"Bir umut ışığı olur diye..."

-
Aa
+
a
a
a

Sinop Offroad Motor Sporları Kulübü Derneği'nden (Sinoff) Cevdet Bülent Durdu’yla 6 Şubat depremleri sonrası deprem bölgesinde yürüttükleri dayanışma faaliyetlerini konuştuk.

Fotoğraf: Cevdet Bülent Durdu
Fotoğraf: Cevdet Bülent Durdu
Sinoff'un gönüllü çalışmaları
 

Sinoff'un gönüllü çalışmaları

podcast servisi: iTunes / RSS

(Bu bir transkripsiyondur. Metnin son hâli değildir.)

Aylin Örnek: Merhaba. Açık Radyo’da Dayanışma Kuşağı programındayız. Konuğumuz Sinop Off-road Motor Sporları Kulübü Derneği'nden Cevdet Bülent Durdu. Bülent Bey'le 6 Şubat depremleri sonrası deprem bölgesinde yürüttükleri dayanışma faaliyetleriyle ilgili konuşacağız. Hoş geldiniz Bülent Bey.

Cevdet Bülent Durdu: Hoş bulduk. Teşekkür ederim Aylin Hanım.

A.Ö.: Nasılsınız?

C.B.D.: Teşekkür ederim. Sizler de iyisiniz?

A.Ö.: Ben de iyiyim. Sağ olun. Bülent Bey ben size önce bu off-road motor sporları kulüpleriyle ilgili genel bir soru sorarak başlamak istiyorum. Bu dernekler, bu kulüpler herhangi bir afet durumunda bölgeye intikal etmek zorunda mıdırlar?

C.B.D.: Hayır öyle bir zorunluluğumuz yok. Tamamen bireysel ve kulüpçe aldığımız kararlar bunlar.

A.Ö.: Anladım. Yani siz genel olarak oraya afet durumunda gitmekle yükümlü değilsiniz, değil mi?

C.B.D.: Değiliz, kesinlikle. Yani öyle bir mecburiyetimiz yok.

A.Ö.: Siz Sinop Off-road Motor Sporları kulübü olarak deprem bölgesine gittiniz ve orada birtakım faaliyetlerde bulundunuz. Biz sizden öğrenebilir miyiz, nasıl karar verdiniz oraya gitmeye?

C.B.D.: O gün için, depremin olduğu gün her tarafta haberler yayılıyor. Akşamüstü arkadaşlarımızla kulüp binamızda toplandık. Ne yapabiliriz, gitmemiz gerekiyor diye düşündük. Ve gitmekle ilgili bir karar aldık. Bu kararımızı aldıktan sonra da neticede on bir il var, hangisine gireceğiz, buna da karar vermemiz gerekiyordu. Biz off-roadcular, bu işle uğraşan arkadaşlarımızın her ilde yaşayan arkadaşları var.

A.Ö.: Evet.

C.B.D.: Bir telefon trafiği yaptık o bölgedeki arkadaşlarımızla. Maraş'ta karar kıldık. Çünkü Maraş'ta arkadaşlarımız biraz daha fazla. Onları aradık, ulaşabildiğimizi. Birkaç kişiyi aradık, ulaşamadık. Tabii onlar da enkaz altında kalmışlar, onlara ulaşamadık. Ulaşabileceğimiz arkadaşlarımız vardı, onlara ulaştık, onlarla telefonda görüştük. Bizlerden ne istiyorsunuz diye sorduk. Salı günü çıkacağımızı belirttik. Pazartesi deprem oldu, salı günü çıkacağız dedik. Oradaki arkadaşlarımız da bize burada insan gücüne ihtiyaç olduğunu ve enkazda çalışacak ekipmana ihtiyaçları olduğunu söylediler. Biz de ona göre pazartesi akşam buradan, arkadaşlarımız aldığımız kararla orada ne yapabiliriz diye düşündük, orada bize çünkü ekipman lazımdı, buradan üç araç çıktık. Araçlarımızda enkazda çalışmamızı engelleyebilecek hiçbir şey yoktu, yani kazmasından, küreğinden, jeneratöründen, yakıtından aklınıza ne geliyorsa işte çekiç, hurç, keski bütün her şeyi Sinop'tan tedarik ettik arkadaşlarımızdan. Biz dedik, onlar da sağ olsunlar tamam, biz de yardımda bulunalım dediler. Böyle bir yardımlaşmayla salı günü öğlen gibi buradan Sinop'tan çıktık. Altı kişiydik. Bir ekibimiz de Ankara'dan çıkacaktı. Onlar da medikalle uğraşıyor, arkadaşlarımız. Onlarla da görüştük. Onlar da Ankara'dan çıktılar. İşte buradan altı üç araç malzemelerimizi doldurduk. Tabii bu arada Sinop'ta çıkacağımızı duyan eşimiz dostumuz, onlar da sağ olsunlar da yardım malzemesi getirdiler. Kıyafettir, giyecektir, tüptür, yani orada ihtiyaç olunabilecek asgari bütün malzemeleri buradan araçlarımızla doldurduk ve çıktık.

A.Ö.: Anladım. Pardon, Ankara’da bahsettiğiniz ekip yani arkadaşlarımız dediğiniz ekip, onlar da mı off-roadcuydu?

C.B.D.: Tabii onlar da Sinop off-road kulübünün üyeleri. Onlarla da telefonda görüştük. Onlar da biz de çıkacağız dedi. Tamam biz de çıkacağız, ortak bir noktada buluşuruz dedik. Onlar üçüncü dördüncü gün geldiler. Çünkü diğer illere uğrayarak, işte Hatay, Antep o bölgelere uğrayarak… Çünkü dedim ya arkadaşımız medikalci, onlar da ameliyatlara giren insanlar. Ekibini toparladı. En son Maraş'ta buluştuk. Yani yol şartları da biraz sıkıntılı. Dört çeken araçlarla gitmek zorundaydık biz buradan. Tokat'ta bir ekibimiz vardı, arkadaşlarımız. Tokat, Amasya o bölgede bizi bekliyorlardı. Buraya gelin, buradan hep beraber geçeriz, çünkü yol biraz sıkıntılı dediler. İşte kar buz var, soğuk var, hava şartları uygun değil. İşte salı günü akşam Tokat'taydık. Oradaki arkadaşlarımızla buluştuk. Oradan devam ettik. İlk başta Elbistan'a geçtik. Elbistan Off-road Kulübü'nde arkadaşlarımız var. Onlar kendilerine bir yer edinmişler hemen, toplanma merkezi, yardım bölgesi. Yardım toplamak için bir yer oluşturmuşlar. İlk başta oraya gittik. İlk önce orada akşama kadar, çarşamba günü akşamına kadar onlara yardımcı olduk. Çünkü her bölgeden gelmek isteyen insanlar var ama yol şartlarından ötürü gelemeyenler de var. Orada bir ekip oluşturduk. Onların envanterine gelen yardımların indirmesine, bindirmesine yardımcı olduk. Akşam saat yedi gibi de oradan ayrılarak Maraş'a geçtik. Maraş'a geçmemizin nedeni, en başta söylemiştim, oradaki arkadaşlarımızla görüştük. Onların bize ihtiyaç olduğunu biliyorduk. Ve Maraş'a hareket ettik. Bir de kendi Sinop’umuzun itfaiyesi ve AFAD ekibi Maraş'taydı. Önce Maraş'a indik. Oradaki off-roadçı arkadaşlarımızla buluştuk. Tabii bu arada yol güzergahında giderken de işte yolda kalmışlara yardım ettik. E kar var, buz var, onlara yardım ettik. Yani giderken de boş durmadık. Oradan Maraş'a geçtik. Maraş'ta arkadaşlarımızla buluştuk. Tabii onlar da ilk iki gün yardıma muhtaçlardı. Yani onların yardım edecek durumları yoktu. Çünkü çoğunun ailesi enkaz altında kalmış, kayıpları var. Onlarla bir istişare yaparak ne yapabiliriz diye düşündük. Onlar dedi ki biz önce kendi yaralarımızı saracağız. Biz üçüncü gün oradaydık çünkü, hemen AFAD’daki arkadaşlarımızın yanına gittik. Onlarla beraber önce enkazda çalışmaya başladık.

A.Ö.: Evet 6 kişi birlikte enkazda çalışarak başladınız, oraya vardıktan sonra değil mi?

C.B.D.: Tabii. Oraya vardık. Önce AFAD ekibimizin yanına uğradık. Onlarla bir program yaptık. İşte sabah başlayacağız dediler. Onlar zaten çalışıyorlardı. Ertesi günün sabahında enkazdan başladık çalışmaya. Zaten bizim oradaki ekibimize dörtlü bir blok vermişler. Her ekibin bloğu ayrı çünkü. Bir ayrım yapmışlar orada.

A.Ö.: Sinop ekibine mi dörtlü blok vermişler? Yoksa o Kahramanmaraş'ta olan ekibe mi? Sizin yardım ettiğiniz ekibe mi?

C.B.D.: Yok bizim Sinop'un AFAD ekibi vardı orada itfaiyeyle beraber. O ekibe vermişler. Onlar o blokta çalışıyor. Çünkü herkes ayrı ayrı yerde çalışıyor. Biz de onlara yardıma gittik. Orada yani enkazda kazma, kürek, hilti canla başla çalıştık. Hani bir umut ışığı olur diye. Sonucunda hamile bir bayana ulaştık canlı. Elli ikinci saatti herhalde, öyle hatırlıyorum. Elli iki, elli üçüncü saat miydi? Öyle bir şeydi. Ona ulaştık.

A.Ö.: Canlı bir kadını çıkarttınız öyle mi?

C.B.D.: Tabii tabii. Tabii. Onu çıkarttık.

A.Ö.: Hamile miydi dediniz?

C.B.D.: Evet, hamile bir bayandı, onu çıkarttık. İşte sağlık ekiplerine teslim ettik. Ondan sonra tekrar çalışmaya devam ettik. Tabii gündüz böyle. Yani gece çalışabildiğimiz kadar çalıştık. Akşam da, orada işiniz zaten bitmiyor, inanın bana, çünkü orada olduğumuzu bilen bütün arkadaşlarımız, onlara da gelen ihbarlar var. Yani Türkiye'nin her tarafından insanlara ihbarlar geliyor. E tabii biz de o noktadayız. O bölgedeki off-roadçı arkadaşlarımıza konumlarını atıyoruz. İşte telefon trafiği oluyor. Bir de orada en büyük sıkıntı
her şeyden öte hani yemekti, konaklamaydı, temizlikti falan en büyük sıkıntı orada iletişim. Yani telefon çekmiyor. Hatlarda sıkıntı var. Dönemsel geliyor, gidiyor. İşte o bölgeden, atıyorum Antep'ten bir ihbar geldi bize, Antep'teki arkadaşlarımızı arıyoruz. Elbistan'dan geldi, oradaki arkadaşlarımıza mesaj atıyorum. Onlar konuma gidiyorlar. Ellerinden ne geliyorsa, yardımsa yardım. İşte enkazdaysa AFAD ekipleriyle görüşüyor, oraya yardım sağlamaya çalışıyorlar. Yani kimin ne ihtiyacı varsa, gece gündüz enkazın dışında o konuda da arkadaşlara yardımcı olmaya çalıştık. Biz tahmin ediyorum orada beş gün falan kaldık. Beşinci günün sonunda da çünkü hani kalacak bir yerimiz yok, arabada kalıyoruz. Bir de bir çardağımız vardı. Onun etrafına folyo sardık. İçinde soba yaktık. Orada kalıyoruz. Geceleri çok soğuk oluyor. Arabalar ısıtmıyor. Yani tabii hani yanlış anlamayın, oranın soğuğuna alışkın olmadığım için, hazırlıklı gittik ama ne kadar olursa olsun ciddi bir soğuk var. Yani gece eksi on iki, on üçlere hatta Elbistan'da akşam saat yedide, eksi on dört, on beşti yani. Gecenin saat on ikisinde birin de düşünemiyorum. Cumartesi günü de, cuma günü akşam da arkadaşlarla oturduk karar aldık dedik ki artık gitmemiz gerekiyor. Bizim buradan dönmemiz lazım, dönelim. Çünkü artık orada yani şöyle bir şey oluşuyor. Her binada çalışan var. Binalar birbirine yakın olduğu için o enkazların birbirinin üstüne yatma tehlikesi var. Öyle bir durum oluştu. Ondan sonra dedik ki biz yapacağımızı yaptık. Elimizden gelen bu. Dönelim dedik. Tabii dönerken de boş gelmedik. Yani o bölgedeki, bu tarafa gelmek isteyen insanları organize ettik. Alabileceğimizi arabamızı aldık. Alamadığımızı gelen arkadaşlarımız vardı, onlara yönlendirdik. Onların araçlarıyla Sinop'a getirmeye çalıştık. En son gelirken de işte biz yolumuzun üzeri diye bizi aradılar. İşte Maraş'tan çıktık Malatya'ya geçtik. Oradan iki aile aldık. Biri üçlü biri ikili. Onları da Sinop’a getirip buradaki akrabalarına, yakınlarına ulaştırdık.

A.Ö.: O insanlar Sinop’lu insanlar mıydı, Maraşlı insanlar mıydı, Sinop’a getirdiğiniz?

C.B.D.: Malatyalılar. Burada akrabaları var, görev yapan devlet memuru. Onların yanlarına yerleştiler. Yakın akrabası olduğu için buraya getirdik. Şu anda hala buradalar diye düşünüyorum ben. Ama ben şunu belirtmek istiyorum. Şimdi biraz önce de söyledim. Oradaki en büyük sıkıntının haberleşme olduğunu söyledim. Şimdi biz bu konuda tamamen hazırlıklı gittik. Telefonlarımız var. Şarj aletlerimiz var. Ama bir telsiz ağı diye bir şey var orada. Yani bu inanın hani göz ardı edilemez. Biz oradaki bütün arkadaşlarımızla, kendi içimizdeki arkadaşlarımızla bile, yani arkadaşımız başka bir enkaza gidiyor, işte mola veriyoruz, oturacağız, diyor ki abi ben az dolaşayım, bakayım sağa sola, yapılacak bir şey var mı diye. Yani Maraş'ın içinde bile ona ulaşamıyorsun telefonda. Telsizlerimiz vardı. Telsiz ağıyla biz kendi haberleşmemizi, Maraş'ın içindeki arkadaşlarımızla haberleşmemizi inanın yol boyunca bile telsizlerle sağladık. Yani bu çok basit gibi görünüyor ama doksan dokuz depreminde bile İstanbul'da amatör telsizciler haberleşmeyi sağlayarak çoğu insana yardımcı olmuştu. Yani bu bir eksik. Bir de şöyle bir durum var, biz büyük lastikli araçlar kullanıyoruz. Tamam biz bunları kendi hobimiz, keyfimiz için yapıyoruz ama inanın ulaşılamayacak her yere biz bu araçlarla ulaştık. Yani off-roadçu ekipler kendilerine bir ekip oluşturdular. Bizim orada olduğumuzu bilenler yardım bile gönderirken direkt bizi arayıp “neye ihtiyacınız var diye” bize soruyorlar. Veya off-roadcu arkadaşlarımıza soruyorlar. Onlar genelde şunu yaptılar. Hani enkazda çalışmak yerine, çünkü enkazda herkes bölünmüştü, onlar da ulaşılamayan köyler vardı, yardım gitmemiş, devletin ulaşamadığı yerler. Yani bunda bir şey yok, ulaşılamayabiliyor, netice itibariyle hani bir noktada iki nokta üç noktada değil.

A.Ö.: Hava koşulları nedeniyle de galiba ulaşılamadı değil mi?

C.B.D.: On bir noktanın her ilin ilçesi ve köyleri var, yani küçük bir olay değil. Bunu insanlar çok küçük görüyor. İşte “devlet yetişemedi, devlet şöyle yapamadı, böyle yapamadı” dediler ama bu işler öyle değil. Çünkü o noktalarda bütün off-roadçular, Türkiye'nin her tarafından insanlar oraya akın etti. Arabasıyla, canıyla, malıyla. Ve inanın şöyle de bir durum var, bunlar yapılırken kimsenin bu işten bir kuruş beklentisi olmadı yani. Herkes bunların maliyetlerini cebinden çekti. Biz mesela buradan çıkarken gideceğimiz zaman arkadaşlarımız aradılar. Yardım edelim abi dediler. Yani biz de maddi destek verelim, yakıtınıza fayda olsun dediler. Bize de öyle bir destek sağladılar arkadaşlarımız. Yani ilimizin genelinde sayın valimiz, vekillerimiz, belediye başkanımız sağ olsun hiç yalnız bırakmadılar bizi orada. Devamlı aradılar, sordular bir şeylere ihtiyacınız var mı diye.

A.Ö.: Yani siz oraya dayanışma için giderken aslında dışarıdan da insanlar sizinle dayanıştılar bir şekilde.

C.B.D.: Aynen öyle. Yani bunu bütün off-roadçılar yaşamıştır diye düşünüyorum. Onlara da çevresindeki insanlardan destek gelmiştir. Bu destek koli, yardım malzemesi değil sadece. Giderken bize maddi destek çıkan arkadaşlarımız vardı. Sağ olsunlar. Onların yardımlarıyla gittik. Allah herkesin hayrını kabul etsin.

A.Ö.: Bülent Bey, telsizle ilgili söylediniz, telsizler sizin kendi ekipmanlarınız mıydı? Yani sizin telsiz ekipmanınız var diye anlıyorum, değil mi?

C.B.D.: Tabii. Araç derslerimiz de el telsizlerimiz de var. Tabii bizimkiler şöyle; kısa mesafede konuşulabilen telsizler. Bunların daha uzun mesafeli olanları var. Onlar için lisans alınması gerekiyor. Ama onun dışında normal PMR dediğimiz telsizlerimiz var. Onlar da kendi arasında görüşebiliyor. Bir kodları var. Bu gibi afetlerde eğer AFAD'ın telsiz frekansını bilebiliyorsanız elimizdeki mevcut telsizlerle onlara bağlanarak onlarla bile iletişime geçebiliyoruz.

A.Ö.: Dolayısıyla bu telsiz varlığı bu afet durumlarında ciddi olumlu bir iletişim sağlıyor.

C.B.D.: Tabii. İletişim sağlıyor.

A.Ö.: Yani iletişimi sağlıyor.

C.B.D.: Tabii yani.

A.Ö.: Dolayısıyla telsizin önemini burada bir kere daha vurgulamış olalım.

C.B.D.: Tabii, netice itibariyle telefon vericileri binaların üzerinde. E binalar yıkıldı. Çoğununki binanın üzerinde. Binalar yıkıldı ve bütünüz iletişim kesildi. Bizim telsiz ağımızın sistemi öyle değil. Bizim bir rölemiz var. Telsiz, antenimiz var. O rölemizi veya antenimizi arabanın, bizim öyle bir sistemimiz yok da bu sistemi kurmaya çalışıyoruz, bu sistemi aracınızın üstüne bağlıyorsunuz. Ve ortak bir nokta buluyorsunuz. Aracı orada bırakıyorsunuz. O bölgedeki telsiz frekansını bilen bütün terzilerle görüşme imkânınız var. Maraş küçük bir yer değil. Ortak bir noktaya aracınızı çektiğinizde rölevinizle ve anteninizle beraber orada bütün telsizi olan insanlarla, yeter ki kodunuzu paylaşın, her türlü iletişime geçebilirsiniz. Biz bundan daha önce Sinop selinde de faydalanmıştık. Olay yerine ilk intikal eden biziz. Saat sekizde bizim haberimiz oldu. Saat on bir, on bir buçuk gibi Ayancık Devlet Hastanesi'nde off-road arkadaşlarımızla biz hastaları hastaneden çıkarıyorduk. Ve inanın suyun boyu aşağı yukarı yarım metre, kırk beş santimdi, yeri geldi bir metrelere çıktı. Çünkü araçlarımız bu donanıma uygun. Dağ yollarından Ayancık'a indik. Ve oraya da buradan giderken yalnız gitmedik. Gene belediyenin dalgıç ekibi vardı, onları aldık. Emniyetin dalgıç ekibi vardı. Onlarla beraber koordine olduk. Onlarla hep beraber bildiğimiz yollardan Ayancık'a inerek müdahale ettik. Yani elimizden geleni yapmaya çalıştık. Dediğim gibi biz bunları yaparken kimseden bir olur almıyoruz, emir almıyoruz. Ama şöyle bir durum var. Biz buradan ayrılırken ilimizin mülki amirine de bilgi veriyoruz tabii yani. Hani biz gidiyoruz, işte mülki amirimiz kim, sayın valimiz veya belediye başkanımız, arıyoruz diyoruz ki “Sayın Valim biz böyle böyle program yaptık, bu tarafa gideceğiz. Hani sizin de göndermek istediğiniz veya işte bizim götürebileceğimiz herhangi bir şeyiniz varsa biz gidiyoruz, bilginiz olsun.” Onlara bilgi vererek gidiyoruz.

A.Ö.: Ama inisiyatif sizde oluyor bu durumda.

C.B.D.: Tabii tabii. Evet. Aynen öyle.

A.Ö.: Peki, Bülent Bey şey soracağım. Oradaki zor koşullarda elinizden gelen dayanışmayı gösterdiniz. Oradayken ne hissettiniz? Ben bir onu merak ediyorum. Oraya gittiğinizde karşılaştığınız manzarayla faaliyetlerinizi yürütürken neler hissettiğinizi merak ediyorum. Öğrenebilir miyiz?

C.B.D.: Şöyle bir durum var. Biz geçen sene Eylül ayıydı herhalde. Çünkü şöyle bir durum var. Biz Sinop Off-road Kulübü olarak Gençlik Spor'a bağlıyız. Artı Otomobil Sporları Federasyonunda bir üyesiyiz. Bizim yıllık Türkiye Off-road Şampiyonası adı altında bir şampiyonamız var, yarışımız var, off-road yarışımız var. Geçen sene biz, dediğim gibi eylül gibiydi herhalde, eylül ve ekim gibiydi Maraş'taydık zaten. Yarış vardı. İki günlük bir yarış. Gittik biz oradaydık. Belediye binasının önünden serenomik start verdik. Şimdi ben hani işte şubatta oldu deprem, beş ay önce oradaydım. Orayı biliyorum. Karşısındaki dükkanları biliyorum. Evleri biliyorum. Belediyenin karşısında yemek yedik. O bina yok. Yanından ayakkabı aldık. O bina yok. Yani caddeye girdik. Girer gitmez zaten, nasıl söyleyeyim, yıkıldık yani, yıkıldık. Hemen oradaki kulüp başkanımı aradım. Belediye binasının önüne geldi, sağ olsun. Yani ben ona sarıldığımda inanın ağlıyordum. Gözlerim doldu. Arkadaşlarımızı sorduk. Bir yarışmacı arkadaşımız vardı. “Ailesiyle enkaz altında ulaşamadık” dediler. Diğer bir arkadaşımız daha vardı. O da enkaz altında, gerçi onu çıkarttılar. Sağlık durumu şu anda iyi. Hemen onları sorduk. Ama, dediğim gibi beş ay önce oradaydık. Oradaki binaları gördük. Yok yani bina yok. Tuzla buz olmuş her taraf. Beş ay önce oradaydınız, yemek yediğiniz, lokanta yok. Dedim ya yan taraftan ayakkabı aldık, alışveriş yaptık, orası yok. Bir önceki akşam, ilk gittiğimiz akşam işte arkadaşlarımız hep oradaydı yarışmacı arkadaşlar buluştuk, çorba içtik. Oradan tatlı yemeye gittik. Oralar yok. Ya bu benim için hani beş ay önce olan bir yerdi. Onlar için bir gün önce olan binalar ertesi gün yok olmuştu. Yani bunu kelimelerle anlatmak inanın zor. Yani anlatırken bile insan duygulanıyor. O şehri oraya yeni gidip de görmeyen bilmeyen insanlarımız var. Ama ben oradaydım. Dedim ya beş ay önce o bölgedeydik. Kaldığımız otel vardı mesela. Otelin, iki tane otel yan yana duruyor. Arabamızı çekmiştik, park etmiştik bir bina vardı, sekiz on katlı, o bina yok. Yanı yok. Tabii oralarda bizim şimdi az buçuk da olsa anılarımız var. Her sene gidiyoruz biz. Yarış adı altında gidiyoruz oraya. En son beş ay önce gitmişiz. Oralardan geçerken. Yani anlatılamıyor. Yaşamak lazım diyeceksiniz, inşallah bir daha yaşanmaz.

A.Ö.: Umarım yaşanmaz. Peki bir de şeyi sormak istiyorum. Döndükten sonra ne hissettiniz? Sinop'a ulaştığınızda, döndükten sonra?

C.B.D.: Valla döndükten sonra. Yani nasıl söyleyeyim? Her şeyin yalan olduğunu hissettim. Yani yalanmış. Yani bunu hisseden sadece ben değilim. Gittiğimiz altı, iki de Ankara'dan geldi, sekiz tane arkadaşımız. Şimdi oradan yıkık binaların içinden geliyorsunuz. Yani binaların yıkılması önemli değil. Altında neler olduğunu biliyorsunuz. Kendi memleketinize geliyorsunuz. İçeri giriyorsunuz. Her taraf sapasağlam duruyor. Bizim yarın ne olacağımız belli değil. Yani karmaşık duygular bunlar. Bir şey diyemiyorum yani. Acayip. Zor.

A.Ö.: Cevdet Bülent Durdu. Çok teşekkür ederiz programımıza katıldığınız için. Emekleriniz için ayrıca teşekkürler. Umarım yeniden böyle afetler yaşamayız. Daha güzel günlerde görüşürüz diye umuyorum. Teşekkürler tekrar.

C.B.D.: Ben teşekkür ederim. İyi yayınlar diliyorum. Çok sağ olun.

A.Ö.: İyi günler. Sağ olun.