Bolivya’dan Galata’ya

-
Aa
+
a
a
a

Babil’den Sonra’da Ercüment Gürçay, Ronroco’ya emek veren müzisyen Özgür Demir ile 'Ronroco Anatolian' çalışması üzerinden Ronroco’nun And Dağları’ndan taşıdığı tok nefesi Anadolu’nun modal yapıları, uzun hava geleneği ve ritüel müzik hafızasıyla buluşturan karşılaştırmalı ses yolculuğunu konuşuyor.

""

Galata’da sabahın erken saatleri. Radyo açılıyor ve gün başlıyor. “Hadi hadi”lerle çocukların okula hazırlık ve kahvaltı telaşına, Açık Radyo’da Galeano’nun Aynalar’ı eşlik ediyor. Fonda, şarkıyı da enstrümanı da bilmediğim ama kafamda sürekli döndürdüğüm o jenerik. Çocukluk yıllarımın bağlamasıyla, ilk gençlik yıllarımın gitarı arasında dolanan o gizemli ses, lehim gibi beni kendine bağlayan o tını. Düştüm peşine...

Ronroco

Özgür’ün deyimiyle “Latin Amerika’nın telli nefesi” Ronroco’nun hikayesi 15. yüzyıla kadar uzanıyor: Kristof Kolomb 12 Ekim 1492’de Bahamalar’a ayak bastığında kıta yerlileri için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Avrupalı beyazların gelmesi onlar için kültürel, biyolojik ve ruhsal yıkımın da başlangıcıydı. Ateşli silahlarla tanıştılar önce ve çeliğin keskin sızısıyla… Sonra çiçek, kızamık, grip, tifüs ve yer yer veba ile tanıştılar. 1492- 1600 arası tahminen yerli nüfusun %70-90’ı doğrudan veya dolaylı olarak bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti. Bu, insanlık tarihindeki en büyük demografik çöküşlerden biridir.

Frengi ile tanıştılar bir de… Frengi aslında Amerika kökenli bir hastalık olup sömürgeci beyazlar tarafından Avrupa’ya taşındığı güçlü bir tez olarak savunulmaktadır. Kolomb’un geri gelmesiyle frengi Avrupa’da hızla yayıldı. Ancak sömürge sürecinde hastalık Latin Amerika’da da yaygınlaştı. Zorla çalıştırma, cinsel şiddet ve askerî kamplar nedeniyle yıkıcı bir toplumsal etki yarattı. Yani frengiyi tek başına “Avrupa’dan gelen” bir hastalık olarak değil, sömürge düzeninin ürettiği biyopolitik bir felaket olarak görmek mümkün. 

Avrupa’yı tütünle tanıştıran da bu sömürge seferleri oldu. Tütün, Kristof Kolomb’un Karayipler’e ayak basmasından çok önce; Maya, Aztek ve Taino halkları tarafından kullanılıyordu. Beyaz sömürgeciler tütünü Avrupa’ya taşıdılar. Amerikan yerlileri belki de ‘uygar dünyadan’ hıncını uzun vadede bu yolla aldı. Tütün ve tütün ürünleri kullanımı bugün ‘uygar dünyanın’ en büyük sağlık sorunlarından.

Kolomb’un ardından 1519’da Hernán Cortés, Aztek topraklarına girdi. 1532’de de Francisco Pizarro İnka İmparatorluğu’nu işgal etti. Pizarro ve adamlarının gelmesiyle Peru- Bolivya ve çevresi halkları hastalıklar dışından zorla çalıştırma, kölelik, toprak gaspı, zorla Hristiyanlaştırma, yerel dillerin ve müziklerin bastırılması, kutsal mekânların yıkılması, altın–gümüş talanı ile tanıştı.

Vihuela 

Bir de VİHUELA’yla… Sömürge öncesi kültürlerinde İnkalar, saz- bambu kamışlardan nefesli çalgılar, ağaç gövdelerinden vurmalı çalgılar üretebiliyorlardı. İlk telli çalgı İspanyol müzisyenlerle kıtaya gelen Vihuela oldu. 16. yüzyılda bölgede yaşayan Armadillo olarak bilinen, Türkçede genellikle zırhlı fare olarak anılan, Amerika kıtasına özgü, zırh benzeri plakalarla kaplı memelinin sert kabuğundan ana gövdeyi, bağırsaklarından telleri kullanarak Charango’yu, Türkçe adıyla Çarango’nun atasını ürettiler. 

1970’lerde Bolivya’nın en ünlü folk/And Dağları müziği grubu Los Kjarkas veya nam-diğer ‘Hermanos Biraderler’ müziklerinde kullandıkları Charango’dan daha pes bir sese duydukları ihtiyaçla RONROCO’yu geliştirdi ve bugün Latin Amerika müziğinin ana çalgılarından birisi oldu bu pes sesli abi.

Bana göre Çarango Latin Amerika halk şarkılarının parlak, kıvrak, neşeli, gülen yüzü oldu. İnsanı harekete- devrime davet eden bir sesi var; tıpkı Victor Jara gibi. Ronroco daha ağırbaşlı, acelesi yok, derin, ağır, epik bir yalnızlık duygusu taşıyor; tıpkı Atahualpa Yupanqui gibi.  Çarango heyecanı açıyor, Ronroco onu derinleştiriyor. Roncoco ana atmosferi anlatıyor, çarango anları vurguluyor. Ronroco küçük, aceleci, haylaz kardeşi gibi sızlanmıyor, bağırmıyor, dinleyeni finale doğru usulca taşıyor…

Ercüment Gürçay ve Özgür Demir

Bu hafta Babil’den Sonra’da Ronroco’ya emek veren bir müzisyen dostumla canlı yayında muhabbet ettik. “Ronroco Anatolian” projesini konuştuk ve bu çalgının seçkin örneklerini dinledik. Özgür Demir bu çalgıyla karşılaşmasını şöyle anlatıyordu: “Galata’da sabahın erken saatleri. Radyo açılıyor ve gün başlıyor. “Hadi hadi”lerle çocukların okula hazırlık ve kahvaltı telaşına, Açık Radyo’da Galeano’nun Aynalar’ı eşlik ediyor. Fonda, şarkıyı da enstrümanı da bilmediğim ama kafamda sürekli döndürdüğüm o jenerik. Çocukluk yıllarımın bağlamasıyla, ilk gençlik yıllarımın gitarı arasında dolanan o gizemli ses, lehim gibi beni kendine bağlayan o tını. Düştüm peşine...” ama bu çalgıya ulaşması hiç kolay olmamış… “… İnternet, Açık Radyo, Galeano, Pajaros (Kuşlar) derken buldum sazı. Ama hiçbir yerde satılmıyor. İstiklal Caddesi'nde sokak müzisyeni komşum Bolivyalı Alanso’ya soruyorum. İkimizde de İngilizce süper(!). Biraz da beden dili yardımıyla “charango” siparişimi veriyorum. Eşi iki ay sonra Bolivya’dan geliyormuş, gelirken getirebilirmiş. Çok iyi haber. Heyecanla bekliyorum. Bekliyorum ama bir şey daha oluyor…” Uzunca, keyifli bir söyleşi oldu. Söyleşinin tamamını ve programda çaldığımız müzikleri buradan dinleyebilirsiniz.



Mart ayında Özgür ve sevgili eşi Sinem, Arjantin - Bolivya yolculuğuna çıkacak. Dönüşte yanlarında yeni bir Ronroco da getirecekler. Ayaklarının tozuyla Babil’den Sonra’da buluşup Latin Amerika gezilerini konuşacağız ve yeni çalgısına hep birlikte kulak vereceğiz.  Apaçık Radyo’da kalın!

“Daha çok zaman var!” derseniz Özgür’ün çalışmalarına buradan ulaşabilirsiniz.



Özgür Demir, bu kadim telli çalgı ailesinin ses evrenini, ailenin tok sesli, en büyük üyesi Ronroco üzerinden Anadolu’nun modal yapıları, uzun hava geleneği ve ritüel müzik hafızasıyla buluşturuyor. “Ronroco Anatolian” bir müzikal deneyden çok, ses coğrafyaları arasında yapılan karşılaştırmalı bir belgeleme; bu iki kadim kültüre bir saygı duruşu... Telin, coğrafyanın ve belleğin ortak yeni bir dil arayışı.

Özgür Demir bu projesinde bir coğrafyadan, bir kültürden diğerine köprü kurmak için yola çıktı. Belki de müziğin gerçek anlamı budur: Coğrafyanın, tarihin ve insanın ortak dilini bulmak.

Her şey gönlünüzce olsun.