Julian Assange'ın son duruşması

Editörden
-
Aa
+
a
a
a

Julian Assange, iade edilmemek için bu hafta İngiliz mahkemelerine son başvurusunu yapacak. Eğer gönderilirse, bu, basının iktidarın açıklamak istemediği işleri araştırmasının sonu anlamına gelecektir.

""

Julian Assange'ın bu hafta Londra'daki Yüksek Mahkeme'de iki yargıçtan oluşan bir heyet önünde ABD'ye gönderilmesine itiraz etmesine izin verilmezse, İngiliz hukuk sistemi içinde başvurabileceği başka yol kalmayacak. Avukatları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden (AİHM) 'istisnai durumlara' ve 'yalnızca telafisi mümkün olmayan bir zarar riskinin büyük olduğu durumlara' dair Kural 39 uyarınca infazın durdurulmasını talep edebilir. Ancak İngiliz mahkemesinin bunu kabul edeceği hiç kesin değil. Mahkeme, Kural 39 talimatı çıkmadan önce Julian'ın hemen ABD’ye gönderilmesine ya da AİHM'nin Julian'ın davasını görmesine izin talebini kaale almamaya karar verebilir.

Yaklaşık 15 yıldır süren ve Julian'ın beden ve ruh sağlığına ağır bir darbe vuran bu zulüm, 1917 tarihli (Amerikan) Casusluk Yasası'nın 17 maddesini ihlal ettiği iddiasıyla 170 yıl hapis cezası istemiyle yargılanacağı ABD'ye gönderilmesi için yapılıyor.

Julian'ın 'suçu', 2010 yılında ABD ordusu muhbiri Chelsea Manning tarafından sağlanan ABD hükümeti ve ABD ordusuna ait gizli belgeleri, hizmet içi mesajları, raporları ve videoları yayımlamış olmasıdır. Bu geniş malzeme hazinesi sivillere yönelik katliamları, işkenceleri, suikastları, Guantanamo Körfezi'nde tutulan tutukluların listesini ve maruz bırakıldıkları koşulları ve Irak'taki Angajman Kurallarını ifşa ediyordu.

Aralarında, iki Reuters gazetecisini ve diğer 10 sivili vurarak öldüren ve iki çocuğu da ağır yaralayan ABD helikopter pilotlarının da bulunduğu sorumlular, Collateral Murder videosunda görüldükleri halde, hiçbir zaman yargılanmadılar. 

Julian ABD imparatorluğunun tarihten silmeye çalıştıklarını açıklamıştı.

Julian'a yapılan zulüm hepimiz için çok kaygı verici bir mesajdır. ABD imparatorluğuna karşı mı çıktın, suçlarını ifşa mı ettin - kim olursan ol, hangi ülkeden gelirsen gel, nerede yaşarsan yaşa - yakalanacak ve hayatının geri kalanını dünyanın en sert hapishane sistemlerinden birinde geçirmek üzere ABD'ye getirileceksin. Julian suçlu bulunursa bu, devlet gücünün iç işleyişine yönelen araştırmacı gazeteciliğin sonu anlamına gelecektir. Benim The New York Times muhabiriyken yaptığım gibi, gizli belgeleri değil yayımlamak, bunlara sahip olmak bile suç sayılacaktır. The New York Times, Der Spiegel, Le Monde, El País ve The Guardian gazetelerinin ortak bir mektup yayımlayarak, ABD'ye Julian’a yönelik suçlamalara son vermesi çağrısında bulunmaları bu nedenle olsa gerek.

Avustralya Başbakanı Anthony Albanese ve diğer federal milletvekilleri, Julian’ın tutuklanmasının ‘bir gazetecilik görevi yaparak ABD’nin suiistimallerine dair delilleri’ açıklamasından kaynaklandığını belirterek, Perşembe günü ABD ve İngiltere’nin onun tutukluluğuna son vermesi yönünde oy kullandılar.

Julian’a karşı açılmış olan adli davayı başından beri izliyorum, bu hafta da Londra’da izlemeye devam edeceğim. Davanın garip bir ‘Alice Harikalar Diyarında’ havası var – Hakimler ve avukatlar bir yandan gayet büyük bir ciddiyetle ve bir tören havasında hukuk ve adalet üzerine konuşurken bir yandan da dalga geçercesine en temel hakları ve hukuk içtihatlarını ayaklar altına alıyorlar.

Julian’ın yedi yıldır sığındığı Ekvator Büyükelçiliği’ndeki UC Global adlı İspanyol güvenlik şirketinin avukat - müvekkil gizliliğini ihlal ederek, Julian’ın avukatları ile yaptığı görüşmelerin videolarını CIA’ye verdiği bilinirken duruşmalar nasıl devam edebilir? Sadece bu husus bile davanın düşmesi için yeterlidir. Başında Lenin Moreno’nun bulunduğu Ekvator hükümeti nasıl olur da uluslararası hukuku ihlal ederek Julian’ın sığınmacı statüsünü ortadan kaldırır ve Londra polisinin tamamen Ekvator egemenliğindeki Büyükelçilik binasına girmesine ve Julian’ı elçilik önünde bekleyen polis aracıyla götürmesine izin verebilir?

Mahkemeler, iddia makamının Julian’ın meşru bir gazeteci olmadığı iddiasını niçin kabul ettiler?
ABD ve İngiltere, aralarındaki Suçluların İadesi Anlaşması'nın, politik suçlardan tutuklanan kişilerin iade edilmelerini yasaklayan 4. Maddesini niçin göz ardı ettiler?

Davanın en önemli tanığı, hüküm giymiş bir dolandırıcı ve pedofil olan Sigurdur Thordarson’un, Julian’a karşı yaptığı suçlamaları tamamen uydurmuş olduğunu itiraf etmesine rağmen dava niçin başlatıldı? Nasıl olur da bir Avustralya vatandaşı olan Julian, kendisi hiç bir casusluk olayına karışmadığı ve sızdırılmış belgeler eline geçtiğinde ABD’de yaşamadığı halde, Amerikan Casusluk Yasası’na göre suçlanabilir?

İngiliz mahkemeleri neden Julian’ın ABD’ye gönderilmesine izin veriyorlar – üstelik CIA, onu Ekvator Büyükelçiliği’ndeyken 24 saat video ve dijital gözetim altında tutmanın ötesinde, kaçırıp öldürmeyi de düşünmüş ve Londra polisinin de katılmasıyla Londra sokaklarında bir silahlı çatışma tasarlamış olduğu halde?

Julian, Daniel Ellsberg gibi, gizli belgeleri elde edip sızdırmadığı, sadece yayımladığı halde nasıl bir yayımcı olarak suçlanabilir?

Amerikan hükümeti, Wikileaks ile işbirliği halinde, aynı sızdırılmış belgeleri yayımlayan The New York Times veya The Guardian gazetelerini de niçin casuslukla suçlamıyor?

Julian niçin beş yıla yakın bir süredir yargılanmaksızın yüksek güvenlikli bir cezaevinde tecritte tutuluyor? Oysa ki teknik olarak yasaları ihlal ettiği tek nokta, kefalet koşullarına uymayarak Ekvator Büyükelçiliği’ne sığınmış olması. Bu da normal olarak bir para cezası gerektirir.

Niçin Belmarsh Cezaevi'ne gönderildikten sonra kefaletle tahliye talebi reddedildi?

EğerJulian ABD’ye gönderilirse, süregelen adli linç daha da kötüleşecek. Casusuk Yasası ve Özel İdari Tedbirler (SAMs) de dahil olmak üzere Amerikan anti-terör yasaları ile savunması engellenecek, ender istisnai durumlar dışında halka hitap etme ve kefaletle serbest bırakılma yasağı devam edecek. Davası, casusluk davalarının çoğunu ABD hükümetinin kazandığı Virginia doğu bölgesindeki ABD Bölge Mahkemesi'nde görülecek. Jüri üyelerinin, genellikle, kendisi ya da akraba veya arkadaşları CIA’de veya merkezleri mahkemeye yakın diğer güvenlik kuruluşlarında çalışanlar arasından seçilmiş olmasının da hiç kuşkusuz mahkemenin kararlarına etkisi olacaktır.

Dava başladığından beri İngiliz mahkemeleri, davanın basın tarafından izlenmesini ve duyurulmasını özellikle zorlaştırdı – duruşma salonundaki koltuk sayısını sınırladılar, paylaştıkları video bağlantıları hatalıydı ve daha önce duruşmaları izlemiş olan gazeteciler de dahil, Galler ve İngiltere dışından herkesin sözde halka açık olan duruşmanın bağlantısına erişmesi engellendi. 

Her zamanki gibi, duruşma programı ve saatleri bize bildirilmedi. Mahkeme heyeti, 20 ve 21 Şubat tarihlerinde görülecek olan iki günlük duruşma sonunda bir karar verecek mi? Yoksa, kararını açıklamak için, daha önce yaptığı gibi, haftalar, hatta aylarca bekleyecek mi? AİHM’nin davaya bakmasına izin verecek mi, yoksa Julian’ı apar topar ABD’ye mi gönderecek? Yüksek Mahkeme'nin dosyayı AİHM’e göndereceğini pek sanmıyorum; çünkü, AİHM’i ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’nu kuran Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi, 'Gazeteciler için tehlikeli bir örnek' olacağı gerekçesiyle Julian’ın 'tutuklanmasına, yargılanmasına ve iadesine' karşı çıkıyor. Mahkeme, Julian’ın duruşmada hazır bulunma talebini kabul edecek mi yoksa, daha önce olduğu gibi güneydoğu Londra’nın Thamesmead semtindeki yüksek güvenlikli Belmarsh Cezaevi'nde kalmaya mecbur mu bırakacak? Kimse bu sorularımıza cevap veremiyor.

Ocak 2021 tarihinde Westminster Sulh Ceza Mahkemesi hakimi Vanessa Baraister’in kararıyla Julian ABD’ye gönderilmekten kurtulmuştu. Kararının 132 sayfalık gerekçesinde Baraister, Amerikan hapishane sisteminin ağır koşullarında Julian’ın intihar etmesinin 'ciddi bir risk' olduğunu belirtiyordu. Ancak bu pek de güçlü bir nokta değildi. Hakim, ABD’nin Julian’a karşı suçlamalarının iyi niyetle yapılmış olduğunu kabul ediyor; bu davanın politik bir dava olduğu, Julian’ın ABD’de adil yargılanmayacağı ve yargılanmasının basın özgürlüğüne bir saldırı olduğu argümanlarını reddediyordu.

ABD hükümetinin itirazı üzerine, Londra’daki Yüksek Mahkeme, Baraister’in kararını bozdu. Yüksek Mahkeme, Baraister’in, Amerikan hapishanesinin koşullarına maruz bırakıldığı takdirde Julian’ın 'ciddi intihar etme riski' görüşüne katılmakla birlikte, Şubat 2021 tarihinde mahkemeye sunulan 74 sayılı ABD Diplomatik Notu'nda yer alan Julian’a iyi muamele edileceği konusundaki dört güvenceyi kabul etti.

ABD hükümeti, bu diplomatik notta, verilen güvencelerin 'Assange’ı tahliye kararı veren [alt mahkemedeki] hakimin bütün kaygılarını gidereceğini' öne sürüyordu. Bu 'güvenceler', Julian’ın, 'Özel İdari Tedbirler kapsamı dışında' tutulacağını söylüyor, Avustralya vatandaşı olan Julian’ın, Avustralya hükümeti iadesini istediği takdirde cezasını Avustralya’da çekebileceği, kendisine yeterli klinik ve psikolojik destek sağlanacağı, ayrıca duruşma öncesinde ve sonrasında Colorado’daki maksimum güvenlikli ADX Florence Hapishanesi'nde tutulmayacağı sözünü veriyordu.

Kulağa hoş ve rahatlatıcı gelen bu sözler, gerçekte Julian’a yapılan eziyetleri sergileyen yargı tiyatrosunun bir parçasında başka bir şey değildi.

Hiç kimse duruşma öncesinde ADX Florence'da tutulmaz. Ayrıca, ADX Florence, ABD'de Julian'ın tutulabileceği tek süper maksimum güvenlikli cezaevi değil. Guantanamo benzeri ABD tesislerinden birindeki bir İletişim Yönetim Birimi'ne (CMU) yerleştirilebilir. CMU'lar, SAM'lerin uyguladığı neredeyse tam tecrit uygulamasına benzeyen son derece kısıtlayıcı birimlerdir. 'Güvenceler' yasal olarak bağlayıcı değildir, hepsinde cayma  boşlukları mevcuttur.

Mahkeme, Julian'ın, 'bu güvencelerin verilmesinden sonra yapılan testlerin sonucunu SAM'lerin uygulanmasını veya ADX'e gönderilmesini gerektiren' bir davranışta bulunması halinde, kendisinin daha sert kontrol yöntemlerine tabi tutulacağını kabul etti. Kararda, Avustralya'nın nakil talebinde bulunmaması halinde bunun 'ABD'nin eleştirilmesi için bir neden olamayacağı gibi, verilen güvencelerin hakimin endişelerini karşılamada yetersiz kaldığını düşünmek için de bir neden olamaz' denildi. Durum böyle olmasa bile, Julian'ın cezasını ABD Yüksek Mahkemesi'ne temyize götürmesi 10 ila 15 yıl alacaktır ki bu da onu psikolojik ve fiziksel olarak yok etmek için fazlasıyla yeterli bir süredir. Uluslararası Af Örgütü, 'verilen güvencelerin, üzerine yazıldıkları kağıt kadar bile değeri olmadığını' söyledi.

Julian'ın avukatları, iki Yüksek Mahkeme yargıcını Yargıç Baraitser'in Ocak 2021'de iadeyi reddetmede kullandığı argümanlardan bir kısmını temyize götürmesine izin vermeleri için ikna etmeye çalışacaklar. Avukatlar, temyiz başvurusunun kabul edilmesi halinde Julian'ın gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılanmasının ifade özgürlüğü hakkının 'ağır ihlali' anlamına geldiğini; Julian'ın siyasi görüşleri nedeniyle yargılandığını ve İngiltere - ABD suçluların iadesi anlaşmasının buna izin vermediğini; Julian'ın 'salt siyasi nedenlerle' suçlandığını ve İngiltere - ABD suçluların iadesi anlaşmasının bunu yasakladığını; Julian'ın Casusluk Yasası'nın 'daha önce görülmemiş ve öngörülemeyen bir şekilde genişletildiği' bir kovuşturmaya tabi tutulmak üzere iade edilmemesi gerektiğini; suçlamaların Julian'ın ölüm cezasına çarptırılmasıyla sonuçlanacak şekilde değiştirilebileceğini ve Julian'ın ABD'de adil bir şekilde yargılanmayacağını savunacaklarını ifade ediyorlar. Avukatlar ayrıca, CIA'in Julian'ı kaçırma ve öldürme planlarına ilişkin yeni kanıtlar sunma hakkı da talep ediyorlar.

Yüksek Mahkeme, Julian'a temyiz izni verirse, temyiz gerekçelerini savunacağı bir duruşma daha yapılacak. Ama reddederse, AİHM'e başvurmaktan başka seçenek kalmıyor. Davasını AİHM'ye götürememesi durumunda ise ABD'ye gönderilecek.

Barack Obama yönetiminin başlatmış olduğu Julian'ın iadesi istemi, daha sonra WikiLeaks'in Vault 7 olarak bilinen ve otomobilleri, akıllı TV'leri, web tarayıcılarını ve çoğu akıllı telefonun işletim sistemlerini izlemek ve kontrol etmek için tasarlananlar da dahil olmak üzere CIA'in siber savaş programlarını ifşa eden belgeleri yayımlamasının ardından Donald Trump yönetimi tarafından sürdürüldü.

2016 başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton'ın kampanya başkanı olan John Podesta'nınkiler de dahil olmak üzere Demokratik Ulusal Komite (DNC) ve üst düzey Demokrat yetkililere ait on binlerce e-postanın WikiLeaks’te yayımlanmasının ardından Demokrat Parti liderliği de bu konuda en az Cumhuriyetçiler kadar saldırgan bir tutum benimsedi.

Podesta’nın e-postaları, Hillary Clinton’un ve Obama yönetimindeki diğer görevlilerin Clinton Vakfı'na milyonlarca dolar bağışta bulunmuş olan Suudi Arabistan ve Katar'ın Irak Şam İslam Devleti'nin başlıca finansörleri olduğunu bildiklerini ortaya koydu.

Bu ifşaatlar, Hillary Clinton'un 675 bin dolar yani rüşvet sayılabilecek kadar büyük bir miktar karşılığında Goldman Sachs ile yaptığı üç özel görüşmenin metinlerini de ortaya çıkardı.

E-postalarda Hillary Clinton'ın finans elitlerine, seçim kampanyasında vermiş olduğu mali reform vaatlerinin tam tersine, 'açık ticaret ve açık sınırlar' istediğini ve ekonomiyi en iyi Wall Street patronlarının yönetebileceğine inandığını söylediği görülüyor.  

E-postalarda ayrıca Clinton kampanyasının Trump ya da Ted Cruz'un partilerinin başkanlık adayı seçilebilmeleri için 'daha aşırı adaylar' olarak gördükleri kişileri 'parlatmak' suretiyle basındaki bağlantılarını kullanarak Cumhuriyetçi partinin önseçimlerini etkilemek gibi, kendi deyimleriyle, 'Fareli Köyün Kavalcısı' stratejisini benimsediği ifşa ediliyor.

E-postalar, Clinton'ın bir önseçim tartışmasında sorulacak soruları önceden bildiğini de ortaya çıkardı.

Clinton'ın, başkan adaylığını parlatacağına inandığı Libya savaşının ve yıkımının mimarlarından biri olduğu da bu e-postalar sayesinde açığa çıktı. Gazeteciler, savaş notları gibi bu tür bilgilerin de gizli kalması gerektiğini savunabilirler ancak bunu yaparlarsa kendilerine gazeteci diyemezler.

Russiagate olarak bilinen olayda, Trump'a karşı seçimin kaybından Rusya'yı sorumlu tutmaya çalışan Demokrat liderlik, Podesta e-postalarının ve DNC sızmalarının Rus hükümeti hackerları tarafından elde edildiğini iddia etse de, eski FBI direktörü Robert Mueller tarafından yürütülen soruşturma WikiLeaks'in Rus devleti tarafından hacklendiğini bildiğine ya da bunu bilerek görmezden geldiğine dair yeterli ve geçerli kanıtlar ortaya koyamadı.

Julian, Pentagon Belgeleri'nin yayımlanmasından bu yana, ABD hükümetinin suçları ve yalancılığı hakkında kamuoyuna en önemli bilgileri açıkladığı için zulüm görüyor. Tüm büyük gazeteciler gibi o da siyaseten tarafsızdı. Onun tek hedefi iktidar odaklarıydı. 

Julian, ABD konvoylarına ve kontrol noktalarına çok yaklaşan, aralarında hamile kadınların, kör ve sağırların ve en az 30 çocuğun da bulunduğu yaklaşık 700 sivilin öldürüldüğünü kamuoyuna duyurdu.

Julian,15 binden fazla kayıtlara geçmemiş Iraklı sivilin ölümünü ve Guantánamo Körfezi tutuklu kampında yaşları 14 ila 89 arasında değişen yaklaşık 800 yetişkin erkek ve erkek çocuğunun işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını kamuoyuna duyurdu.

Julian, 2009 yılında Hillary Clinton'un ABD'li diplomatlara BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon ve Çin, Fransa, Rusya ve İngiltere'den diğer BM temsilcileri hakkında, DNA, iris taramaları, parmak izleri ve kişisel şifrelerin elde edilmesini de içerecek şekilde casusluk yapmaları emrini verdiğini gösterdi.

Julian, Obama, Hillary Clinton ve CIA'in Honduras'ta demokratik yollarla seçilmiş devlet başkanı Manuel Zelaya'yı devirerek yerine cani ve yozlaşmış bir askeri rejimi getiren Haziran 2009 askeri darbesini desteklediğini ifşa etti.

Julian, ABD'nin Yemen'de gizlice çok sayıda sivilin ölümüne yol açan füze, bomba ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediğini de açıkladı.

Başka hiçbir çağdaş gazeteci onun ifşaatlarına yaklaşamadı.

Julian ilk. Şimdi sıra bizde.

 

Mr. Fish tarafından Assange


* Chris Hedges'in ScheerPost'ta 'Chris Hedges: Julian Assange’s Final Appeal' adlı makalesi, Akgül ve Cahit Baylav tarafından çevrilmiştir.