Adalar’da inşa ve imar

-
Aa
+
a
a
a

Derya Tolgay ve Nevin Sungur, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi, Şehir Planlama Müdürü Fatih Doğan ile Adalar’da gerçekleştirilen imar süreçlerini, sit alanlarını ve inşaatları konuşuyor.

İmar ve Adalar
 

İmar ve Adalar

podcast servisi: iTunes / RSS

Sit bölgesi Adalar’ın, bugüne kadar hiç “Koruma Amaçlı Nazım İmar Planları” olmadı. 2010 senesinden beri çeşitli planlar üzerinde çalışılıyor. Fakat nihayete varılmıyor Adalar’daki durum gün geçtikçe daha kırılgan bir hâl alıyor. 2019 yılında İBB, Adalılar, sivil inisiyatifler ve meslek odaları birlikte çalışmaya başladı. Yaklaşık 1,5 sene süren bu çaba sonunda strateji belgesi ve 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı oluşturuldu. Ancak 04.11.2021 tarihinde kritik bir gelişme oldu. Marmara Denizi ve Adalar, KHK ile “Özel Çevre Koruma Bölgesi” ilan edildi. Yetkilerin tümü seçilmiş belediyelerden alındı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı karar mercii oldu. Adalar ilçesinde her ölçekteki plan, plan kararları ve projeler bakanlık inisiyatifine geçti ve devam eden çalışmalar “bakanlık değerlendirmeleri sonuçlanıncaya kadar sahada hiçbir uygulama yapılmayacaktır” hükmünü oluşturdu. Oysa bugün şahit oluyoruz ki Adalar’daki tüm kurumlar, alabildiğine bir inşai faaliyet içinde. Her tarafta inşaat molozlarına rastlıyoruz. Sahada ise denetimsizlik sonucu her gün ayrı bir tuhaflıkla karşılaşıyoruz.

Marmara Denizi için de durum aynı şekilde. Yazıp çizmenin, sempozyum düzenlemenin ötesine geçilmiyor. Derin Deniz Deşarjı vanaları kapatılmıyor, arıtılıyor “-mış” gibi yapılan zehirli sular Marmara Denizi’ne bırakılıyor.

Bütün bu yaşananları endişeyle izleyen biz Adalılar ise artık dört senede bir oy veren olmanın ötesinde, demokrasinin belirleyici unsurlarından biri olan katılımcı çalışmaların devamını talep ediyoruz. Kararlar alınırken seyirci konumunda bırakılmak yerine, karar süreçlerin içinde yer almak istiyoruz.

İşte bu taleplerimizi iletmek ve sadece endişelerimizi paylaşmak değil, sorularımızı sormak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi, Şehir Planlama Müdürü Fatih Doğan ile Müdür Yardımcısı Serkan Baş’ı ziyarete gittik.

***

Derya Tolgay: Biliyorsunuz Adalar ilçesinin strateji belgesi yakın bir süre önce tamamen seçilenlerin ve seçilmişlerin elinden alınarak özel çevre koruma mevzuatı çerçevesinde Cumhurbaşkanlığına geçti. Adalılar’ın, sizler ile bizlerin bir buçuk seneye yakın birlikte çalıştığımız bir katılımcı planlama çalışması vardı. Buna bağlı olarak bir strateji belgesi hazırlandı. Lakin bu süreçten sonra bir kesinti oldu ve biz o günden beri sizi göremedik. Bir geri bildirim alamadık. Bu nedenle, 237 imzalı ve 35 sivil toplum örgütünün bir bilgilendirme toplantısı talebini de içeren bir dilekçe verdik. Bu süreçte de siz de bizi, kamuoyuyla bazı bilgileri paylaşmamız kaydıyla kabul ettiniz. Çok teşekkür ederiz. Acaba bu 15 aylık bağlantı kesintisini özetler misiniz?

Fatih Doğan: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki paydaşlara, Adalar’daki paydaşlarımıza planımızı ilettikten öncelikle ÖÇK (Özel Çevre Koruma) alanı oldu. Onunla beraber bu bölgede planlama yetkisi ve başka pek çok yetki Çevre Şehircilik Bakanlığı’na geçti ve İBB Meclisi de planı bu gerekçeyle bize iade etti. Biz Büyükşehir meclisine planı Doğal Sitler, Kentsel Sitler, Kıyı Alanları ve Dolgu Alanları dahil olmak üzere dört başlık hâlinde, strateji belgesi içerisinde iletmiştik. ÖÇK ilanıyla beraber bunlar artık tek bir plan olmak zorunda olduğu için meclisin iadesinden sonra bunları birleştirip tek bir plan hâlinde tuttuk, fakat biz planı yaparken bütün çalışma bütüncül bir şekilde yapılmış vaziyetteydi. Sadece mevzuat gereği parçalanmıştı. Tekrardan birleştirerek bütüncül olarak Çevre Şehircilik Bakanlığı’na ilettik. Bakanlığa iletilen planlar bakanlığın kendi mevzuatı doğrultusunda incelenip sonra kurum görüşüne çıkıyor. Belli bir süre bakanlıkta bekledikten sonra zamanımızı alan, raporları tekrar bütünleştirdiğimiz teknik süreçti. Sonra da rapor bakanlıkta kurum görüşlerine çıktı. Tabii ÖÇK olduğu için bakanlık bazı bölgelerde, özellikle koruma alanlarında, doğal sit alanlarında azım planlı uygulama ile imar planını aynı anda onaylamak ve incelemek istiyor. Burada da öyle bir talebi olmuştu. O yüzden ilçe belediyesinin 1/1000’ni bekliyordu, fakat ilçe belediyesinin 1/1000 süreci biraz daha uzun süreceği için bizim nazım planımız açısından kurum görüşlerine çıktılar. İki üç ay geçtikten sonra ilçe belediyesindeki planın bir bölümü hazır oldu. Onlar da bakanlığa ilettiler planlarını. Ve şu anda inceleme sürecinde. Biz planı bakanlığa gönderdiğimiz zaman da kendi sitemizden duyurusunu yaptık. Sürecin ne şekilde işleyeceğini ve sonrasını izah eden bir açıklamada bulunduk. Bundan sonraki süreç bakanlığın yetkisinde. Bakanlık bizden görüş ve talep istediği zaman cevap vereceğiz. Şu ana kadar bir istek olmadı, bekliyoruz.

"Toz, toprak, inşaatlar…"

D.T.: Bakanlığa cevap vereceksiniz ama bizim de burada sivil toplum mensubu olarak beklediğimiz bazı cevaplar var. Sizin de bahsettiğiniz gibi paylaştığınız bir strateji belgesi var ve oraya da bir takvim koymuşsunuz. Bu takvimin son maddesi, “sürekli iletişim, geri bildirim ve toplantılar” diye vurguluyor. Hâliyle bu ÖÇK mevzuatı başladığı günden beri sizden bir geri bildirim almadık. Bunu talep etmeyi hakkımız görüyoruz. Son derece kuvvetli bir katılımcılık örneği gösteren 237 imza var ve bu imzalar iki günde toplandı. 35 de sivil inisiyatif var. Bu güçlü bir talep, bir toplantı talebi! Yani bakanlık ayrı çalışabilir. Bu oradaki yerel halkla bugüne kadar yaptığınız bütün bu çalışmaları paylaşmak için bir engel midir? Neden böyle olduğunu da açıklayabilirsiniz. Şu anda çok kaotik durum var. Ve bu konuda hiçbir şey yapılmamış. Sahada görüyoruz: toz, toprak, inşaatlar…

F.D.: Biz sürecin başında sitemizden yaptığımız duyuruyla bunu gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz. Ama sonrasında bakanlığın ve bizim bir aksiyonumuz olmadığı için süreç askıda kaldı. iz de böyle bir toplantı yapma ihtiyacı hissetmedik. Ama bölgede böyle bir ihtiyaç varsa elbette gerekli bilgilendirmeyi yaparız.

Nevin Sungur: Bizim açımızdan önemli. Bu süreçler biraz karmaşık işliyor. İnsanların kafası karışıyor. Birinci elden ve ağızdan bunu duymak herkes açısından, en azından aydınlanmak adına iyi olur. Ben şunu merak ediyorum: Bu içinde bulunduğunuz, hazırlıklarını yaptığınız ve yakından takip ettiğiniz sürecin sonunda ne bekliyorsunuz?

F.D.: ÖÇK ilanına İBB olarak dava açtık. Özellikle Adalar'ın ÖÇK ilanını doğru bulmuyoruz. Marmara ayrı, Adalar ayrı. Adalar’ın bu kapsama girmesine hiç ihtiyaç yoktu. Çok geniş bir alanda, İstanbul’un bütün kıyılarında ve Adalar’da, özellikle de dolgu alanlarında yetkilerimiz tamamen elimizden alınmış oldu. Hem plan hem uygulama hem de kullanım hakları açısından büyük bir kısıtlama gerçekleşti. İşin bir de gelir tarafı var. Belki de gelir tarafı daha önemli olduğu için böyle bir karar alındı. Fakat biz bunlara karşı çeşitli gerekçeler sunarak davamızı açtık. O dava sürüyor. İşin Adalar tarafı da tabii ki bütüncül bir plan olması açısından faydalı. Tek bir plan olması yönetmek ve takip etmek açısından da çok daha iyi. Ama sonrasındaki uygulama açısından yetki tamamen merkezde olduğu için önümüzdeki süreç planın uygulanmasında bir problem yaratacaktır. Adalar’ın, ÖÇK sınırı dışına, kara sınırlarının dışına çıkarılması elzem. Umuyorum açtığımız dava üzerinden veya ileride alınacak idari kararlarla tekrar eskiye döner.

D.T.: Dolgu alanlar da tamamen bakanlığın yetkisinde. Evimin önünde bir balıkçı barınağı var, tamamen dolgu alandır. Bir parantez açalım: 1984 senesinde başlayan inşaatlarla birlikte Büyükada’nın büyük bir bölümü inşaatlardan çıkan molozlarla doldurulmuştu. 1984’deki neoliberal şokla günümüze kadar geldik. Bir ikincisini yaşamak istemiyoruz. Adalılar buradaki tarihi doğal mirası kaybetmek istemiyor. Bu, strateji belgesinde de çok net bir şekilde görünüyor. İlk başlık da ekolojiydi, değil mi?

F.D.: Hatta rekreasyon amacıyla dahi olsa dolgu alanı olmayacak diye bir notumuz var.

"Ada şantiye alanı gibi..."

D.T.: İklim krizine bağlı suların yükselmesi ve benzeri durumlar ayrıntılarıyla konuşulmuştu. Bir taraftan bir buçuk senedir bir şey yok diyoruz. Ama bir diğer taraftan gözümüzün önünde yasa dışı gelişen şeyler var. Cevahir Aqua Park felaketi var. Kıyının tam üzerinde, altı katlı bir yapı… Tamamen sökülme kararı verilmiş ama sökülmüyor nedense. Ayrıca kıyıya 50 ton beton dökülmüş. Bunun da aynı şekilde sökülmesi gerekiyor. Daha birçok yerde bu ve benzeri şeyleri görüyoruz. Ada şantiye alanı gibi... Ne yapacak vatandaşlar? Bir sürü geri bildirimleri, şikayetleri var, fakat bir türlü sahada taleplerinin karşılandığını göremiyoruz.

F.D.: ÖÇK ilanından sonra yetki tamamen bakanlığa geçti. Zaten öncesinde de, özellikle deniz kısmında, dolgu alanlarında ve kıyılarda yine bakanlık yetkiliydi. Dolayısıyla valilik ve kaymakamlık yetkili. Belediyelerin iç kısımlardaki yetkileri de ÖÇK ile ellerinden alındı. Şu anda kamuoyu oluşturmak ve hukuki süreçleri başlatmak dışında belediyelerin elinde bir başka seçenek yok. Biz de o seçenekleri kullanıyoruz. Davamızı sürdürüyoruz. Planımızı yaptık. Onaylanması için takibini yapıyoruz. Umuyorum o plan bizim arzu ettiğimiz şekilde bakanlık tarafından onaylanacak ve Adalar sürdürülebilir hâle evrilecek.

N.S.: Şu anda bakanlığın elindeki plan, sizin hazırladığınız plan. Orada bir değişiklik söz konusu olduğunda sizi bilgilendirmek zorunda değiller mi?

F.D.: Zorunda değiller.Elbette ki işler görüş alınarak, karşılıklı istişareyle yürütülmeye çalışılıyor. Yürüttükleri de var yürütmedikleri de. Yaptıkları planlı değişiklikler de var. Önümüzdeki süreçte her şeyi yaşayıp göreceğiz.

D.T.: Sizin de mevzuat değişikliklerinden sonra yeniden düzenleyip bakanlığa yolladığınız bir metin var. Mesela onu veya plan notlarını sitede görmüyoruz. Bunlar görmememiz gereken şeyler mi? Yasal olarak böyle bir prosedür var mı?

F.D.: Planlar onaylandıktan sonra aleniyet kazanıyor. Onaylanmadan plan notları ve planın çizimini göstermemiz mevzuat açısından doğru değil. Spekülasyonlara yol açabileceği için hukuki olmaz. O bakımdan plan kararlarımızı, yaklaşımlarımızı ve bu bağlamda aldığımız temel kararları anlatıyoruz. Bunda bir sakınca yok. Plan sonuçta katılımcı bir şekilde yapıldı. Fakat hâlâ ilgili idarenin onayı olmadan paylaşımda bulunmamız mümkün olmuyor. Mevzuatımızda tanımlama bir ay süreyle askıya çıkıyor. İlgililer itirazları varsa yapıyor. Eğer itirazları kabul görmezse o zaman hukuki süreçler başlıyor.

D.T.: Yani siz de, arzu etmediğimiz kararlar olursa biz de vatandaş olarak itiraz edeceğiz. Tam da burada devreye sizin üzerinde durduğunuz ve bizim de çok önemsediğimiz katılımcı planlama çalışması giriyor. Askıya çıkıldıktan sonra, bu askılarla ilgili çalışma yapmak için yerelle nasıl bir birliktelik kurmak istiyorsunuz? Çünkü bu strateji planını Adalılarla beraber çalıştınız.

F.D.: Bakanlığın onaylayacağı plan askıya çıktığı zaman, İBB Meclisi’ne sunduğumuz ve dolayısıyla birleştirerek bakanlığa sunduğumuz planı da en kapsamlı şekilde aleni hâle getirebileceğiz. Dolayısıyla eğer bakanlık bizim arzu etmediğimiz değişiklikler yaptıysa buna itiraz da edebileceğiz. İtirazımızı, sunmuş olduğumuz plana kıyasla yapacağız. Sizler de o zaman bakanlığa ne ilettiğimizi ve dolayısıyla bakanlığın neyi değiştirdiğini net bir şekilde görebileceksiniz.

N.S.: Sizin itirazlarınızı da öğrenmiş olacağız.

F.D.: Evet, bizim itirazlarımızı da öğrenmiş olacaksınız. Umarım bakanlık da bizim arzu ettiğimiz gibi bir planı askıya çıkarır. Eğer tam tersi olursa o zaman elbette ki sahada da bir toplantı yaparak direkt yerelde bu itirazları alıp, değerlendirip, biz de kendi görüşlerimizi karşılıklı paylaşarak birlikte bir itiraz süreci yönetebiliriz.

D.T.: Biz bir adım önde olmak istiyoruz. Her şey ilan edildikten sonra koşuluyor. Bu, bir adım önde olmak istememizin ve sizden de bir toplantı talep etmenizin sebebi. Tabii bir sebep daha var: Sizden hiç geri bildirim almadık. Mesela bu yaptığınız katılımcı toplantılar sonucunda Adalar’da size göre ne gelişti? Nasıl gelişti? Ne düşündünüz? Bir sonraki katılımcı toplantısının eksiği, fazlası ne olabilir? Bunlar hep geri bildirim ve önem arz ediyorlar. Bunu tekrar talep ediyoruz. Biliyorsunuz, bir dilekçe daha vererek toplantı talebimizi yineledik.

F.D.: Toplantı talebine cevap vereceğiz. Katılım konusundaki geri bildirim de çok önem verdiğimiz bir konu. Şehir planlama açısından geçmiş yıllara şöyle bir baktığımızda, planlama katılımı belediyenin tarihi açısından da çok eski bir pratik değil. Dolayısıyla bu yeni bir süreç. Kurum açısından da yeni. Personel açısından da öyle. Dolayısıyla çeşitli handikaplar oluşuyor. Bunları da şu anda değerlendiriyoruz ve bir taraftan daİstanbul'un plansız alanları bitmiyor.Pek çok ilçede eş anlı olarak plan çalışması yürütmek zorundayız. Ve onları da katılımcı bir şekilde yönetmek ve yürütmek istiyoruz. Dolayısıyla hem geçmiş deneyimleri değerlendirmek hem de yeni süreçleri işletmek durumundayız.

D.T.: Programın ismi Dünya Mirası Adalar. Bundan iki sene önce de UNESCO başvurusu için bir dosya hazırlanıp bakanlığa yollandı. Ogünden bugüne sivil toplum tarafından tekrar o dosyanın alınıp revize edilmesi lazım. Bu çok önemli bir şeydi. İlk defa bu dosyayı da hazırlayan arkadaşımız hem Bergama'nın hem de Edirne'nin UNESCO'ya girmesinde çalışmış bir arkadaşımızdı. Ve ilk defa bu sivil inisiyatif hareketiyle bir dosyanın bakanlığa gittiğini söyledi. Ama bakanlığa dosyayı sivil inisiyatif veremediği hâliyle Adalar Belediyesi’yle bir protokol yapılarak yollandı. Buna çok sahip çıkılmadığını görüyoruz, hissediyoruz. Çünkü orada bir koordinasyon merkezi var ve sivil toplumla da toplantılar yapılıyor. Biz hiç davet almadık, çok ilginç! Böyle bir kopukluk var. Bunun da onarılması ve üzerine daha iyi düşünülmesi, sivil toplum daha iyi bağ kurulması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda da sizin ne düşündüğünüzü çok merak ediyoruz.

F.D.: Sivil toplumla güçlü bir ilişki kurulması gerekiyor. Alınan kararlarda, işletilen süreçlerde paydaşlarla muhakkak daha güçlü ilişki kurmamız lazım. Dediğim gibi, katılım konusu belediye açısından yeni bir şey. Bir an önce de buna ayak uydurmak gerekiyor. Fakat belediye 80 bin çalışanı, 25 daire başkanlığı, 30 küsur şirketi olan bir kurum. Katılım konusu da öyle bir konu ki, bütün birimlerimizin benzer şekilde davranması lazım. Topyekûn katılım konusunda daha iyi bir noktaya gelmemiz gerekiyor. Ama bu yönde de irade kuvvetli.