"Türkiye bir dolandırıcılar cenneti olmuş vaziyette"

Ekonomi Politik
-
Aa
+
a
a
a

Ekonomi Politik'te Ali Bilge, son zamanlarda gündeme gelen dolandırıcılık olaylarının ekonomi ile olan ilişkisine değiniyor.

""

Ömer Madra: Merhabalar Ali Bey, günaydın!

Ali Bilge: Merhaba Ömer Bey, merhaba Özdeş!

Özdeş Özbay: Günaydın!

A.B.: Günaydın, iyi haftalar!

Ö.M.: Bir haftalık aradan sonra gene çok sayıda birikmiş haberi özetleme çabası içinde olacağız. İsterseniz öncelikle bu COP28’de ve Dubai’de olanla başlayalım.

A.B.: İsterseniz şöyle yapalım; COP28’i sona bırakmıştım, kısa kısa diğerlerinden bahsedelim. Ona daha geniş bir yer ayırmış olalım diye düşündüm.

Ö.M.: Tabii.

A.B.: Malum Fatih Terim fonu da var.

Ö.M.: Merkez Bankası politik faizi var.

A.B.: Evet, Merkez Bankası faizi yükseltti. Fatih Terim fonundan bir şekilde haberdar olduk. Türkiye Varlık Fonumuz da (TVF) var biliyorsunuz 2016’dan bu yana. Bu devasa fonda da ne olup bittiğinden haberimiz pek olmuyor. TVF de şeffaf bir kurum değil. TVF’nin de Fatih Terim fonundan bir farkı yok. TVF hakkında sıradan bilgilerle haberdarız. Fatih Terim fonu ve Varlık fonunun birbirinden farkı yok, her ikisinde de sonuç olarak zarar ve batak hüküm sürüyor. TVF’de, otokratik düzene göre işleyen fonlardan, zaten dünyada varlık fonlarının büyük çoğunluğu otokrasilerde kurulan fonlardır, yani işleten de, denetleyen de aynı kişi, ülkenin başında olan otokrat, ülke fonunun da başında bulunuyor, bizde de Cumhurbaşkanı Erdoğan bu fonun başında.



Türkiye bir dolandırıcılar cenneti olmuş vaziyette. Bu vaziyeti de değişik dönemlerde yaşamışızdır. 12 Eylül’deki bankerler skandalını hatırlarsınız; Titan adı altında ponzi uygulaması yenilerde patlamıştı, çeşit çeşit dolandırıcılık uygulamaları tarihimizde yer almıştır. Gurbetçilerin dolandırıldığı, sayısız örnekler var tarihimizde. 12 Eylül’de de banker skandalında para yatıranların çoğu askerdi. Bankerlerin batışı sonrasında da rütbelerine göre de paralarını almışlardı. Banker skandalı sonrasında tasfiye kurulları kurulmuştu Maliye Bakanlığı’na bağlı olarak. Faaliyetleri de yıllarca sürdü. Batıkları en sonunda Hazine yani vatandaş ödedi.

Fona adı verilen Fatih Terim’e dokunulacağına pek ihtimal vermiyorum. Susurluk skandalıyla birlikte andığımız isimler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan onay vermeden, Terim’e dokunulmasının mümkün olmadığını söz birliği etmişçesine yazıyoruz, konuşuyoruz.

Banker skandalı bile bundan bir nebze kaliteliydi. Valiliklerinden bir sertifika alarak bankerliğe başlanıyordu. 40 Lira mıydı, neydi bedeli tam hatırlamıyorum, komik bir paraydı. Terim fonu bir takım özel ilişkileri içinde barındıran bir durum. Türkiye’nin içinde bulunduğu hukuksuzluk ortamında, Terim fonunun doğru dürüst üzerine gidileceğini düşünmek safdillik olur. Bu olayda da anlaşılan askerlerde olduğu gibi rütbeye göre dağılım olmuş. Fatih Terim’in paralarını almış olduğu anlaşılıyor. Biraz önce söylediğim isimler onay vermeden, ne Fatih Terim’e dokunulur, ne de bu konuda gerçekler ortaya çıkarılır. Birkaç kişi mağdur olur, kapanır. Türkiye’de futbol dünyası yıllardır mafya düzeniyle, iç devlet düzeniyle iç içe geçmiş bir yapı. Dolayısıyla benzeri durumlar sürekli yaşanıyor, düzen buna göre oturtulmuş. Türkiye’nin en büyük açıklarından biri, karadeliklerinden biri futbol kulüplerinin borçlarıdır. Gerçeği tam yansıttığını da zannetmiyorum ama sadece dört büyük kulübün borcu sekiz milyar dolarlara ulaşmış vaziyette. Spor ve futbol kulüplerinin borçları sosyal güvenlik kurumları gibi karadeliklerden biri. Aynı durum TVF için de geçerli; hesaplarını doğru dürüst bilmiyoruz. TVF, Meclis denetiminin dışında, Sayıştay denetiminin dışında.

Ö.M.: Tam bu vesileyle size bir şey sormak istiyorum Ali Bey; ‘Fatih Terim, vurgunla ilgili ilk defa konuştu’ diye haberler var çeşitli yerlerde. YouTube’dan, Sol Haber’den de görebiliyoruz. “Tarihin en büyük hukuk savaşını başlatıyorum,” diyor Sol Haber’de. Türkiye’nin gündemindeki dolandırıcılık olayıyla ilgili, Fatih Terim fonuyla ilgili ilk kez konuşmuş; “Tarihin en büyük hukuk savaşını başlatıyorum, hazır olsunlar!” demiş. Kimleri kastediyor ‘hazır olsunlar’ derken, bir fikriniz var mı? Neyi kastediyor?

A.B.: Onu gerçekten Fatih Terim’e sormak lazım ama Terim’in bu işin objesi olduğunu cümle âlem görüyor. Zaten yazılanlara göre, işin aktörleri soluğu hemen Saray’da alıyorlar. Terim’in hukuk savaşı dediği, arkaların güçlerini göstermesi, arkaların devreye girmesidir. İddianamede Fatih Terim’in ismi geçmiyor, Terim ismi geçmeden soruşturmalar yapılıyor. Burada kastedilen, böyle bir savaş filan değil, gücünün nerelere ulaştığını göstermesidir. Bu gücün de nerelerde odaklandığı bellidir. Bu nedenle ciddi bir sonuç beklemek yanlış olur.Terim’in dayandığı güçler isterse soruşturma büyür, savcılar dikkate alırlar. Bugüne kadar yaşadıklarımız bu işlerin böyle cereyan ettiğini gösteriyor.

Ö.M.: ‘Seçil Erzan vurgunu’ diye bir şeyden bahsediliyordu ama, “Benim ne alacağım vardır, ne vereceğim vardır. Hazır olsunlar, benim adımı karıştırdılar,” diye, “Tarihin en büyük hukuk savaşını başlatıyorum,” diye çok ilginç bir açıklaması oldu.

A.B.: İşin içinde yine damatlar, oyuncular var. Terim’in ‘ismimi karıştırmayın’ gibi sözleri gerçekten gülünecek hususlar. Şimdi aklıma geldi; Kaya Erdem yaşıyor. 90’larında Kaya Bey, banker skandalında Maliye Bakanıydı ve, “Vatandaş kumar oynamıştır,” dedi ve sonrasında da bankerler teker teker batmaya başlamışlardı. Ben olsam Kaya Bey’e mikrofon uzatırım, o konudaki yaşanılan tecrübeler çok önemli ama bu gerçekten banker skandalından daha ilkel bir fon ve uygulama. Bankerler en azından valiliklerden bir sertifika alıp yollarına devam ediyorlardı. Ama verdikleri faiz çok yüksekti ve ödeyecekleri faizi topladıklarıyla kazanamıyorlardı. Benzer yöntemi belli ki bankacı hanım da denemiş; topladığı paraları herhalde borsada falan değerlendirmeyi düşünüyordu veya başka alanlarda. Zarar edince ilk girenin parasını yeni topladıklarıyla ödedi ama olmadı. Burada gözetilen sanıyorum Fatih Terim olmuş, öyle anlaşılıyor.

Ö.M.: Çok ilgi çekici bir durum yani.

A.B.: Böyle şeyler sık sık yaşanıyor bu memlekette. Konu futbol ve magazin dünyasını içerdiği için göze batıyor, izleyeceğiz.

Geçen hafta Merkez Bankası da politika faizini yükseltti, beklenenin üzerinde bir oranda yükseltti. Sonrasında, ‘dövizde çözülmeler başlar, döviz girişleri olur’ diye düşünenler oldu ama olmuyor...

Bu ülkede yargıdaki durumu gözler önüne seren, halihazırda İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı’nın duyurduğu bir rüşvet mekanizması var. Başsavcı, bu mekanizmanın ihbarını yapıyor ancak bunun üstüne gidilmiyor. Türkiye böyle bir ülke, ülke kara para cenneti olmuş, kara para aklama merkezi olmuş, bunun da üstüne gidilmiyor. Ülkede ulusal ve uluslararası bir mafya düzeni kurulmuş, bunun da üstüne gidilmiyor. Geçen ay -şaşırdım doğrusu, İsveç’in mafyası olduğundan haberdar değildim- İstanbul’da İsveç mafyaları silahlı çatışmaya girdi, memleket mafyaların çatıştığı bir merkez oldu.

Ülkede arazilere, arsalara, binalara çıkan bir yasa ile -bilhassa İstanbul’da- üstüne çökebiliyorsunuz. Ülkenin bölgedeki pozisyonu sıfırlanmış, ağırlığı kalmamış vaziyette. Ukrayna, Rusya, Ermenistan, Azerbaycan, Suriye, İsrail, Filistin gibi bölgesel sorunlarda Türkiye pozisyonu yok. Son olarak Gazze’de Katar’a kaptırdınız arabuluculuğu. Ciddiye alınmayan bir ülke pozisyonundasınız.

Göçmen konusuna bakalım, bu konuda sadece bir vanasınız. Göçmen sorunu Türkiye’nin döviz kazandırıcı işlemleri gibi bir kalemi haline gelmiş; aç-kapa Batı’nın döviz girişine göre oluyor.

Ayrıca son beş yıldır da uyguladığınız döviz kuru, para ve faiz uygulamaları ile ülke deney alanı haline geldi. Bakın, iki sene önce, 22 Kasım 2021’de yaptığımız programda bu konuya değinmişiz; Cumhurbaşkanı aynen şunu söylemişti, “Görevde olduğum sürece faizle mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğim. Şunu bilmeniz lazım, bu konuda nas ortada.Nas ortada olduğuna göre biz bu değerler sistemi içerisinde meseleye buradan bakarız, olaya buradan bakacağız, nas üzerinden bakacağız, faizle ilgili olarak buna göre adımımızı atacağız çünkü faiz haramdır.” Bunun üzerine, ‘faiz – sebep - enflasyon - sonuç’ şiarı hakim oldu. Nas gibi herhangi bir araştırmaya, kanıta ihtiyacı olmayan bir inanca iman ederek iktisat politikası uygulandı Türkiye’de.

Ö.M.:
Nas nedir?

A.B.: Faizin haram olduğunu söyleyen cümlede geçiyor.

Ö.M.: Yani bu Kur'an-ı Kerim hükümlerine göre mi?

A.B.: Tabii, evet. Bir de Nas suresi var ama galiba o ayrı. Nas bir yerde geçiyor ve diyor ki, “Faiz haramdır, faizle iş yapılmaz,” diyor. İslam inancına uygun olduğu iddia edilen faiz benzeri pek çok uygulama, halihazırda yapılıyor; ‘Sukuk’, ‘kâr ortaklığı belgesi’ adı altında faiz sistemi işliyor. Erdoğan, ‘faiz haramdır’ dediğinde 20 yıldır da faizle iç içeydi, sonra da iç içe oldu.Faizle ilgili bu yaklaşımı, yüzü otokrasiye döndüğünde ortaya çıktı.

Türkiye’nin hali ortada, son iki yılda uygulanan politikalar sonucunda döviz rezervleri muazzam azaldı. Kur Korumalı Mevduat (KKM) gibi sözde faiz düşüşü sonrasında dövize yönelimi telafi edecek enstrümanlarla durum daha da vahimleşti. KKM muazzam yeni borçlar oluşmasına yol açtı, net bir servet transferine sebebiyet verdi. Bu şekilde bir buçuk yıl geçti ve seçimler kazanıldı. Müthiş bir enkaz ortaya çıktıktan sonra faize haram diyen, enflasyonun sebebini faiz olarak gösteren Erdoğan, faizlerin yükseltilmesine onay verdi.

Bizim bakacağımız yer nastır,” diyen Erdoğan, faizlerin yükseltilmesine onay verdi. Faizler %40’lara kadar çıktı. Son iki yılda Türkiye, daha da bir alt üst oldu -çok konuştuk bunları- bugün faizler %40’lar seviyesinde. Peki faizler yükseldi de, buna rağmen ne oluyor? Rezervler artıyor mu? Türkiye’de döviz rezervleri ne durumda? Rakamlara baktım; iktidar medyası –değim yerindeyse- gaz veriyor, sürekli ‘döviz rezervlerimiz artıyor’ diyorlar. Türkiye’nin brüt döviz rezervleri 134,5 milyar Dolar, net uluslararası rezervler 29 milyar Dolar, swaplar 81,9 milyar Dolar. Swap dediğimiz, borç takası, borç bile değil. Türkiye bir swap ülkesi oldu.Net rezervden swap’ı düştüğünüzde, rezervlerin -52.9 milyar Dolar seviyesinde olduğu görülüyor. Hala eksi rezervlerdeyiz. Swap’larla brüt rezervler artıda gözüküyor, brüt rakamlar gerçek tabloyu göstermiyor. Altı ay öncesine göre net döviz pozisyonunda 1,5 milyar Dolar daha kötü seviyedeyiz. Faizlerin yükseltilmesinde temel amaç da sıcak parayı çekmekse, bu olmuyor. Dünyada sıcak paranın bir kısmı uluslararası alanda kumar parası gibi tabir edilen riskli yerlere giden paralardır, anlaşılan bunlar bile Türkiye’ye gelmiyor. Altı aydır Şimşek bile para bulamıyor, her yeri dolaşıyorlar.

Ülkede bir Fatih Terim fonu gibi fonlar oluyorsa, dolandırıcılar cirit atıyorsa, ayrıca hukuk ortadan kalkmışsa, rüşvet ve hukuk aynı cümlede bulunuyorsa nas’ la ve ‘enflasyonun sebebi faizdir’ diyerek faizleri düşürüp faizleri tekrar %40’lara tırmandırmışsanız, sıcak para akışını sağlayamazsınız.

Faizlerin %40 seviyelerine gelmesi de kaynak akışını sağlayamıyor, sonuç vermediği görülüyor, hala eksi döviz rezervlerindesiniz. Elbette ülkenin seküler pozisyonu da önemli. Dış politikada ve seküler alanda iniş çıkışlar, virajlar, dolambaçlı süreçler, yerli yabancı yatırımcıların herkesin dikkat ettiği hususlar.

2018’de tam teşekküllü olarak Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi devreye girdikten sonra hatırlarsınız, Londra’da bir toplantıda, “Ben başkanım, faizi de ben belirlerim,” demişti Erdoğan. O tarihi başlangıç kabul ettikten bu yana baksak bile, suyun altındakini bilmesek bile, durumun ne kadar vahim olduğu ortada. Türkiye’nin döviz rezervleri tükenmiştir, taze kaynak girişi olmamaktadır. Eriyen 128 milyar dolarları da konuştuk bir dönem; Nebati’yi ne çabuk unuttuk, altı ay önce Nebati’yi konuşuyorduk. Ekonomiyle hiç ilgisi olmayan bir insandı ve ‘faiz – sebep – enflasyon - sonuç’ denkleminin bakanıydı.

Ö.Ö.: Gözleri ışıl ışıldı ama!

A.B.: Evet, inanılır gibi biri değildi! Faizlerin yükseltilmiş olması, ufak bir döviz çözülmelerine yol açar ama radikal bir şekilde Türkiye’nin döviz sorununu çözemez. Zaten doğrudan yabancı sermaye gelmiyor, sıcak para dediğimiz finansal akımların da çok büyük bir hevesle geleceği görülmüyor, rakamlar da bunu teyit ediyor. Ayrıca bu faizler yerli ve yabancıya şu anda çekici gelmiyor, enflasyon üzerinde net getiri yok. Maliye Bakanı Şimşek, herhalde tarihe ‘swap bakanı’ olarak geçecek bir bakan olacak. Swap kanallarını açmaya çalışıyor, bunları harekete geçirmeye çalışıyor, seçimlere kadar muhtemelen böyle devam eder.

Ö.M.: Şu anda faiz yükselmesine rağmen bakıyorum Dolar 28,89 seviyesinde, yükselişte. Yani dövizde bir düşüş yok.

A.B.:Hukuk devleti olmaktan uzaklaşmışsın. Her şey karanlıksa bu ülkeye sıcak para gelmez ancak kumar parası gelir, vur kaç parası. Antalya’da geçen hafta düzenlenen Tarım Fuarı’na gittim, isterseniz son bölümde biraz da ona değineyim.

Ö.M.: Evet, lütfen.

A.B.:Antalya’daki Tarım Fuarı dünya çapında bir fuar, hemen söyleyeyim Antalya Tarım Fuarı, sanki bir İsrail fuarı. İsrail’in Gazze’ye uyguladığı soykırım sonrasında İsrail - Türkiye ekonomik ilişkilerini, İsrail ve Türk firmalarının nasıl bir ticaret denklemi içinde olduklarını anlatmıştım. Fuarı dolduran İsrailli firmalar ağırlıklı olarak tohum ve tarım ekipmanlarıyla ilgili firmalar. Aslında İsrail’in yaptığı soykırımın protesto edileceği yer burası olmalıydı. Dünyanın her tarafından gelen ziyaretçilerle doluydu. O programda İsrail firmalarının, Türk menşei ile yerli ortaklarıyla işbirliği yaparak faaliyet gösterdiklerini anlatmıştım. İsrail firmalarının bu şekilde dünyanın diğer ülkelerine, bilhassa Arap ülkelerine engel olmadan ihracat yaptıklarından bahsetmiştim. İsrail sermayesi, Türkiye yasalarına göre kurulan şirketler üzerinden faaliyette bulunuyorlar. Bir gözlemimi de burada paylaşayım; İsrailli firmaların yerli ortakların büyük çoğunluğu AKP eğilimli şirketler. Muhafazakar eğilimli ve AKP’nin oy deposu olan illerde faaliyet gösteren şirketler. Bunu da detay olarak verebiliriz.

Ö.M.: Evet önemli bir tespit bu sizin yaptığınız.

A.B.: Evet, İsrail’le ortaklık kuran firmaların çoğunluğu Konya, Kayseri gibi AKP’nin oy deposu illerden, 20 yılda palazlanan yeni burjuvazi bu ortaklıklarda yer alıyor, bunu bir detay olarak verelim. COP28 bu hafta başlıyor malum, bu konuda aslında benim de size soracaklarım olacak. Absürt bir durum var, zirvenin başkanı dünyanın en büyük petrol şirketinin CEO’su.

Ö.M.: Evet ADNOC şirketinin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE), milli petrol şirketinin başı, CEO’su.

A.B.: Açılışı o yapacak.

Ö.M.: Evet, açılışı yapacak ve zirveyi yönetecek. Zirvenin yöneticisi konumunda.


A.B.: Zirve öncesi açıkladıkları bir rapora göre, gelecek 10 yılda yenilenebilir enerjiyi üç katına çıkararak, bir de enerji verimliliğini arttırarak çözüm bulmak ağırlıklı olarak hedeflenmiş sanki. Gündemde bu iki konu öne çıkarılıyor, anladığım kadarıyla bu zirvede...



Ö.M.: Birleşmiş Milletler’in (BM) en önemli kuruluşlarından bir tanesi, yan kuruluşlarından bir tanesi olan Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)’in açıklaması, eğer bu hükümetler çok daha agresif bir şekilde iklim eylemine geçmezler ve fosil yakıtları kısıtlamaya geçmezler ise dünyanın 2,5 derece ile 2,9 derece arasında, endüstri öncesine göre artış göreceği; bunun da dünyayı yaşanamaz hale getireceği, yalnız insanlar değil pek çok canlı türü için, bitkiler ve hayvanlar için de pek çok yerde yaşanamaz hale getireceğini net olarak söylemiş. Çok ciddi dramatik bir iklim eylemi gerekiyor 30 Kasım’da başlanacak olan COP28 için.

A.B.: Bunlar yeterli değil.

Ö.M.: Evet, hiç yeterli olmadığı ortaya çıktı yani bir kanyonda, tam bir uçurumda olduğunu söylediler. Yani çok ilginç bir terim de kullanmış UNEP, “Sokaktaki liderler artık sokaktaki konser ve tenekelerini tekmeleyerek bundan kurtulamazlar çünkü yoldan çıktık,” demiş. “İhanet halindeyiz,” diyor, “Muazzam bir fırsatı kaçırdık,” filan diyor. Yani çok acayip sert bir açıklama yapmış.

A.B.: Büyük ülkeler petrol ve doğalgaz ile kömür kullanan ülkeler de bu konuda tavır almıyorlar. 1995’ten bu yana yapılan toplantılarda her şey konuşuluyor, gerçeğin altı çiziliyor. BM de Gazze’de olduğu gibi iklim konusunda da çırpınıyor. Genel sekreterler, ilgili birimler raporlar sunuyor ama olmuyor. Petrol, doğalgaz ve kömür kullanan ve sahibi olan ülkeler, bu işe el atmayınca bir çözüm üretilemiyor. Bu sene de yenilenebilir enerji oranının ve verimliliğinin arttırılması ile sanki fosil yakıt kullanımının yasaklanması olmadan meselenin çözülebileceğine ilişkin bir yaklaşım sergileniyor gibi. Galiba Kral Charles ve Papa da katılacakmış görüşmelere.

Ö.M.: Evet ama Joe Biden yani en büyük kirletici ABD ve Çin başkanlarının katılmayacağı da anlaşılmış durumda. Harika değil mi?

A.B.: Evet.

Ö.M.: Burada bitirelim isterseniz, süreyi de bitirdik.

A.B.: Peki kolay gelsin.

Ö.M.: Her şeyin sonuna ulaştık, çok teşekkür ederiz.

A.B.: Hoşça kalın!

Ö.M.: Görüşmek üzere diyelim, hoşça kalın.

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.