Medyanın müşterekleştirilmesi ihtiyacı: Ömer Madra ile söyleşi

Editörden
-
Aa
+
a
a
a

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nden (MLSA TV) Banu Tuna, konuğu Ömer Madra ile medya sektöründe okuyucu/dinleyici desteğiyle ayakta kalmanın mümkün olup olmadığını konuştu. 

MLSA TV’de Banu Tuna’nın sunduğu “Gazetecilikte nereye doğru” programının bu haftaki konuğu, Açık Radyo’nun kurucularından iklim aktivisti Ömer Madra oldu. 25 yılı geride bırakan Açık Radyo’nun kurucularından olan Madra, büyük medya kuruluşları tarafından susturulan büyük bir çoğunluk olduğunu, bu baskıya medya araçlarını müşterekleştirerek direnilebileceğini vurguladı.

Açık Radyo’nun kuruluş sürecini anlatarak söze başlayan Ömer Madra, “Başından beri bir kolektif olarak ortaya çıkan, bizim müşterek demeyi seçtiğimiz Açık Radyo’nun tek kurucusu değil, kurucularından biriyim. 25. yılı iki hafta önce geride bıraktık. 26. yılımızın ilk on günündeyiz. O nedenle bana tam 25 yıl geride kalmışken bu konuda konuşma imkânı verdiğiniz için çok teşekkürler” dedi.

Pandemi sürecinin gezegendeki eşitsizlikleri daha da görünür kılan bir etkisi olduğunu ifade eden Madra, “Eve kapandığımız bu günlerde dünyanın ne kadar berbat bir halde olduğunu görüyoruz. Benim model olarak da örnek aldığım Democracy Now’un kurucusu Amy Goodman da bunu vurguluyor” dedi. Madra, Goodman’ın Strokes grubu solisti Julian Casablancas’ın Ekim 2020’de başlattığı “İmdat! Dünyanın Hali Berbat” (S.O.S. Earth is a Mess) isimli programda verdiği bir demeçte yaşadığımız gezegendeki eşitsizlikleri ve barışı dert edinenlerin azınlıkta olmadığını ifade ettiğini hatırlattı. “Savaş karşıtı olan, iklimi dert edinenler olarak azınlıkta değiliz,” diyen Madra “sessiz çoğunluk” söyleminin de doğru olmadığını söyleyerek bu çoğunluğun medya kurumları tarafından susturulmuş olduğunun altını çizdi. 

“Medya kurumlarını tekrar ele geçirmeliyiz”

“İşte tam da bu yüzden medya kurumlarını tekrar ele geçirmeliyiz” diyen Madra, Noam Chomsky’e referans vererek dünyanın bir yol ayrımında olduğunu savundu. Bunun 2018’de söylendiğini hatırlatan Madra, “Şöyle deniyordu: ‘Ya bir an önce önlem alacağız, ya da geri dönülemez bir sürece gireceğiz.’ Geri dönememek ne demek? Bildiğimiz anlamda medeniyetin sonu anlamına geliyor. Oysa insanlık sadece kendi türünü tehlikeye atmakla kalmıyor, diğer tüm türleri de tehlikeye atıyor. Herkesin gözünün önünde gerçekleşen bu duruma karşı tepkisiz kalmak insanlığın anlayışsızlığından değil, tamamen medyanın kurduğu anlatıdan kaynaklı” diye konuştu.

“Cinnet hâlindeki dünyada kurtarıcı beklemeye meyilliyiz”

Büyük medya kuruluşlarının iklim krizini inkâr etmek için büyük çaba harcadıklarını söyleyen Madra, “Bu kurumlar için iklim krizini kabul etmek mümkün değil. Bir gün kar yağsa bunu inkâr politikasını beslemek için kullanıyorlar” dedi. İklim krizinin yanı sıra en büyük sorunun giderek otokratikleşen iktidarlar olduğunun altını çizen Madra, “cinnet halindeki dünyada birinin gelip bizi ve iklimi kurtarmasını beklemeye meyilli” olduğumuzu söyleyerek bunun ancak dürüst ve bağımsız bir medya ile kırılacağını öne sürdü. 

25 yıl önce işe ilk başladıklarında farkındalıklarının bugünkü kadar yüksek olmadığının atını çizen Madra, “Ama şu an ekoloji ve çevre hakkı konusunda sürdürdüğümüz 17 programımız var. Burada sürdürülebilirlik meselesi gündeme geliyor” dedi. Madra sözlerine şöyle devam etti: “İlk dinleyici destek programımızı bir günlüğüne yapmıştık. Programcımız Hrant Dink çıkmıştı, ona ‘Açık Radyo senin için ne demek?’ diye sorduğumuzda, ‘Düşünsel bir alan sağlayan benzersiz bir bannak’ demişti. Dinleyici desteğimiz giderek büyüdü.”

İlerleyen senelerde hafta sonlarını da içeren 9 gün 99 saatlik destek programları düzenlediklerini aktaran Madra, bu programların kendileri için önemini şöyle açıkladı: “Türkiye’nin önde gelen yazarları, karikatüristleri, çizerleri, ressamları, müzisyenleri, şairleri, edebiyatçıları gelip bize destek verdiler, konserler verdiler. Bu harika bir şey oldu, ayakta durmamıza yol açtı. Muazzam paralar dönmedi şüphesiz ama dünyadaki diğer örnekleri gibi ayakta kalmamızı sağlayan bir yöntem oldu,” dedi. 

“Pandemi sürecini anlamakta edebiyatın gücü hafife alınamaz”

Pandemi sürecinde yaptıkları farklı işlere de değinen Madra, bu konuyu işlemek için erken davrandıklarını ve dünya çapında uzman virologlar ile program yaptıklarını söyledi. Albert Camus’nün Veba adlı eserini iki aylık bir süreçte baştan sona okuduklarını anlatan Madra, “Bu süreci anlamakta edebiyatın gücü hafife alınamaz. Evde kalırken radyonun ne işe yaradığı üzerine de düşündük” diye konuştu.

Bu dönemde dünyanın dört bir yanından haber vermeye, farklı mücadeleleri dinleyiciyle taşımaya çalıştıklarını ifade eden Madra, dinleyicilerden aldıkları geri dönüşlerin çok olumlu olduğunu da ekledi. Madra, sözlerini şöyle sürdürdü: “Amy Goodman, medyanın dünyada barış için en büyük gücü oluşturabilir ancak tam aksine bir savaş silahı olarak kullanılıyor diyor. İşte böyle bir medyaya meydan okumamız gerekiyor. Biz de kendimizi sürekli bir meydan okuma içinde hissediyoruz.”

“Açık Radyo’yu üç kelimeyle anlat deseler: Evde olmak gibi” 

Dinleyicilerinin kendilerini yalnızca tek taraflı bir şekilde takip etmediğini, sık sık gönderdikleri mesajlarla kendileriyle iletişim içinde olduklarını ifade eden Madra, bir dinleyicilerinden yakın zamanda gelen bir mesajı okudu:

“Evlere kapandığımız bu salgın döneminde sürekli dinlemeye başladım sizleri. Evden çıkamadığımız günlerde benim için cankurtaran gibi geldiniz diyebilirim. Güncel siyasi konularda sosyolojik, felsefi, ekolojik sorunlara bilimsel diyebilirim güncel politik, sosyal, ekolojik sorunlara bilimsel, insani duyarlı yaklaşımı gösteren; her dinlediğimde yeni şeyler öğrendiğim; ülkemizde alanındaki en güvenilir akademisyenleri, bilim insanlarını, edebiyatçılarını, sanatçılarını dinleme fırsatı sağladığınız için teşekkürler. Sesiniz ulaşıyor bizlere, Açık Radyo’yu üç kelimeyle anlat deseler bana şöyle derim: Evde olmak gibi.” 

Açık Radyo dinleyicilerine ilişkin uzun yıllar önce bir araştırma yaptırdıklarını ve bu doğrultuda özellikle evden, kadınlar tarafından dinlendiklerinin ortaya çıktığını belirten Madra bu durumu şöyle değerlendirdi: “Erkek egemen toplumun empoze edildiği bir durumda bu fevkalade bir sonuç.” 2018 yılının Aralık ayında KONDA’nın katkısıyla ortaya çıkan bir araştırma sonucunda da kendileri için önemli olan birtakım veriler elde ettiklerini aktaran Madra, “Açık Radyo’nun ‘dinleyicisi için bir yoldaş’ olduğu kavramı ortaya çıktı. Büyük bir dayanışma var, dolayısıyla umutsuz olmak zor” diye konuştu.

“Yoldaşlığı mümkün kılan, hakikat anlatıcısı olmamız”

Anket sonuçlarıyla ortaya konan bu yoldaşlık ilişkisini kuran en önemli unsuru, “hakikat anlatıcısı olmak” şeklinde açıklayan Madra, “Çok kaynak araştırıyoruz, çaba harcıyoruz. Rakamlar içinde boğulmamaya çalışarak daha iyi bir dünyada yaşamamıza engel olan şeyler neyse olanca doğruluğuyla anlatıyoruz” dedi. 

Bu doğrultuda hakikatı anlatmanın çok güçlü bir saik olduğunu vurgulayan Madra, dünyanın pek çok yerinde karşılaşılan sansür uygulamalarına da değinerek, “Tüm bu sansür çabasına rağmen internet haberciliği yapan, hakikat anlatıcılığı yapan pek çok isim var” diye konuştu. Madra bu duruma paralel olarak bugüne dek yaklaşık 1700’e yakın programcıyla çalıştıklarını belirtti. Bu insanları, “hem yetenek, hem de dünyayı değiştirme niyeti açısından inanılmaz bir ordu” olarak tanımlayan Madra, “Bizim için program da yapmış olan şair, filozof ve yazar Oruç Aruoba’yı da burada anmak gerekir. O, ‘örgütlenmiş ikiyüzlülükten ibaret olan’ toplumdan ancak parasal ilişkiler ve ihtiraslar çıkarıldığı takdirde toplumun gerçek olabileceğini, iyiye gidebileceğini söylüyordu. Biz de Açık Radyo’da tam olarak bunu yapmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

Son olarak Tuna’nın Açık Radyo’nun reklamverenlerle olan ilişkilerini nasıl yürüttüğü sorusunu yanıtlayan Madra, “Reklam alıyoruz ama kimden reklam alacağımızı da biz seçiyoruz. Gerçi reklam için biz de pek tercih edilmiyoruz galiba. İdeali tabii reklamsız hâle gelebilmektir ama şu an bunu yapabilir miyiz bilemiyorum. Şu ana kadar reklamlara ilişkin bir baskı yaşamadık,” ifadelerini kullandı.