Karşı Olduğum Bir Savaşta Oğlumu Kaybettim

-
Aa
+
a
a
a

The Washington Post27 Mayıs 2007Bir kaza ya da hastalık sonucu evlatlarını kaybeden aileler, kaçınılmaz olarak, bu kaybı önlemek için yapabilecekleri bir şey olup olmadığını düşünürler. Ben de, bu ayın başında, oğlum 27 yaşındayken Irak’ta öldürüldüğünde, kendimi onun ölümündeki sorumluluğumu sorgularken buldum. Karımın ve benim aldığımız yüzlerce mesajın içinde iki tanesi doğrudan bu konuyu deşiyordu. İkisi de beni kişisel olarak sorumlu tutuyor, savaşa karşı yürüttüğüm açık muhalefetin düşmana yardım ve kolaylık sağladığında ısrar ediyorlardı. Bu, kederli bir babaya yöneltilen çirkin bir suçlama gibi görülebilir, fakat aslında, Başkan Bush’un savaşını sürdürme rahatlığını sağlamaya hevesli olanlar tarafından durmadan tekrarlanan Amerikan siyasi söyleminin ana dayanağıdır. Irak Savaşı’nın muhalifleri, “teroristleri” cesaretlendirerek Amerikan askerleri için tehlikeyi arttırıyorlar. ABD Anayasası’nın ilk Değiştirilmiş Maddesi (First Amendment)*,  savaş karşıtlarını vatan hainliğinden yargılanmaktan korumakla beraber, hiç de daha az ciddi olmayan, birliklere destek olmayı reddetmekten – yani bugünkü yurttaşlık mevzuatında muadili olan görevi ihmalden- suçlanmaya karşı bir koruma sağlamıyor. 

Oğlu tehlikenin ortasına yollanırken bir babanın görevi tam olarak nedir?  Bu sorunun pek çok değişik cevabı arasında benimki şu: Oğlum iyi bir asker olmak için elinden gelenin en iyisini yaparken, ben de iyi bir yurttaş olmaya gayret ettim.Bir yurttaş olarak, 11 Eylül 2001 tarihinden itibaren, Amerikan dış politikasını eleştirel bir bakışla ortaya koymaya çalıştım. Bugün bile, Başkan Bush’un o korkunç güne tepkisini takdire şayan bulan iyi niyetli insanlar tanıyorum. Önleyici savaş doktrinini alkışlıyorlar. Müslüman dünyaya demokrasi getirmek ve yeryüzünden zorbalığı yok etmek için giriştiği haçlı seferini onaylıyorlar. Sadece 2003’teki Irak’ı işgal etme kararının doğru olduğunda değil, orada hâlâ kazanılabilir bir savaş olduğunda ısrar ediyorlar. Bazıları, -“asker sayısını arttırmak daha şimdiden işe yaradı” ekolünün üyeleri-, zaferin hemen ufukta olduğunu bile iddia ediyorlar.  Bu tarz düşüncelerin yüzde yüz yanlış olduğuna ve başarısızlığa mahkûm olduklarına inanıyorum. Kitaplarda, makalelerde, gazetelerin fikir ve yorum köşelerine gönderdiğim yazılarda, büyük ve küçük dinleyici topluluklarına yaptığım konuşmalarda bunu yeterince dile getirdim. 2005 Ağustos’unda, Washington Post’ta yazdığım bir yorum yazısında “Uzun bir savaş, kazanılamaz bir savaştır,” dedim. “Birleşik Devletler, kendi kaderini tayin etme hakkını ve sorumluluğunu Iraklılara bırakıp Irak’taki varlığını tasfiye etmelidir ve diğer bölgesel güçlerin ülkede siyasi çözüm sağlanması için aracılık etmelerine yardımcı olmalıdır. Biz, yapabileceğimiz her şeyi yaptık.”  İşte bu da benim görev anlayışım.Sadece benim çabalarımın bir fark yaratacağını bir an için bile ummadım. Ama, benim sesimin diğerlerininkiyle– öğretmenlerin, yazarların, eylemcilerin ve sıradan insanların sesleriyle- birleşebileceği ve böylelikle halkı, ulusun sürüklendiği bu çılgınca gidişat hakkında bilinçlendirebileceği umudunu da daima besledim. Bu çabaların, değişim için uygun bir siyasi zemin yaratacağını umdum. Eğer insanlar konuşursa, Washington’daki liderlerimizin de dinleyeceğine ve buna cevap vereceğine içtenlikle inandım.  Şimdi bunun bir yanılsama olduğunu görüyorum.İnsanlar konuştular ve hiçbir şey değişmedi. Kasım 2006 ara seçimleri, bizi içinde bulunduğumuz belaya sürükleyen politikaların gayet açık bir şekilde reddini işaret ediyordu. Ama altı ay sonra, savaş hâlâ sonu görünmeksizin sürüyor. Esasen Bush, Irak’a yeni birlikler göndermekle (ve oğlumunki gibi, orada bulunanların görev süresini uzatmakla), eski moda bir deyimle “halkın iradesi”ni hiçe saydığını ilan etti.Doğruyu söylemek gerekirse, savaşın sürdürülmesinde, Kongre’de hâkim olan Demokratlar, Başkan’dan ve partisinden daha az sorumluluk sahibi değiller. Oğlumun ölümünden sonra, eyaletimizin senatörleri Edward Kennedy ve John Kerry telefonla arayarak başsağlığı dileklerini bildirdiler. Kongre üyemiz Stephen Lynch oğlumun nâşının başında bekledi. Kerry cenazede hazır bulundu. Ailem ve ben tüm bu jestleri takdirle karşıladık. Ancak, savaşı sona erdirmemizin gerekliliğini her birine ayrı ayrı söylediğimde hepsi beni başından savdı. Daha doğrusu, kısa bir süre dinliyormuş gibi göründükten sonra, esas olarak “beni suçlama” anlamına gelen dolambaçlı açıklamalara geçtiler.Kennedy, Kerry ve Lynch kimi dinlerler? Cevabı biliyoruz: George W. Bush’un ve Karl Rove’un dinlemeye değer bulduğu insanları, yani varlıklı kişilerle kuruluşları.  Para, erişim ve nüfuz satın alır. Para, bize 2008’de yeni bir başkan yaratacak sürecin yolunu açar. Irak’a gelince; orada da para, büyük sermayenin, büyük petrolün, savaşsever evanjelistlerin ve Ortadoğulu müttefiklerin kaygılarına kulak verilmesini garanti eder. Buna kıyasla Amerikan askerlerinin hayatı en son dert edilecek şey sayılır. Vatan Şehitlerini Anma Günü’nde konuşmacılar bir Amerikan askerinin hayatının paha biçilmez olduğunu söyleyecekler. Sakın inanmayın. Ben hükümetin bir askerin hayatına biçtiği değeri biliyorum: Bana bir çek virdiler çünkü. Önümüzdeki ay Yankees’de oynamaya başlayacak olan Roger Clemens’a her vuruş başına ödenecek para kadar bir şey tutuyor.Para, Cumhuriyetçiler/Demokratlar arasında iki parti oyununa hapsedilmiş marjinalleştirilmiş siyaseti ayakta tutmaya yarar. Amerika Birleşik Devletlerinin politikalarının tartışılmasını çok çiğnenmiş patikalara hapseder. 1933-45 dönemi hakkındaki, izolasyonizm, yatıştırma politikası ve milletimizin Amerika’yı dünya liderliğine çağırması gibi bayat klişeleri, el değmeden muhafaza etmeye yarar. Irak’ta yaşadığımız hezimetin boyutu hakkında herhangi bir ciddi muhasebe yapılmasını önler. Bu bedeli aslında kimin ödediği sorusunu tümüyle yok sayar. Demokrasiyi hiçe sayar, ifade özgürlüğünü neredeyse muhalefetin sözlerinin kayda geçilmesinden ibaret bir araca indirger.  Bu büyük bir komplo filan değil. Bu, bizim sistemimizin çalışma şekli. Oğlum, orduya katılmakla babasının izinden gidiyordu: Ben, o doğmadan önce Vietnam’da görev yaptım. İkimiz de birer subay olarak, yanlış yerde ve yanlış zamandaki bir savaşa katılma konusunda tuhaf bir beceri sergileyerek, ironik bir benzerliği paylaşıyorduk. Yine de o benden daha iyi bir askerdi; cesur, metin ve boyun eğmez.  Biliyorum ki, oğlum, ülkemize hizmet etmek için elinden gelenin en iyisini yaptı. Tamamen haksız bir savaşa muhalefet ederek ben de aynısını yaptığımı düşünüyorum. Ancak, o her şeyini verirken, ben hiçbir şey yapmıyordum. Böylece, onu yarı yolda bıraktım.

Türkçe'ye çeviren: Demet Hakman

* İlk Değiştirilmiş Madde(First Amendment), ABD anayasasına yurttaşlık hakları konusundaki eksikleri gidermek için 1791 yılında eklenen, 10 maddelik Yurttaşlık Hakları Bildirgesi’nin de bir parçası olan ifade özgürlüğüne ilişkin maddedir. (çn.)

Andrew J. Bacevich, Boston Üniversitesi’nde, tarih ve uluslararası ilişkiler konusunda ders veriyor. Oğlu, Üsteğmen Andrew John Bacevich, 13 Mayıs’ta, Irak’ta Salah al-Din bölgesinde, bir intihar saldırısı sonucunda öldü.