Türkiye'nin COP26 öncesinde çelişkili kararı

-
Aa
+
a
a
a

Türkiye’nin COP26 öncesinde kömür ithalatı sınırlamalarını gevşetme kararını Temiz Hava Haktır Platformu Koordinatörü Buket Atlı ve Ember Climate Analisti Ufuk Alparslan yorumluyor. Hasat’ın COP26 rehberinde ABD’den İsrail’e konferansa katılan liderler ve çelişkileri var. 

Türkiye'nin COP26 öncesinde çelişkili kararı
 

Türkiye'nin COP26 öncesinde çelişkili kararı

podcast servisi: iTunes / RSS

1979 yılında Cenova’da düzenlenen ilk Uluslararası İklim Konferansı’nın sonuç bildirgesinde, milenyumun insanlığın gezenle ilişkisi açısından bir devri bitirip diğerini açmaya gebe olduğu belirtiliyordu. Raporda, o yıllarda 3.5 milyar olan dünya nüfusunun 6.5 milyara çıkmasıyla birlikte artacak olan gıda ve enerji talepleriyle ilgili ön görüler sıralanıyor ve ‘kaybedecek zamanımız yok’ deniliyordu. Bu alanlardaki potansiyel genişlemelerin iklim verileri göz önünde bulundurularak (iklimi bir kaynak olarak değerlendirerek) planlanması gerektiği o günden not ediliyordu ancak bu uyarı 40 yıl gecikmeyle gündeme gelebiliyor. Aciliyet artık inkar edilemez noktada ve beklentiler yüksek. COP26 büyük kayıplardan sonra ve yüksek bir gerilimle 31 Ekim’de başlıyor.

Türkiye, COP26 öncesinde kömür ithalat sınırlamalarını gevşetti

Türkiye'den Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yakın zamanda, Paris Anlaşması’nı onaylayarak, yeşil ekonomik dönüşümü ülkenin gündemine aldı. Hükümet, ithal kömürün rekor fiyat artışlarıyla birlikte yeni termik santrali yatırımı yapmanın anlamsızlığını kabul ediyor. Buna karşın yakın zamanda 8 Ekim’de yayınlanan bir genelge ile termik santraller için kömür ithalatı kolaylaştıran Türkiye, ithal kömürün minimum kalori değerini düşürürken sülfür oranını iki katına çıkardı. Kararın ithalatı ABD’ye yöneltirken Rusya ve Kolombiya’nın payını azaltabileceği belirtiliyor. Peki Türkiye’nin bu kararı, iklim gündemiyle yan yana nasıl görünüyor? Görüşünü sorduğumuz Ember Climate’ın İklim Analisti Ufuk Alparslan bu soruyu şöyle yorumluyor:

Son haftalarda Türkiye'de iklim değişikliğine karşı yapılan açıklamaların hepsini gölgede bırakan bir karar. Bu genelge ile yapılan değişikliğin özeti, ithal kömür santrallerine daha kalitesiz kömür ithal edebilme hakkı verilmesidir. COP26'nın hemen öncesinde, Paris Anlaşması'nın onaylanmasının hemen sonrasında, kömür ithalatı aylık yarım milyar doları aşan rekor seviyelerine ulaşmışken böyle bir kararın alınmasının hiçbir mantıklı gerekçesi gözükmüyor. Ya ithal kömür santrali sahibi şirketler düşünülerek, ya da düşürülen limitlere uygun kömür satmak isteyen bir ülkeye jest olarak yapılmış bir uygulama olabilir.

Ember Climate, yakın zamanda Türkiye’de yeni bir rüzgâr veya güneş enerjisi santrali kurarak elektrik üretmenin, en verimli ithal kömür santrali ile bile elektrik üretmekten daha ekonomik hale geldiğini belirten bir rapor yayımlamıştı. Kararın her ne kadar kömür ithalatı hacmine yansıması beklenmese de ithal kömürdeki sülfür oranının artması, kömürün doğa ve yaşam maliyetini ciddi ölçüde arttırabilir. Bu konuda Temiz Hava Hakkı Platformu’nun Koordinatörü Buket Atlı tarafından paylaşılan yorumu:

2019’da, yıllardır çevre yatırımı yapmayan kömürlü termik santrallere muafiyet verilmemesi için yüz binlerce kişi imza kampanyası düzenleyip #Temizhavahaktır demiş ve kazanmıştık. 2020 yılının ilk altı ayında gerekli çevre yatırımı olmadığı için kapatılan kömürlü termik santraller, "geçici faaliyet belgesi" ile tekrar çalışmaya başladı ama baca gazı arıtımı ve atık depolama sahaları için gerekli yatırımlarını yapıp yapmadıkları da kamuoyu ile paylaşılmıyor. Örneğin; Kahramanmaraş Afşin'de çalışan ve Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından sürekli izlendiği söylenen santrallerden çıkan kara dumanların videoları hala vatandaşlardan gelmeye devam ediyor. 2020 yılının ilk altı ayında gerekli çevre yatırımı olmadığı için kapatılan kömürlü termik santraller,  "geçici faaliyet belgesi ya da çevre izni ve lisanları" ile tekrar çalışmaya başladı ama hangi yatırımları yaptıkları ve emisyonlarının limitlere uygun olup olmadığını bilmiyoruz. Bu santraller hala çalışmaya ve korona virüsü pandemisi ile boğuştuğumuz şu zor günlerde, havamızı kirletmeye devam ediyor. 

Türkiye Paris Anlaşmasını onaylayarak iklim değişikliği ile mücadelede öncü bir görev üstleneceğini de beyan etti. Türkiye’nin hala iklim değişikliğinin en önemli sebeplerinden olan kömürlü termik santrallerde ısrar edilmesi ve hatta çevre yatırımlarını tamamlamadan çalışmalarına izin verilmesi, iklim değişikliği ile mücadele söylemleri ile uyumlu olmadığı gibi hem çevre ve kamu sağlığı hem de kamu bütçesine de telafisi imkansız yükler getiriyor.  Üstelik bu santraller kamu bütçesine de ağır bir yük getirmekte! Eylül 2021’de yayınlanan uluslararası bir rapor Türkiye’deki mevcut kömürlü termik santrallerin yaklaşık %18’inin elektrik üretiminde azami talebi karşılamak için gerekli olmadığını ve bu santrallerin emekliye ayrılması halinde yıllık yaklaşık 155 milyon Euro'luk tasarruf sağlanabileceğini belirtiyor.

Halk sağlığını korumak amacıyla artık muafiyet verilmeyeceği söylenen santrallerin, havamızı kirletmeye devam etmesine  #izinvermeyin ve kimsenin işsiz kalmayacağı adil bir çözüm bulun demeye devam ediyoruz. Ayrıca kömüre yeni desteklerin verilmesi yerine, Adana Hunutlu'da yapılması planlanan Hunutlu Termik Santrali gibi yeni projelerin durdurulduğunun açıklanmasını bekliyoruz. 

Ve diğer çelişkiler… 

Ev sahibi İngiltere Başbakanı Boris Johnson: Ülkesinin Yeşil Endüstriyel Devrim’e de öncülük edeceği söylemiyle ‘Net Sıfır Stratejisi’ni 19 Ekim’de açıklayan Boris Johnson, İngiliz medyasında ‘iklim şüphecisinden eko-savaşçıya dönüşümü’ ile son dönemde sıklıkla eleştiriliyor. Ülkenin Maliye Bakanı Rishi Sunak'ın geçtiğimiz hafta açıkladığı bütçede, iç hat uçuşlarında vergilerin düşürülmesi gibi oldukça karbon yoğun bir adım yer alıyor. Jonhson’ın Muhafazakar Partisi ve üyelerinin seçilmelerinden bu yana petrol ve gaz şirketlerinden 1.3 milyon pound bağış kabul ettiği geçtiğimiz hafta ortaya çıktı.

Johson, geçtiğimiz hafta COP26 öncesinde katıldığı çocuklara yönelik bir etkinlikte, plastikleri geri dönüştürmenin işe yaramadığını ve tekrar kullanımın problemi çözmeye başlamak için yeterli olmadığını söylemişti. ‘Plastik kullanımını hepimizin azaltması gerekir’ diyen Johson’a Geri Dönüşüm Derneği’nden yanıt gecikmedi ve plasitk konusunda ‘odağını tamamen yitirdiği’ söylendi.

ABD Başkanı Joe Biden: Konferansa katılmak üzere geçtiğimiz perşembe günü seyahatine başlayan Biden, iklim liderliğine soyunan ülkesinin iklim politikaları henüz somutlaşmadan zirveye katılıyor. Bu elini zayıflatsa da, Biden’ın somut anlaşmalar olmadan zirveden dönmeyeceği belirtiliyor. Bu görüşe göre Biden ülkesinin ve hükümetinin ‘güvenilirliğini’ riske atmak istemiyor. Biden diğer yandan Line 3 gibi doğa ve yaşam maliyeti ağır fosil yakıt gibi projeleri karşısında sessizliğiyle eleştiriliyor.

İsrail Başbakanı Naftali Bennett, pazar günü zirveye katılmak üzere Glasgow’a gelmeden hemen önce ülkesinin 2050 net sıfır hedefini açıkladı. Bu açıklamayı ise İsrail’in tarihindeki muhtemel en büyük iklim eylemi takip etti. Yaklaşık 12 bin kişi Tel Aviv sokaklarında liderlerden acil eylem talebiyle yürüdü.

Avustralya’nın Başbakanı Scott Morrison’ın COP26’ya katılacağını açıklaması haftalar sürdü. Dünyanın en büyük kömür ve gaz üreticilerinden biri olan Avustralya’nın iklim hedefleri OECD ülkeleri arasında en alt sırada yer alıyor.

Fransa Devlet Başkanı, Emmanuel Macron, geçtiğimiz hafta Paris’te düzenlenen yeşil finans zirvesine katılmıştı. Macron, iklim kriziyle mücadele yatırımları konusunda yeterince ciddi davranmamasını protesto eden aktivistler, zirveyi kesintiye uğrattı. Macron’un 1971’ten bu yana iklim dezenformasyonu yapmakla suçlanan Total’i fonlamayı durdurması için 350.org’un halihazırda bir kampanyası var.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, ülkesinin iklim eylemini ‘daha hızlı, daha güçlü’ gibi söylemlerle süslese de hükümeti, Line 3 gibi oldukça tartışmalı fosil yakıt projelerine destek vermeye devam ediyor.

İtalya Başbakanı Mario Draghi, yakın zamanda savunma sanayinden bir ismi Ekolojik Dönüşüm Bakanı olarak atamasıyla dikkat çekmişti. AB’den hatırısayılır bir finansal destekle bu dönüşümde aktif rol oynayan Draghi hükümeti geçtiğimiz Haziran’da çevre aktivistleri tarafından iklim eylemsizliği nedeniyle dava edilmişti.

Kolombiya Devlet Başkanı Ivan Duque’in başta Amazon yağmur ormanları olmak üzere ekoloji politikaları Brezilya Devlet Başkanı Jair Messias Bolsonaro ile kıyaslanıyor. Her iki lider de, Amazon yağmur ormanlarını korumamak, yasadışı madenciliğe göz yummak, yerli halka karşı düşmanca davranmakla suçlanıyor. Kolombiya 2020 yılında çevre aktivisti cinayetlerinin en fazla kaydedildiği ülkeydi.

En fazla sera gazı salımı yapan ülkeler arasında üçüncü sırada yer alan Hindistan’ın Başkanı Narendra Modi, henüz net sıfır taahhütünü açıklamadı.

Toplam sera gazı salımlarında ilk sırada yer alan Çin, geçtiğimiz hafta Ulusal Katkı Beyanı’nı açıkladı. Ülkenin daha önceki beyanına göre çok az ilerleme sunması ‘yetersiz’ görülüyor. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping konferansa video bağlantı ile katılacağını açıkladı.

Pasifik’teki küçük ada devletlerinin sadece dördü liderler düzeyinde katılabiliyor

İklim krizi nedeniyle yok olma riskiyle yüzleşen ve diğer liderlerin ahlaki görevlerini hatırlatmada önemli bir rol üstlenen Pasifik’teki küçük ada devletlerden sadece dördü liderler düzeyinde COP26’ya katılabiliyor. Bu ülkeler Fiji, Papua Yeni Gine, Tuvalu ve Palau. Covid-19 seyahat sınırlamaları nedeniyle diğer ülkeler bakanları ya da AB veya Avrupa’daki temsilcileriyle katılıyorlar. Devletlerin ortak talebi, gelişmiş ülkelerin salımlarını kesmeleri ve iklim finansmanını kırılgan ülkeler için mobilize etmeleri. Aksi takdirde, ‘Adalarımız, mirasımız ve yaşamlarımız tehlikede.’ diyorlar.

Yeni bir çalışmaya göre, COP26’ya sponsor olarak seçilen 11 şirketin 2020’de 350 milyon ton sera gazı salımına sebep oldu. Bu şirketler SSE, ScottishPower, Sky, Sainsbury’s, Unilever, NatWest, National Grid, Microsoft, Hitachi, Reckitt ve GlaxoSmithKline.

Hasat’ın diğer haberleri

Facebook’un iklim inkârcılığı karşısındaki sessizliği

Facebook eski çalışanı Frances Haugen, Facebook ile ilgili çok çarpıcı bilgileri ifşa ederek şirketi ‘kârı güvenliğin önüne almakla’ suçlamıştı. Haugen’in takip eden açıklamaları şirketin kârı, gezegenin de önüne aldığını gösterdi. Zira Haugen’in sızdırdığı şirket içi yazışmalar, Facebook’un iklim inkarının platformunda yayılması konusunda nasıl sessiz kaldığını gösteriyor. Yazışmalar, iklim inkârının sadece bazı Facebook kullanıcılarının paylaşımlardan değil, şirketin kendi içinden geldiğini göstermesi yönüyle önemli. Buna bir yanıt olarak, iklim aktivizmi denilince akla ilk gelen şirketlerden biri olan Patagonia, Facebook’a reklam vermeyi durdurarak platformu boykot eden şirketlere katıldığını duyurdu.

ABD’de fosil yakıt endüstrisinin iklim krizi hakkında dezenformasyonu yayma çabalarına yönelik soruşturması kapsamında Exxon Mobil, Chevron, BP ve Shell’in tepe yöneticileri ve ‘lobi grupları’ Amerikan Petrol Enstitüsü ile Amerika Ticaret Odası’nın yer aldığı grup ifade verdi. 6 saatlik oturumda kurumlar iklim inkarını fonladıklarını inkar eden şirketlerin mahkemeye çağrılmasına karar verildi.

Glasgow, şehirde 2003 Irak Savaşı’ndan bugüne görülen en büyük protestolar için hazırlanıyor. Greta Thunberg, 5 Kasım Küresel İklim Eylem Günü için planlanan protestoya COP26 sırasında greve gideceğini duyuran işçi gruplarını da davet etmişti. Extinction Rebellion’dan Greenpeace’e aktivistler yüksek etkide eylemler planlıyorlar.

Söz bitmeden…

Institut français Türkiye’nin İstanbul şubesi bahçesinde, Fransız sanatçı Jeff Leal’in Bitkisel Düşlem sergisi 21 Aralık tarihine kadar ziyaret edilebiliyor.

‘Bitkisel Düşlem, doğadan yeniden beslenmeye ve doğanın canlı varlıkları bitkilere karşı duyarlı olma ihtiyacından kaynaklanan sanatsal bir çalışmadır. Bitkileri yeniden yorumlamanın, renklerini değiştirmenin basit gerçeği bizleri, onları yeniden keşfetmeye, tüm güzellikleri ve karmaşıklıkları içinde yeniden değer vermeye davet ediyor. İlk bitkilerin varlığıyla bizim aramızda bir milyar yıldan daha fazla bir süreç var. Bitkiler sudan ilk çıkan canlılardır. Bizler, onlar ve Dünya’ya saldıkları oksijen sayesinde nefes alabiliyoruz. Bitkiler olmadan hayatta kalmamız imkansız.’