"Sesim benim pasaportum"

-
Aa
+
a
a
a

Babil'den Sonra'da Ercüment Gürçay, klasik eğitimin disiplinini, halk şarkılarının hafızasıyla; iki savaş arası dünyanın karanlığını, bugünün sorularıyla buluşturan ama en çok da insanın iç diliyle konuşan, Yunanistan’dan dünyaya açılan Alexandra Gravas üzerine konuşuyor.

""

Bazı sesler vardır; bir ülkeye ait değildir. Bir dile sığmaz; bir zamana hapsolmaz. O sesler yürür. Atina’nın ara sokaklarında dolaşır, Berlin kabarelerinden geçer, Buenos Aires’te bir tangoya dokunur, Mexico City’de geceyi dinler, And Dağları’ndan Ege’ye, oradan İstanbul’a, İzmir’e rüzgârın fısıltısını taşır… Alexandra Gravas, klasik eğitimin disiplinini, halk şarkılarının hafızasıyla; iki savaş arası dünyanın karanlığını, bugünün sorularıyla buluşturan; Yunanca, İspanyolca, Almanca, Fransızca, Türkçe; ama en çok da insanın iç diliyle konuşan bir ses. 

Bu hafta Babil’den Sonra’da, Yunanistan’dan dünyaya açılan, müziği bir pasaport gibi yüreğinde- sesinde taşıyan, sesiyle coğrafyalar arasında köprüler kuran güçlü bir kadın sesi, Alexandra Gravas’ı konuk ettim.

Yunan mezzosoprano Alexandra Gravas’ın sesiyle ilk kez 2012 yılında tanıştım. İnternette dolaşırken Gravas’ın Alte Oper Frankfurt’ta kaydedilen Ruhi Su’nun “Dursun Bebek” türküsünün harika yorumu ile karşılaştım. Gravas, bu türküyü Sümeyra Çakır’dan aldığı ilhamla söylemiş. Evrensel bir duyguyla seslendirdiği bu türküde kendi kültürümden izleri bulmuştum. Bu kaydı dinlediğim günden beri Gravas’ı heyecanla takip ediyorum.

Alexandra Gravas, Almanya’da Yunan mültecisi bir ailede dünyaya gelir. Henüz 11 yaşında Sümeyra Çakır ile tanışması onun müzik yolculuğunu da derinden etkiler. Sümeyra, onun sesini dinler, çok beğenir ve onu klasik şan eğitimine yönlendirir. Yunan müziği ile onu ilk tanıştıran da Sümeyra olur. Schuman’ın, Schubert’in liedleriyle ve Ruhi Su’nun sesiyle de onun aracılığıyla tanışır. Gravas’ın müzik kariyeri böylece başlamış olur. 

Müzik eğitimine Almanya’da başlar ve sonra da Londra’da devam eder. Kontralto sesi o yıllarda belirginleşir. Önce küçük konserler verir ve ardından dünyanın en önemli konser salonlarında sahne alır. 2011’de klasik müzik kariyerine kendi isteğiyle son verir. Hayal ettiği müziği yapmak için yola devam eder.

Alexandra Gravas’ı ilk dinlediğimde şarkı söyleme tekniğinin mükemmelliği kadar sesinin sadeliği, içtenliği, yumuşak tınılı koyu-güçlü rengi ve tüm bunlardan kaynaklanan eşsiz güzelliği beni etkilemişti. Bu güç, güzellik söylediği şarkılara olan tutkulu sevgisinden kaynaklanıyordu. Yürekten, aşkla söylüyordu şarkılarını. Gravas için müziğin hayatının aşkı olduğu da bir gerçek. Şarkı söylemek için hayata geldiğinin farkındadır Gravas ve henüz 18 yaşında sanat hayatını bitirebilecek bir ses sorununun üstesinden gelme iradesini gösterir.

Alexandra Gravas, klasik batı müziğinin şarkı söyleme tekniklerini, tutkuyla bağlı olduğu Yunan şiirinin ritmik incelikleri ve geleneksel Yunan müziğinin tarihsel kökleriyle ustaca buluşturan bir sanatçı. Çocukken eline geçen bir kasette dinlediği bir Theodorakis şarkısı onu çok etkiler. Şarkının şiiri Seferis’e aittir ve annesine Yunanca öğrenmek istediğini söyler. Mikis Theodorakis’le ölene kadar süren dostluklarının o şarkıyla başladığını söylemek pekâlâ mümkün. Theodorakis, bir söyleşide onun için "Yorumlarının her biri, çalışmamın en gizli yönlerine derinlemesine nüfuz ediyor," diyordu. 

Alexandra Gravas, ağırlıklı olarak Mikis Theodorakis, Mimis Plessas gibi çağdaş Yunan bestecilerin yapıtlarını seslendirse de Rebetiko’dan, Yunan halk şarkılarına, dünyadan farklı türlerde iyi müziklere açık çok geniş, etkileyici bir repertuvardan beslenen müziğiyle ve etkileyici sesiyle gerek Yunanistan’da ve gerekse dünyanın birçok ülkesinde tanınan bir sanatçı. Gravas, çağdaş Yunan bestecileri dışında Jonnusuke Yamamoto, Francis James Brown, Dante Borsetto, Otto Freudenthal, Achim Burg ve Harue Kunieda gibi uluslararası üne sahip bestecilerin eserlerine de repertuarında yer veriyor. ABD’den Çin’e kadar birçok kentte önemli konser salonlarında sahne alan Gravas, Türkiye’de de konser verdi.

El Amor Es Vida albümünü Meksika’da kaydetti

Alexandra Gravas, albümlerini kendisi yayımlıyor. İstediği şarkıları seçiyor, başında “onu çal, bunu söyle!” diyen bir yapımcı istemiyor. Daha önce Yunanistan’da yayımlanan Mikis Theodorakis’in çalışması olan Carnaval/Raven, On the Wings of Love (Aşkın Kanatlarında) ve #discoveries (Keşifler) albümüyle ülke çapında büyük başarılar kazanan Gravas’ın El Amor Es Vida (Aşk Hayattır) albümünü pandemi günlerinde Meksika’da kaydetti. Albümün yapım hikâyesi de hayli ilginç: Bir konser için gittiği Mexico City’de pandemi nedeniyle dört ay mahsur kalır ve Meksika’daki yapımcısı ona “Haydi, çalışmaya başla!” der. Albüm 2021’de Meksika’da ve Yunanistan’da yayımlandı. Gravas, Meksika geleneksel halk şarkılarına yaklaşımı ve bu şarkıları yorumlamadaki ustalığıyla Meksika’da ilgi odağı oldu. Albüm aynı yıl Meksika’nın en beğenilen albümü oldu. 

Ağırlıklı olarak Meksika’dan halk şarkılarının yer aldığı El Amor Es Vida/ Aşk Hayattır albümünde Brezilya, Küba, Arjantin ve İspanya’dan da şarkılar var. Albüm, Alexandra Gravas’ın türler arasında kesişen, onun eşsiz, çok dilli şarkıcı yönünü de ortaya koyan bir çalışma. Gravas, ana dili Yunanca dışında İngilizce, Fransızca, Almanca ve İspanyolca şarkıları da aynı ustalıkla seslendiriyor, zamanın bize dayattığı dil ve kültür engellerini kolayca aşabiliyor. Daha önce hiç bilmediği bir dilde şiirin duygusunu anlamaya çalışarak, bu duyguyu ruhunda içselleştirerek dışa vurmaya çalışmak için olağanüstü bir çaba gösteriyor ve sonuçta kusursuz bir yorum ortaya çıkıyor ve böylece aslında daha önce çok kez birçok farklı müzisyenden dinlediğimiz bu Latin şarkıları onun sesinin büyülü tınısıyla çok farklı, taptaze bir boyuta taşınıyor. Albümü dinlediğinizde sizler de bana hak vereceksiniz, kusursuz bir İspanyolca yorum sizleri karşılayacak bu albümde. Son albümünde ona eşlik eden gitarist Juan Carlos Allende, “Çoğu kişinin yaptığını söylüyor ama bunu başka hiç kimsenin yapmadığı gibi yapıyor… türleri aşan bir tarzla ve bu onu eşsiz kılıyor," diyordu kendisiyle yapılan bir söyleşide. 

Alexandra Gravas'a albümde iki usta gitarist eşlik etti

12 şarkıdan oluşan albümde Alexandra Gravas'a daha önce Meksikalı efsane şarkıcı Chavela Vargas ile çalışan iki usta gitarist eşlik etti: Los Macorinos grubu üyeleri Miguel Peña ve Juan Carlos Allende. İkili, 2003 yılından Vargas’ın hayata veda ettiği 2012 yılına kadar onunla çalıştı. Daha sonra Lila Downs da dâhil olmak üzere Meksika'nın önde gelen şarkıcıları Eugenia León, Tania Libertad, Olivia Gorra, Eva Maria Santana, Mon Laferte ile çalışan grup, 2017’de Meksikalı şarkıcı Natalia Lafourcade ile 'En İyi Latin Amerika Müzik Albümü' Latin Grammy Ödülü'ne layık görüldüler. Gravas’ın deyimiyle, Meksika folklorunun bu iki yaşayan efsanesi (2021’de Allende 79, Peña 81 yaşındaydı) hayatında tanıdığı en şeker, müzik dolu, sevgi dolu insanlar. İki usta gitarist, Gravas’a "La Llorona" ve diğer Latin klasiklerinden eşlik ettiler.

Alexandra Gravas, yurt dışında verdiği konserlerin bir bölümünü her zaman Yunan müziğine ayırıyor. Bu albümünü Meksika’da ve İspanyolca kaydetmiş olsa da Yunan müziğinin ve Yunan kültürünün elçisi olduğunu bu albümde de unutmamış ve Mikis Theodorakis’in başyapıtlarından Canto General’de yer alan, şiiri Pablo Neruda’ya ait "Y El Hombre Recogió" müzik temasının mükemmel bir uyarlamasına da yer vermiş. Albüm, bu şarkıyla kapanıyor.



Canto General, aslında oda orkestrası ve koro için yapılmış bir eser. Alexandra Gravas, önce iki usta gitarcıyla şarkıyı düzenler. Ama albüme koymak için Theodorakis'den de izin almak zorundadır. Çıkan iş Theodorakis’i de fazlasıyla memnun etmiştir. İstisnai bir şey olur ve zor da olsa çalışmayı albüme koymak için gereken izni alınır.

Alexandra Gravas, 2017 yılında sanata katkılarından dolayı Yunan UNESCO Pire ve Adaları Ödülü’ne layık görüldü. 2020 yılında uluslararası kariyeri için Meksika (Fundacion Concamin), Avusturya (Avusturya Helen Şirketi) ve Ocak 2020'de Uluslararası Sanatsal Başarıları nedeniyle Yunan Aktörler Derneği (T.A.S.E.I) tarafından da ödüllendirildi.

Alexandra Gravas, geçtiğimiz aylarda bir Latin klasiği olan "El Cóndor Pasa"yı Yunanca ve İspanyolca yorumladı. Şarkı, 1913 yılında Peru’da yazılmış, 113 yaşında bir şarkı ve aslında enstrümental kökenli bir klasik eser. Daniel Alomia Robles yazmış eseri. Gravas, bu yaşlı And ezgisini Akdeniz- Latin duyarlılığıyla, yalın ve şiirsel bir vokalle günümüze taşıyor. "El Cóndor Pasa", And uygarlıklarında özgürlük, onur ve direniş sembolü olan kondor kuşu üzerinden, sömürgecilik ve sınıfsal baskılara karşı halkın içsel çığlığını temsil ediyor. Kondor, And kültüründe yalnızca bir kuş değil; ataların ruhu, toplumsal hafıza ve direniştir… Ezilerek yaşamak mı, özgür ama yalnız ölmek mi? Gravas’ın yorumu, bu soruyu bağırmadan, sessiz bir asaletle soruyor. Şarkı bu kez Gravas’ın sesiyle Latin Amerika emek mücadelesinden Ege’ye, Akdeniz’e ve evrensel insan onuruna uzanıyor.

Dünya müziği, klasik eserler, Latin parçalar ve şimdi de pop müzik… Alexandra Gravas, müzik anlayışının tek bir kategori ile sınırlı olmadığını, farklı müzik kültür ve türlerini kişisel ifade biçimi haline getirdiğini gösteren bir başka şarkı yorumuyla geçtiğimiz günlerde müzik platformlarında yerini aldı. Sözleri ve müziği George Michael’a ait 1996 tarihli "You Have Been Loved" duygusal bir balad. Bu şarkı, George Michael’ın hayatında çok önemli bir yeri olan Anselmo Feleppa’nın ölümünün ardından yazdığı en kişisel ağıtlardan biridir. Gravas’ın yorumu, bu yas ve sevgi anlatısını daha evrensel ve zamansız bir duygu alanına taşıyor. Gravas, şarkıda sevginin ölümden sonra bile bir iz, bir yankı olarak kalabileceğini fısıldıyor. Gravas’ın yorumu, yasın çığlık değil; sessiz bir kabulleniş olduğunu anımsatıyor. Bu bir ağıt değil sadece, sevildiğini bilmenin tesellisi… “Sevildin… Eğer bu dünyadan sessizce geçip gittiğini sanıyorsan, yanılıyorsun. Gözyaşlarıyla anılan herkes gibi sen de iz bıraktın. Kırılmış bir kalbin içinden geçtin belki, ama ardında sevgi bıraktın. Söylenmemiş sözlerin ağırlığıyla, tamamlanmamış cümlelerle gittin. Ama bil ki, bu hayatta gerçekten sevildin. Ve bazı seviler ölümle bile susmaz…

Bu hafta beş yıl aradan sonra Alexandra Gravas’ı bir kez daha programımda konuk ettim. Bir sesin yolculuğu bittiğinde, aslında vardığı bir yer yoktur. O ses, dinleyenin içinde yaşamaya devam eder. Bir anıya dokunur, bir yarayı hatırlatır, bir umudu sessizce büyütür. Bu hafta Babil’den Sonra’da, şarkıların nasıl sınırları aştığına, bir dilin nasıl başka bir kalpte yankı bulduğuna, müziğin insanı nasıl özgür kıldığına şahit olduk. Latin Amerika’nın sıcak gecelerinden; Ege’ye bir sesin taşıdığı hafızayı dinledik ve bir sonraki buluşma için bu kadar beklememeye karar verdik. 

Alexandra Gravas sınır tanımaz sesiyle yeni projeler üretiyor. “Blues Me Through the Night”, Gravas’ın yeni müzik-sahne projesi. Bu program, klasik bir konserden öte, 20. yüzyılın mezzopolemon yani iki dünya savaşı arası döneminin atmosferini canlandıran bir müzik yolculuğu. Gravas, farklı ülkelerden (Berlin, Paris, Londra, New York, Cape Town, Shangai vb.) o dönemin eserlerini yorumlayarak, küresel ölçekte dönemin sosyal ve sanatsal ruhuna odaklanıyor, dinleyiciyi zaman içinde bir yolculuğa çıkarıyor. Projesini bu yıl Nisan ayında önce Meksika ve ardından ABD’de sahneleyecek. Bir sonraki programda bu projesini konuşmak için bir araya geleceğiz.



Etnisite, dil, din, sınır tanımaksızın, küresel bir kültür ve barış elçisi gibi dünyayı dolaşan Alexandra Gravas, 20 Eylül 2021’de İstanbul’da Cemal Reşit Rey Konser salonunda Ruhi Su Dostlar Korosu ile sahne almış, Çağdaş Yunan müziğinin en önemli isimlerinden Mikis Theodorakis’in bestesi “Omorfi Poli”yi Ruhi Su Dostlar Korosu ile Theodorakis’in anısına ithafen yorumlamış, konser bir hafta sonra İzmir’e taşınmıştı.

Alexandra Gravas’ın kökeni İzmir’e, Söke’ye dayanıyor. Söke Belediyesi bugünlerde dedesinin evini onarıyor ve ev, 'Alexandra Gravas Evi' olarak hizmete açılacak. Gravas’ın en büyük hayali İzmir’de bu kez büyük bir solo konserde sahne almak. Gravas’ı yıldızlı bir gökyüzü altında Efes Antik Tiyatro’da, Bergama Akropolü'nde veya Çeşme Kalesi’nde dinlemek istemez misiniz?