Dünya Mirası Adalar’da Derya Tolgay ve Nevin Sungur, mimar ve “Büyükada – Moris Danon Koleksiyonu” kitabının yazarı Büke Uras ile Büyükada Sahil Promenadı’nın yalnızca bir kıyı düzenlemesi değil; toplumsal hafıza, kamusal yaşam ve ortak mirasın parçası olduğunu ve nasıl korunması gerektiğini ele alıyorlar.
Derya Tolgay: Herkese merhaba. Ben Dünya Mirası Adalar programcılarından Derya Tolgay.
Nevin Sungur: Ben Nevin Sungur. Herkese merhabalar.
D.T.: Destekçimiz Kadriye Basut'a ve teknik masadaki arkadaşımız Andrei Gritcu’ya çok teşekkür ederiz.
Bugün Dünya Mirası Adalar'da geçtiğimiz günlerde Büyükada sahilindeki önemli gelişmeyi konuşacağız. Başlığımız da “Büyükada Sahil Promenadı: Güzergahın 1925 tarihli özgün mimari karakteri korunmalıdır”. Bu başlığı bize öneren araştırmacı, yazar ve mimar Büke Uras bugünkü konuğumuz. Hoşgeldin Büke.
Büke Uras: Hoşbulduk, teşekkür ediyorum beni davet ettiğiniz için, sizlerle olmak çok büyük keyif.
D.T.: “Bir süre biraz dinleneceğim. Programlara, etkinliklere katılmayacağım,” demiştin ama bizim programa katılmayı kabul ettin. Bu nedenle sana bir kez daha teşekkür ederiz. Konumuz tüm İstanbul ve hatta tüm Türkiye için gerçekten önemli.

Büyükada - Moris Danon Koleksiyonu kitabı lansmanı olmuştu. Biz hemen ertesinde seninle bir program yapmıştık; dinleyicilerimiz ilgilenirler ise 19 Aralık 2023'te yapılan bu programı Apaçık Radyo'nun Dünya Mirası Adalar arşivinden dinleyebilirler. Çok güzel bir program olmuştu.
Dünya Mirası Adalar olarak kamuoyuyla paylaştığımız bir bülten ve videolar var. Bu bültende uzun uzun anlatıyoruz ama ben şimdi kısacık bir özet yapıp konuyu belki de dinleyicilerimiz açısından daha anlaşılır hale getireceğim.
Büyükada kıyı hattında uzun yıllar restoran işgalleri altında kalan kamusal alanların, Adalar Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından temizlenmesiyle birlikte 20. yüzyılın ilk yarısında yapılan özgün betonarme parapetler yani korkuluklar gün yüzüne çıktı. Bu durum yalnızca bir fiziksel açığa çıkma değil; Ada’nın kamusal belliğinin ve kültürel mirasının yeniden görünür hale gelmesini de sağladı. Büke'nin kitabında da bütün bunların izlerini takip etmiştik. Sahada da belgeleme çalışmaları kapsamında çekilen güncel videolar ve tarihsel fotoğraflarla birlikte okuma imkanımız oldu. Bu görseller çok önemliydi çünkü bu fotoğraflar, 1925 yılında büyük bir törenle açılan Büyükada Sahili Promenadı’nın sahil düzenlemesini yani gezinti yolunu, korkulukları, aydınlatma elemanlarını ve kamusal yaşamın canlılığını bize net biçimde gösteriyordu. Bunu görmemizi mümkün kılan en önemli kaynaklardan biri sizin kitabınız. Burada özgün mimari karakterlerini çok net görüyoruz. Bugün programımızda Büyükada Sahil Promednadı’nın neden yalnızca bir kıyı düzenlemesi değil; toplumsal hafızanın, kamusal yaşamın ve ortak mirasın bir parçası olduğunu, nasıl korunması gerektiğini ve bundan sonra sürecin nasıl ele alınmasının gerektiğini konuşacağız.
Ama hemen şu bilgiyi de verelim: Adalar Belediyesi birkaç gün önce, “Bu sahil düzenlemesini bir hafta gibi bir süreçte yapacağız. Bu konudaki görüşlerinizi bize iletebilirsiniz” şeklinde bir açıklama yaptı. Burada bir kere bir tuhaflık var yani bu kadar kısa sürede yapılabilir mi? Zaten bunu sana bir kez soracağız ama öte yandan şunu da unutmayalım; iklim krizi koşulları, deniz seviyesinin yükselmesi, artan fırtına ve taşkın riskleri kıyı alanlarına yönelik her türlü düzenleme ve müdahalenin yalnızca mimari ya da estetik ölçütlerde değil; doğa temelli, ekolojik ve dirençli planlama ilkeleriyle ele alınmasını da zorunlu kılıyor. Bu bağlamda Büyükada Sahil Promenadı’nda yürütülecek çevre düzenleme sürecinin hem iklim değişikliğinin etkilerini gözeten, hem de alanın tarihsel ve kültürel miras değerlerini koruyan bütüncül bir yaklaşımla planlanması gerekiyor, böyle çarçabuk yapılacak bir çalışmayla değil. Burası çok kıymetli bir miras ve bu yüzden de şeffaf ve bilimsel bir yaklaşımla yürütülecek bir çalışma öneriyoruz, buradan kamuoyuna, Adalar Belediyesi'ne ve İBB'ye de duyurmak istiyoruz. Dünya Mirası Adalar ve Adalar‘da destek verecek ve çalıştaylara katılacak birçok uzman arkadaşımız var. Ben şimdi sözü Nevin’e ve konuğumuza bırakayım.
B.U.: Teşekkür ediyorum, aynen katılıyorum. Bugünkü konuşmamız zamanlama açısından da kritik çünkü dediğiniz gibi, bir hafta sonra açıklanacak ve ne açıklanacağını da bilmiyoruz. O yüzden bugünkü tartışmamız aslında bu tarihsel süreci anlamamız için önemli diye düşünüyorum.

N.S.: Derya çok kapsamlı bir giriş yaptın. Tarihsel süreç, bugün nelerin yapılması gerektiğini belirleyen bir çerçeve olacak belki. Belediyenin iklim krizi, beklenen deprem vb. tehditleri dikkate alarak bir yol haritası oluşturması gerekiyor. Bu anlamda geçmişe dönüp baktığımızda, sizin kitabınız Büyükada - Moris Danon Koleksiyonu’ndaki görsellerde 1925 tarihli Cumhuriyet dönemi sahil düzenlemesi o dönemlere ilişkin kamusal alan anlayışı adına bize ne anlatıyor? Nasıl bir anlayıştan bugünlere gelmişiz? Öncelikle onu anlayabilir miyiz?
B.U.: Elbette. Öncelikle nereyi tartıştığımız önemli ki bugün tartışacağımız güzergah, Büyükada'nın iskelesinin yanı yani Büyükada'ya gelen her bir ziyaretçinin ilk karşılaştığı manzara, bu anlamda da çok önemli. Cumhuriyet'in ilanının hemen arkasından yani 1925 yılında bu güzergahın düzenlenmesi gündeme geliyor ki bu da çok erken bir tarih.
İddialı bir tanımlama olacak ama bu düzenlemeyi Cumhuriyet döneminin ilk kentsel düzenlemesi olarak niteleyebiliyoruz. Belediye o yıllarda rıhtım boyunca kesintisiz bir gezinti güzergahının ortaya konması amacıyla bir dizi kamulaştırma ve istimlak çalışması gerçekleştiriyor. Bu istimlaklar döneminde de çok büyük tepkiyle karşılaşıyor ve mal sahipleri tarafından belediyeye çok sayıda dava açılıyor. Örneğin, Fabiato ailesinin açtığı dava dosyasını SALT araştırma arşivinde bulabildik. İlginç olan, bu davalar güzergahın açılışından seneler sonra da yani neredeyse 1930 yılına kadar da sürüyor. Bu yeni düzenleme iskelenin doğu tarafında yani lokantaların olduğu sağ tarafta kalan bölgeyle de sınırlı değil; düzenleme, iskelenin batı tarafında da yani iskelenin solunda da devam ediyor - bu da çok önemli.

Burada 1925 senesine kadar,1860'lı yıllarda inşa edilen Kantar Ocak ismiyle anılan ufak bir kapalı ticari liman var. Bu küçük liman, Büyükada tüccarlarının mallarını tartmaları için burada var olan bir kantar yani teraziden dolayı bu isimle anılıyor. Aynı düzenleme kapsamında 1925 yılında bu liman dolduruluyor, toprakla dolduruluyor ve üzerine bir gazino inşa ediliyor. Bugün iskelenin solunda yer alan gazinodan bahsediyorum ve aynı gezinti güzergahı böylece iskelenin iki yanında sürekli bir şekilde de devam ediyor yani sadece günümüz lokantalarının olduğu güzergâhtan bahsetmiyoruz; iki tarafta da sürekli bir şekilde aynı güzergâh, aynı mimari dil devam ediyor ancak 1980'li yıllarda, Bedrettin Dalan döneminde Akasya Oteli, Anadolu Kulubü’ne kadar olan bölüme deniz doldurulduğu ve günümüzdeki tanımsız park alanı ortaya çıktığı için bu düzenlemenin iskelenin solunda kalan bölümü tamamen ortadan kalkmış oluyor.
Şimdi gezinti güzergahının mimari diline de inelim isterseniz.
D.T.: Bir şey ekleyebilir miyim?
B.U.: Tabii ki, lütfen.
D.T.: 80'lerde Adalarda başlayan büyük yıkımlar sonucu bu molozların sahile dökülmesiyle dolgu alanı oluşuyor.
B.U.: Evet, maalesef. Aya Nikola Koyu ve demin bahsettiğim iskelenin sol tarafında kalan bölgeler büyük dolgu yerleri. Bu dolgular, Büyükada için çok büyük kayıptır. Özellikle Aya Nikola Koyu’ndaki doğal plajın kaybedilmesi gerçekten çok büyük bir kayıptır ve bu da 1980'ler gibi son derece yakın bir tarihte gerçekleştirilmiş.
Şimdi bu 1925 düzenlemesinin mimari diline dönersek; burada dairesel açıklıklı, betonarme bir korkuluk var. Bunlar istimlaklarla yeniden ortaya çıktı. Aralıklı elektrik telleriyle birbirine bağlı, her birinin iki yüzünde ampuller taşıyan aydınlatma direkleri var. Belediyenin hayata geçirdiği bu aydınlatma fikri yeni değil; 19.yüzyılın son çeyreğinden itibaren arşiv fotoğraflarında görüyoruz. İskelenin iki tarafında, belli aralıklarla çakılı, üzerlerine fenerler asılı geçici ahşap direkler var. Tarihsel bir süreklilik içinde bunlar betonarme direklere dönüşüyorlar yani burada bir tarihsel süreklilikten de bahsediyoruz.
Yolu sınırlayan korkuluk ve çevresi, döneminin kısıtlı mali imkanlarının izin verdiği ölçüde, Cumhuriyet İstanbul'unun ilk kapsamlı kent mobilyaları tasarımı olarak oldukça önemli. Bu tasarımda ilginç bir referans var. Biliyorsunuz, bu güzergahın ortasında hepimizin bildiği Büyükada İskele Binası var. Bu bina, 1915 yılında İzmitli mimar Mihran Azaryan tarafından tasarlanarak açılışı yapılıyor. Eğer bunun üst katına bakarsak, çok benzer direklerin ve korkuluğun var olduğunu görüyoruz yani bu güzergahta 1925 yılında yapılan düzenleme birebir Azaryan’ın Büyükada iskele yapısının üst kat korkuluğundan alınmıştır. Orada dairesel açıklıklar yerine çok köşeli yıldızlar var. Bunlar sadece daha soyut bir şekilde, daha modern bir şekilde daireye döndürülüyor. Var olan bir mimari öğe aslında kullanılıyor ve lineer bir şekilde güzergahta tekrar var ediliyor. Aslında burada da bir tasarım sürekliliği görüyoruz yani iki tasarım arasındaki süreklilik gerçekten şaşırtıcı.

Şimdi, demin bahsettiğimiz Moris Danon koleksiyonundaki açılış fotoğrafı çok özel bir fotoğraf. Bir radyo programı olduğu için burada gösteremiyoruz maalesef. Bu fotoğrafta coşkuyla toplanmış Adalılar var ve önde bir kurban kesiliyor. Muazzam bir fotoğraf. Kalabalık toplanmış ve bu da dönemin Ada sosyal yaşamında bu güzergahın ne kadar önemli olduğunu anlamamızı sağlıyor. Nitekim dönemin basınında yer alan çok sayıda haberde de bu güzergahın güzelliği ve ada için önemi özellikle irdeleniyor. Basında çıkan haberlere bir örnek getirdim. 1925 senesindeki açılıştan hemen sonra Adalar Ticari Rehberi'nde ‘Adalar Hakkında Malumat’ başlığıyla bir haber yayınlanıyor. Kısa bir metin, aynen aktarıyorum.
“Adalar Daireyi Belediyesi'nin bu sene diğer senelere nispeten mühim faaliyetler gösterdiği derhal göze çarpıyor. Bu da belediyenin faal müdürü Nevzat Tan Doğan Bey'in eseridir. Ez cümle Büyükadalı Rıhtım'ın güzelliğini lekeleyen tahta barakalar kaldırılarak, iskelenin solunda inşa edilen 250 metre uzunluktaki betonlar ve parmaklık ve sütunlar Rıhtım'a güzel bir manzara bahşetmiştir. İskelenin sağ cihetindeki eski kayıp mahalli (demin bahsettiğim Kantar Ocak İskelesi) belediyece doldurularak belediye namını üzerine zarif bir gazino ve küçük bir bahçe inşa edilmiş ve yer yer kanepeler konulmuştur. Geceleri sütunların iki tarafındaki elektriklerin ziyasıyla süslenen Büyükada rıhtımında, belediye tarafından konular kanepeler üzerinde cazip yaz tuvaletiyle oturan kadınları ve piyasa edenleri görenler, kendilerini en medeni Avrupa şehirlerinde zannederler. Bunda en büyük hisse-i iftihar, bu manzaranın bir Türk şehrinde bulunmasıdır.”
Bu harika metinde erken Cumhuriyet'in verdiği coşkuyu da görüyor ve bu düzenlemenin dönemin Büyükada sosyal yaşamında ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyoruz. Bu anlamda metni okumak istedim size.
N.S.: Çok güzel bir metinmiş gerçekten.
D.T.: Belgelerle.
B.U.: Evet, şimdi arşiv fotoğraflarından çok net görüyoruz ve buradaki enteresan olan şu; bu elektrik direkleri elektrik kablolarıyla birbirine bağlanmış. Yıl 1925 ama Adalar’a ilk kez elektrik 1931 yılında geliyor. Vali Muhittin Üstünan döneminde, Anadolu sahilinden kablo geçirmek suretiyle Büyükada'ya elektrik getiriliyor. Arşiv fotoğraflarında gördüğümüz elektrik kabloları muhtemelen bir jeneratörle çalışıyor. Burada bir erken teknolojiden de bahsediyoruz aslında yani teknolojik anlamda da ilginç bir düzenleme.
Demin de söylediğimiz gibi, şimdi bir hafta sonra burada ne yapılacağı, yerine ne konacağı henüz bilmiyoruz. Umudumuz şeffaf ve katılımcı bir süreçle Cumhuriyet'in ilk kentsel düzenlemesi diyebileceğimiz 1925 tarihli bu tasarımın, dairesel açıklıklı betonarme korkuluğun ve aydınlatma direklerinin yeniden ihyasının önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca yeni düzenlemede, bu süreçten hepimizden daha çok etkilenen lokanta sahiplerinin de mağdur edilmeden bir şekilde yer bulmalarını temenni ediyorum.
D.T.: Evet, Büyükada Sahil Promenadı'nın tarihsel ve kamusal açıdan ne kadar önemli olduğunu çok güzel açıkladın. Çok teşekkürler.
B.U.: Şimdi esas sorumuz bir hafta sonra neler açıklanacak?
D.T.: Evet. Bunun olmamasını arzu ediyoruz. Bu konuda bir şeyler söylemek ister misin? Burasıyla ilgili bir ilk olması ve geçmişte yapılan düzenlemeler açısından ona yakışır bir şekilde devamını sen nasıl tahayyül edersin mesela?
BU: Şöyle bir durum var; istimlaklarla tarihsel olarak da, tasarım anlamında da çok önemli olduğunu düşündüğüm betonarme korkuluk kısmen ortaya çıktı. Elimizde sadece fotoğraflar yok, bu düzenlemenin fiziki kalıntıları var. Tasarım var, yerinde duruyor. Aydınlatma direkleri yok ama korkuluğumuz birebir yerinde duruyor. Bunların ihyasının kesinlikle gerekli olduğunu düşünüyorum.
D.T.: Sana bir fotoğraf yollamıştım hatırlarsan ve güncel bir fotoğraf o, iskelenin deniz tarafından çekilmiş. Tam olarak tabii bilemiyoruz ne zaman eklendi ama aynı o sahil korkuluklarının bu kez yıldız değil, yuvarlak olarak alınlıkta olduğunu görüyoruz. Sanki bağlamından koparmamak, birbirine bağlamak konusunda büyük bir çaba, estetik bir kaygı var.
B.U.: ...ve tasarım sürekliliği. Aslında Büyükada iskelesi tasarımının modern bir dilde burada devam ettirildiğini görüyoruz - bu da çok önemli.
D.T.: Evet. Sence kıyı Promenade ile ilgili alınacak kararlar hangi ilkelere dayanmalı? Dünya Mirası Adalar, UNESCO çalışmaları kapsamında biricik olan öğelerden biri olarak görüyor ve bunların yitirilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

B.U.: Demin de söylediğim gibi, şu anda benim düşündüğüm Promenade'ın 1925 mimari tasarımının ihyası, lokanta sahiplerinin mağdur edilmemesi ve sürece dahil edilmesi. Bunlar bence çok önemli, altını özellikle çiziyorum.
İskelenin sol tarafında kalan bölüm için ne yapılabilir çok emin değilim. Orası daha zor bir bölüm çünkü ne korkuluğun izi kaldı orada, ne de o Kantar Ocak diyeyim, o toprak alanının çıkıntısının varlığı artık yok, dolgulardan dolayı okunamıyor. Kısacası iskelenin sol tarafında bunun devam ettirilebilmesinden artık şüpheliyim ama en azından lokantaların olduğu sağ tarafında aynı kentsel düzenlemenin tekrar edilmesinin doğru olacağını düşünüyorum.
N.S.: Bir şey soracağım, genel bir soru olacak aslında - sizin bu alandaki araştırmalarınız ve çalışmalarınıza dayanarak ve yine bu Promenade'den yola çıkarak bunu sormak istiyorum; böyle hassas alanlarda yenileme ile tahrip arasındaki çizgi nerede başlıyor sizce? Kabul edilebilir bir yenileme ya da varoluşunu koruyarak kullanıma sokma nereden itibaren tahriple çatışıyor size göre?
B.U.: Tahrip sadece bir mekana buldozer sokarak olmuyor, bu düzenleme örneğinde olduğu gibi çok uzun sürede yayılarak olabiliyor. Kimse bu korkulukları yıkmadı, zaman içinde bu korkuluklar kemirildi ve bu yüzden de var olan korkuluklar kısmen günümüze ulaştı. Direklerin ne zaman yıkıldığına dair en ufak bir tarihimiz yok. Ben 1960'lı yıllardan itibaren direklerin kaldırılmış olduklarını düşünüyorum ama dediğim gibi henüz bir tarih saptayamadım. Bu tahrip çok uzun süreye yayıldığı zaman anlaşılabilirliği de daha zorlaşıyor yani tahribatı göremiyorsunuz. Bir gecede olmayan bir tahribatı algılamak da zor oluyor. Burada da tam olarak böyle bir tahribatta karşı karşındayız, zamana yayılmış bir tahribatta karşı karşıyayız.
N.S.: Belediye şimdi böyle bir çalışmaya başladı. Demin Derya'nın da söylediği gibi, bundan sonraki süreçte fikirlere açık olduklarını açıklamışlar. Konuyla ilgili bu kadar bilgiye sahip olan bir uzman olarak sizin görüşünüze başvurmasını istemek çok mu hayalci olur?
B.U.: Keşke süreç daha şeffaf olsaydı. Büyükada'da son derece donanımlı çok sayıda mimar var. Hakikaten onlarla beraber bir kurultay kurulsaydı ve bu soru işaretleri olmasaydı. Yıkımdan önce bir takım kararların alınmış olması daha doğru olurdu diye düşünüyorum. Yıkımdan sonra ne olacağını bilmiyoruz. Ben mimarlık tarihçisi olarak kendimi bir yere kadar etkilenmiş hissediyorum ama örneğin bir lokanta sahibinin bir sonraki adımın ne olacağını bilmemesi bence doğru değil. Bu anlamda süreç daha şeffaf olsaydı, bir sonraki adımın ne olacağını şu anda biliyor olsaydık daha doğru olurdu diye düşünüyorum.
D.T.: Bugün yapılacak yanlış bir müdahale bu alanı nasıl geri döndürülmez biçimde etkileyebilir? Nevin'in sorduğu sorudan benim aklıma da bu geldi çünkü. Bir de eğer katılımcı diyorsak, bir çalıştay veya benzeri ne yapılacaksa burada mutlaka farklı disiplinlerin olması gerekiyor. Sadece Adalar mimarlarıyla da ilgili sınırlı olmaması gerekiyor bence, çok daha evrensel bir değere sahip. İklim krizi uzmanından kıyı deprem uzmanına kadar bir çok disiplinlerden katılımlarla yapılması ve de çok hızlı yapılması gerekiyor. Esnaf da çok haklı olarak önünde öyle bir cüruf yüzünden müşterilerini de kaybetmek istemez, Öte yandan yanlış bir müdahalede de bütün bu tarihi süreç muazzam bir kesintiye uğrayacak herhalde değil mi? Onun için belediyenin çok iyi düzenlemesi gerekiyor bunu.
B.U.: Evet ama şurada doğru olan bir yaklaşım da var. Şimdi kıyı şeridinin yayalara açık olması çok önemli ve çok değerli aynı Boğaz'da, İzmir'de gördüğümüz gibi. Bu anlamda tekrar ediyorum, lokantalar mağdur edilmediği sürece kıyı şeridinin yayalara verilmesi, tahsis edilmesi tarihsel süreçten bağımsız olarak son derece doğru bir yaklaşım. Tarihsel süreçte de bunu birebir aynı olduğunu görüyoruz. Kıyı insanlarındır. Bu müdahale ile de kıyı tekrar Adalılara geri verilmiş oluyor, bu anlamda ben olumlu görüyorum.
D.T.: Peki, sanırım son iki dakikamız. Büyükada Sahil Promenadı’na dair özellikle altına çizmek istediğin bir şeyler var mı diye sözü sana bırakmadan önce Nevin senin ekleyeceğin bir şey var mıydı acaba?
N.S.: Demin Büke Bey’in bahsettiği o meşhur iskele binasının üst katınının kullanılamıyor olmasına değinmek isterim.
D.T.: Bu siyasi bir durum.
N.S.: Kesinlikle siyasi bir durum ama bir şekilde sahip olduklarımızın elimizden kayıp gitmesiyle de çok bağlantılı.
D.T.: Çok doğru.

N.S.: O yüzden bu anlamda biraz daha dikkatli olmak gerekiyor sanırım. Büke Bey demin siz örnek veriyordunuz, oradaki mimarinin devamı şeklinde kurgulanmış bir plandan bahsediyordunuz ya.
B.U.: Bütüncül bir plan var orada.
N.S.: Evet, aynen öyle. Bütüncül bir plandan bahsediyoruz ama şimdi bölük pörçük bir halde. Sonuçta da maalesef birbirinden kopuk, paramparça olmuş bir şeyi ucundan tutarak toplamaya çalışıyoruz. Olumlu bakmak tabii ki önemli.

B.U.: Çok güzel bir şey söylediniz burada. Aslında bu kopukluğun tedavisi bu çizgisel korkuluk yani bizi tarihsel verileri ihya eder, bunu bütün bu dağılmış kopmuş güzergâhta birleştirici bir çizgisel öğe olarak kullanırsak ve lokantaları mağdur etmeden bu bütüncül birleştirici korkuluk tasarımıyla sahil şeridini tekrar halka verirsek bence doğru şeyi yapmış oluruz.
N.S.: Umarım, umuyoruz.
B.U.: Bir hafta sonrayı heyecanla bekliyoruz. Umarım taleplerimiz bir şekilde yerine ulaşır, olmasını umduğumuz bir şeffaf süreçle bir şekilde duyurulur ve yerine ulaşır.
D.T.: Bugün Büyükada sahilindeki 1925 tarihli özgün Sahil Promenad’ını, betonarme korkuluklarını ve işgallerin temizlenmesiyle yeniden görünür hale olmasını ve bunun mutlaka korunması gerektiğini konuştuk. Tekrar altını çizelim; sevgili dostumuz Büke Uras, Büyükada - Moris Danon Koleksiyonu’nun yazarı ve herkesin Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan bu kitaba ulaşmasını tavsiye ederiz. Kendisine çok teşekkür ediyoruz ve bu arada Moris Danon’a da teşekkürler, fotoğraflarını kullandık.
B.U.: Ben teşekkür ederim.
D.T.: Adalar hepimizin.
N.S.: Adalar hepimizin!


