AKP liderinin ve iktidarının iki büyük aşkı: İnşaat ve Katar

Ekonomi Politik
-
Aa
+
a
a
a

Ekonomi Politik programında Ali Bilge, Türkiye’nin Katar’la ilişkilerine değindi: “Türkiye ile Katar arasında ilişkiler bu dönemin aynası olacak nitelikte. AKP liderinin ve iktidarının iki büyük aşkı var; birincisi inşaat, ikincisi Katar! İki aşkı anlamadan çözümleme yapamazsınız.”

Ekonomi Politik
 

Ekonomi Politik

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ali bey!

Ali Bilge: Günaydın Ömer bey, Günaydın Can, Selahattin Merhaba!

Can Tonbil: Günaydın Ali bey, merhaba!

ÖM: Bugün neyi konuşarak başlayalım?

AB: Geçen hafta sonuna doğru savunma sanayiine ilişkin strateji plan belgesi yayınlandı, ondan bahsedelim, dikkat çekmek istediğim bazı hususlar var. Savunma sanayi müsteşarlığı 80’li yıllarda kuruldu, bu kurum cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildiğinde (CHS) sistemine geçince cumhurbaşkanlığına bağlı bir başkanlık oldu. 2019-2023 savunma sanayi strateji planı açıklandıktan sonra ne muhalefetten bir ses çıktı, ne de muhalif basında bir değerlendirme oldu, gözümden kaçmış olabilir ama rastlamadım. Dolayısıyla karınca kararınca değinme ihtiyacımız doğmuş oldu.

Daha önceki yıllarda dönemlerde de bu tür benzeri dokümanlar açıklandığında zaten gündeme getirmişiz. Savunma sanayi planı yayınlanınca elde ne var, önce ona baktım, başkanlığın sitesinde 3 adet değişik dönemlere ait plan bulunuyor, 2007-2011 tek sayfa, 2017-2021, 2019-2023 strateji  planları. Kendi arşivime baktım, 2012-2016 yayınlanmış bir plan daha var, bu dönemin başkanlığın sitesine neden konmadığını anlayamadım doğrusu. Ayrıca bir de sektörel stratejik planlar var: 2009-2016, 2018-2022 dönemlerini kapsayan. Başkanlığın sitesinde bunlar da görünmüyor. Açıklanan plan,  (2019-2023) 5 yıllık bir dönemi kapsıyor, fakat plan 6 Aralık 2019 tarihinde yayınlanıyor, yani yıl biterken 2019 biterken o yılı kapsayan bir plan yayınlanıyor!

ÖM: Öyle mi? Yani 2019’u içeren plan 2019 sonunda, hatta son günlerinde yayınlanıyor, ilginç!

AB: Evet, 2019 yaşanmış, biterken yayınlanmış oluyor, şimdi halihazırda işlediği sanılan devlet aygıtının, CHS denilen sistemin pek çok aksayan yanını bu programlarda gündeme getiriyoruz, günlük işleyişte, iş yapış biçiminde sistem aksıyor, çalışmıyor. CHS ile ilerleyemiyorsunuz, tek adama dayalı başkanlık sisteminde lokomotif vagonları çekemiyor, eski sistemde iyi kötü bu tür dokümanlar tarihinde yayınlanırdı. Mesela TRT ana haber yayınlanmadı tarihinde ilk kez geçtiğimiz günlerde, galiba 3 gün önce! Ana haber bülteninde ses yayına verilemedi. TRT kurulduğundan beri ilk defa..

ÖM: Öyle mi neden?

AB:  Nedenini tam anlayamadık ama...

ÖM: Öyle mi? Biz bunu atlamışız.

AB: Ana haber bülteni olmadı tarihinde ilk defa.

ÖM: TRT’nin? Bu tarihi bir olay hakikaten, bunu not düşelim evet. Ne gün oldu bu?

AB: 3 gün önce olmalı, cuma günü.

ÖM: 6 Aralık’ta haber yayınlanmadı TRT’de öyle mi?

AB: Ana haber bülteni yayınlanmadı.

ÖM: Akşam haberleri?

AB: Evet akşam haberleri. Bu ve benzeri durumlar sıklıkla oluyor ama dışarıya da her şey yansımıyor,  halka kapalı bir idare içinde yaşıyoruz, Türkiye’de bilgi paylaşımı otoriter rejime, tek adam rejimine göre işliyor, doğrusu paylaşılmıyor. Dolayısıyla devletin işleyişinde aksayan ve çalışmayan pek çok husus  bulunuyor, ancak bunları göremiyorsunuz kamuoyuna kapalı yönetim olması nedeniyle.

ÖM: Gerekçe ne gösterildi peki Ali bey?

AB:“Ses yayına verilemedi” dendi, bildiğimiz bu.

ÖM: Ses yayına verilemedi öyle mi?

AB: Ana haber bülteni yayınlanmadı.

ÖM: Peki ana haber bültenini ömür boyu Türkiye Radyo Televizyon kurumundan ajanstan eski değimle takip etmekte olan milyonlarca kişi TRT’yi protesto etmedi mi?

AB: Vergileriyle TRT’yi finanse edenler.

ÖM: Evet finanse eden kesim “biz ses yayına verilsin istiyoruz!” demediler mi?

AB: TRT yayınlarında da, genel olarak basının izlenebilirliğindeki düşüşü hep birlikte görüyoruz. Yüzde 99’u yandaş medya diye adlandırılan bir medya bloğu içerisinde bulunuyor. Dolayısıyla “ana haber bültenimiz niye verilmedi?” diye bir protestoya rastlamadık, anlaşılan pek değeri de pek kalmadı. Halbuki akşam 19:30 ve sabah 07:30 ajansları, bir de öğlen 13:00 ajansları hiç kaçırılmazdı.

ÖM: Evet, aile içinde ajansın fevkalade önemi vardı, mesela bendenizin dedesi ajansı kaçırmak telaşından herkesi de biraz böyle hizaya getirirdi “ajansı kaçırtacaksınız bana!” filan diye.

AB: Randevular ajanstan önce, ajanstan sonra gibi verilirdi, ajans dinlenilmeden işe başlanılmazdı, darbe zamanlarında bile, darbecilerin en önemli verdiği şey radyo ve ajanslardı.

ÖM: Yani bugün ‘tarihte bugün’ olarak artık şunu yapacağız, 6 Aralık 2019’da ajans verilemedi, ses yayına verilemediği için ajans verilemedi diye Saatli Maarif Takvimi’nde de okuruz herhalde.

AB: Okuruz! Keyfiyet buraya kadar gelmiş durumda! Şimdi diyeceksiniz ki; plan, program, strateji gibi dokümanların. Türkiye’de ne kadar önemi kaldı? Doğru, kapalı rejimlerde bunların inanılırlığı ve önemi olmuyor, savunma sanayi planı için de bu durum geçerli. Ekonomik rakamlarda özellikle TÜİK,  Hazine, Merkez Bankası gibi kurumların ürettiği bilgi ve verilere kuşkuyla bakar bir haldeyiz. Şimdi bir sene gecikmeli yayınlanmış bir dokümana ne kadar güvenebiliriz? Ayrıca bu doküman nasıl hazırlandı, şeffaf mı hazırlandı, kimler, hangi kurumlar bir araya geldi, meclis ve ilgili bürokrasinin, basının, kamuoyunun ne kadar bilgisi var, koyulan hedefler ne kadar doğru? Tartışmalı hususlar çünkü afaki hedeflere rastlıyoruz. Özellikle cumhurbaşkanının açıklamalarında afaki hedeflere sıkça rastlıyoruz, Türkiye ile diğer ülkeler arasında söylenen ticari ilişkilere yönelik hedefler hiç gerçekçi değil,  gerçekleşmesi mümkün olmayan hedefler göz boyamak için zikrediliyor.

Ayrıca, Türkiye’nin başında ABD ve AB kaynaklı bir yaptırım heyulası dolaşıyor malum âliniz, bir tweet geliyor “yaptırımlar harekete geçecek yakında, mal varlığı soruşturulacak!” Yaptırımlar şirketlere de uygulanıyor, özellikle Amerika’nın CATTSA yaptırımları geniş ölçekli oluyor, şirket yaptırımlarını da içeriyor. Dolayısıyla, yaptırımlar hayata geçtiğinde Türkiye’nin savunma sanayinin ne ölçüde etkileneceğine ilişkin bir bilgi sahibi değiliz, planda böylesi değerlendirmeler yok. Planda yeni bir banka önerisi bulunuyor, savunma bankası kurulması öneriliyor. 2019-2023 planına göre yakında  savunma bankamız olacağı müjdesi veriliyor. Savunma bankası nasıl olacak? Kamu veya özel mi  olacak? Yerli mi yabancı mı onu anlamak mümkün değil. Savunma bankası hangi sermayeyle ve nasıl, ne şekilde sektörü desteklemek için kurulacak? Başkanlığın sitesinde  gözükmeyen, daha önce yayınlanan 2018-2022 savunma sanayi sektörel strateji dokümanından anlıyoruz ki; döviz kuru ve  faiz oranlarında yaşanan oynaklıklar ve değişimler yerli savunma şirketlerini olumsuz etkilemiş durumda, ciddi kısa vadeli borç riskleri var bu şirketlerin, çünkü sektörde aktiflerin yüzde 70’i firma dışı, yüzde 30’u firmaların öz kaynakları tarafından finanse ediliyor, kalanı iç ve dış borçlanma ile finanse ediyorlar, kara, deniz ve havada yatırım yapan şirketlerin finansmanı bu şekilde oluyor. Yayınlanan dokümanda savunma sanayi şirketlerinin mali açıdan ne durumda olduklarını göremiyoruz. Enerji şirketlerinin durumunu darboğazda olduklarını biliyoruz. Türkiye’de özel sektörünün dış borçlanma nedeniyle batık kredilerine bir çözüm getirilemediğini söylüyoruz, batıkların içerisinde savunma sanayi şirketleri ne düzeyde ve bunlara ne tür destekler veriliyor? Bilmiyoruz. Mesela geçen sene Kalkınma Bankası yeni bir organizasyona tabi tutuldu ama sonu gelmedi, Kalkınma Bankasının özellikle savunma sanayi firmalarına çeşitli kaynak tahsislerinin yapılacağı, kolaylıkların sağlanacağı söylenmişti. Biz bundan bu şirketlerin zor durumda olduğunu  anlıyoruz. Ama şirketlerin mali riskleri hakkında açık bilgiye ulaşmak pek mümkün değil. Kamu bankalarının ve merkez bankasının eliyle ekonomide gün kurtarılmaya çalışılıyor, bütün yanlışlar halının altına süpürülüyor, kamu bankalarının içi adeta boşaltılarak bir şekilde devran sürdürülmeye çalışıyor. Şimdi bir de savunma bankası kurulması gündemdeymiş!

ÖM: Ben de o zaman bu atlatma haberi verdiniz, biz de bir atlatma haber verelim, biz atlamıştık yani TRT’de sesin yayına verilememesini, tarihte ilk kez ana haber bülteninin yapılamamasını, buna sesin iyi gelmediği başka bir durum var, Deutsche Welle Türkçe’nin bir haberine göre bu savunma sanayi startejisi ve planı çerçevesinde nasıl değerlendireceğiz? Libya’nın doğusunu kontrol altında tutan ve Türkiye’yi ‘düşman’ olarak gören general halife Hafter ona bağlı güçler Rusya’nın da desteğiyle başkent Trablus’a yaklaşmış durumdalar.

AB: İhvancı yönetime karşı olanlar değil mi bunlar, ihvancı olmayanlar?

ÖM: Evet, son 5 yıldır siyasi ve askeri olarak ikiye bölünmüş durumda, Libya’nın doğusunu kontrol ediyor Halife Hafter’e bağlı güçler ve Türkiye’nin de müttefiki olan Rusya’nın da desteğiyle başkent Trablus’a yaklaşmış ve BM Özel Temsilcisi Hassan Selami Hafter’e bağlı kuvvetlerin başkenti ele geçirmek üzere olduğunu açıklamış. Türkiye’nin destek verdiği ve BM tarafından da ülkenin meşru temsilcisi kabul edilen Libya ulusal mutabakat hükümetinin dışişleri bakanı Muhammed Siar’la da bunu doğrulamış, La Republica’ya konuşmuş İtalya’da. Rusların insansız hava araçları ve paralı askerler aracığıyla generale destek vermesi neticesinde başkentin düşme riski bulunuyor demişler.

AB: Karşı karşıyalar.

ÖM: Evet karşı karşıya, Libya ulusal mutabakat hükümeti deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin bir mutabakat muhtırası imzalamıştı geçen hafta doğu Akdeniz’deki petrol ve gaz arama çalışmalarına ilişkin olarak, Fahrettin Altun’la cumhurbaşkanlığı iletişim başkanı da Trablus’a destek vermeğe devam edeceğinin altını çizmiş ama an meselesi demişler yani başkentin düşmesinin an meselesi olduğunu, düşme riski bulunduğunu söylemiş dışişleri bakanı Muhammed Siar ve general Hafter de haziran ayında Türkiye’yi düşman ilan etmiş, hava ve deniz sahalarını Türk uçak ve gemilerine kapadıklarını ilan etmişti. Bu savunma sanayi stratejisinde var mı şimdi?

AB: Bunların hiçbiri yok yani savunma sanayi dokümanında... NATO zirvesinde geri adım atarak  döneceklerini geçen hafta konuşmuştuk. S400’ler ve diğer Rusya ile olan askeri projelere ilişkin bilgilere de rastlamıyorsunuz. Türkiye savunma sanayinin üretim stratejisi hangi istikamette gelişecek, Rusya ile girilen ilişkiler bu stratejinin neresinde, böyle şeyler zinhar yok. Ülkenin kaynaklarının nasıl kullanıldığı, doğru kullanılıp kullanılmadığı hakkında bilgimiz yok, bakın Türkiye Katar’da üs açtı arkadaşlar!

ÖM: Evet.

AB: Askeri üssümüz var Katar’da! Katar’daki askeri üsse ne kadar para harcıyoruz bunu bilmiyoruz. 3000 kişilik kapasitede bir üs var orada. Bu üssün mimarı sayın Davutoğlu, görev döneminde 15 kez gitmiş Katar’a! Katar’da Türkiye niye üs kuruyor? Dünyanın en büyük üsleri zaten orada, Amerikalıların Katar’da bir üssü var inanılmaz büyüklükte. Eski Türk kalesini de kapsayan bir yerde.  Türkiye ile Katar arasında ilişkiler bu dönemin aynası olacak nitelikte. AKP liderinin ve iktidarının iki büyük aşkı var; birincisi inşaat, ikincisi Katar! İki aşkı anlamadan çözümleme yapamazsınız. Katar aşkına tank palet fabrikasını veriyoruz.

ÖM: Evet palet fabrikasıyla ilgili olarak CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu epey soruşturulması gerektiğini birkaç defa söylemişti. Bir başka özelliği de Katar’ın, dünyada en yüksek kişi başına karbon dioksit ve sera gazı salımı yapan ülkelerden biri, hatta belki de birincisi olması. Bir daha kontrol etmem lazım ama öyle birçok rekoru da var Katar’ın.

AB: Türkiye’nin Katar’da askeri üs açması neredeyse hiç konuşulmadı, bir de Sevakin adası hikayesi var onu biliyor musunuz?

CT: Evet Suudi Arabistan’ın...

AB: Sudan.

CT: Evet Sudan’ın hemen yanındaki.

AB: Evet, El Beşir döneminde pek çok anlaşma imzalandı.

CT: Ada yeniden ihya edilecekti.

AB: Evet ama orada da Türkiye’nin askeri üs kuracağı gündeme geldi. Yeni yönetim dedi ki “Beşir dönemindeki anlaşmaların hepsini iptal ediyoruz!” hatırladığım kadarıyla yeni iktidar “üs”  düşüncesinin arka planda olduğu varsayımı olduğunu ileri sürerek kabul edilemez dediler.

ÖM: Ömer El Beşir de bu arada tutuklu ve 13 milyon dolar çıkmış evindeki kasalardan.

AB: Evet ayakkabı kutularından, orada da ayakkabı kutuları karşımıza çıkıyor! Türkiye’nin Ortadoğu’da halihazırda iyi ilişki sürdürdüğü ülke Katar değil mi?

ÖM: Evet.

AB: Katar’la ballı lokma tatlısıyız ama aynı Katar doğu Akdeniz’deki Türkiye’nin karşı çıktığı ülkelerle doğalgazda işbirliği yapmıyor mu?

CT: İş başka aşk başka derler!

AB: Hah işte evet! Şimdi dolayısıyla Libya’daki durum da ona benziyor, sen Rusya ile askeri ve siyasi  ilişkiler geliştiriyorsun, silahlar alıyorsun, savunma sanayiini oraya entegre etmek için yeni üretimler, yatırımlar peşinde olduğunu söylüyorsun, nükleer santral yapıyorsun, silahları test ediyorsun, Ankara’da gözümle görebileceğim mesafede yerleşti S400’ler, onların testleri yapıldı dostlar alışverişte görsün şeklinde. Yayınladıkları dokümandan önümüzdeki dönemde MKE’yi de halledeceklerini anlıyoruz, MKE’nin yönetim modeli değiştirilecek deniyor. Ancak planda açıkladıkları hedeflerin ve vaatlerin altları doldurulmuş değil.

El Beşir’le Erdoğan 22 anlaşma imzalamıştı, ticaret hacminin 5 yılda 10 milyar dolara çıkarılması hedeflenmişti. Adaya da 640 milyon dolarlık yatırım yapılacağı açıklanmıştı. Adada Osmanlı kalıntıları varmış, turizm adası haline çevireceklerdi, örtük hedefin askeri üs olarak kullanılacağı şeklinde söylencelerin eşliğinde. Bu konular kamuoyunun önünde getirilmiyor, kamuoyu gözden çıkarılmış durumda, parlamento işlevinin ancak dörtte birini yerine getirdiği için, ortada bir basın olmadığı için, bunları konuşma imkanımız maalesef olmuyor. Beğenmediğimiz eski demokraside bu anlaşmaların ne olduğunu, ne demek olduğunu ortaya koyuyorduk, konuşulabiliyordu, basın gündeme getirebilirdi. Şimdi bunların yapılamadığı bir Türkiye’de yaşıyoruz. “ABD  füze savuma siteminin teknolojisini vermiyor bu nedenle S400 alıyoruz” diyorlar, ancak S400’ün teknolojisinin alınıp alınmadığını da bilmiyor Türkiye. Biliyor muyuz?

ÖM: Hayır bilinmiyor, orada da meşkuk eski tabiri kullanacak olursak, belli değil yani, belirsiz.

AB: Suriye’deki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi harekatlara ne kadar para harcandığını, bundan dolayı ekonomimizin ne kadar zor durumda kaldığını analiz edebiliyor muyuz?

CT: Yok.

AB: Edemiyoruz, geçmişte 1974 Kıbrıs harekatının ekonomiye maliyeti ve etkilerini araştırmaya çalışmıştım, (ki o zamanki durumla bugünkü durum çok farklı, o zaman dışa açık bir ekonomi değilsiniz, kapalı bir ekonomisiniz) harekatın Türkiye’nin 70’li yıllar döviz darboğazına, enflasyona yol açan süreçlerde katkısı vardır. Şimdi Afrin’de fakülte kuruyorsunuz, kamu yatırımları yapıyoruz, bunların kaynağı nereden geliyor? 5 milyon mültecinin Türkiye ekonomisi üzerine etkileri neler? Bu gibi bunların hiçbiri doğru dürüst konuşulmuyor, içinde bulunduğumuz dış politika eksenleri de   karmaşık vaziyette, Rusya ve Batı ile çelişik örtüşmesi mümkün olmayan hareketler  yumağı içindeyiz.

CT: Ali bey bir şey sorabilir miyim bu Katar konusu geçmişken?

AB: Tabii.

CT: Geçtiğimiz hafta Katar başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı Suudi Arabistan’ı ziyaret etmişti, şimdi de gazetelerde şu konuşuluyor, Katar ve Suud krizinin sonu mu geliyor diye tartışılıyor. Katar’la Suudi Arabistan barışırsa Türkiye de otomatik olarak Suudi Arabistan’la barışmış olur mu Almanya’nın 1. Dünya Savaşı’nı kaybettiğinde olduğu gibi Osmanlı’nın da kaybetmiş olduğunun varsayılması?

ÖM: Yenik sayılmıştı.

CT: Evet yenik sayılmıştı, barışmış sayılır mı yani?

AB: Muhtemelen öyle olur.

CT: Öyle mi?

AB: Tabii canım.

CT: Güzel bir dış politika yani!

ÖM: Barışık sayılırız evet.

AB:Muazzam yanlışlarla, sürdürülebilirliği mümkün olmayan bir dış politika dizaynımız bulunuyor!  Kişiliği sorunlu bir dış politikamız var! Şimdi yanımızda dış politika hocası var, fazla söz söylemek bize düşmez. Dış politika siyasası nasıl oluşturulur? Bir birikim gerekiyor, dışişleri diye bir bakanlık var, o bakanlığın hali pür melali de ortada.

CT: Köklü bir geleneği olan bir bakanlık aynı zamanda.

AB: Evet, dış politika siyasası nasıl oluşturulurdu, gerektiğinde gider akademiden desteğini alırdınız Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne müracaat edilirdi değil mi? Dışişleri bürokrasisi, Fahir Armaoğlu’na Seha Meray’a Gündüz Ökçün’e başvurur, görüşünü alırdı. Bunlar yok artık, bakın ömrü hayatım bürokrasiyle iç içe geçti, hep eleştirdik basınız, gazeteciyiz, zaten eleştirmek bizim görevimiz, doğru ve yanlışı takip etmek, ancak böylesine darmadağın olmuş kamu idaresini hiç  görmedim. Otoriterlik ve zavallılık iç içe geçmiş bir durumda..

ÖM: Evet Aydın Selcen’in de yazdığı bir kitap var oldukça ilginç izlenimler taşıyor. Erbil’de başkonsolos olduktan sonra istifa etmişti.

CT: Evet dışişleri mensubudur kendisi.

ÖM: Evet, kitabının adı yanılmıyorsam Gözden Irak kitabının adı. Aydın Selcen’in kitabında da bu geleneğin nasıl tamamen tepetaklak edilmiş olduğunu, yani dışişleri bakanlığının...

CT: Hariciye Nazırlığı.

ÖM: Hariciye nazırlığının nasıl hallaç pamuğu gibi atılmış olduğunu, bütün geleneklerin çiğnendiğini anlatan çok ilginç anekdotlarla dolu bir kitabı var.

AB: Devletin reisi görüşmelere gidiyor yanında dışişleri bakanı yok, bakanlığın mensubu yok, elçi yok.

ÖM: Diplomatlar yok evet görüşmeci yok.

CT: Ve hala gözaltılar oluyor, en son Milliyet gazetesinin haberi bu, “Ankara cumhuriyet başsavcılığınca Fethullahçı terör örgütünün dışişleri bakanlığındaki Avrupa yapılanmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltı kararı verilen 29 şüpheliden 10’u yakalandı” deniyor. Yani dışişleri bakanlığının aktif olarak çalışan insanların görevlinin de aynı zamanda gözaltına alındığından ve tutuklandığından bahsediyor. Bir yandan da içteki karışıklık devam ediyor zannedersem.

AB: O işi anlamak mümkün değil, gözaltılar, soruşturmaların sonu gelmiyor, on binlerce insan mağdur vaziyette. KHK yaramız inanılmaz boyutlarda 1402 uygulamalarını Ömer bey çok iyi bilir, bugünkü durumu 12 Eylül’deki 1402 ile karşılaştırmak mümkün ama bugün sayı olarak çok aşan miktarlarda insan mağduriyet yaşıyor.

ÖM: Kapsam olarak da.

AB: Son olarak Erdoğan’ın Babacan, Şimşek ve Davutoğlu’na karşı açıklamalarına değinelim ve bitirelim. Ciddi suçlamalarla taarruza geçti, adeta saldırdı, bordadan girdi yani! Yolsuzlukla suçladı. Suçladığı adamlara bakar mısınız, Ali Babacan kurucu üye partinin, kuruluştan beri başbakan yardımcısı ve ekonomiden sorumlu oldu, dışişleri bakanlığı yaptı. Davutoğlu dışişleri bakanlığı yaptı, başbakanlık ve AKP genel başkanlığını yaptı. İki başkanı var AKP’nin biri Erdoğan biri Davutoğlu.

ÖM: Ve aralarında çok ciddi bir sorun oldu, çok ağır suçlamalarla, yolsuzlukla suçlayan demeci vardı.

AB: Evet.

ÖM: Bunun üzerinde de birazcık durduk, bitirebiliriz herhalde çünkü bugün biraz sıkışık bir programımız var Ali bey.

AB: Tamam, kolay gelsin.

ÖM: Çok teşekkür ederiz, bunları konuşmaya devam edeceğiz tabii.

CT: Görüşmek üzere efendim.

ÖM: Görüşmek üzere.

AB: Hoşça kalın!