Türkiye’nin ilk ticaret okulu: Elen Ticaret Mektebi

-
Aa
+
a
a
a

Dünya Mirası Adalar’da konuğumuz Prof. Dr. Sabri Burak Arzova’yla yaşadığımız toprakların ilk ticaret okulu Elen Ticaret Mektebi’ni konuşuyoruz.

Elen Ticaret Mektebi
Heybeliada Elen Ticaret Mektebi
 

Heybeliada Elen Ticaret Mektebi

podcast servisi: iTunes / RSS

Dünya Mirası Adalar: Merhaba, Ada’da yaşayanların bile bilmediği önemli bir konu olan Elen Ticaret Mektebi’ni konuşacağız bugün. Tarihe önemli bir not düşen Elen Ticaret Mektebi kitabının yazarı Prof. Dr. Sabri Burak Arzova bizimle birlikte. Hoşgeldiniz. 

Burak Arzova: Hoşbulduk.

D.M.A.: Ellerinize sağlık, harika bir kitap. Biz günlerdir bu kitapla hemhal olduk. Burak Arzova Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü Muhasebe ve Finansman anabilim dalından mezun oldu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak çalışıyor ve çeşitli vakıf üniversitelerinde dersler veriyor. Birçok uzmanlığının yanında finansal olmayan raporlama ve iklim değişikliği konularında araştırma ve çalışmaları var. Yayımlanmış 14 kitabı var ve New York’ta Long Island University’de misafir öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

“Bu kitabı yazarken tek amacım bu önemli kurumun tozlu tarihinin aralanması ve okutulan dersleri tanıtmaktı. Kitabın ilerleyen bölümlerinde Batı'da ticaret eğitiminin nasıl başladığını da okuyuculara anlatmaya çalıştım.” diyorsunuz. Elen Ticaret Mektebi’ni sizden dinleyelim.

B.A.: Yurtdışındaki görevimi tamamladım. Şimdi tekrar kendi fakültemde, Marmara Üniversitesi'nde çalışma ve araştırmalarıma devam ediyorum. Marmara Üniversitesi, Türkiye'de ticaret eğitiminin verildiği ilk okul olarak geçer. Geçmişi 1883 yılına kadar dayanır. Geçmişe baktığımızda Elen Ticaret Mektebi, Marmara Üniversitesi'nden daha eski ve o dönem itibarıyla da bugün artık üniversite olmuş ticaret okulları içerisinde haklı bir üne sahip. Diğer okullarda verilmeyen derslerin olduğu çok değerli bir ticaret okulu. Bu ticaret okulu Heybeliada'da kurulmuş ve çok kısa da bir ömrü var. Aslında kötü bir döneme denk gelmiş ve kapatılmış. Ama kapatılana kadar geçen süre içerisinde çok önemli değerler yetiştirmiş. Derslerin içeriği çok önemli. Hatta bugün yaşasaydı, Fransa'daki École Commerce ya da Amerika'daki Wharton Business School ayarında bir business school olarak dünyaya hizmet edecek ve burada çeşitli öğrenciler yetiştirebilecekti. Marmara Üniversitesi, 1883’te kurulduktan sonra ticaret okulundan üniversiteye evrimini sürdürmüş ve bugün de bu köklü geleneği devam ettiriyor. 

Elen Ticaret Mektebi

Elen Ticaret Mektebi’nin ortaya çıkışı

D.M.A.: Okulun kuruluş tarihinden, inşaatından bahsedebilir misiniz? 

B.A: Elen Ticaret Mektebi, Osmanlı'nın ilk ticaret okulu. Bugün kapatılmış olan Deniz Lisesi'nin olduğu yerde, Kamariotissa Manastırı’nın içinde yer aldığı bölgede kuruluyor.
Okul, 1835’te Rum azınlık tarafından kuruluyor. Zengin Rum tüccarlar, bankerler şehrin gürültüsünden uzakta öğrencilerin kendini derslere vermesi gerektiğini düşünerek yatılı bir ticaret okulu açmayı kararlaştırıyor. Okul açıldıktan sonra buraya bir profesör atanıyor. Okulun ilk müdürü Trabzon'da yaşayan bilgin Antoine Silymnios. Başta dersler genellikle Fransızca, daha sonra tamamen Fransızca’ya döndüğünü görüyoruz. Zaman içerisinde öğrenci sayısı artıyor. En son ulaşabildiğim kaynaklara göre 1831 yılından 1881’e gelinceye kadar 4.180 öğrenci bu okula devam ediyor. Kadrosunda çok önemli hocalar var. Bunlardan bir kısmının yanlarında, özellikle Rumca kaynaklarda “bilgin” yazıyor. Yani gerçekten o dönemin alimlerinden oluşan bir kadrosu var. Okul paralı, yemek ve eğitim ücreti yıllık ödeniyor. Yaklaşık 50 bin lira ya da 1.150 franka denk düşüyor. Rum tüccarlar maddi durumu elverişli olmayan 20 kadar öğrenciye de burs veriyor. Okulun sunduğu imkânlar oldukça yüksek. Zaman içinde Rum Hazırlık Okulu ve Tam Ticaret Okulu olarak ikiye ayrılıyor. Eğitim dili ağırlıklı Fransızca ama İngilizce, Türkçe ve Almanca dersleri de veriliyor. Zaman içerisinde çok fazla talep olduğu için öğrenci sayısı ve okulun giderleri de artıyor.

Hitabet, matematik ve zorunlu sanat dersi var. Her kademede Yunanca okutuluyor. Din dersleri var ve bu derslerde genellikle Ortodoksluğa yönelik bilgiler veriliyor. Yunanca gramer öğretiliyor. Coğrafya ve kaligrafi var, bu da çok dikkatimi çekti. Latince öğretiliyor. Fizik, ticaret ve tarih dersi var. Fransızca çok önemli olduğu için konuşma ve telaffuz dersleri var. Psikoloji, müzik, beden eğitimi dersi var. 

D.M.A.: Bulunduğu dönemin ötesinde, çok kapsamlı eğitim veren bir okul. Nasıl bir ihtiyaç üzerine İstanbul'da böyle bir okulun kurulmasına karar veriliyor? Rum, zengin tüccarlar tarafından finanse edilen bir okul. 1888 yılında dünyanın en büyük limanları arasında birinci Londra, ikinci İstanbul. O dönemde ticaret deniz üzerinden dönüyor. Acaba bu durum böyle bir okulun kurulmasında etken midir?

B.A.: Harika bir soru. Kitabın ilk bölümlerinde bunu vurgulamaya çalıştım. Çünkü İstanbul Limanı, Londra'dan sonra dünyanın en büyük ikinci limanını konumunda.
Buradan satılan ya da yükleme boşaltmanın yapıldığı mallar anlamında çok önemli bir liman. İstanbul'da çok ciddi ticaret gerçekleştiren Rumlar var. Zenginliğin esas Yahudiler’de olduğu düşünülür ama esas zengin kesim Rumlar. Rumlar çoğunlukla parayı ticaretten elde ediyor. Bir kısmı hâlâ Anadolu'da köylü olarak kalmış durumda. Onlar da zeytin, üzüm, şarap üretiyorlar ve bunlar İstanbul'a taşınıyor. Bu dönemde İstanbul'un iaşesini sağlamak çok büyük bir sıkıntı. Özellikle Anadolu'dan İstanbul'a, Karadeniz üzerinden bir iaşe sağlanıyor. Fatih Sultan Mehmed döneminde ve daha sonraki fetihlerle beraber Karadeniz tamamen bir Türk gölü haline geldiği için bu bölgenin maişeti de var. Denizcilik faaliyetleri ağırlıkla Rumlar’ın elinde. O nedenle uluslararası ticaret gerçekleştirirken tercüman bulmak, bu gemilerin sevk ve idaresi, ticareti yönlendirmek ciddi bir eleman ihtiyacı doğuruyor. Okumuş, ticareti bilen, çok dilli yetişmiş, dünyanın her tarafına mal satabilen tüccar bir kesime ihtiyaç var. Bu okul tam da bu ihtiyaç için ortaya konulmuş, düşünülmüş ve Rum tüccarlar gelecekte de dünya ticaretini ellerinde tutabilmek için oluşturmuş. Benzerlerine nazaran hem çok daha modern, hem çok daha geniş görüşlü. Çok dilli olmasından ve verilen derslerin niteliği itibarıyla eşi benzeri olmayan bir okul.

Birkaç ticaret dersinden bahsetmek istiyorum. Bugün bile birçok üniversitede bu dersler aynı anda olmuyor, ticaret dersinde genel anlamıyla sadece ticaret işleniyor. Toptan ticaret, yarı toptan ticaret, perakende ticaret, iç ticaret, dış ticaret, ithalat, ihracat bütün bunlar var. Mal borsaları, ticaret borsaları, nakit satın alma, vadeli satın alma, iskontolu-iskontosuz satışlar anlatılıyor.

Göreve Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu'nda başladım. O dönemde Mal Teknolojisi adında bir ders vardı. Malı tanımak, ticaret yapacağınız malla ilgili bilgilere sahip olmak için önemli bir derstir. Bu okulda, 1800’lü yıllarda Mal Teknolojisi dersi var. Ayrıca satış ve satın almada yasal düzenlemeleri tanıttıkları hukuk dersleri var. Muhasebe ve ticari coğrafya dersi var. Fiziki ve ticari coğrafyayla beraber sanayi ürünlerini ve bu ürünlerin gidip geldiği iklimin sanayi ve ticaret üzerindeki etkisini konu ediyor. Ayrıca göçün, gelenek ve göreneklerin de ticaret üzerindeki etkisi okutuluyor. İç İletişim Yolları adlı bir ders var. Ticari matematik içerisinde cari hesapların tutulması, faiz, hızlı hesaplama yöntemleri gibi çok çeşitli dersler var. Hayvanlardan, bitkilerden elde edilen ürünler ve tekstil ürünlerinin tek tek incelenmesi ve ticaret kavramı içerisinde bu ürünlerin yeri gibi çok önemli konuların okutulduğu bir okul.

D.M.A.: Kitabınız esasında bir tür ders kitabı gibi. Ticaretle ilgilenenlerin okunması da çok hoş olur. Tekrar denizden bahsetmek istiyorum.Bugün ticari olarak kaybettiğimiz, zenginliğinin farkına varmadığımız Marmara Denizi'nin ortasındayız. Kıyılarımız betonlarla çevrelenmiş ve doldurulmuş, denizimiz ölü. Suyla bağlantılarımızı kesmiş, ticaretimizi de öldürmüşüz. Bir kayıp, bir fakirlik var. O dönem de deniz ticareti hep gayrimüslimlerin elinde. Bugün de sanki denizle aramıza bir blok inşa etmişiz. Buluşamıyoruz bir türlü. Ne dersiniz?

B.A.: Bence denizi sevmiyoruz, temel sebeplerinden biri bu. Denizin temel bir ulaşım aracı olarak kullanıldığını da göremiyoruz maalesef. Bu toplu taşımadan tutun ticaretin her alanına yayılan bir süreç. Yunanistan'a baktığınızda adaların tamamına günlük lojistik sağlayabiliyor. Bu lojistiği günlük olarak sağlayabilmek çok önemli. En büyük kaybımız, İstanbul'un dünyanın en büyük ikinci limanı olma özelliği. Bunu sürdürebilseydik bugün bambaşka şeyler konuşuyor olabilirdik. İstanbul büyük bir zenginliğin içerisinde olabilirdi. İngiltere'nin, Manchester'ın ya da diğer batılı ülkelerin limanlarının çok büyük limanlar haline geldiğini, hatta terminale dönüştüğünü görebiliyoruz. Biz maalesef zaman içerisinde ıskalamışız. 

Elen Ticaret Mektebi

80 senelik eğitim yolculuğunun ardından…

D.M.A.: Okulun ömrü 80 sene sürmüş. Özellikle manastır ve etrafındaki binalar büyük birer tarihi, kültürel ve kutsal miras. Okulun kapanma sürecinden de bahseder misiniz?

B.A.: Yunan bağımsızlık döneminin ardından Birinci Dünya Savaşı'nın yaşanması etkili olmuş. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, 1916 yılında okulun binası Bahriye'ye yani Deniz Kuvvetleri'ne tahsis ediliyor. O dönemin hükümeti de akademiyi ve manastır binalarını kamulaştırıyor. Buradaki yetimleri de Büyükada'daki Rum Yetimhanesi'ne gönderiyor. Patrikhane’nin tepkisiyle bu karara karşı konuluyor. Ve sonra, belki de uluslararası baskılarla, okulun binası Patrikhane’ye geri veriliyor. Bu kez de yetim kız çocuklarının yuvası olarak tahsis ediliyor, onları meslek sahibi yapacak bir okula dönüştürülüyor. Okul artık kendi kimliğini kaybediyor. 1920 yılında tahliye ediliyor. Kadastro çalışmaları yapılıyor. Sonra mübadele dönemi başlıyor ve neticede okul kapatılıyor. Buradaki belgeler bildiğim kadarıyla Patrikhane’ye taşınıyor. Bu kitabı yazarken Patrikhane'ye de ulaşmak istedim. Eğer elinde bilgi, belge olan varsa ve benimle paylaşırsa inanılmaz mutlu olurum. Çünkü kitabı geliştirmek istiyorum. Kitap Yunanistan'da basıldı ve Yunanca olarak da paylaşıldı. İstanbul'dan Niko Uzunoğlu’na da sevgilerimi, saygılarımı yolluyorum. Çok büyük emek verdi. 

D.M.A.: Kamariotissa Manastırı olarak da bilinen Meryem Ana Kilisesi üzerinden yapılan buruk bir pazarlık var.

B.A.: “Ya Ruhban Okulu’nu verin, ya da Manastır’ı” deniyor. Ruhban Okulu sembolik anlamından ötürü çok değerli olduğu için onu vermek istemiyorlar. 80 seneye sığdırılmış, inanılmaz bir başarı öyküsü var okulun. Avusturya'da opera besteciliği yapmış Ludwig Gothov-Grüneke, yolu İstanbul'a düştüğünde Elen Ticaret Mektebi’nde müzik dersi veriyor. Onun müzik eğitimi kitabının içerisinde bazı şarkılar var. Umarım müzisyen arkadaşlar bunları tekrar hayata geçirebilirler. Müzik eğitimi de bir tek Elen Ticaret Mektebi’nde var. Emsali, akranı olan ticaret okullarında yok. Elen Ticaret Mektebi'nde jimnastik ve beden eğitimi derslerinin akabinde müzik dersleri de verilerek öğrencilerin her anlamda geliştirilmesi amaçlanıyor.

Bu kitabı yazarken çok heyecanlandım. Ama kapanış öyküsüyle de çok hüzünlendim. Bu değeri elimizde tutabilseydik dünyanın bir numaralı ticaret okulu olan Wharton Business School ayarında bir okula sahip olabilirdik. Hem de öğrencilerimiz bugün de uygulamalı ticaret yapabilirdi. 

D.M.A.: 80 yıllık kıymetli bir süreç yaşanmış. Devam eden ticaret eğitimine nasıl bir katkısı oldu? 

B.A.: Mesela Kaligrafi ve Mal Teknolojileri dersi Marmara Üniversitesi'nde de vardı. Tahmin edebildiğim kadarıyla bazı dersler zaman içerisinde evrilerek Marmara Üniversitesi bünyesine devam etti. Bu tür büyük kurumların mirası orada yetişen kişilerle beraber sonraki nesillere aktarılıyor. Orada yetişmiş olan kişilerin ticaret hayatında kalmaları ve ticaret akademilerinin de bu bu kişilerin yol göstermesiyle ders programı hazırlamasıyla bazı dersler evrim geçirerek de olsa işlenmeye devam etti. Mesela bizde müzik dersi yok, sosyal sanatlara fazla önem verilmiyor. Ama genel itibarıyla baktığınızda okulun ruhunun Marmara Üniversitesi'ne geçtiğini düşünüyorum. 

D.M.A.: 2015-2016 yıllarındaki sayımlarında Heybeliada nüfusu yüzde 21.48 azalıyor. Çünkü bu süreçte okulların ve kurumların hemen hemen hepsi kapanıyor. Heybeliada'da Ruhban Okulu, Sanatoryum, Elen Ticaret Okulu kapalı. Kararnameyle kapatılan Deniz Lisesi var. Bunlar çok uzun ömürlü müesseseler. Heybeliada’ya fakirlik geliyor. Köpekler dahi aç kalıyor, dükkanlar kapanıyor, insanlar göç etmek zorunda kalıyor. Ticaretin akıllı bir şekilde yönetilmesiyle ilgili ne söylemek istersiniz?

B.A.: Her okulun misyonu olması gerektiğini düşünüyorum. Bir dönem hor görüldü ama tüccar olmak ayrı bir bilgi, birikim ve tecrübe gerektiriyor. O nedenle Türkiye içerisinde bazı okulların aynı anlayışta olup tüccar yetiştirmesi ve insanları ahlaklı ticarete yönlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Bugün bu tür bilgilerle donanmış tüccarlar olsaydı birçok ekonomik sorun kendiliğinden çözülecekti. Zaman içerisinde yaşanan yüksek enflasyon ve sıkıntılı ekonomik süreçler ticaret hayatını da yozlaştırdı. Ticaret hayatındaki insanların eğitimli, bilgi ve birikime sahip, çok kültürlü, dünyanın her tarafına açılabilen insanlar olması gerekiyor. Ahlaklı ticaret konusu atladığımız en büyük nokta. 

D.M.A.: Çok teşekkürler.

B.A: Bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bu kitabı yazarken sadece tarihe bir not bırakmak istemiştim ama ses getirdi. Bu sizlerin sayesinde oldu. 

D.M.A.: Buradan duyuralım: Kapatılmış bütün mirasların halka, kamuya açılmasını istiyoruz!