“Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, tek adam deneyimi, otoriter rejim bir beka sorunu bu ülkede”

Ekonomi Politik
-
Aa
+
a
a
a

Açık Gazete’nin köşelerinden Ekonomi Politik’te Ali Bilge, gündeme yönelik yorumlarını paylaştı.

Ekonomi Politik: 9 Ağustos 2021
 

Ekonomi Politik: 9 Ağustos 2021

podcast servisi: iTunes / RSS

(9 Ağustos 2021 tarihinde Açık Radyo’da Ekonomi Politik programında yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Ali Bey merhabalar, günaydın!

Ali Bilge: Merhaba Ömer Bey, günaydın! Günaydın Özdeş!

Özdeş Özbay: Günaydın!

AB: Günaydın Feryal!

ÖM: Evet karanlık, karmakarışık bir ortam!

AB: İçinde bulunduğumuz haftalar hiç iyi değil, tekrar ediyoruz hep bu cümleyi. 

ÖM: Kaos hali hakim yani!

AB: Evet, her alanda kaos hakim. Geçen hafta yangınlar üzerine sosyal medyada iki öneri paylaştım. Bir tanesi orman arazilerinin turizm alanları olarak düzenlenmesine ilişkin kanunu hakkındaydı, bu kanunun iptaline ilişkin bir an önce davası açılması muhalefete çağrıydı. Diğeri, muhalefet partilerinde bulunan belediyelerin, orman yangınları da dahil olmak üzere, pek çok sorunda birlikte hareket edecekleri bir siyasetin, yapılanmanın gerçekleştirilmesi önerisiydi, yangınlara karşı uçak-ekipman havuzu oluşturmalarını, bu şekilde hareket etmeleri gerektiğini önerdim. Önerileri partilerin merkezlerine de gönderdim, 11 belediye bir araya gelmişler, sanırım bazı kararlar almışlar, yangınlar hâlâ devam ediyor, biteceğinin de garantisi yok. Bu nedenle yangınlar dahil pek çok konuda belediyelerin birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Çünkü, merkezi idareyle konuşamıyorsunuz, dil sorununuz var, anlaşamıyorsunuz, anlayamıyorsunuz, anlaşılamıyorsunuz. Dolayısıyla, sivil inisiyatiflerle ve yerel yönetimlerle ‘yangınlara nasıl çözüm bulabiliriz’ diye bakmak gerekiyor. Çok ağır bir felaket yaşıyoruz, birazdan ayrıntılı değineceğiz, ormanlarımızın çok önemli bir bölümü yandı. 

Belediyelerin ortak hareket etmesi fikri aslında eski yıllara dayanıyor, geçmişten olan uygulamaklar nedeniyle hatırladım, 1970’li yıllarda kurulan bugünküne benzer, milliyetçi cephe (MC) hükümetlerinde, zaman zaman merkezi iktidarla yerel yönetimler de karşı karşıya gelirdi, bugünkü kadar olmasa da.. O zamanda belediyelerde hakimdi CHP, hatırlayın Ankara, İstanbul, İzmir, pek çok yerel yönetimde CHP hakimdi, sorun yaşıyorlardı MC hükümetleriyle, bu nedenle pek çok konuda, iş birliği yaptılar, araç-gereç parklarını ortak havuz olarak kullanmaya başlamışlardı. Kiminin greyderi varsa öbürünün kanal kazıcısı yoktu, kepçesi yoktu, böyle bir araç havuzu oluşturdular, bunları hatırladığım için bu öneride bulundum. Ayrıca, 1978-79 yıllarında kurulan Ecevit hükümetinde, -bu hükümet 2 yılı bulmadan dağılmıştı-  yerel yönetimlerde koordinasyonu sağlamak üzere ‘yerel yönetimler bakanlığı’ kurulmuştu. Mahmut Özdemir isimli Sivaslı milletvekili de bakandı, ilk ve tek yerel yönetimler bakanlığı bu zamanda kurulmuştu. Daha sonra gelen, 3. MC dediğimiz Demirel hükümeti, bu bakanlığı kaldırmıştı. Yangın felaketi sonrası iktidarın aczi bunları hatırlattı.  

Bugün böyle bir ortak harekete ihtiyaç bulunmaktadır, Muhalefetin elinde olan yerel yönetimlerde, öncelikle Akdeniz’de, Ege bölgesinde orman yangınlarının yoğun olarak olduğu bölgelerde, ortak yerel inisiyatifin, sivil toplumla birlikte geliştirmesinde, organize etmesinde fayda var. Felaketin her alanda çok yüksek bir sonucu ve faturası olacağı görülüyor. Tümüyle henüz ortaya çıkmış değil ama yıllık yangın ortalamanın 10 katına varan kayıplar yaşandığı hesaplanıyor, ki 5 Ağustos’u kapsıyor bu yapılan tahminler. Önümüzdeki dönemde en azından kalanı, var olanı korumak için yerel inisiyatifin geliştirilmesi, güçlendirilmesi gerekiyor. Özellikle yangınların küresel ısınma, iklim yıkımı nedeniyle olduğunu, 50 derecelere varan sıcaklıklarının sebebiyet verdiğini göz önüne alarak, yerel yönetimlerde iklim politikaları merkezlerinin öncelikli yangın bölgesinde olmak üzere kurulmasında, orman yangınları ve iklim meseleleri üzerinde çalışmalar yapması çok yararlı olacaktır. Artık merkezi idareden büyük bir beklenti içinde olmamamız gerektiğini anlıyoruz, çünkü aynı dili konuşamıyoruz, anlaşmıyoruz. Sadece Milas’ta 16 bin hektar ormanlık alanın yandığı söyleniyor. 

Son ve bir evvelki kalkınma planlarına baktım, orada da ifade ediliyor, Türkiye zengin bir orman varlığıma sahip değil. Türkiye’de bazı alanlarda orman tanımında sayılıyor, bu alanlara boşluklu, kapalı ya da bozuk orman deniliyor. FAO’nun belirlediği standartlara göre, boşluklu, kapalı, bozuk orman dediğimiz alanlar uluslararası literatürde orman statüsüne dahil edilmiyor. Bu alanları çıkarttığınızda orman alanı çok daha daralıyor, zaten ormanlık bölgelerimiz yoğun olarak Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de bulunuyor. İç Anadolu büyük bir çölleşme yaşıyor. Deniliyor ki, 22 milyon hektar orman alanımız var, bunun 10 milyonu boşluklu ve baltalık denilen kesim için olan alanlar. Baltalık orman alanında orman köylüsü ve orman genel müdürlüğü odun üretimi, kereste üretimi yapıyor. Zayıf bir orman yapısına sahibiz, ormanlarımızın yine kalkınma planı raporlarında söylendiği üzere %60’ı birinci derecede yangınla karşı karşıya olan bölgeler. Bunun tespitlerinin yapılmış olmasına rağmen bunlara karşı önlemlerin alınmadığı ortada. 

Merkezi idare; orman yangınları ile  -büyük bir acziyet sözleri ve belgesidir- mücadele sorumluluğunun belediyelerde  olduğunu söyleyebilecek kadar ileri gitti. Yetkilerin söyledikleri ve önerdikleri hiç aklımızdan çıkmayacak. “Beyaz et, çay paketleri, TOKİ, İBAN, Halk TV saldırısı, Okluk’a harcanan 640 milyon, gönüllülerin ve yangın görüntülerinin engellenmesi, belediyeleri gözden çıkarılması, THK uçak rezaleti” bunlardan bazıları, tüm açıklamalar hep hatırlanacak. İktidarla felaket karşısında aynı dili, ortak bir dili konuşamıyoruz. Konuşamıyorsak ve kalanı da korumak istiyorsak, yerel inisiyatiflerle ve sivil inisiyatiflerle birlikte yürünmesi gerekiyor. 

Orman yangınları ile bölgelerde tarımsal alanlar, turizm alanları, hayvancılık etkilenmiş durumda, arıcılık, bal üretimi bitmiş durumda, Marmaris balı, muhtemelen Köyceğiz’de de bal üretimi bitti, Türkiye’nin ve dünyanın en önemli arıcılık merkezlerinden biridir Köyceğiz. Turizm merkezleri, tarım alanları, tüm bütün bu habitat, ekosistem mahvoldu. Ayrıca ciddi bir karbon emisyonu da oldu, zeytinlikler yandı, kovanlar yandı, santraller etkilendi. Dolayısıyla çok ciddi bir felaket içindeyiz, felaketin yaralarının sarılması da ekonominin içinde bulunduğu sıkıntılarla çok zor. 

128 milyar doları erittiğimizi söylüyoruz, bunun hesabını veremeyen bir idare bulunuyor, eksi döviz rezervlerine sahip bir ülkeyiz. Böyle bir ortamda şirketlerin borçları erteleniyor, faizleri, vergileri siliniyor ama yangın uçaklarımız, yangın filomuz yok. Büyük bir iklim krizinin varlığını ve sonuçlarını görmezden gelen bir merkezi yönetimle karşı karşıyaysanız, kalanları ve var olanları korumak, sivil inisiyatiflere ve yerel yönetimlere düşüyor. Mesele aslında mevcut anayasal rejime gelip dayanıyor. Türkiye 2018’den bu yana, tam teşekküllü cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen otoriter tek adam yönetimine geçti. Bu rejimle işte bu duruma düştük. Bu rejimin, bu idare tarzının sonuçlarıyla karşı karşıyayız. Rejimi elinde bulunduranların, Türkiye ve dünyanın meselelerine bakışındaki yanlışlıklar sonucu buralara geldik. 

Sık sık iktidarın ağzından iki kelime düşmüyor, “biri fıtrat, biri de beka.” Bir felaket olunca ‘bu işin fıtratında bu var’ deniliyor. Çözülmesi gereken temel sorunlar ‘beka’ sorunu olarak görülüyor, varlık, gelecek, ölüm, kalım sorunu olarak görüyor. Gerçekte biz şunu anlıyoruz ki, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, tek adam deneyimi, otoriter rejim bir beka sorunu bu ülkede. Tek adam rejimi ile ülke yürümüyor, dolayısıyla bir an evvel parlamenter sisteme geçmek, demokrasiye geçiş süreçlerinin oluşturulması gerekiyor. 

Sadece yangınlar mı, elimizi nereye atsak düşüyor, eğitim bakanı istifa etti, istifa da edilmiyor artık, affediliyor, YÖK başkanı affedildi, atananlar çok uzun süre dayanamıyor, merkez bankası başkanları, rektörler, bakanlar vs. Ülke keyfi bir idare içinde bulunuyor, ormanlarımızın bulunduğu alanlar yanıyor, hâlâ kayıplar devam ediyor. Ülkenin kan kaybının duracağına ilişkin de olumlu bir şeyde göremiyoruz. Bu nedenle artık, “Türkiye’nin meselelerine “sorun- çözüm meclisleri üzerinden” bakmamız gerekiyor” diye düşünüyorum. Sorun -çözüm meclisleri, sivil ve yerel inisiyatiflerle oluşturulmalı.

ÖM: Evet yerel inisiyatiflerle. Şimdi birkaç ilavede bulunayım izninizle yani gayet ayrıntılı bir araştırma yayınlandı Independent Türkçe’de gördük. Gebze Teknik Üniversitesi, harita mühendisliği bölümü ileri uzaktan algılama teknoloji laboratuvarında görüntüler optik ve termal uydu görüntüleri kullanılarak yapılan haritalandırmada çok sayıda profesörün de işin içinde bulunduğu ve NASA’nın servis ettiği Modis ve Noa uydularının gözlemlerine ait aktif yangın verileri kullanılarak tespit edilmiş. Bu durumda Manavgat yangını Türkiye’de yaşanmış en büyük yangın felaketi olarak kayıtlara geçmiş. 83 bin, hatta 84 bin hektara yakın yani yaklaşık 120 bine yakın futbol sahası büyüklüğünde devasa bir alan yanmış ve sizin de sözünü ettiğiniz gibi içindeki işte bütün o arıcılığın filan da bir daha uzun süre geri gelmeyecek şekilde mahvolduğu durumlar var. Manavgat da böyle, Marmaris de 13 bin hektar, Bodrum’da 12 bin hektar, Köyceğiz’de sizin de sözünü ettiğiniz 1629 hektar ve Gündoğmuş’da da 685 hektar toplamda yani 84 bine yakın hektar alanın yandığı tespit ediliyor. Sadece Manavgat’ta 60 bin hektara yakın bir bölüm var yani 80 bin futbol sahasına yakın düşüyor ve burada 7 kişinin hayatını yitirmesinin yanı sıra yetiştirilen yaban hayvanlarını saymıyorum, 33 bin hayvan, koyun, keçi gibi hayvanların yok olduğu belirtiliyor. Daha da ilginç bir şey var Independent Türkçe’de daha doğrusu Milliyet gazetesinden Mert İnan’ın haberine göre bilim insanları çok uzun zaman orman yüksek mühendisi Coşkun Okan Güney Süleyman Demirel Üniversitesi, Orman Fakültesi Toprak Bilimi’nden Ekoloji Bölümü’nden Kürşat Özkan ve Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Ormancılık Bölümü’nden Özdemir Şentürk’ün hazırladığı bir kapsamlı raporda Manavgat’ta 6 yıl önce orman yangını uyarısı yapılmış olduğu ve yangın havuzları yapılması gerektiğini, risk haritalarının oluşturulması gerektiğini, özellikle de yol, yerleşim yerleri ve ziraat alanları kenarlarında uygun koşullarda kontrollü yakma yapılarak orman altı örtüsünün yakılması ve yanıcı madde miktarının azaltılması gerektiği söylenmiş ama hiçbir şey yapılmadığı anlaşılıyor. Yıllık ortalamanın da yaklaşık 9 kat alan kül olmuş ayrı bir hesaba göre de, ortalamanın 9 katına yakın.

AB: Zaten 2019-2023’ü kapsayan kalkınma planı ormancılık sektörü raporuna baktım, cumhurbaşkanlığı sitesinde bulunuyor bu raporlar. Raporda, “orman yangınları ülkemiz ormancılığının öncelikli konuları arasındadır, yangınların çıkmasına ve yayılmasına mani olmak için her türlü fiziki ve beşeri tedbiri, mücadele tekniklerini geliştirmek ve güçlendirmek görevimiz” diyor. “Yangına müdahale süresini kısaltmak, yangın zararlarını en aza indirmek, personeli eğitmek ve teçhizat, vs.” kendi raporlarında bunlar tespit ediliyor. Ormanlarımızın %60’ı birinci derecede yangın tehlikesi altında ama uçağımız yok, müdahale edecek tedbirleri almıyorsunuz. 

Yangınlarla ülke serveti heba oluyor. Ormanlarda servet ölçümü sadece alan olarak hektar olarak bakılmıyor, metreküp olarak da bakılıyor, kaç metreküp orman varlığı olduğu hesaplanıyor, bu ölçüm orman serveti olarak belirleniyor. Elbette orman canlılarını, kaybolan habitatı maliyetlendirmek mümkün değil. Birde şunu belirteyim, Türkiye orman istatistiklerimiz sağlıksız, niteliksiz istatistikler. Niteliği geliştirmek için bazı projeler yürüyor, orman genel müdürlüğü bünyesinde uluslararası projelerin devam etmekte olduğunu görmekle birlikte, 2020 yılında kalem oynatılmadığı da anlaşılıyor, özellikle Covid döneminde. Ayrıca şöyle bir şey de var, yanan alanların bir bölümü de turizm alanı, nitekim ilk defa otel yangınına şahit olduk, daha önce pek hatırlamıyorum.

ÖM: Evet, ben de.

AB: Hatta yerleşim alanları da bu ölçüde yanmamıştı daha önceki orman yangınlarında. İlçeler ve mahalleler yandı, artık köylere mahalle deniyor, bu da ayrı bir önemli konu. Köylere mahalle demeye 20212 yılından itibaren başladık, bu meseleye de değinmek lazım, buralar orman köyüdür, ormanda mahalle olmaz. 2012 yılından itibaren defalarca bu konuları konuştuk, 2012’ de mahalli idareler yasası değişti, kırsal bölgelerdeki köyler mahalle haline getirildi, tanım değişti, köy kanunu kapsamından çıkarıldı. Bu değişikliğin yarattığı çokça sorun var, orman yangınları dahil, her türlü felaketle mücadelede, sosyolojik ve iktisadi hayat üzerinde olumsuzlukları oldu bu değişikliğin. Eğer yarın bir çözüm üretilecekse bu yasanın düzeltilmesi, yerine oturtulması gerekli. Bu konu çok dikkatten kaçıyor. Biliyorsunuz seçim kazanmak için yapıldı bu değişiklik, köyle mahalle oldu ve büyükşehir belediyesini seçebilecek hale geldi. Dağın tepesinde bir mahalle tabelası görüyorsunuz. Yok böyle bir şey! Mülki idare yasasının yerine oturtulması gerekiyor yetkiler merkezi idareyle yerel yönetimler arasındaki ilişkiler doğru belirlenmek zorunda. Nereye el atsak elimizde kalıyor diyoruz ya, işte başka bir örnek. Buna da not düşmüş olalım. 

Orman yangınları, ören yerlerini arkeolojik varlıkları nasıl etkiledi, etkilendi mi merak ettiğim hususlardan biri. Ayrıca, neden afet bölgesi ilan edilmiyor? Kaynak ayırmamak için mi? Gezegenin en önemli varlığı ormanlar, ekosistemi orman olduğu vakit tamir edebiliyoruz. Afet bölgesi ilan edilmemesi, kullanacak kamusal kaynaklar tükendiği için mi, vazgeçilecek vergiler için mi? Ancak şirketlere tanınan imtiyazlar, borçların yapılandırılması devam ediyor, dün okudum pek çok yeni şirkete borç yapılandırılması yapıldı, faizleri siliniyor, vergileri erteleniyor ama afet bölgedesin ki insanlara neden haklar tanımıyoruz, yeterli kaynaklar aktarmıyoruz. Emeğiyle geçinen insanların hali ortada. 

Eğer merkezi yönetim acz içindeyse sadece yangınlar kontrolden çıkmıyor ülke de kontrolden çıkmış oluyor. Sonuç itibariyle, yangın bölgesinde yapılan canlı yayında gazeteciler saldırılarla karşı karşıya kalabiliyor. İktidarın en önemli ortağı, dün yaptığı açıklamada “felaketlere teslim olmamak fıtratımızda vardır” gibi cümleler kuruyor, aynı gün onlarca insan trafik kazalarında yitiriliyor

Programın sonuna doğru yaklaşıyoruz, bitireceğiz. Orman yangınları dahil yaşanan tüm sorunları, felaketleri içinde bulunduğumuz anayasal rejimle ilişkilendirmeden çözüm bulma ihtimalimiz yok, meseleleri otokratik tek adam rejimi ile birlikte ele alıp bakmak lazım. 

Yerel yönetimlerde var olan imkanlar doğrultusunda sivil inisiyatifle birlikte iklim acil merkezlerini, iklim siyasetini yangın mücadele politikalarını geliştirmek, kendi sorunumuzu çözecek meclisleri ve kendi sorunumuzu çözecek ilkeleri, eylemleri belirlemek durumundayız. Büyük bir tükeniş içinde olduğumuz anlaşılıyor ve ancak ortak bir çaba üretmeden de mevzuların çözümü mümkün değil. 

Muhalefetin bu tür felaketler karşısında ortak hareket, açıklama ve görüntü vermekten kaçınmaması, tek tek hareket etmemesi gerekiyor. Özellikle bu tür felaketler karşısındaki ortak görüntü verilmesi, ortak tavır izlenmesi moral değer açısından çok önemli. Bu toplum artık kendi göbek bağını kendi kesmek zorunda, aynı dili konuşmadığı bir kesimle elbette iletişimi sürdürmeye gayret etmeli ama yerel inisiyatiflerin ve sivil inisiyatiflerin bir adım öne çıkma zamanıdır. 

Yıllar önce Muğla’da bir etkinlik yapmıştık, üniversite ile birlikte, bu tür etkinliklerin mülkü insanlarıyla yemeği olur, vali de -o zaman valinin ismini hatırlamıyorum- benim yanımdaydı, çok ilgili genç bir valiydi, ilin varlıklarını anlatmıştı gece boyunca, Muğla’nın Türkiye’nin en zengin orman yüzölçümüne sahip bir ili olduğunu dinlemiştim. %70’lere yakın bir orman arazisi üzerinde Muğla duruyordu. İşte o ormanların büyük bir kısmı gerçekten kayboldu.

ÖM: Ben de birkaç küçük çelişkiye işaret edeyim son biterken program. Yani bütün Antalya’da, Bodrum’da, Marmaris’te ve başka yerlerde yangın felaketleri hatta faciaları gözler önünde olurken, arılar, atlar, sincaplar, keçiler, kuşlar ağaçlarla birlikte yok olup giderken ve insanların geçim kaynakları sönerken cumhurbaşkanı aynı anda Karadeniz’de bir gaz yakma töreninde konuşuyor. ‘yakma ve tören’, yangınlar yanarken doğalgaz yakma töreninde konuşuyor Sakarya adı verilmiş bir törende. Büyük bir zihni çelişki yok mu burada? Yani biz sera gazını salmaya devam edersek yangınlar yangınları doğuracak ama bunu kutluyoruz. Bir bu var, bir de Akbelen’de yangın önleme bahanesiyle ağaç kesimine girişmiş oldu bir şirketin çok ilginç bir şekilde ortaya çıktı yani. İkizköy’de oluyor Milas’taki Akbelen ormanında yani 740 dönümlük Akbelen ormanında yine ağaç kesilmeye başlanması durumu var. Bu da çok acayip, köylüler araçların önünde oturma eylemi başlatıyorlar bir müdahale var ve üçüncüsü de bir çelişki olarak nitelendirilebilecek bir şey, Turizm Bakanı’nın bizzat rezervasyonların artmaya başladığına durumun turizm açısından gayet iyi olduğuna dair yeni bir açıklamasına da rastladık. Biraz sürreel bir ortamda cereyan ediyor her şey.

 

AB: Uzunca bir süredir öyle bir ortamda yaşıyoruz ve birbiriyle yüzüne bakamayacak bir toplum olma noktasındayız, bu durum hızla da derinleşiyor. Çok fazla sorunlar içerisinde yaşayan bir ülke Türkiye, bir çıkış yolu da bulmak durumunda artık. Çıkışın üzerine yoğunlaşmak gerekiyor. Orman yangınları tüm dünyada yaşanıyor, bu günlerde yoğun olarak Akdeniz kuşağında yaşanıyor, yangınların ve doğa felaketlerinin iklimle bağlantısı kurulmadan yaklaşan iktidarların, bunun yangına körükle gitmek anlamına geldiğini bilmeleri lazım. 

ÖM: Evet burada süreyi de bitirdik, bunları tabii konuşmaya devam edeceğiz, maalesef çok yakıcı bir ortam var tabir-i caizse eğer. Çok teşekkürler Ali Bey.

AB: Hoşça kalın!

ÖÖ: Görüşmek üzere. 

AB: Hoşça kalın!