnsanlar rağbet etmedi. Şimdi de ortada aşı yok, insanlar grip aşısı peşinde. Böyle çelişkili durumlar yaşanıyor Türkiye’de. Bu konuda bir iki düşünceni öğrenebilir miyiz lütfen?

B.T: Tabii. Beraber grip ve zatürre aşıları, bunlarla ilgili gerçekten çaba gösterdik. Çok da hani olağanüstü başarılı olduğumuz da söylenemez açıkçası. Oranları çok arttıramadık ulaşmamıza rağmen ve hep yıllardır söylediğimiz grip ve zatürre için risk grupları kabaca; 65 yaş üstü ve 65 yaş altında olup da kronik hastalığı olan herkesi biz risk grubu olarak kabul ediyorduk veya bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar veya bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullananlar olmak üzere biz zaten Covid olmadan önce de risk gruplarına pnömokok aşısını ve grip aşısını öneriyorduk zaten ve mutlaka yapılması gerektiğini söylüyorduk. Şimdi pnömokok’la ilgili şöyle bir sıkıntı oldu yalnız; baktığımız zaman öyle bir yanlış mesaj verildi ki bugünkü kadın hastam ben 2 ay önce zatürre aşısı olmuştum, akciğerde 2 taraflı Covid zatürresi var. Ben niye zatürre oldum? Nasıl olur böyle bir şey? Yani zannediyorlar ki pnömokok aşısı, zatürre aşısı oldukları zaman Covid’e karşı korunamayacaklar. Covid zatürresine karşı kullanacaklar. Burada bir yanlış mesaj verildi herhalde. Pnömokok aşısı, pnömokok mikrobuna karşı korur ve bu mikropta zatürrenin sık rastlanan bakteriyel bir etki midir? Bazen Covid enfeksiyonları üzerine eklenebileceği için dolaylı bir fayda sağlayabilir ama biz bunu Covid için değil genel olarak tavsiye ediyoruz. Ama öyle bir hücum oldu ki şimdi pnömokok aşısını bulmakta zorluk çekiyoruz. Bir 2 formu var. 23’lü mikroplu olanı zaten bulunmuyor yıllardır piyasada ama esas tesirli olanı da zaman zaman bulunuyor zaman zaman yoka giriyor. Ama dediğim gibi risk grupların pnömokok aşısını zaten öneriyorduk ama grip aşısını da biz yıllardır risk grubu haricinde de zaten mesela büro çalışanı ama iş kaybına tahammülü yok veya öğrenci, yani grip olduğu zaman 1 hafta okuldan kaybedecek. Bunlara zaten normal risk grubu haricinde öneriyorduk. Bu senede dedik ki influeanza ile karışma ihtimali var. İnflueanza ile Covid-19'un bir araya gelme ihtimali var. Dolayısıyla bundan dolayı daha geniş bir şeyde, sadece risk grupları değil imkân varsa herkes aşılansın ama zaten gelen doz belli. 1 milyon 350 bin herhalde doz geliyor ve bu şeyde bırakın herkesin aşılanmasını, sağlık çalışanlarının mutlaka grip aşısı yaptırması lazım. Bırakın biz kendimize yapacak aşı bulamayacağız bu sene. Öyle gözüküyor. Yine tek avantajımız burada maske kullandığımız için her sene gördüğümüz kadar çok zaten görülmeyecek ama biz bu önlemleri alıyoruz, Covid’e karşı alıyoruz ama Covid görülüyor sonuçta. Grip de görülecek ama geçtiğimiz senelerdeki kadar çok görülmeyecek. Tek avantajı o olacak ama normalde keşke imkân olsaydı da geniş kapsamlı bir aşılama yapabilseydik. 

S.B: Peki Bülent hocam çok teşekkürler. Hastaların seni bekliyor, biliyorum. Dediğim gibi herhangi bir başıma bir şey gelirse seni arayacak ailem. Hatırlatmış olayım. Bir de 6 Kasım’da bana verdiğin bir görev vardı, onu da yerine getireceğimi hatırlıyorum, onu da belirteyim. 

B.T: Sağ olun, teşekkürler!

S.B: Bülent çok teşekkürler. Tekrar geçmiş olsun, başarılar. Kolaylıklar diliyoruz sana. Sağ olasın.

B.T: Çok teşekkürler!

A.T: Teşekkürler!

S.B: Sevgili Bülent Tutluoğlu’yla yaptığımız programın sonuna geldik. Hoşça kalın efendim, iyi hafta sonları!