"Neden Maui’de yangınla mücadele için hiç su yoktu?"

-
Aa
+
a
a
a

Büyük şirketler, golf sahaları ve oteller yıllardır yöre halkının suyunu alıyor. Şimdiyse yangın daha bile yıkıcı bir su hırsızlığına yol açabilir.

“Maui’nin geleceği için verilen mücadele şiddetlenmek üzere ve özünde bunun sebebi yangın değil tümüyle farklı bir unsur: Su.”   Fotoğraf: Matthew Thayer / AP
“Maui’nin geleceği için verilen mücadele şiddetlenmek üzere ve özünde bunun sebebi yangın değil tümüyle farklı bir unsur: Su.”  Fotoğraf: Matthew Thayer / AP

Naomi Klein ve Kapua ‘ala Sproat'ın Maui Adası'ndaki yangınlar üzerine kaleme aldığı ve The Guardian'da yayınlanan metni paylaşıyoruz.


Maui’nin dört bir yanında zümrüt yeşili pırıl pırıl golf sahaları var, oteller havuzlarını doldurabiliyor ve şirketler lüks malikânelere satmak için su depoluyor. Buna rağmen, mesele yangınla mücadele olunca bazı hortumlar kurudu. Neden?

Bunun sebebi, batı Maui’nin en kıymetli doğal kaynağı için uzun zamandır yaşanan çekişmeler, yani su. Bu yüzden, Tereari‘i Chandler-‘Īao 8 Ağustos Salı günü Lahaina’daki yangınlardan kaçarken yanına bir çanta giysi, biraz yiyecek ve pek alışılmadık bir şey aldı: Su kullanım izni başvurularının olduğu bir kutu.

Bir halk avukatı olan Tereari‘i, kişisel bir felaket yaşamasına rağmen, Maui’nin geleceği için verilen savaşın şiddetlenmek üzere olduğunun çoktandır farkındaydı ve özünde bunun yangından değil tümüyle farklı bir unsurdan kaynaklandığını biliyordu: Bu unsur, suydu. Özellikle de Hawaii yerlilerinin su hakları, yani plantasyonların, gayrimenkul müteahhitlerinin ve lüks tatil köylerinin neredeyse iki yüzyıldır üstüne çöktüğü haklar. Tereari‘i alevler yaklaştıkça bu büyük oyuncuların acil durum maskesi altında nihayet batı Maui’nin suyunu temelli ele geçirme fırsatı bulmasından korkuyordu.

Ayrıca bildiği bir şey daha vardı: Bu hırsızlığı durdurma umudu taşıyan tek kuvvetin örgütlü halk toplulukları olacağının farkındaydı – tam da bu topluluklar hayat kurtarmak ve kayıp sevdiklerini aramak için çoktan bir kopma noktasına gelmiş olsalar bile. 

Felaket kapitalizmi –çok şiddetli kolektif travma zamanlarının, küçük bir seçkin kesimin işine gelen ancak toplumun rağbet etmediği kanunları hızlıca geçirmek için kullanıldığı bu klişeleşmiş taktik– bu zalim dinamiğe dayanır. Maui doğumlu, yerli bir gazeteci olan Lee Cataluna kısa süre önce felaketin ön saflarında bulunan insanların mücbir konut anlaşmaları veya perde arkasındaki siyasi hamlelere değil de mecburen “hayatta kalma meselelerine” yoğunlaştığını gördü: “Duyurulara. Hizmetlere. Talimatlara. Yardıma. Benzin almak için şuraya gidin. Bakın bakalım bu listede kocanızın adı var mı…” İşte tam da bu yüzden söz konusu taktik çoğu zaman başarılı olur.

Felaket kapitalizmi farklı bağlamlarda pek çok biçim almıştır. 2005’teki Katrina Kasırgası’ndan sonra New Orleans’ta devlet okullarının yerini sözleşmeli okulların alması ve seçkin şehir evlerine alan açmak için sosyal konut projelerinin yerle yeksan edilmesi için hemen harekete geçilmişti. 2017’deki Maria Kasırgası’ndan sonra Porto Riko’da devlet okulları bir kez daha kuşatma altına alındı ve fırtınanın toprak kaymasına yol açmasından önce elektrik şebekesinin özelleştirilmesi hamlesi oldu. 2004’teki tsunaminin ardından Tayland’da ve Sri Lanka’da, önceden küçük ölçekli balıkçılar ile çiftçilerin yönetiminde olan değerli bir sahil şeridini gayrimenkul müteahhitleri ele geçirdi, bu esnada yörenin gerçek sakinleri tahliye kamplarına hapsoldular. 

Her zaman küçük bir fark olmuştur, Hawaii yerlileri de bu yüzden kendi özgün versiyonlarını azıcık farklı bir tabirle adlandırıyor: Plantasyon felaketi kapitalizmi. Bu da yeni sömürgeciliğin ve iklim vurgunculuğunun çağdaş biçimlerine hitap eden bir adlandırma, tıpkı emlak simsarlarının her şeyini kaybetmiş Lahaina sakinlerini çat kapı ziyaret edip tazminat parasını beklemektense atalarından kalma toprakları satmaya teşvik etmesi gibi. Ama aynı zamanda, bu hamleleri yerleşimcilerin sömürgeci kaynak hırsızlığının ve dolandırıcılığının çok eski ve hâlâ süregiden tarihine yerleştirerek, birtakım modern kılıklara bürünebilse de felaket kapitalizminin çok eski bir taktik olduğunu açık seçik gösteriyor. Hawaii yerlilerinin hayli büyük bir direniş deneyimine sahip olduğu bir taktik bu.

“İklim acil durumu bu gerilimleri sadece artırıyor, kuraklığı daha beter bir hale getiriyor ve dünyanın da bildiği gibi, kontrol edilemeyen yangınları davet eden koşullar yaratıyor.” Fotoğraf: Başçavuş Matthew A. Foster / DVIDS / AFP/ Getty Images
 “İklim acil durumu bu gerilimleri sadece artırıyor, kuraklığı daha beter bir hale getiriyor ve dünyanın da bildiği gibi, kontrol edilemeyen yangınları davet eden koşullar yaratıyor.” Fotoğraf: Başçavuş Matthew A. Foster / DVIDS / AFP/ Getty Images 

Bu da bizi Tereari‘i’nin kurtardığı o kutunun içinde neler olduğuna ve suyun bu kader anındaki yerine getiriyor. Adanın batı bölgesi olan Maui Komohana’nın suyu yüzyılı aşkın zamandır dış menfaatlerin yararına ihraç ediliyor: Önce büyük şeker plantasyonları ve daha yakın bir zamanda bunların kurumsal mirasçıları için. Şirketler –bunların arasında West Maui Land Co (WML) ve alt kuruluşları kadar Kaanapali Land Management ile Maui Land & Pineapple Inc de bulunuyor– bir zamanlar şekerkamışı ve ananas yetişen topraklarda McMalikâneler, sömürge tarzı parsellemeler, lüks tatil köyleri ve golf sahaları kurmak için adanın doğal kaynaklarını silip süpürdüler.

Bölgeye has ekolojinin doğal nemini kurutan bu tarihsel ve modern plantasyon ekonomisinin özellikle suya tahribatı çok büyük oldu. Bir zamanlar Pasifik’in Venedik’i olarak bilinen Lahaina kavruk bir çöle döndü, yangına karşı böylesi savunmasız olmasının sebebi de kısmen bu. Suyu çeken plantasyon kuyuları en az 6 hektar büyüklüğünde bir tatlısu balık göleti olan, göletin içinde Hawaii Krallığı’nın tahtı konumundaki Moku’ula Adası’nı besleyen Mokuhinia’yı kuruttu. Bu plantasyon 1900’lerin başında Mokuhinia’yı toprakla doldurdu ve sonunda bu kutsal alanda bir basketbol sahası ile otopark belirdi. 

Bu ilk plantasyonların çoğu kapatıldıktan sonra bile su hırsızlığı altyapısı ve uygulamaları kaldı. Çok eski zamanlardan beridir Maui Komohana’da yaşayan Hawaii yerlisi halkların pek çoğu bugün içmek, çamaşır yıkamak ve bitki sulamak gibi temel ihtiyaçları için hâlâ sudan mahrumlar. Örneğin, ailesi yüzyıllardır Kaua‘ula’da yaşayan ve kanun kapsamında öncelikli su hakkı olan Lauren Palakiko geçen sene bir eyalet su komisyonu oturumunda, evine yeterli su verilemediğinden bebeğini bir kovada yıkamak zorunda kaldığını anlattı. Çünkü eskiden onların vadisinden akan derelerin yönü, genellikle plantasyon kontrolündeki arazileri kapsayan, lüks evlerin bulunduğu alanlara akacak biçimde değiştirilmiş.

Bu, pek çok yerli ailenin bölgenin su hatlarına (hiç yangın musluğunun olmaması da demek) erişmesini engelleyen bir durum, aynı zamanda evlerini ve hayatlarını gittikçe daha fazla tehdit eden yangınlardan kaçacak hiçbir asfalt yol da yok. Mesela, Lahaina’nın hemen yanında bulunan Kaua‘ula vadisindeki Hawaii yerlisi aileler Launiupoko Sulama Şirketi’ne (Launiupoko Irrigation Co – LIC) mahkûmlar çünkü WML’nin bir alt kuruluşu olan LIC vadinin plantasyon dönemi su sisteminin sahibi. Komşu vadideki zengin sitelere hizmet vermek için Kaua‘ula Nehri’nin neredeyse tamamı kullanılıyor ve hem müşterilerine satıp hem de su komisyonunun nehir koruma standartlarına uymak için yeterli su olmadığını iddia ettiğinde Kaua‘ula ailelerinin evlerine giden su tamamen kesiliyor.

İklim acil durumu ise bu gerilimleri sadece artırıyor, kuraklığı daha beter bir hale getiriyor ve dünyanın da bildiği gibi, kontrol edilemeyen yangınları davet eden koşullar yaratıyor. Son beş yılda yangınlar Kaua‘ula vadisini yakıp yıktı, çok önemli olan yangınla mücadele için kullanılması dahil olmak üzere az miktardaki suya erişmeyi kimin hak ettiğine ilişkin mücadelelerin şiddetini artırdı.

Sonuçları çok önemli olacak bu mücadelede, gittikçe artan sayıda Hawaii yerlisi topluluk su hakkını savunmak için örgütlendi; anayasa, su kanunu, Hawaii yüksek mahkemesi teamülleri dahil Hawaii kanunlarına göre onların en öncelikli biçimde korunması gerekiyor. Maui Komohana’nın her yanından Hawaii yerlileri onarıcı adalet peşinde neredeyse otuz yıldır avukatlarla birlikte çalışıyor; yakın zamanda da Tereari‘i gibi ücret almadan çalışan avukatlarla ve Hawaii Üniversitesi Richardson Hukuk Fakültesi’ndeki Ka Huli Ao Yerli Hawaii Hukuku Mükemmeliyet Merkezi’nden öğrencilerle işbirliği yapıyorlar. 

Bu topluluklar, genellikle saçma kullanımlar için yönünün saptırılmasını izlemektense kendi sularını yönetme hakkı için birlikte savaşıyorlar. Haziran 2022’de tarihsel bir zafer yaşanmıştı: Hawaii yerlileri ile diğer bölge sakinlerinin yoğun taleplerini dikkate alan su komisyonu oybirliğiyle batı Maui’yi bir yüzey ve yeraltı suyu idari bölgesi olarak tanımladı. Hawaii su kanununa göre bu tanımlama, plantasyonlar ile müteahhitlerin tarihsel ve hâlâ süregiden aşırı su kullanımı karşısında Hawaii yerlilerinin haklarının ve çevrenin önceliğinin korunmasına komisyonun izin yetkisi vermesi anlamı taşıyor.

Uzatmalı mücadeleden sonra ve sektörün öngörülebilir itirazına rağmen halk ve su komisyonu galip gelerek, bir yüzyıldan uzun zaman önce kendilerinden çalınmış olan, halkın su üstündeki kontrol hakkını yeniden kazanmasını umduğu yeni bir sistemi başlattı. Palakiko ailesi ve başkaları, bebeklerine banyo yaptırmak gibi evsel ihtiyaçları ve aynı zamanda bölgeye özgü sulak alan tarımı için gereksinim duydukları su kullanım izin başvurularını doldurmaya başladı.

Ama en zalim ironi şu ki: Bu izin başvurularını su komisyonuna teslim etmek için son tarih 7 Ağustos pazartesiydi. Ve Lahaina’yı yakıp kavuran yangın tam da ertesi gün başladı.

1

 “Maui Komohana’daki toplulukların pek çoğu WML’nin tarihi yeniden yazmasını kabul etmeyi reddediyor. Örneğin, helikopterleri yangına müdahale etmekten alıkoyan esas sebebin güçlü rüzgârlar olduğunu ve sonunda kullanılabildiklerinde ise deniz suyuna erişimin daha kolay olduğunu biliyorlar.”  Fotoğraf: Jae C Hong / AP 

Hawaii valisinin idari kurumları hiç vakit kaybetmeden acil durum bildirgeleri yayınladı ve aralarında “acil duruma müdahale etmek için gereken süre boyunca, Hawaii eyaleti su kanunu”nun da bulunduğu bir dizi yasayı askıya aldı. Plantasyon mirasçıları, acil durum ilanından önce durdurmakta başarısız oldukları tanım sürecine son vermek için zekice bir hamlede bulunup hemen harekete geçtiler. Yangınların başlamasından sonraki günlerde WML, su komisyonunun Maui Komohana’daki derelerin –yangının dokunmadığı alanlardakilerin bile– korunmasını askıya almasını talep etti ve tanım süreci boyunca kurumun görünen yüzü olmuş komisyonun başkan yardımcısı Kaleo Manuel’in bu yıkıcı yangının sorumlusu olduğu imasında bulundu. Komisyon makamı bu talebi kabul etti ve şirketin lüks yerleşim yerlerine hizmet veren rezervuarları doldurmak için derelerin yönünü değiştirmesine izin verdi. WML sonunda bütün tanım sürecinin “askıya alınması ve nihai olarak değiştirilmesi” talebinde bulundu. Yöneticisi açık açık şunları söyledi: “Ortadan kalktığını görmeyi çok istiyorum” – Earthjustice idari avukatı Isaac Moriwake bu hamleyi “bu trajediyi ucuz bir avantaj için kullanma” girişimi olarak tanımlayarak kınadı

Ardından, çarşamba günü, sağ kurtulanların aranması hâlâ yoğun biçimde sürerken, valilik Manuel’i “başka bir göreve atadığını” duyurdu, onu bütün görevlerinden azletti ve bilinmeyen başka bir makama sürdü. Bu hamleyle komisyonun hiçbir idari lideri kalmadı. 

Bu vaka, en ödlek felaket kapitalizminin klasik bir örneği: Küçük bir seçkinler grubunun, su hakkı için güçlükle kazanılmış bir halk zaferini etkisiz hale getirme fırsatı olarak çok büyük bir insanlık trajedisini kullanması ve bunu yaparken yönetimin müteahhit-yanlısı planlarına siyasi bir rahatsızlık teşkil eden kamu personelini yerinden etmesi.

Bu arada, Hawaii valisi Josh Green de WML’nin suçlamalarını papağan gibi tekrarlayarak, yangınla mücadele edecek yeterli suyun bulunmamasının başlıca sorumlusu olarak “su yönetimi”ni suçladı. Çoğu insanın kışkırtıcı bulduğu sözler kullanarak, su adaleti için verilen mücadelenin bundan sorumlu olduğunu ima eder gibiydi. “Dürüst olmaya başlamamız önemli,” dedi. “Eyaletimizde insanlar şu anda suya erişmemizi sağlamak ve fırtınalar daha da güçlenirken yangınlara hazırlanmak için su sağlamaya çalışıyor.”

Maui Komohana’daki toplulukların pek çoğu WML’nin tarihi yeniden yazmasını kabul etmeyi reddediyor. Örneğin, helikopterleri yangına müdahale etmekten alıkoyan esas sebebin güçlü rüzgârlar olduğunu ve nihayet kullanılabildiklerinde ise deniz suyuna erişimin daha kolay olduğunu biliyorlar. Aynı zamanda, bölgeyi bu kadar savunmasız kılan kuraklık koşullarının bir yüzyıldan eskiye dayanan, plantasyonların ve mirasçılarının yöreye özgü kaynakları istiflediği yerleşimci sömürgeciliğin bir sonucu olduğunun da farkındalar. Hawaii’nin ünlü şairi Brandy Nālani McDougall’ın söylediği gibi, “suyun yaratıldığı yerde akmasına izin verilseydi ve gerektiği gibi herkesi besleyip büyütmeye devam edebilseydi bu yaşanmazdı."

Umutlu olmak için bir sebep varsa, o da Maui halkının tarihinden ders çıkarmış olmasıdır. Evet, telafi edilemez tarihsel ve kültürel eserler yangında yok olup gitti ama o eserlerin temsil ettiği öğretiler kaybolmadı. Hawaii yerlileri haklarının neler olduğunu biliyor – atalarının topraklarında kalmak, o topraklardaki derelerin akışını eski haline getirmek ve bölgeye özgü yaşam biçimlerini korumak, sömürgeci talanın tetiklediği iklim krizine sonuna kadar direnecektir. O geleneksel yaşam biçimleri gerçekten de tarih boyunca adaların zenginliğini geri getirdi, kötü yönetilen plantasyonlar ise bölgeyi çöle çevirdi. İşte bu yüzden Tereari‘i gibi halkı örgütleyenler, su hakkıyla ilgili kıymetli evrakların olduğu, toplantılar ve istişareler esnasında dikkatle toplanan notlarla dolu o kutuyu almak gerektiğini biliyordu.

Gayrimenkul müteahhitleri etrafta dönüp durmaya başlar başlamaz yerel halkın felaket vurgunculuğuna dikkat çekmek için örgütlenmeye başlamasının sebebi de bu zor edinilmiş bilgi. Pek çoğu aynı zamanda aileleri yeniden inşa edilen evlerine geri döndürmek için gereken kaynakları korumaya kendini adadı: Bu aileler felaket-sonrası yeniden yapılanmanın, aloha ‘āina’ya, yani doğal ve kültürel kaynaklara büyük bir saygı ifadesi olan değerler sistemine dayanan bir sürecin anlatıcıları ve mimarları olmaya teşvik edildiler. 

Hawaii’de suyun kimseye ait olmayan bir halk güvencesi olmasının sebebi de bu değerler sistemi – ne valiye, ne WML’ye ne de bu kaynakla atalardan kalma bağları olan Hawaii yerlilerine ait değil. Bunun yerine, yerli hukukuna göre su, herkesin gelişip büyüyebilmesi için geçmiş ve gelecek kuşaklar adına korunur. Bu ilke bazıları için siyasi rahatsızlık yaratsa da böylesi narin adalarda yaşamın sürmesini sağlayacaktır. Aloha ‘āina Hawaii yerlilerinin bin yıldır Hawaii’de sağlıkla yaşamasını sağladı ve iklim krizinin yaşandığı bir dönemde yönümüzü bulmak için tam da bu türden biyokültürel bilgiye ihtiyacımız var.

Hawaii gerçekten de bir acil durum yaşıyor, ancak vazgeçilmez su kanunlarının fırsatçılıkla askıya alınmasına ve çalışkan memurların görevden azledilmesine değilaloha ‘āina’yı işler hale getirecek acil durum ilanlarına ihtiyaç var. Bu valinin bundan sonraki adımı, Maui Komohana’nın Palakiko’lar gibi yerli ve diğer yerel aileler için yaşanacak bir alan olarak kalıp kalmayacağını veya WML gibi şirketler ile zengin müşterilerinin batı Maui’de arazi ve su kontrolünü tümüyle ele geçirip geçirmeyeceğini belirleyecek. 

Şu anda dünyanın gözleri Maui’nin üstünde ama pek çok insan nereye bakması gerektiğini bilmiyor. Evet, enkaza bakın, yas tutan ailelere, travma geçiren çocuklara, yanıp kül olmuş eserlere bakın ve sahada halkın yönetimindeki gruplara gücünüz yettiğince bağış yapın. Ama bunun altına ve ötesine de bakın. Akiferlere ve derelere, plantasyon döneminden kalma su çevirme hendeklerine ve rezervuarlara. Çünkü su orada ve suyu kontrol eden Maui’nin geleceğini de kontrol eder.


Bu makalenin telifi, Nā ‘Āikane o Maui’nin yönetimindeki Maui Kültürel Merkezi’nin yeniden inşasına yardım için bağışlanmıştır. Şu sıralar Maui’de yardım ve başka destek hizmetleri düzenleyen Red Lightning’e de bağışta bulunabilirsiniz.

Kapua’ala Sproat, Ka Huli Ao Yerel Hawaii Hukuk Merkezi ve Çevresel Hukuk Programı’nda hukuk profesörüdür. Aynı zamanda Mānoa’daki Hawaii Üniversitesi William S. Richardson Hukuk Fakültesi’nde Hawaii Yerlisi Hakları Kliniği’nin eş-direktörüdür. 

 

Çeviren: Tülin Er