Dünyayı Barındırmak: Güvenli ve Dayanıklı Şehirler ve Topluluklar

-
Aa
+
a
a
a
""
Gezegenin Geleceği: 20 Mayıs 2026
 

Gezegenin Geleceği: 20 Mayıs 2026

podcast servisi: iTunes / RSS

Dünya Kentsel Forumu'nun 13. oturum, kısa adıyla WUF13, başkent Bakü'de başladı ve 22 Mayıs'a kadar sürecek. BM İnsan Yerleşimleri Programı ile Azerbaycan hükümeti ortaklığında düzenlenen forum, "Dünyayı Barındırmak: Güvenli ve Dayanıklı Şehirler ve Topluluklar" temasıyla toplandı. Bu yıl ilk kez bir Liderler Zirvesi de yapılıyor; uygun fiyatlı ve dirençli konut, iklime uyum, altyapı geliştirme ve kapsayıcı kentsel büyüme öne çıkıyor. Açılış gününde Azerbaycan Yeni Kentsel Gündem üzerine bakanlar düzeyinde bir toplantıya başkanlık etti; gündemin 20 yıllık uygulama süresinin tam ortasında kaydedilen ilerlemeler gözden geçirildi ve önümüzdeki dönem öncelikleri tartışıldı. WUF13 Ulusal Koordinatörü Anar Guliyev, konut ve kentsel gelişimin artık yalnızca teknik mesele değil, en üst düzeyde liderlik gerektiren küresel ve stratejik öncelikler olduğunu vurguladı. Forumun ilk oturumunun 2002'de Nairobi'de gerçekleştirildiği hatırlatıldı.

Sırada Çin'den önemli bir vurgu var. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi İcra Sekreteri Simon Stiell, Tsinghua Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada Çin'in iklim çok taraflılığındaki liderliğini değerlendirdi. Stiell, ülkenin küresel iklim savunuculuğuna katkısı sayesinde son on yılda öngörülen küresel sıcaklık artışının yaklaşık yarıya indiğini söyledi. Stiell'e göre Çin'in temiz enerji yatırımları son on yılda neredeyse iki katına çıkarak 2024'te 625 milyar doları aştı. Kuşak ve Yol Girişimi aracılığıyla gelişmekte olan ülkelerde temiz enerjiye geçişin desteklendiğini söyleyen Stiell, elektrikli araçların bu yıl Çin'e petrol ithalatında 28 milyar dolar tasarruf sağlayacağı beklendiğini belirtti. Kasımda Türkiye'de düzenlenecek COP31'de Çin'in liderliğini sürdürmesi ve COP33'teki İkinci Küresel Değerlendirmeye kadar yatırımları artırması çağrısında bulundu.

Üçüncü haberimiz bir bilimsel araştırma. Nature Human Behaviour dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, iklim değişikliğinin sosyal bağları yıprattığını ortaya koydu. Matilda Merkezi'nden Dr. Marlee Bower, sıcak hava dalgaları ve hava kirliliğinin insanları kapalı alanlara hapsederek kamusal alanlardan uzaklaştırdığını söylüyor. Çin, Tuvalu, Dominik Cumhuriyeti, Japonya ve Avustralya'dan kanıtlar; sel, kasırga, kuraklık ve yerinden edilmenin sosyal izolasyonu derinleştirdiğini gösteriyor. Düşük gelirliler, kalitesiz konutlarda yaşayanlar ve engelliler çifte yükle karşı karşıya. Araştırmacılar, sosyal bağı koruyanlarla giderek yalıtılanlar arasında büyüyen bir "sosyal sağlık uçurumundan" söz ediyor; yüksek güven seviyesi ise iklim eylemlerine verilen desteği doğrudan büyütüyor.

Dördüncü haberimiz iklim karnesi. Verilere göre 2025 kayıtlardaki en sıcak üç yıldan biri, 2015-2025 dönemi ise en sıcak 11 yıl oldu. Paris Anlaşması'nın 1,5 derecelik sınırına her geçen gün yaklaşıyoruz. Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Murat Türkeş, 15 Mayıs Dünya İklim Günü açıklamasında dünyanın iklim karnesini sertçe eleştirdi. Küresel sera gazı salımlarının hızla arttığını ve ulusal katkı bildirimlerinin öngördüğü 2030 hedef üst sınırına yaklaşıldığını belirten Türkeş, "Dünya'nın iklim mücadele karnesi 10 üzerinden yalnızca 1, çok çok zayıf" dedi. COP31'in Türkiye ev sahipliğinde, fosil yakıtlardan çıkış yol haritası bekleniyor.

Sırada Ordu'dan bir haber var. Aybastı sınırındaki Perşembe Yaylası'nda bir süre önce durdurulan sondaj çalışmaları, keşif sürecinin ardından yeniden başladı. 8 Mayıs'ta bir bilirkişi heyetinin sahada ayrıntılı inceleme yaptığı, faaliyetlerin ise yeniden devreye girdiği bildiriliyor. Yaylanın eşsiz menderesleri için yürütülen Change.org imza kampanyası ise hâlâ destek topluyor.

Şimdi İstanbul Büyükada'ya geçiyoruz. Marmara Denizi'nin derinliklerinde yapılan dalışlar, tüm baskılara rağmen sualtı yaşamının canlılığını koruduğunu gösterdi. Mercan kayalıklarının arasında balıklar, vatozlar, ıstakozlar, yengeçler, deniz tavşanları ve anemonlar görüntülendi. Dalgıçların kaydettiği kareler, Büyükada açıklarındaki biyolojik çeşitliliğin önemini bir kez daha hatırlattı.

Programımızın son haberi Susurluk Havzası'ndan. Amerika Su Kaynakları Birliği'nin yayın organında 2026'da yayımlanan bir bilimsel rapor, havzadaki büyük su kaybının iklim değişikliğinden değil, madencilikten kaynaklandığını ortaya koydu. Türkiye, ABD ve Avustralya'dan bilim insanlarının hazırladığı çalışmaya göre Türkiye genelinde madenciliğe tahsis edilen ormanlık alan 66 bin hektara ulaştı. Tunçbilek linyit madeninin genişlemesiyle 94 kilometrekare orman, mera ve tarım alanı; Hisarcık ve Emet bor madenleri için 53 kilometrekare orman ve 17 kilometrekare mera yok edildi. "Esneklik İndeksi" analizine göre 48 numaralı havzada yıllık yüzde 32'lik akış düşüşünün temel sorumlusu arazi tahribatı. Açık ocaklardaki yapay göletler buharlaşmayla suyu tüketiyor.

Değerli dinleyenler, Bakü'deki kentlerin geleceği masası, Tsinghua'daki iklim diplomasisi, Nature dergisindeki sosyal kanıt, Susurluk Havzası'ndaki su kaybı: iklim krizinin bilimsel kanıtları ve toplumsal bedelleri aynı anda büyüyor. Mücadele ve dayanışma da aynı oranda büyüyor.