"Gün gün bir şeyi inşa etmeye, sürdürmeye devam ediyoruz."

-
Aa
+
a
a
a

Tuğba Tekerek, 23. Radyo Şenliği'nde! Radyo'nun kendisi ve pek çok kişi için nasıl bir "açık üniversite" işlevi gördüğünü anlatıyor.

""
Sahiden: 23. Radyo Şenliği Özel
 

Sahiden: 23. Radyo Şenliği Özel

podcast servisi: iTunes / RSS

Eraslan Sağlam: Şimdi sizin, yani sekizinci destekçimizin adını biz burada stüdyoda canlı yayında saat 09:38 iken Tuğba Tekerek ile birlikte söyleyeceğiz.

Tuğba Tekerek: Merhabalar. Günaydın.

E. S: Günaydın.

Ömer Madra: Hoş geldin. Hoş geldin. Uzun süre böyle şeyde, stüdyoda olamıyoruz. Hep uzaktan.

T. T: Ben yıllardır yayın yapıyorum. İlk kez stüdyodayım. Hem radyo şenliğinin coşkusu hem de ilk kez stüdyoya gelmiş olmanın heyecanı içerisindeyim.

E. S: Ben de çok heyecanlıyım çünkü ben sizi çok seviyorum ve çok beğeniyorum Tuğba Hanım. Harika bir program yapıyorsunuz. Sahiden'den bahsediyoruz tabii. Ve yıllardır harika yorumlarınızla, yani son derece akıl açıcı bir yerden çok güzel sabahlar yaşatıyorsunuz bize. Çok çok teşekkür ederiz. Samimiyetle söylüyorum bunları.

T. T: Ben teşekkür ederim. Bunları duymak, sizden duymak çok güzel. Ben sadece, burada birileri söylüyordu yine bir okuyucu mektubunda ya da bir mesajda; bir çağlayan olduğunu düşünüyorum. Herkes inanılmaz pencereler açıyor, inanılmaz uzmanlaştığı bir alanda çok hakiki bir çalışmanın ürünü olarak çok dürüstlük, tutku, tüm bunların eseri olan işlerini ortaya koyuyor. Ben de işte otuz yıldır Açık Radyo dinliyorum aslında. Üniversite yıllarımdan beri. Beni ben yapan, yani burada bir şeyler söylüyorsam aslında o yıllardır Açık Radyo'dan aldıklarımın sonucunda da olan bir şey. Otuz yıllık bir Açık Radyo dinleyicisi olarak o çağlayanda ufacık bir noktaysam ne mutlu bana.

E. S: Estağfurullah.

Ö. M: Estağfurullah canım. Senin kariyerini de tabiri caizse eğer, Taraf Gazetesi'nden keşfettik diyebiliriz yani. Orada Açık Radyo'ya bir köprü öyle kuruldu. Ben Taraf okurdum bir zamanlar.

T. T: Evet, ben de buraya gelirken şey düşündüm, işte Açık Radyo benim için ne anlam ifade ediyor, ben Açık Radyo'yla ne zaman tanıştım diye. Ben üniversite yıllarındayken kuruldu Açık Radyo. Sanıyorum üniversite yıllarındayken çok fazla dinlemiyordum. Çünkü üniversitede bir harala gürelinin içinde oluyorsunuz, etrafınızda bir sürü şey... Sonra mezun oldum. Mezun olduktan sonra böyle yoğun bir şekilde Açık Radyo dinlediğimi hatırlıyorum. Çünkü Açık Radyo biraz üniversitenin yerini tutan bir şey. Yani üniversitede bir derste işte uygarlık tarihi ya da ne bileyim ekoloji, bunlara dair bir şeyler öğreniyorsunuz. Üniversite bitiyor. Sonra bambaşka, işte ben bankada çalışıyordum bir dönem. Biraz kuru bir ortama giriyorsunuz.

Özdeş Özbay: Bu hikâyeyi hiç bilmiyordum. Ben de bilmiyordum. Düşünemiyorum.

T. T: Evet, o kuru ortamın içerisinde üniversite tadı veren bir vaha gibi bir ortamdı. Onu hatırlıyorum. Sonra işte yabancı yatırımcılar için ben ekonomist olarak yıllarca raporlar yazdım. O dönemde Açık Radyo'ya programcı olmak için başvurmuştum. Hani yaptığım işi pek sevmiyorum ama ekonomiyi takip etmeyi, yani o ekonomi bilgisini seviyorum. Ve onu başka türlü anlatmak, ne bileyim başka türlü bir forma getirmek istiyorum. O yüzden geçenlerde gördüm, buraya Başka Türlü Ekonomi diye bir program önerisi yazmışım yıllar yıllar evvel. O zaman herhâlde Didem yoktu. Baktım, Didem'den önceki bir dönem göndermişim program başvurusunu. O yüzden yanıt gelmedi diye hatırlıyorum. Evet ama işte yıllar sonra burada şimdi program yapıyorum. Ne mutlu bana.

E. S: Başak Saraç da aynen sizin gibi düşünüyor. "Açık Radyo benim için açık üniversite gibidir. Programlarınızı akademik seminer gibi dinlerim. Her biri bana 'Kâinatın geleceği için bugün ne yapabilirim?' sorusunu sordurur. Ayrıca her açtığımda sihirli bir değnekle beni İstanbul'a getirir. Sesleriniz bana artık çoğu hayatta olmayan aile büyüklerinin seslerini, güzel Türkçelerini hatırlatır; güven, huzur, umut verir. Dünyada benzeriniz yok, siz de biliyorsunuz zaten," diye yazmış. Hemen lisansımızın iptalinin ardından bizi bize böyle anlatmış Başak Saraç.

Ö. M: Peki üniversiteler derken, taşra üniversiteleri konusunda da bir benzerlik var mı?

T. T: Maalesef.

Ö. Ö: Maalesef mi? Nasıl yani?

T. T: Yani şöyle söyleyeyim, bir yandan taşra üniversitelerinin de derslerinin kuruluğu var. Bir öğrencinin söylediği bir şeyi hiç unutmuyorum: "Uygarlık Tarihi diye bir ders aldım, ne kadar mutlu oldum işte uygarlık tarihini öğreneceğim diye ama ben o derste uygarlığın çöküşünü gördüm," diyordu bir öğrenci işte hocanın anlattıklarına. Ama bir yandan gerçekten her yanda; işte öğrenciler arasında, taşrada, büyük şehirlerde dayanışmalar var. O açıdan bence Açık Radyo çok benziyor, Apaçık Radyo çok benziyor.

Üniversite demişken, yani Apaçık Radyo bugün bana neyi hatırlatıyor, neye benzetiyorum diye soracak olursanız şunu söylemek isterim: Boğaziçi Üniversitesi'nde iki ay önce işte burada da konuştuk, kulüpler ana kampüsten, meydandan uzaklaştırıldılar ve oraya canlılığını veren, ruhunu veren öğrencileri orada işte olmasını imkân sağlayan kulüpler...

Bunlardan birisi Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü'ydü. Kulüp kapatıldı, odası boşaltıldı ama oradan bir öğrenci, bugün belki 63. günü sanıyorum, 63 gündür her sabah ya da akşam bir ara gidiyor, o kulüp kapısının önünde bir müzik parçası çalıyor. Bazen kendi başına, bazen arkadaşlarıyla beraber, bazen mezunlarla. Belki bu hani Türkiye çapında bir devrime yol açmıyor. Ama kar, kış hiçbir şeyi fark etmeksizin inanılmaz bir sebatla her gün adım adım bir şeyi işlemek, dayanışmak... Yani bir yerler kapatılsa bile oranın hemen önünü tutmak ve orada yapacağın şeye devam etmek ve senin canlılığını bitirmelerine asla izin vermemek. Hani oradaki 'BÜMK Çok Güzel' diye bir Instagram hesabında her gün çaldıkları eserleri de paylaşıyorlar. Dinleyicilerimiz takip edebilirler. Ben buradaki çabayı da öyle görüyorum. Yani bir şeyler bastırılmaya çalışılıyor ama hiçbir şekilde buradaki canlılığı bitiremiyorlar. Burada sebatla adım adım, gün gün bir şeyi inşa etmeye, sürdürmeye devam ediyoruz.

Otuz yıllık bir kurum Açık Radyo. Yani bu çaba... Şu kısmını da söylemek istiyorum: Dayanışma çok önemli. Yine öğrencilerle konuştuğumda söyledikleri bir şey: "Belki kazanamayacağız ama mücadele etmenin kendisi çok keyifli." Yani burada dayanışmanın kendisi çok keyifli. Programcı olmak, dinleyici olmak, çalışan olmak, kurucu olmak... Hepimiz bir aradayız. Bir aile olmak burada çok önemli. Ben burada Eraslan'dan rol çalıp hemen şeyi de söyleyeyim. Gerçekten şimdi bir telefon açıp 343 41 41'e, bu dayanışmanın bir parçası olabilirsiniz. Hazır bahar da geliyor. Bu bahar neşesi, bu bahar coşkusu, bunu bir dayanışma ile taçlandırabilirsiniz. Ararsanız çok mutlu oluruz.

E. S: Elbette bu Boğaziçi'ne söylediğiniz örnek muazzam bir örnek ama... Benzerini çok yakın İran'da yaşadık zaten. Ali Ghamsari elinde tarıyla oturdu ve bir insan zinciri başlattı bütün olan bitene karşı. Tıpkı Apaçık Radyo gibi her şey birbiriyle birleşiyor zaten.

Ö. M: Evet, evet. Yani birleşiyor hakikaten. Dün de birazcık kendi aramızda da konuştuk. O Trump'ın yıkmak istediği, sonsuza kadar yıkmak istediği eski medeniyeti en iyi temsil eden, en eski müzik aletlerinden biri. Medeniyetin ta kendisi yani. Onu seçip böyle nöbetini yapması, bu senin anlattığın örnek de çok muazzam yani. Bir de tabii Boğaziçi denince yüreğimi derin şekilde dağlayan kütüphanenin yok edilmesi ve içinden çıkan şeylerin de yıkıntılarla... Çöp tenekelerinde kitapların sergilenmesi, Boğaziçi'nin yeni yönetimi hakkında da epey bir fikir veriyor bize.

Ö. Ö: Bununla da İran Savaşı arasında hemen ilişki kurabiliriz.

E. S: 56 diye hatırlıyorum.

Ö. Ö: Yani bu sanırım farklı farklı hatırlanıyor sürekli. Sen daha önce 54 de dedin, hatırlıyorum. Elli küsur kütüphanenin bombalandığını söylemişti Ali Bilge. Bu haberi ben de bir ara araştırıp, bakıp... Gerçekten ayrıntılı bir şekilde bir yandan da okumak istiyorum.

Ö. M: Evet, beni kişisel olarak da dağlayan bir şey. Çünkü çok sayıda vakit geçirdim o kütüphanede. Yani hayatta en sevdiğim mekânlardan biriydi. Beni kapsayan, hasbelkader orada öğrenci iken ben, müzik bile çalındığını biliyorum. Bu yıkılan kütüphanede, müzik kulübünde falan değil. Orada konser verildiğini de biliyorum, kütüphanenin alt katında.

T. T: Yani şimdi siz bunu söyleyince, benim de gerçekten bu hayatta en çok sevdiğim yerlerden bir tanesi Boğaziçi Kütüphanesi'ydi.

Ö. M: Evet.

T. T: Ve gerçekten hani yıkıldığını, yıkılacağını işte duyduğumda, böyle birilerine anlatırken hani hıçkıra hıçkıra ağladım. Yani hıçkıra hıçkıra ağladığım zamanlar çok yoktur benim ama gerçekten böyle dev bir şey yıkıldı. Ama bir yandan gerçekten, yani şu anda sizinle yan yanayız. Göz göze bakarak bu hüznümüzü paylaşabiliyoruz. Ve eminim telefonları, işte Açık Radyo başında dinleyip bizimle bunu paylaşan, bu yürek dağlanmasını paylaşan pek çok insan da var. Bunu paylaşmak en azından o yükü bir nebze hafifletiyor.

Ö. M: Ve mücadele gücü veriyor.

E. S: Evet. Bu arada hemen bir düzeltme. Dün 117 kişi bir araya geldik demiştik. Bir önceki yılı bir geçtik demiştik. Bir değil iki geçmişiz. Çünkü tam gün bitmeden 23:54'te web'den bir destek gelmiş. Tuna Özel, Arda Özel ve Mete Özel sayesinde bir önceki yılı biz iki destek geçmiş olduk. Çok çok teşekkür ediyoruz onlara da. Galiba bir parça dinletip artık destek isteme zamanı geldi. Öyle değil mi Tuğba Hanım?

T. T: Evet, evet.

E. S: Evet, Dinleyici Destek Projesi özel yayını içerisinde sesleniyoruz size. Tuğba Tekerek'le bir aradayız şu anda. Bugün 9 Nisan Perşembe. Yani Dinleyici Destek Projesi 23. Özel Yayını'nın artık 6. gününün içindeyiz. Yani son bölümlerine geldik diyebiliriz. Ne dinletelim? Var mı düşündüğünüz bir şey?

T. T: Evet, Tuğçe Kurtiş ve Miret'ten Paloma diye bir şarkı. Böyle çok tatlı, çok masalsı bir şarkı. Sonu da "Bir kıvılcım hayat. Belki de hepsi bu," diye bitiyor.

Bu şekilde Açık Radyo dinleyicilerine hoşça kalın demek istedim.

Ö. M: Evet, kimse barıştan söz etmezken, barış güvercini. Paloma işte, güvercin.

T. T: Evet, güvercin. Apaçık Radyo dinleyicilerini, Apaçık Radyo'muzu desteklemeye davet ediyorum: 343 41 41.