Milat Bülent Kılıç, Fizan Ekspresi’ndeki yazısında İran’daki son gelişmeleri ele alıyor. Kılıç’a göre İran halkı, bir yanda baskıcı mevcut rejim, diğer yanda Batı güdümlü monarşi projeleri arasında sıkışmış durumda. Yazı gerçek bir çıkış yolunun dış müdahalelerden değil, ülkenin kendi iç dinamiklerinden doğabileceğini vurgularken; yaklaşan bir savaş ihtimalinin İran’ı uzun ve karanlık bir tünele sürüklemesinden duyulan endişeyi de ortaya koyuyor.
İran’da olup bitenlere ilişkin söyleyecek belki çok şey var ama bütün bunların bir ölçüde geçersizleşeceği ya da önemini kaybedeceği kritik bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz.
Dün Trump bir açıklama daha yaparak “yardım yolda” dedi. İran muhalefetinin Batı’ya, Trump’a, Netenyahu’ya avuç açan unsurları için bu bir müjde. Şimdi, o anın gelmesi için sabırsızlanıyorlar.
Savaş, kapıda. Artık her an bir saldırı bekleyebiliriz. Bu nedenle, örneğin Pakistan, İslamcı terörist örgütlerin olası bir taarruzuna karşı sınıra yığınak yapmaya başladı bile.
İran sokaklarında ayaklanmalar da katliamlar da sürüyor. Teyit edilen ölüm sayısı şu an daha az gözükse de, öldürülen eylemci sayısı binlerle ifade ediliyor. Binlerce tutuklu var ve bu insanlar ciddi işkencelere maruz kalıyor; itirafçılığa, ihbarcılığa ve iftiracılığa zorlanıyor.
Mafyatik Molla Rejimi ile monarşi yanlısı çevreler, İran halkının ekmeği, özgürlüğü hilafına çok ciddi bir işbirliği yapmış gözüküyor. İki taraf, el birliğiyle ülkeyi bir uçuruma çekmeye, emperyalizme, İsrail’e ve ABD’ye hediye etmeye hazırlanıyor: Molla Rejimi, çok yakında 48 yıl olacak macerası boyunca çalarak, yağmalayarak, baskıyla, işkenceyle, yolsuzlukla, gericilikle İran’ın altını oydu ve Batı da bu ortamı değerlendirerek şimdi bir kukla rejim inşa etmeye uğraşıyor.
Mehsa Ayaklanmalarının belli bir dönemine kadar, toplumun bütün muhalif kesimleri kardeşlik ve dayanışma duyguları içinde sürecin parçası olmaya çalışıyordu. Başlarda belli bir grubun, kesimin, örgüt ya da partinin ağırlığından söz etmek mümkün değildi. Herkes en büyük fedakârlığı yapmak için kendi cephesinde, kendi bölgesinde öne çıkıyor, can veriyordu. Azerilerle Kürtler, Farslarla Beluçlar her fırsatta sloganlarıyla (örneğin “Zahedan’dan Tebriz’e canım feda İran’a” diyerek) dayanışmalarını ifade ediyordu.
Sonra, İsrail, ABD ve İngiliz istihbarat örgütlerinin manipülasyonu ve desteğiyle yurtdışında çoğunluğu monarşi yanlısı olan gruplar süreci yavaş yavaş ele geçirmeye başladı. Bu grupların sembol adı da devrik Şah’ın oğlu Rıza yapıldı. Oğul Rıza’nın adı bu gruplar ve Batı tarafından dayatıldıkça, monarşi talepleri en öne konmaya başlandıkça İran’ın muhalif başkaca kesimlerinde bir tepki oluştu ve giderek muhalefet parçalanmaya başladı. Zamanla “Şehzade” Rıza ve avanesi, New York’ta şu bildiriyi yayınaldık, ABD devlet başkanıyla şu görüşmeyi yaptık, Makron ile şu toplantıya katıldık diye diye eylemlerin tansiyonunu düşürdü ve sonunda da halka sokaktan çekilme çağrısında bulundu.
Öyle gözüküyor ki ABD için, şu an itibariyle, kurulacak yeni İran’ın yönetim modeli monarşi olsun olmasın, Şehzade Rıza başa geçsin geçmesin, bir önemi yok. Gelecek yönetimin bütünüyle Amerikancı ve uşak olması onlar için yeterli. Aynı uşaklığı İsrail de bekliyor ama onlar, işlerini garantiye almak üzere Rıza’yı dayatıyor. Rıza, Mehsa ayaklanmaları sürecinde “Kesinlikle monarşik rejim istemiyorum. Bir parti kuracağım ve demokratik, parlamenter bir rejimle yönetilen yeni İran’da, aldığım oya bağlı olarak başbakan, bakan, milletvekili olmayı deneyeceğim” deseydi işler bu noktaya varmayacaktı. Özellikle Kürtler ve Beluçlar bu duruma razı olacaktı ve muhalefet bu ölçüde parçalanmayacaktı.
Monarşi karşıtı çevreler açısından tren kaçtı artık. Monarşi yanlıları artık daha geniş bir insan grubunu ikna etmiş gözüküyor. Ama söz konusu kalabalığın genişlemesi demek bütün muhalifleri ikna etmek anlamına gelmiyor asla. Bu da, Molla Rejimi halkın kendi eliyle ya da ABD-İsrail ittifakı ile yıkılıp kukla bir monarşi kurulsa bile, şiddetli çatışma potansiyelini canlı tutuyor.
ABD’nin ve İsrail’in halkı gerçek bir devrim sürecinden uzaklaştırma politikasının her zaman başkaca yüzleri de var. Örneğin Mehsa sürecinde olduğu gibi bu yeni süreçte de bir takım ünlü adlar kendilerince kurullar, gruplar oluşturup İran halkına ‘vekaleten’ uluslararası alanda adımlar atmaya uğraşıyor. Bunlardan biri de geçtiğimiz günlerde söz konusu oldu. Aralarında Nobel Ödülü sahibi Şirin Ebadi, ünlü yönetmen Mohsen Makhmelbaf gibi kişilerin olduğu sekiz tanınmış İranlı bir deklarasyon yayınlayarak Trump’ı İran’a müdahaleye davet etti. Acınası, tiksindirici ve uşakça pratikler bunlar ama özellikle diasporadaki tuzu kuru İranlı kesimler üzerinde bir etkisi olmadığı da söylenemez. Fakat diasporada pişirilen bu yemeğin, biraz art zamanlı olsa da İran’a da ulaştığını belirtmiş olayım.
Evet, ABD, İsrail ve İngiliz istihbaratlarının yönlendirmesiyle planlanan bu süreçte İran’ın monarşi yanlısı güçleri en azından görüntüde daha önde, daha parlak bir konumdalar. Ancak toplumun daha örgütlü kimi kesimleri, örneğin kimi Kürt, Beluç, Arap örgütleri ya da laik, sol, komünist örgüt ve partiler monarşik bir yönetime asla razı değiller. Bu anlamda da, monarşi yanlısı çevrelerle sözünü ettiğim bu kesimler arasında Mehsa Ayaklanmalarının belli bir evresinden bu yana hakarete ve küfürleşmeye varan tartışmalar sürüyor.
Monarşi karşıtı çevreler, teknik olarak Molla Rejimi ile Şahlık Rejimi arasında baskı, zulüm, ayrımcılık açısından hiçbir fark olmadığını öne sürüyor. Çünkü Şah yandaşlarının pek çoğu aşırı İran milliyetçiliğinden ve ona bağlı mitlerden besleniyor. Monarşi karşıtı muhalif örgütler ise hareketin gerçek, organik önderlerinin zindanlarda idamı beklediğini, bir liderliğin her koşulda ülke içinde mücadele eden unsurlardan çıkması gerektiğini öne sürüyor.
Fakat senaryo yürürlüğe konmuş gibi gözüküyor. Savaş her an başlayabilir. Amerikancı-İsrailci, monarşi yanlısı olmayan kesimler halkın büyük çoğunluğunu ikna edemez, yanına alamazsa İran’ı çok karanlık günler bekliyor.
16 Ocak ABD ve İngiltere’nin başı çektiği Çöl Harekâtı’nın yıldönümü. Biliyoruz ki Trump gibi figürler tarihi mitlerden, zaferlerden yararlanarak yeni mitler yaratmaktan hoşlanan kişilerdir. Bu anlamda 16 Ocak akşamı-gecesi itibariyle bir saldırının başlama olasılığının güçlü olduğunu düşünüyorum.

