Yürünebilir adalar için

-
Aa
+
a
a
a

Motorize olmuş Adalar istemeyen, yürünebilir Adalar için öncülük eden duyarlı iki genç kadın arkadaşımız Gizem Gülen ve Beril Ünal ile konuşuyoruz.

""
Yürünebilir adalar için
 

Yürünebilir adalar için

podcast servisi: iTunes / RSS

Derya Tolgay: Herkese merhaba. Bugün, Dünya Mirası Adalar programında çok sevdiğim iki genç konuğumla beraberim. Bu arada ben Derya Tolgay. Nevin bugün yok. 

Bugün burada arkadaşlarımla ‘Yürünebilir Adalar'ı konuşmak için bir araya geldik. Çünkü yarın için planladığımız bir eylem çağrımız var. Yaşadığımız çevreye duyarlı, her konuda hukuksuzluğa dur demek ve İstanbul Adalarının mahvolmasına karşı çıkmak isteyen herkes için bir duyuru bu. 12 Temmuz Çarşamba günü saat 14:00’de, yani yarın, Adalar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne ‘Adalılar Yasa Dışı Araçlara Dur Diyor!’ dilekçelerimizi vereceğiz ve başvuruda bulunacağız. Dilekçeleri toplu olarak teslim etmeyi tercih etmemizin nedeni; duyarlı vatandaşların dayanışmasıyla Adaların bir ortak değer olduğunu hissettirmek ve bir kamuoyu oluşturmak. Gerçekten artık herkes çok zorlanmaya başladı bu yaşam alanlarında. Bu çağrıyı aynı zamanda tüm çevre ve ekoloji gruplarına da yapyor ve onları dayanışmaya çağırıyoruz. Ama bu çağrı esas olarak kamu otoritelerine yönelik. Onlardan görevlerini yerine getirip, yasaları uygulamalarını talep ediyoruz. Eminim hepsi gereken hassasiyeti de göstereceklerdir. Şimdi ben size konuklarımı tanıtmak istiyorum. Hoş geldiniz Gizem ve Beril. Gizem Gülen ve Beril Ünal. Ben sizi, geniş kapsamlı tanıtmadan doğrudan sormak istiyorum. Belki siz konuşmanızın içinde anlatırsınız. Adalara yolunuz nasıl düştü? Neden Ada’da yaşamayı tercih ettiniz?

Gizem Gülen ve Beril Ünal

Gizem Gülen: Biz Beril'le de tanıştıktan sonra aslında çok benzer bir yerden yaklaşarak ada macerasına başladığımızı keşfettik. Benim için hayatımın dönüm noktası sayılabilecek bir evrede, benimle birlikte sönük ve geleceği belli olmayan bir noktaya gidiyordu İstanbul. Aslında ben Ankaralıyım. Çok da severim şehrimi. Ama İstanbul’a çok hayran olarak geldim ve Kuzguncuk, Galata, Kurtuluş gibi çok has semtlerde yaşadım. Fakat buralar giderek beni besleyemez oldu. Hatta daha çok tüketir bir hale geldi ve nereye kaçacağımı bilmediğim bir halde kaçmak istedim. Sırf geçiş dönemi olması düşüncesiyle Adalara yerleştim ve bütün macera orada başladı.

D.T.: Beril senin?

Beril Ünal: Biz de Ada’ya gelmeden önce, aslında çok uzakta değil, Erenköy'de yaşıyorduk. İlk taşındığımız zamanlarda, huzurlu, sessiz, kuş sesleri ve birbirine saygılı insanlarıyla Erenköy’ü çok sevmiştik. Ama kentsel dönüşüme girdikten sonra her şey çok hızlı bir şekilde değişmeye başladı. Eskiden yürümekten çok keyif alırdık. Bağdat Caddesi’ne, sahile yürümeyi çok severdik. Çünkü araç yoktu, herkes emekliydi. Yani değişik bir kitle vardı Erenköy'de. Kadıköy'ün diğer semtlerinde de böyle bir şey vardı genelde. Sonra bir anda bu dönüşümle birlikte, yaşayan kitle de değişti. Yani bir zenginleşme başladı. Araç sayısı inanılmaz arttı. Çünkü nüfus da arttı. Ama gelen insanlar da farklıydı. Dolayısıyla yürümek, yaşamak, sokağa çıkmak gerçekten çok travmatik bir hale geldi. Çarşıya bile inmek istemiyordum. Mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamaya başladım. Ben sürekli ‘buradan çıkalım’ diye evi baskılamaya başladım ve sonunda kaçıp Ada’ya sığındık.

D.T.: Ama galiba kaçtığın şey galiba...

G.G.: Bizi buldu.

D.T.: O zaman acaba biraz daha açalım mı konuyu? Bizim derdimiz nedir? Bu duyuruyu niye yapıyoruz? Adalar geçmişte motorlu araç trafiğine kapalı, doğal ve tarihsel dokusunu gözeten, yaya ulaşımını önceleyen, sokaklarda çocukların, yaşlıların ve herkesin güvenle yürüyebildiği yerken, bugün bu özelliğini kaybettiğini görüyoruz. Adalar Sivil İnisiyatif’le birlikte kalabalık bir grup olarak bu eylemi yapalım ve dikkatleri buraya çekelim dedik. Şöyle de başlıklar oluştu.

Ben hızlıca bir giriş yapayım isterseniz. İşin başlangıcı çok çok önceye gidiyor. Burada, radyoda ulaşım, atlar, faytonlar ve yürünebilir adalar üzerine defalarca program yaptık. Ama esas kırılma noktası, 19 Aralık 2019’da 105 atın, ruam hastalığı dolayısıyla şüpheli bir şekilde öldürülmesiyle başladı ve 800’den fazla at da hareketsizlikten ve hapis olmalarından dolayı ahırlarında hayatını kaybetti. Adalılar bir süre ulaşımdan mahrum kaldı ve gelinen son noktada, Atatürk'ün 1930’larda yayalaştırdığı Adalar bugün motorize olmuş durumda. Halbuki yasalarda bu araçların olmamasına dair birçok madde var. Bunların uygulanması gerekiyor. Ama bir vurdumduymazlık var. Dünya Mirası Adalar’ın Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarında inanılmaz fotoğraflar var. Hatta bir tanesi için, Gizem sana mı söylemişlerdi?


G.G.: Evet ‘photoshop bu’ dediler.



D.T.:
Oysa gerçek fotoğraflar. Mesela fotoğraflardan biri, bariyerlere yakalanmış bir araba, adeta uçuyor gibi. Bir diğerinde, meydandaki bir ana elektrik direğine takılan bir uzatma kablosuyla araç şarj ediliyor. Başka bir fotoğrafta ise bir kamu devlet dairesinin camından uzatılan bir kablo ile plakası olmayan yani kaçak bir aracın şarj ediliyor olması. Yani durum gerçekten çığırından çıkmış durumda. Dolayısıyla biz de ‘motorize olmuş adalar’ istemiyorsak; sokaklarda tehlikesiz yürümek istiyorsak; sokakta oynayan çocukların can güvenliğini tehlikede görüyorsak; biricik dostlarımız hayvanların ölüsünü sokaklardan toplamak istemiyorsak; araç ve korna sesi yerine kuş cıvıltılarını tekrar duymak istiyorsak; ömrü tükenen binlerce akünün de toprağa yani suya karışmasını istemiyorsak; vergisiz, kuralsız taksilerin son hızla yaşam alanlarında bize tehlike oluşturmasını da istemiyorsak, 12 Temmuz saat 14:00 diyoruz…

G.G.: Zamanlama olarak bütün bu süreci görebileceğim bir dönemde Ada’ya geldim. 2019 yılının daha başlarında yerleştiğimde faytonlu halini ve sonra onlar kalktıktan sonraki bu motorize oluşumu görme şansım oldu maalesef. Ada’ya daha önce hep turist olarak geliyordum ve turist olarak da çok fazla yönlendirilemiyorsunuz zaten. O yüzden buranın nasıl bir güzellik olduğunu taşındıktan sonra keşfetme imkanım oldu. İlk başlarda zannediyordum ki, bu muhteşem güzellik özellikle zaten sit alanı olması durumuyla da sonsuz bir koruma altındadır. Herkes buna duyarlıdır diye düşünürken, ilk şokumu aslında durumun hiç de öyle olmadığını gördüğümde yaşadım. Sanki haritada unutulmuş bir bölge burası, kurallar öyle ya da böyle işlemiyor. Elbette, buna karşı mücadele eden bir çok grubun sivil inisiyatifin derneğin çabalarını da öğrenme şansım oldu sonrasında. Ama seslerini duyurmuş olsalar dahi kamunun gücünü asla yenememişler ve bu durum da bugünlere gelmiş halde. Ve çok hızlı bu hale gelindi. Daha önce öngörülen bir şey olmasına rağmen, şimdi bunu birebir yaşar hale geldik ve bir an önce tersine bir hareket yapılması gerekiyor diye düşünüp, zaten araştırmalara da öyle başlıyor insan.

Bir yandan da, sadece böyle bir şey aklıma geldi ve yapayım gibi değil. Elbette ki bunu düşünmüş ve bundan tedirgin olan bu bahsettiğim mücadeleci grupların izinden gitmek gibi bir misyon da edinmek gerektiğini düşündük. Beril’le tanışıklığımız da tamamen bu nedenle oldu ve şimdi Ada’da çok güzel bir dostum da var. Böyle yepyeni, herkesi bir araya getiren ve bu mücadeleyi daha fazla duyuracağımız yeni bir süreç başlatmak üzere ilk adımımızı atıyoruz bakalım.

B.Ü.: Ve başaracağız. Ben bir şeyler söyleyebilir miyim?

D.T.: Lütfen. Ne umdunuz, ne buldunuz durumu…

B.Ü.: Ona ekleyebileceğim şu var. Ben epeydir, yani 12 yaşımdan beri İstanbul’dayım. Dolayısıyla çok uzun soluklu bir Ada turistiyim yani aslında. Hep gelirim ve çok severim. Hani kendimi rehabilite etmek için geldiğim bir yerdi Adalar. Benim için şöyle bir şeydi; burnumda ıhlamur kokusu ve kulağımda da o garip ve huzurlu sessizlik, kuş sesleri... Bazen Ada’nın herhangi bir sokağında, sadece durup beklerdim. Bana çok büyülü gelirdi. Şimdi Ada’nın sesi akülü araçların sesi oldu ve hiç bitmiyor o ses. Bunun yavaş yavaş normalleşmeye başlamasını da inanamıyorum açıkçası.

D.T.: Bizim girişteki müziğimiz de tam bu ses üzerinden zaten. İstanbul kıyılarına o kazık çakma zamanında başlamıştı radyo programımız ve o güm gümlerle beraber bir vapur seyahatiyle kuş, martılar ve adaya iniyorsunuz. Orada işte bisiklet zinciri, nal sesleri, kuşlar vesaire filan. O sesler sahadan kaydedilip sonra burada mix edilmişti. Ve şimdi o sesler yok.

B.Ü.: Her şeyin bu kadar çabuk, radikal bir şekilde kötüye doğru gidişi... Babam buraya gelirken beni uyarmıştı, “Çok övüp de insanların iştahına kabartma. Sonra yaşam bizim için zorlaşır,” diye.

D.T.: Demin ‘Çok az Adalıyım’ diye bir şey söyledin. Bu Adalı olup olmamak konusu da biraz tartışmalı. ‘Ben doğma büyüme Adalıyım. Sen kaç senedir Ada’dasın? Kaç senelik Adalıysan, o kadar konuş’a varan diyaloglar oluyor. Sizce nedir bu Adalılık? Yani çok uzun süre orada mı olmak gerekiyor? Doğmanız mı gerekiyor?

G.G.: Elbette öyle değil bence. Daha doğrusu, ait hissettiğinizde zaten oralısınızdır. Yani bunun herhangi bir yerde yazması gerekmiyor ya da sizin bunu illa telaffuz etmeniz gerekmiyor. Ben yaşadığım ortamları hemen ait edebilen bir yapıda değilim örneğin. Ama Ada’da, bir iki ay içerisinde kendimi son derece ait hissetmeye başladım. Fakat işin bir de çok ince bir çizgiyle ayrılan bir tarafı daha var. Yaşadığı çevreye duyarlı herkesin o çevreye sonsuza kadar misafir gibi kalabilmesi de gerekiyor. Yani bir şeye zarar vermeyeyim. O kirpi önce vardı, o ağaç önce vardı. Zaten buradan yaklaşınca, sizin gibi düşünen insanlarla da karşılaşma fırsatınız oluyor. Ben böyle bakıyorum. Yani Adalıyım diyen, oraya ait hisseden Adalıdır. Küçük bir kız çocuğuyla tanıştım geçen sene. Ona bakan hanımla bir tartışmaya girmiş. Çünkü o demiş ki, “Sen Adalı değilsin!” O da inanılmaz bozulmuş, “Nasıl Adalı değilim? Ben burayı çok seviyorum ve Adalıyım.” ‘Ama senin ikametin burada değil’ falan gibi şeylerle canını sıkmış. Bence çocuk haklı, yani o kendini Adalı hissediyorsa Adalıdır.

B.Ü.: Biraz sorumluluk duymaya başlamakla alakalı herhalde. O gün seninle de konuşmuştuk ya, Ada’ya karşı duygularım şöyle diye. Onu gerçekten kanatlarımın altına alıp korumak ve hiç kimseye, hiçbir şey yapmasına izin vermeyeyim istiyorum. Sanırım biraz insanlarla da alakalı. Ben burada Gizem'le, seninle, daha önce afet gönüllülerinden arkadaşlarla tanıştım. Birlikte olmak, bir şeyleri, etrafında ne olup bittiğini umursayan insanlarla birlikte olduğunu bilmek biraz seni oralı yapıyor diye düşünüyorum. Güven duygusu hissediyorum çünkü. Hiç yalnız değilmişim gibi hissediyorum. O yüzden Adalıyım diyebilirim.



D.T.: Biz Dünya Mirası Adalar diyoruz. Bu yönde de çalışmalar yapıyoruz. Peki sizin gözünüzde nedir bu miras dediğimiz şey ve gerçekten bir dünya mirası mıdır sizin için? Yani evrensel bir yer midir burası? Ada’yla ilgili sizdeki o vizyonu da öğrenmek isterim.

B.Ü.: Zor soru. Mimar arkadaş cevap versin.

G.G.: Aslında yine bunun da uzmanlık gerektirmeyecek açıklıkta bir cevabı var bence. Çünkü geldiğimde bulduğum şeyi, turist olarak bu kadar derinlemesine asla görmemişim. Ama kısa bir süre içinde dünyada eşi benzeri asla olamayacak bir yer olduğunu keşfettim. Dünyanın birçok farklı bölgesinden mimari açıdan stiller, örnekler taşıyan böyle bir yer görmedim. Böyle bir bitki örtüsünü, böyle bir çeşitliliği de görmedim. Dolayısıyla, sadece bu anlamda zaten evrensel bir değeri olduğunu düşünüyorum. Dünya Mirası olmayı hak edecek en önemli yerlerden biri diye düşünüyorum.

Mesela bazı ülkelerin eski semtlerine gidersiniz ve orada benzer bir duyguya kapılırsınız ama asla böyle bir çeşitlilik bulmanız mümkün değil. Adalar bu açıdan çok zengin, çok büyüleyici, masalsı özellikte bir yer benim için.


B.Ü.: Hem mimari olarak, hem doğal olarak sizi mest eden bir yer. Yani Türkiye aslında zaten genel itibariyle öyle. Üç tane farklı flora bölgesinin kesiştiği bir yer olduğu için zaten çok zengin bir yer. Ada da bunun küçük bir mikro hali. Dolayısıyla her güzel şeyin birleştiği ve bir şekilde mucizevi bir şekilde de bu zamana kadar mahvetmediğimiz bir yer. O yüzden, korumak bir yandan çok kolay, bir yandan da çok zor. Ne diyebilirim bilmiyorum.

G.G.: Mahvetmek üzereyiz. Hatta bazen mahvetmişiz gibi geliyor maalesef, özellikle sokağa çıktığımda. Şu an öyle bir durumdayız.



D.T.: Hazırladığımız bir basın bülteni var. Onu okuyalım ister miyiz? Ben başlayayım, siz devam edin olur mu? Çünkü orada da birçok bilgi var. Bu konuyu merak edenlere de bir çağrı olur. O zaman ben başlayayım;

Yürünebilir Adalar için, yaşadığı çevreye duyarlı, her konuda hukuksuzluğa dur demek ve İstanbul Adaları'nın mahvolmasına karşı çıkmak isteyen herkese duyuru.

Adalar geçmişinden bugüne, motorlu araç trafiğine kapalı, doğal ve tarihsel dokusunu gözeten, yaya ulaşımını önceleyen, sokaklarında çocukların, yaşlıların ve herkesin güvenle yürüyebildiği yerlerken, bu özelliğini son yıllarda hızla yitiriyor. Hem kamuya hem de şahıslara ait yasa dışı, motorlu araçların işgali altındaki Adalar, kendine hasıl
güzelliklerinin, geri döndürülemez bir biçimde tahrip olması tehlikesiyle karşı karşıya. Bu durum Adaların sakinlerinin ve ziyaretçilerinin özgürce yürüyebilme imkanını ortadan kaldırdığı gibi, sık sık meydana gelen, sakatlayıcı ve ölümcül kazalarla canlılarını da tehdit eden boyuta ulaştı.

Devam etmek ister misin?

B.Ü.:Yasaların uygulanmaması sebebiyle Adalardaki kontrolsüz ulaşımın geldiği, tehlikeli ve özgün dokuya zarar veren vaziyete karşı, Adalılar uzun bir süredir sesini duyurmaya çalışıyor. Adalar Sivil İnisiyatifi, Adalıların büyük bir çoğunluğunun desteğiyle doğal, tarihsel sit alanı olan ve Dünya Mirası olarak tescil edilmeye aday Adalar için alınmış Koruma Kurulu Kararları’nın ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bünyesindeki Ulaştırma Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) belirlediği kuralların uygulanması talebini bir kez daha yineliyor. İnisiyatif, Adalar Kaymakamlığı’nı, Adalar İlçe Emniyet Müdürlüğü'nü, İBB ve Adalar Belediyesi'ni göreve davet etmek ve görevlerini yapmadıkları takdirde bu kurumların sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunmak üzere yola çıkıyor.'

Gizem, devam etmek ister misin?


G.G.: Olur.

Bu amaçla motorlu araç trafiğine kapalı olan ve UKOME kararlarıyla tanımlanmış istisnai durumlar dışında, bireysel elektrikli araç sahiplerinin yasak olduğu Adalar ilçesinde hukuksuzca bulunan binlerce aracın ve yüzlerce korsan taksinin toplatılması talebiyle 12 Temmuz Çarşamba günü saat 14:00’te Adalar İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne dilekçelerimizi vererek başvuruda bulunacağız. Dilekçeleri toplu olarak teslim etme tercihimiz, Adaların ancak duyarlı vatandaşların dayanışmasıyla yaşayacak bir ortak değer olduğunu hissettirmek ve kamuoyu oluşturmaktır. İstanbul Adalarının en büyüğü olan Büyükada'nın yüzölçümü 5.4 km², Heybeliada'nın 2.3 km², Burgaz Ada'nın 1.5 km² ve Kınalıada'nın 1.3 km²’dir. Adaların en büyüğü yürüyerek bir saatte en uzak noktasından merkeze ulaşmak mümkündür. Ayrıca Adalar ilçesinde belediyenin düzenli taksi ve otobüs hizmeti vardır. Buna rağmen, Adalar sınırlarında halihazırda kamuya ait araçlar dışında 10 bini aşkın akülü aracın olduğu tahmin edilmektedir. Bu araçlar, Adaların kültürel peyzajına, İstanbul'un hafıza kırımına uğramamış son ilçesine büyük bir tehdittir. Ada sokaklarında kuş seslerinin yerini, motorlu araçların mekanik yankıları kapladı. Her gün kedilerimizin ve kirpilerimizin ölülerini sokaklardan topluyoruz.İnsan ve hayvan canını kasteden kazaların durdurulmaları için mahkemelere gidiyoruz. Üstelik Adalar ilçe sınırlarında gerçekleşen ve pek çoğu ağır yaralanmalarla sonuçlanan kazaların kayıtları, yaralıların Kartal Devlet Hastanesi'ne sevki sebebiyle Adalar yerine, Kartal ilçesinde istatistiklere yansımakta. Hizmet amacı değil, kontrolsüz, sınırsız kar amacı güden, piyasa aktörlerine terk edilmiş bir ulaşım modeli kabul edilemez.

Planların katılımcı yöntemlerle, sivil toplum temsilcileriyle hazırlanmasını ve kanunların uygulanmasını istiyoruz. Adaların yeniden güvenle, serbestçe yürünebilir yerler haline getirilmesini ve doğayla insanın kucaklaştığı dokusuna geri dönmesini talep ediyoruz. Nefes alınabilir Adalar için mücadelemizde ancak el ele verdiğimizde başarılı olabileceğimiz bilgisiyle, 12 Temmuz'da Büyükada'da buluşuyoruz. Tüm İstanbulluları, çevre ve ekoloji gruplarını, basını desteğe bekliyoruz. Adalar hepimizin. Dayanışmayla sahip çıkalım. Yok edilmelerine izin vermeyelim.’


D.T.: Lütfen gelin. Bu inisiyatif, Adalar’ın mahalle gruplarından bir araya gelen, bizi çaresiz hissettiren şikayet etmenin ötesine geçerek, eylemlerle seslerini duyurmak, sonuç almak isteyen kişilerden oluşuyor. Bizler yaşam alanlarımız olan Adaları korumak; tanık olduğumuz olumsuzluklara karşı yerel bir güç oluşturmak; alınan kararlarda söz sahibi olabilmek; Adalar’da mevcut sivil toplum kuruluşları arasında bir iletişim ağı yaratabilmek; birbirimizden öğrenmek ve birbirimize güç vermek; üstlendiği görevi layıkıyla yapmaya, her kişi ve kurumun karşısında durarak, iyiye, güzele doğru değişimi yaratabilmek için bir araya geldik. İyi ki varsınız ve Adalar da hepimizin. Bize destek olun. Yürünebilir Adalar’la sesimizi duyurmaya!

G.G.: Belki yürünebilir İstanbul da.

D.T.: Evet. ‘Yürünebilir Adalar’dan, yürünebilir İstanbul'a.’ Harika! Bugün konuklarım sevgili Gizem ve Beril'e çok çok teşekkür ediyorum. İyi ki geldiniz, iyi ki varsınız. Sizin gibi gençlere Adalar’ın da çok ihtiyacı var. Hep beraber kapatalım isterseniz. Adalar hepimizin, lütfen yürüyün!

Adalar Sivil İnisiyatifi #YürünebilirAdalar başlığıyla bir açıklama yayımladı; "Hizmet amacı değil, kontrolsüz, sınırsız kâr amacı güden, piyasa aktörlerine terk edilmiş bir ulaşım modeli kabul edilemez"