“Dört beyefendi çiçek”: Bambu, orkide, erik çiçeği ve krizantem

Botanitopya
-
Aa
+
a
a
a

Geçen hafta Cizvit papazların Çin’den Avrupa topraklarına taşıdığı bitkilerden bahsetmiştim; bugün yine Çin’de dolaşmaya devam edip onların çiçek kültürüne derinliğine bakıp daha sonra en çok öne çıkan “dört beyefendi çiçek”, bambu, orkide, erik çiçeği ve krizantemden konuşalım…

Botanitopya
 

Botanitopya

podcast servisi: iTunes / RSS

Çin’in kadim adlarından Hua çiçek anlamına geliyor; ülkenin çiçekle ne kadar özdeşleşmiş olduğunun bir kanıtı bu. 18. yüzyıldan beri, özellikle afyon savaşlarını kaybetmesinden sonra sömürgeleştirilen Çin’e gelen birçok Batılı bitki avcısı burayı “dünyadaki cennet” olarak tarif eder. Geçen haftaki programımda değinmiştim, Londra’daki Horticultural Society adına üç yıl boyunca burada bitki toplayan Robert Fortune, Çin’den “çiçekli ülke”, “kamelyaların, açelyaların ve güllerin ülkesi” diye bahsediyordu.

Çin’deki bu bolluğun nedeni, jeolojik ve coğrafi özelliklerinden de kaynaklanıyor elbette. Kuzey yarımkürenin buzla kaplı olduğu devirde Çin, zengin bir bitki çeşitliliğine sahipti. Vahşi çiçeklerin yanı sıra kültüre alınmış türlerin bolluğundan da söz etmek gerekiyor. Bu zenginlik, uzun bir geçmişi olan -resimden yazıya ve minyatüre tüm sanatları etkileyen- bahçecilik kültürüne dayanıyor. MÖ 3. yüzyıla, Han Hanedanı dönemine uzanıyor bahçecilik kültürü; “doğanın güzelliğinden haz almak isteyen” alimler ve sanatçılar birer bahçıvandır aynı zamanda. Dünya işlerinden elini eteğini çekip inzivaya çekilme yeri olan bahçe, “ebedi bir cennettir”, içine evreni sığdıran bir mikro kozmostur Çin kültürüne göre…

Çin sanatında, mimari ve edebiyatındaki kanıtlar çiçek kültürünün Akdeniz’de olduğu gibi, MÖ birinci binyıla kadar uzandığını bize gösteriyor. Theophrastus ve diğer klasik yazarların botaniğe büyük katkı yaptığı yıllarda, Çinlilerin bitki bilgisi de onlardan hiç aşağı değildir. Batı’da medeniyet zaman zaman duraksar ve gerilerken, Çin birçok yüzyıl boyunca dünyanın geri kalanını gölgede bırakır. Çinli alimler hem faydalı hem de süs amaçlı bitkiler üzerine ayrıntılı inceleme ve denemeler kaleme alıyor; melezleştirmenin sonuçlarını kaydedip sayısı yüzleri bulan çeşitleri isimlendiriyorlardı.

Ming döneminde yaşamış, Çinli akupunkturist, eczacı, natüralist ve doktor Li Schizen’in -27 yılda tamamladığı 1892 maddelik- Çin tıp tarihinin en kapsamlı kitaplarından Compedium de Materia Medica’daki 1100 illüstrasyon, natüralist bir üslupla resmedilmiş. Bu kitap birçok dile de çevrilmiş. İngiliz Çin Bilimi tarihçisi John Needam, Schizen’i “Çinli natüralistlerin taçsız kralı” diye tanımlıyor.  Ji Cheng’in 1631’de yazdığı, çiçeklerin ahşap baskı illüstrasyonlarını da içeren Bahçe Zanaati kitabı, çizimler açısından değil belki ama bitkilerin doğru tanımlanması açısından Batıdakilerden daha üstün bir kalitede…

Çin sanatında çiçek motifleri neolitik dönemden sonra ortaya çıkmaya başlamış. Yeşim taşı üzerine yapılan en eski oyma MÖ 3. yüzyıla Han Hanedanı dönemine ait; erik çiçeği (meihua), şakayık (mudan), krizantem (Juhua) ve şeftali çiçeği taçyaprakları gibi çiçek demetlerine rastlanıyor.  Ama bu dekoratif motif ve desenlerin çoğu geleneksel üslupta; natüralist, doğadan gözlemlenerek aktarılan çiçek betimlemeleri için yüzyılların geçmesi beklenecekti.

Han döneminde çiçek motifleri, diğer geometrik ve hayvansal motifleri gölgede bırakmaya; sembolizm ve mitolojiyi de içine alarak kavramsal bir boyut da kazanmaya başlar. O dönemde Budizm de Çin’e ulaşmış; pembe ve beyaz renklerde Hint lotusu (nelumbo) ve Mısır lotusu (Nymphae) gibi bitki biçimlerini de yanında getirmiştir. Gölgesinde Gautama’nın aydınlanmaya ulaştığı kutsal incir ağacı bodhi (Ficus religiosa), Nirvana’ya geçtiğinde çiçek açan saul ağacı (Shorea robusta) ve Naga çiçeklerini de…

Çin edebiyatında da çok erken dönemden beri rastlanıyor; özellikle de sevgilinin -Japon şiirinde olduğu gibi erik çiçeğine, şeftali çiçeğine, güzel sarmaşıklara, narin bambulara (hintkamışı), biber bitkisine, lotuslara ve Çin Bektaşi üzümüne benzetildiği ilan-ı aşk ve evlilik şiirlerinde geçerlidir bu. Kasideler Kitabı (MÖ 800-600)’nda olduğu gibi:

 

Ovalarda bulunur keçi şeftalisi,

Çok narindir çiçekleri…

 

Ya da…

 

Güzel renkli çiçeğin

Harikadır sarısı.

 

Çin manzara resmi de Han döneminde gelişmiş; doğaya daha çok vurgu yapılmaya başlamış. Çiçek resminin ayrı bir sanat dalı olarak gelişmesi ise Beş Hanedan döneminde olur (MS 907-960) olur. Çin sanatının geleneksel olarak ayrıldığı iki stilden biri Xieyi diğeri Gongbi. Gongbi net ve çok ayrıntılı desenlerden oluşan çizgilerle yapılıyor, hem dekoratif hem de akademik formları içeriyor. Xieyi stili ise daha serbest ve kendiliğinden oluşan bir resim türü. Her iki stilde de çizgilerin çok ustaca yapılması gerekiyor; çok az renklendiriliyor resimler…Dört temel teknik de belirlemişler: Ana hatların (strüktürün) renklerle doldurulduğu resimler, strüktürsüz resimler, mürekkeple hat çizilen ya da serbest fırçayla yapılanlar gibi… Han döneminde bolca resmedilen çiçekler arasında “refah simgesi” şakayık da vardır:  “Koyu yeşil yaprakları sessiz ve dingin / Taçyaprakları kırmızının farklı tonlarına bürünmüş” gibi dizelerle şiirlerin odağına yerleştikten sonra şakayık, resimlerde de boy göstermeye başlamış.

Bir yüzyıl kadar sonra, Tang döneminde çiçek ve kuş resimleri, daha çok öne çıkar. Kuş, çiçek ve meyve ressamlığında Xu Xi, en bilinen Çinli ressamlar arasında. (Görsellerini paylaşacağım) Çiçek resimleri birçok biçim alabiliyordu; kimi anlamı kimi görünümü öne çıkarıyordu. Çiçek tasvirleri giderek gerçekçi olmaya başlar; daha sonra gelen Song dönemi ressamları ipek rulolar üzerine erik çiçeği kompozisyonları çizer.

Çiçek resimleri geniş bir kitleye ulaşan basılı yayınların da ortaya çıkmasına yol açar.  El kitapları, Rönesans Avrupası’ndaki ressam kitaplarına benziyordu; öğrencilere ilk öğretilen şey, doğayı izlemek, gözlemlemek değil, doğa kitaplarının kopyalanmasıydı; geleneğin sıkı sıkıya takip edilmesi gerekiyordu.

Sadece çiçeklerin güzelliğini tasvir etmiyordu sanatçılar; çiçeklere derin anlamlar yüklüyorlardı. Bambu, orkide, erik çiçeği ve krizanteme atfedilen “Dört Beyefendi” metaforu da buna iyi bir örnek. Sırasıyla ilkbaharı, yazı, kışı ve sonbaharı temsil ediyor. İlk “beyefendi” bambunun içinin boş oluşu, hoşgörüyü ve açık görüşlülüğü simgeliyor. Sapının esnekliği ve gücü, rüzgâr karşısında dik durması, yüksek sıcaklıklara karşı dayanıklı olması, soğuktan etkilenmemesi gibi bitkinin kimi özellikleriyle örtüşüyor bu metafor. İnsanları zorluklar karşısında güçlü kılan, kırılmamasını sağlayan değerleri temsil ediyor. Boğum boğum olması da yaşamın sürekliliğinin göstergesidir… Bambu fırçasını kullanmak da öyle herkesin harcı değildir; incelikli, yumuşak bir güce sahip olmak gerekir önce. Çünkü kırılmadan eğilebilir bambu. Her dem yeşil olduğundan, uzun ömür, tevazu ve bitmeyen dostluk anlamına da geliyordu.

“Dört Beyefendi” çiçekten ikincisi ise orkide… Baskın kokusu olmayan bu çiçek tevazu ve soyluluk için kullanılan bir metafor… Resim yapmayı öğreten el kitaplarında, orkide ile ilgili tasvir, “Mi Cao şöyle der” diye başlıyor ve devam ediyor: “Orkidenin resimlerini tamamlamaya kalkmadan önce eskilerin eserleri incelenmelidir; ancak ondan sonra kendi fikirlerinizi zerk edebilirsiniz.” Resimde de kaligrafide de işe bireysel ilhamla değil başkalarını kopyalamakla başlanır; özgünlük en sonunda kariyeri taçlandırır.

Orkide ve orkide resimlerini yaparken o sanatsal inceliğin tamamen yaprakları çizmeye bağlı olduğunu söylüyor The Mustard Seed Garden Manual gibi el kitapları… Çin orkidelerinin çiçek kısımları küçük ve önemsizdir; daha çok yaprakları ve hoş kokuları öne çıkar: “Orkidenin kalbini çizerken noktalar koymak, güzel bir kadının gözlerini çizerken noktalar kullanmak gibidir. Xiang Nehri’nin dalgalı orkide tarlaları nasıl tüm kıra hayat veriyorsa, çiçeğin kalbini çizerken konulan noktalar da son dokunuşu yapar. Çiçeğin bütün özü o küçük dokunuşta saklı.” Orkide (lanhua) inceliğin simgesi ve “tüm hoş kokuların atası”dır; güzel kadınların nefesiyle ve büyük insanların şöhretiyle kıyaslanır. Saksıdaki bir orkide resmi “mükemmel insanlarla dostluk” anlamına geliyor.

“Dört Beyefendi” çiçeklerinin üçüncüsü renklerinin ve biçimlerinin çeşitliliğiyle ünlü, krizantem. Tao Qian’ın dizelerinde anlattı gibi: “Sonbahar krizantemleri, en güzel renklere sahip/ Bütün çiçekleri ve yaprakları çiyle nemlenmiş.” 5. yüzyılda yaşamış şairin en gözde çiçeği. Sonbaharda açan krizantem, kışın gelişini haber vermesi, gelecek zor kış günlerine meydan okumasıyla tüm zorluklar karşısında sapasağlam duran erdemi temsil eder. Çin’de “altın çiçek” ya da “mükemmelliğin çiçeği” olarak bilinen krizantem; canlılığı, huzuru ve felsefi inzivada bir hayatı simgeler. “Ayaza kafa tutan sonbaharın muzafferidir.” Ming dönemine kadar sadece okur-yazar sınıfı ve emekli alimler ince kokulu krizanteme resimlerine konu ediyordu. “Bu çiçeğin tasarımını kalbinizde tam ve kusursuz biçimde saklamalısınız” diyerek… Örneğin, krizantem üzerine yetiştirilen 25 türün listesini veren, yazılmış en eski monografi 12. yüzyıl başlarına tarihleniyor.

“Dört Beyefendi” çiçeğin sonuncusu ise kış simgesi, erik çiçeği. Erik ağacı çiçeklerinin çizimleri Bambu gibi yine Ming Hanedanı zamanında (1368-1644) ressamların ustalıklarını gösterdiği bir tema olmuş. Yabani bir bitkidir erik ağacı, dağların eteklerinde boy gösterir ama kış bitmeden muhteşem çiçekler açtığı için evlerin bahçelerinde de yetiştirilir. Estetik açıdan çok önemlidir ama resim sanatında bağımsız bir statü edinmesi daha sonra olur. El kitabının yazarı, diğer çiçeklere kıyasla daha sistemli bir yorum getiriyor:

“Erik ağacının sembolizmi (xiang) onun qi’si (yaşam enerjisi) tarafından belirlenir. Çiçekleri Yang ülkesine (cennet) aittir. Gövdesinin ve dallarının odunu ise Yin ülkesine (dünya) ait. Ana sayısı beş; çeşitli kısımları ve öğeleri tek ve çift sayılara dayanıyor. Çiçeğin çıktığı demet sapı, bir Taiqi (evrenin direği) sembolü olarak yukarı bakan kaliks (çanak) biçiminde. Çiçeği destekleyen kısım bir Sancai (cennet, insan ve dünyayı temsil eden üç güç) simgelediği için üç çanak yapraklı çizilir. Çiçeğin merkezindeki yedi tepecikler, Qizheng (yedi gezegen) simgeler ve yedi adet çizilir. Çiçekler solduğunda Taiqi’nin sayısına geri dönerler ve işte bu yüzden erik ağacının büyüme ve çürüme döngüleri dokuzdur.”

Bu çetrefil ayrıntılar, Cizvit misyonerlerin Hıristiyanlığı kabul ettirdikleri Aztekleri eğitmek için onların topraklarına ait çarkıfelek çiçeğini (Passiflora) yorumlama biçimlerine benziyor. Çarkıfeleği anlattığım programda bahsetmiştim: Çarkıfeleğin 5 çanak yaprağı ve 5 taç yaprağının olması, İsa’nın 10 havarisini; çemberle birleşen taç filamentleri ise İsa’nın dikenli tacını temsil ediyor. Çiçeğin ortasındaki 5 stamen, Çarmıha Gerilen İsa’nın 5 yarasını, üç stigma (leke) ise çivileri sembolize ediyor. Batılıların çarkıfelek sembolizmi böyle…  Tabii Çinlilerin erik ağacı çiçekleriyle ilgili sembolizmi açık biçimde hegemonik. Minyatürlerde, bahçelerde çiçekler, karmaşık bir biçim alıyor; efsanevi, teolojik ve sembolik anlamlarına göre seçilip yeniden düzenleniyor.

Şiir, resim ve botanik birbiriyle paralel gelişir Çin kültüründe…  Erik çiçeğinin anlamıyla ilgili şöyle bilgiler var el kitaplarında: “Çiçek açan erik ağacı münzeviliği, erik çiçeği güzelliği simgeler. Alim münzeviler kendilerini bu ulvi çiçeklerle özdeşleştiriyor ve inziva alanlarının etrafına erik ağacı dikerek “Erik Çiçeği Daositi” gibi adlar benimsiyorlardı. Erik çiçeğinin güzelliği, yaşamın aşkınlığı üzerine kafa yorarken bu zarif ve sade çiçekleri güzel genç kadınlara benzeten şairler ortaya çıkmıştır.”

Erik çiçeğinin yeni yıl kutlamalarıyla ilgili bir sembol Çin’de; uzun bir geçmişi de var. Erik ve kiraz çiçeklerini görmek için geziler düzenleniyor; sadece şiirlerde değil, gündelik yaşamda da yüceltiliyordu. El kitabında yazdığı gibi: “Kışın sonlarında çiçek satıcıları ilk tomurcuk demetlerini kente getirtiyorlardı. Kızlar erik filizlerini saçlarına takıyor ve hayranlarıyla dalga geçerek onları kendi güzellikleriyle erik çiçeklerin güzelliği arasında seçim yapmaya itiyorlardı. Alimler demetleri evlerine alıyor ve tomurcukların erkenden çiçek açmalarını sağlayarak ilkbaharın gelmesini hızlandırıyorlardı. Bazen onları antik bronz vazolara koyuyorlardı, bazen de seramik erik çiçeği vazolarına (meiping) bu vazoların uzun gövdesi ve dar ağzı, tek bir bahar demetinin zarafetini göstermek için tasarlanmıştı.”

Çiçeklerin sanatta temsili kullanımlarının yanında, biçimsel kullanımlarının da simgesel anlamları var. Sanat ve doğa arasında sürekli bir etkileşim vardır; bahçeler ideal bahçeyi tasvir eden resimleri birebir kopyalayarak yapılıyordu. Bu ideali daha büyük ölçekte gerçekleştiren saray bahçeleri, çiçek resimlerini, bahçeciliği ve çiçek yetiştiriciliğini destekliyordu.

Çiçek düzenlemeleri doğayı dönüştürme ve evin içine getirme sürecinin bir parçasıdır. MS 1. yüzyılda Budizm’in gelişiyle, manastır bahçeleri çiçek kültürüne alan açar. Konfüçyüsçüler ile Budistler çiçek düzenlemeye farklı yaklaşıyordu.  Tapınaklarda çiçek yığınları vazo içinde sunuluyor; evlerde ise mürekkeple yapılan resimlerdeki gibi “hat” vurgulanıyordu. Biçilmiş ince dallar ve çiçekler belli ilkelere göre dikkatlice düzenleniyordu. Bu kurallar, mekân düzenini, bitkilerin sergilendiği seramik ve porselenlerin formunu da elbette etkiliyordu.

Çin’deki çiçek sembolizmi, onların habitatlarından, biçimlerinden, çiçek açtıkları ya da en görünür oldukları mevsimden çıkarılıyordu. Hava koşullarına direnme güçleri, şifa verici özellikleri veya adlarıyla eş sesli kelimelerin anlamlarından yola çıkılıyordu. Doğu’dan alınıp Avrupa’ya taşınan -bir yönüyle “anlam fakirleşmesine” uğrayan popüler kültür ürünü- Çiçeklerin Dili’nden farklıdır aslında. Çin’de resim, edebiyat ve dinin oluşturduğu üst kültür, tüm toplumdaki sembolik kullanımı güçlü biçimde etkiliyordu.