Bu hafta, kısa süre önce aramızdan ayrılan perküsyon sanatçısı Amy Salsgiver'ı anmak için 13 Eylül 2012 tarihli Müziğin Başka Türlüsü programını yeniden dinliyoruz. İstanbul'daki müzik yaşamını, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'ndan MIAM'a uzanan çalışmalarını, sa.ne.na, Pwyx Journey ve Hezarfen Ensemble gibi projelerini anlattığı; canlı performanslarıyla da eşlik ettiği bu özel kayıtla Amy'yi müziği ve sesiyle bir kez daha hatırlıyoruz.
Sumru Ağıryürüyen: Hoş geldin Amy.
Amy Salsgiver:Hoş buldum.
İlksen Mavituna: Merhaba.
A. S: Merhaba.
İ. M: İyi ki varsınız, iyi ki. Evet, Açık Radyo'dasınız. Açık Dergi devam ediyor. Müziğin Başka Türlüsü.
S. A: Evet, başka türlü bir müzikle başladık. Amy Salsgiver bizim konuğumuz, sevgili arkadaşım. Hoş geldin dedik zaten ve Amy'den küçücük bir parça çalmasını istedik bize, canlı canlı. Amy de çantasında ne varsa ve burada ne varsa hepsini döktü bir yaramaz çocuk edasıyla. Her zaman benim çok sevdiğim yüzümdeki o ifadeyle. Bizi de güldürerek tıkır tıkır çaldı, şahane. Hayat nasıl Amy, son günlerde?
A. S: Hayat çok güzel. Teşekkür ederim. Hayat yani iyi. Şu anda yaz bitiyor. Rahatladım. Yeni seneye hazırım.
S. A: Yani hazırım dedin, yeni senede nasıl bir tempo bekliyor seni? Neler var?
A. S: Şöyle, in English, balls to the wall. Yani çok hızlı bir tempo.
S. A: Yani... Borusan'dasın.
A. S: Borusan Orkestrası'nda çalıyorum. İTÜ MİAM'da hocalık yapıyorum. Bir sürü projede çalıyorum. Bol bol keyif. Bol bol eğlence. Çok mutlu bir hayatım var.
İ. M: Evet, çok fazla proje, çok fazla yerde de ismini duyuyoruz aslında. Konserlere de çıkıyorsun. Birçok konsere çıkıyorsun. Destek amacıyla farklı müzisyenlerle. Peki, temelli burada mısın? Amerika ile ilişkin ne durumda? Gidip geliyor musun ülkeye?
A. S: Senede bir gidiyorum.
İ. M: Senede bir ancak.
S. A: Programdan sonra da gidiyorsun galiba değil mi aileyi görmeye? Evet. Ne taraftandı? Bir çiftlik hayatı hatırlıyorum sanki.
A. S: Ohio'da büyüdüm. Cleveland'a yakın. Yani Cleveland, Ohio. Birthplace of rock'n'roll falan. Orası çok çiftlik değil ama şu anda annem taşındı ve orası sadece mısır.
İ. M: Sadece mısır.
A. S: Sadece mısır. Her yerde mısır.
İ. M: Evet. Peki ne zaman geldi Amy Salsgiver buraya?
A. S: Amy Salsgiver 9 sene önce geldi.
İ. M: Çok olmuş.
A. S: Evet.
S. A: Ve muhteşem Türkçen. Yani... Ne diyeyim? Kulak meselesi mi? Artık yani müzisyenler daha mı çabuk öğreniyor bilmiyorum ama iyi Türkçe konuşan müzisyen dostlarımdan birisin, hani yurt dışında doğmuş, burada biraz yaşamış ya da yaşamakta olan. Amy'i biz hem çağdaş eserlerle tanıyoruz, oradaki performanslarıyla tanıyoruz. Hem de ilk senin dediğin gibi farklı müzisyenlerin, farklı çılgın projelerine perküsyonist olarak katıldığını biliyorum. Bir de yani gene bu cümleden olmak üzere serbest doğaçlamayla yakından ilgilendiğini biliyorum. Zaten pek serbest bir doğaçlamayla başlamış olduk. Ne gibi başka projeler var? Bir okul, kurum... Orada ders veriyorsun. Ne dersi veriyorsun Amy orada?
A. S: Ben şey, chamber music. Oda müziği. Oda müziğiyle ilgileniyorum. Tabii vurmalı çalgılar dersleri veriyorum. Ayrıca... Orchestration veya... Daha tarihle ilgili şeyler ama hep çağdaş şeyler için öyle şeyler yapıyorum. Yani bu dönem... Introduction to Orchestration yapıyorum.
S. A: Hay Allah, keşke öğrenci olsaydık da öyle keyifli dersler alsaydık. Peki, onun dışında ben bir sa.ne.na biliyorum mesela. Bir başka arkadaşınla bir projen daha olduğunu biliyorum. O da bir başka çılgın projeydi. Birazcık onlardan bahsedelim mi?
A. S: Tabii. Neden olmasın?
S. A: Tamam.
A. S: Tamam, sa.ne.na başlayayım. sa.ne.na aslında Açık Radyo'da konuk olduk, yaptık. Böyle bir iki sene önce. SaNaNe şöyle başladı; bir perküsyon triosu. Ben, Kerem Öktem, o zamanlar Özgür Bulut vardı. Şimdi Seçil Kuran var. Arada sırada arkadaşlarımız katılıyor. Müşfik... Şarkıcı Galip Uzun... Arkadaşlarımız katılıyor. Projeye göre büyütüyoruz, küçülüyoruz. Biz böyle downtown New York music scene'e bağlıyız biraz. Yani minimalizmi çok seviyoruz. Punk rock falan da çok seviyoruz. Yani bizim müzik seçenekleri en önemlisi, bizim hoşumuza gidiyor.
S. A: sa.ne.na'den dinleyebileceğimiz bir şey var mı?
A. S: Tabii ki var.
İ. M: Bence öyle devam edelim, konuşalım sonra.
A. S: O zaman şey, bu Frank Zappa, The Black Page.
S. A: Tamam, çok güzel.
İ. M: Evet, devam edeceğiz Müziğin Başka Türlüsünde. sa.ne.na'den bir parçayı dinletmiş oluyoruz.
A. S: Frank Zappa, The Black Page.
S. A: sa.ne.na ne demek? Sorabilir miyim tekrar?
A. S: SaNaNe şeyden geliyor, bir laf yani. Çünkü "bu müzik ne demek?" bilmiyorum yani. It's personal o zaman. Sana ne? Yani biraz ayıp oldu ama o zamanlar benim Türkçem çok zayıftı.
S. A: Biraz öyle tınlıyor gerçekten yani "sana ne" öyle bir yerden mi geliyor diye düşünüyorum. Güzel, çok hoş.
İ. M: Bir şeyin kısaltması gibi gözüküyor ama değil.
A. S: Ama değil. Çok zor bir şey yani isim bulmak. Ama sa.ne.na için şöyle bir şey söyleyeyim. Bu sene iki tane konserimiz var. İkisi Borusan Müzik Evi'nde. Birincisi Ocak'ta olacak. Yani biraz daha bekleyeceğiz ama. Ocak'ta sa.ne.na artı Korhan Erel. Orada elektroakustik dans müziği gecesi yapacağız. Çok keyifli. Hem de biraz şey, sadece improvise değil. Rzewski parçası çalacağız. Coming Together. Çok iyi. İlk prova yaptık. Çok mutluyuz. Çok heyecanlıyız.
İ. M: Elektroakustik dans gecesi nasıl? Anlatır mısın biraz?
A. S: Yani bilgisayar var. Bir sürü controller olacak. Marimba, vibrafon, davullar falan öyle olacak.
İ. M: Deminki de aslında dans edilebilir bir parçaydı desem. Kötü bir şey mi söylemiş olayım?
A. S: Yok. Hiç kötü değil ya, sorun yok. Dans edebilirsiniz. Ama bilmiyorum, çok keyifli bir şey olacak. Çok mutlu yani.
S. A: Heyecanla bekliyoruz o zaman.
A. S: Sonra Mart'ta başka bir proje var, sa.ne.na'yle. Steve Reich konseri yapacağız. Sextet. İlk defa Türkiye'de seslendireceğiz.
S. A: Kim kim olacak, üç kişi de? Hadi müsaade edelim. sa.ne.na üç kişi.
A. S: Bu program hep değişiyor.
S. A: Kim diğer üç kişi o zaman?
A. S: Ben, Kerem, Seçil Kuran kesin. Piyanoda Müge Hendekli olacak. Şey... İki kişi daha.
S. A: Tamam. Ufak ufak kararlaşılacak. Bundan sonraki parçada sen dans edeceksin anlaşılan. Onu göreceğiz.
A. S: Tamam onu göreceğiz.
İ. M: Steve Reich ile olan esasında belki yakınlığından bahsedebiliriz. Çünkü şeye baktığımda MİAM'ın web sitesindeki biyografisinde Steve Reich bestesi, Music for 18 Musicians'ın...
A. S: Turkish premiere'ini yaptığım gibi bir...
İ. M: Turkish premiere, evet.
A. S: Tam premiere değil, Turkish premiere ama o çok iyi. Bir saatlik bir parça.
S. A: Evet, evet öyle bir şey, doğru.
A. S: Keşke bir gün o parçayı da getireceğiz buraya yani.
S. A: Burada hiç çalındı mı o parça?
A. S: Sanmıyorum.
S. A: Türkiye prömiyeri yapıldı mı? Hayır.
A. S: Hayır diyorum. Çünkü şey, kaç tane, dört tane piyano, altı tane marimba. Yani biraz büyük.
İ. M: Büyük organizasyon.
S. A: Umarım yapılabilir.
A. S: Tabii.
S. A: Burada da. Biz de izleriz keyifle.
İ. M: Ben dans edeceğim birazdan ama öncesinde bir ara vereceğiz.
A. S: Tamam.
İ. M: Ama şeyi merak ediyorum, İstanbul'da...
S. A: Arada dans edeceksin.
İ. M: Arada dans edeceğim.
S. A: Tamam.
İ. M: İstanbul'a gelişin ve kalışınla ilgili ben aslında onu merak ediyorum. Kötü soru mu? Çünkü insanlar Amerika'ya gitmek istiyor.
S. A: Evet ya.
İ. M: New York'ta bir şekilde eğitim görmek istiyor ama sen buraya bir festivale gelmişsin ve sonra bunun için de burada kalmışsın.
A. S: Yani o zamanlar New York'ta sıkılmaya başladım. Öyle bir şey olabilir. Çünkü müzisyen olmak New York'ta çok zor. Parayı nereden bulacaksın? Yani müzikten değil. Çok şanslı olman lazım. O yüzden o arada... Zorlanmaya başladım. Türkiye'ye geldim. Yani benim işi yapanlar az vardı. Doğru muydu?
S. A: Doğru söyledin.
A. S: O yüzden bir şey verebilirim buraya. Bir şey getirebilirim. Bir şey paylaşabilirim.
S. A: Ve yaşayabilirsin bu paylaşımla.
A. S: Bilgi Üniversitesi'nde bir festivalde çaldım. Orada çok iyi arkadaşlar buldum. Sonra tatil için döndüm. Oradan arkadaşlarımla bir bağlantı kurdular. Sonra geldim.
S. A: Gerçi o dediğin sorun Türkiye'deki müzisyenler için de çok geçerli. Sadece müzikle para kazanmak ya da belli bir yaşam seviyesini sağlamak her zaman çok kolay değil. Ama yine de tabii işte birtakım yollar bulunuyor. Bazen buradaki insanlar orada kendilerine daha farklı yollar bulabiliyorlar. Hatta yani buranın müziğiyle orada yaşamak bazen daha kolay olabiliyor başka ülkelerde sanıyorum, Türk müzisyenler için falan.
İ. M: Ben de aslında riske girmiştim İstanbul sorusunu sorarak. Çünkü hani orada bir şey vardır ya, klişe vardır ya, Amerikalı müzisyen gelir ve İstanbul'un maceraları ile tanışır falan. Belki hani öyle bir şey çıkarırsam...
S. A: Bir senaryo çıkarırsan.
İ. M: Olmadı.
S. A: Olmadı.
İ. M: Kısa bir ara verelim o zaman.
S. A: Hadi dans edelim.
İ. M: Evet, neydi dinlediğimiz? Öyle başlayalım.
A. S: O parçanın adı Wishes ve grup adı Pwyx Journey.
İ. M: Senin ekipten.
A. S: Benim ekip demeyelim ama... Ekiplerden birisi. Evet.
S. A: Gruplardan birisi. Kimler var Pwyx Journey'de?
A. S: Kimler var? Fulya Uçanok ve Emre Nişancı. Fulya şarkı söylüyor. Ve klavye ve akordeon çalıyor. Emre bas, klavye ve elektronik. Davulda Kerem Öktem. Perküsyonda ben.
S. A: İki kız, iki erkek dedin değil mi? Bir de iki kızlı bir grubun vardı.
A. S: Evet, iki kızlı bir grup var.
S. A: Çok şahane fotoğraflar yapıyorlar.
A. S: Naked Drum Project diye bir proje.
İ. M: Bu Pwyx Journey'i çok duymadık aslında.
A. S: Evet, maalesef. Şimdi albüm kaydettik. Mixing bitirdik. Master'ına geçiyoruz. Aynı zamanda şirket bulmaya çalışıyoruz. Ama müzik muhteşem.
S. A: Burada mı kaydettiniz tabii?
A. S: Evet, Babajim'da kaydettik. Biz grup olarak, doğduğumuz yer, MİAM'da tanıştık. Çok keyifli bir proje. Anlatamam yani.
S. A: Gözleri parlıyor zaten.
A. S: Yani inşallah bu albüm çıkacak ve herkes mutlu mutlu dinleyebilir. Çünkü şarkılar çok keyifli bir proje. Stüdyoda aynı zamanda çaldık. Tek tek yapmadık. O da çok keyifliydi. Click falan da kullanmadık.
S. A: İyiydi. Bilmiyorum. Olabilir.
A. S: sa.ne.na'nin sorunu bu. Enstrümanlarımız büyük ve yerimiz yok. Sürekli çalmak için. O yüzden hep projeye göre prova yapıyoruz. Daha büyük bir şey yapmak istiyoruz, düşünüyoruz. Biraz zaman alacak.
S. A: Bir şey soracaktım. Pwyx Journey'nin konseri var mı yakınlarda diye soracaktım.
A. S: Vardı. Yani One Love Festival'da çaldık ama kapılar daha açılmamıştı. Hatırlıyorsunuz bir olay vardı o gün ve o yüzden ilk konserimizi verdik ve yani. Hay Allah ya.
İ. M: Dinleyici yok muydu?
A. S: Yani iki tane roadie arkadaşımız vardı. Yani çok üzücü. Şimdi Fulya yurt dışına gidecek. Gamelan okumak için.
S. A: Çok acayip.
A. S: Yani Endonezya'ya gidecek. Ama buluruz bir konser inşallah.
S. A: Belki Endonezya'da falan bir konser ayarlarsınız.
A. S: Evet.
S. A: Diğer proje için...
A. S: Okey, tamam. Naked Drum Project diye bir proje var. Geçen sene Borusan Müzik Evi'nde çaldık. O arkadaşımla, çok eski bir arkadaşım, Alex Baker'la yapıyoruz. Biz İngiltere'de tanıştık. Royal College of Music'te aynı zamanda öğrenciydik. Şu anda... Özel bir proje planlıyoruz. Dave Samuels'la bir proje yapmaya çalışıyoruz. Dave Samuels ünlü bir caz vibrafonisti, Songbook diye bir proje hazırlanıyoruz şu anda.
İ. M: Songbook derken?
A. S: Songbook derken, it just means şarkı.
S. A: Sizin yazdığınız şarkılar gibi.
A. S: Evet, yani çok çağdaş bir şey değil. Daha popüler falan, standart falan. O güzel olacak.
S. A: Bu arada şey söylemek isterim ki, benim yaptığım projeler içinde en ilginçlerinden biri de Amy'yle yaptığımız proje. Sadece perküsyon ve vokalle. İşte geçen sene Yeşil Yayla Festivali'ne katıldık diğer arkadaşlarla.
İ. M: İneklerle.
S. A: Evet. Türk sahnesinde. Songül ve Güler de bizimle birlikteydi. Amma velakin benim parçalarımı ve söylediğim parçaları ki bayağı işte gitar, farklı enstrümanlarla çaldığım parçaları bir perküsyonla nasıl yapabiliriz deyip tekrar baştan sona düzenledik. Benim için çok keyifli, çok öğretici, çok ufuk açıcı bir çalışmaydı. Çok teşekkür ediyorum.
A. S: Ben çok keyifliydim. O şarkılar hala aklımda... Evet, evet. Hey ya mama falan.
S. A: Evet, Karadeniz şarkıları, türküleri de söyledik. Çok güzeldi.
İ. M: Parça dinleyelim mi sonra?
S. A: Dinleyelim, evet. Küçücük bir tane parça var demiştim.
A. S: Tamam, o zaman bu küçücük bir parça. Northish ismi. Ben, şey, Bilgi Üniversitesi'nde... I'll say it in English. I went to help their recording engineering class.
S. A: Kayıt mühendisliği sınıfına yardımcı olurken.
A. S: Bir sürü loop kaydettik.
S. A: Böyle bir şey çıktı.
A. S: Böyle bir şey çıktı.
S. A: Hadi dinleyelim o zaman.
İ. M: Evet, bir ders kaydıydı, değil mi? Dinlediğimiz.
A. S: Evet.
İ. M: Kayıt mühendisliği dersinde senin verdiğin galiba bir tane.
A. S: Konuk oldum.
İ. M: Konuk oldun, evet. Aslında çok proje var Amy. Daha sayılacak da, sayarız. Önce şey yapalım, sakin olalım. Çünkü Amy deyince gerçekten çok fazla ismini zikretmiştik. Programın sonuna gelene kadar bir iki isimden daha bahsedeceğiz ama ben perküsyon sorusu sormak istiyorum. Özellikle az evvel dinlediğimiz. Kayıt da bir yandan üşütüyor. Bir kere perküsyondan başka bir enstrüman var mı? Kullanıyor olduğun. Onu çok merak ediyorum. Öyle başlayalım. Bir de, bilmiyorum, siz belki daha iyi açarsınız sonra. Yani perküsyon ve çağdaş müzik hakkında bir şeyler geliyor aklıma. Belki öyle de devam edebiliriz.
A. S: Tamam, ilk sorum başka enstrüman var mı?
İ. M: Evet, yani hep perküsyon bizim kafamızdaki tabir çok farklı. Vurmalı çalgı gibisinden ama çok daha farklı ve teorik bir yerden baktığın sonucuna çıkıyorum.
S. A: Yani piyano da çalıyor musun diye sorabiliriz mesela perküsyon derken.
A. S: Yani tamam çalabilirim, çok iyi değil ama çıkartabilirim bir şey. Saksafon eskiden... Çalıyordum. Ortaokulda. Çünkü ortaokul bandosunda vurmalı çalgılar çok kolay oldu ve sıkıldım. O yüzden saksafona başladım.
İ. M: Sonra bıraktın.
A. S: Bıraktım.
S. A: Marimba çalıyorsun, vibrafon çalıyorsun.
A. S: Onlar hep vurmalı çalgılar. Ne varsa vurabilirim.
S. A: Zaten vurarak başlamıştın.
İ. M: Belki Yeşil Yayla'dan bahsedebilirsiniz. Nasıl olmuştu besteleme kısmı? Daha doğrusu bestenin adaptasyon kısmı.
S. A: Aslında şey çaldık. O Afrika piyanosu.
A. S: Evet kalimba getirdim. Kuş neydi?
S. A: Kuş ne? Kanatları gümüş yavru bir kuşu. Onunla çaldık.
İ. M: Sürekli enstrüman topladığın anlamına da geliyor o zaman. Farklı.
A. S: Evet.
S. A: Afrika sazları ile bir bağlantın da var galiba.
A. S: Var var. Ben bir African xylophone çalıyorum. Gyil ismi. Pentatonik bir xylophone. Çok güzel. 3 sene önce çaldım Açık Radyo'da. Keşke bir kayıt olsa. Çok acayip bir enstrüman. Marimba'nın... Annesi.
S. A: Güzel, peki Vurmalı Sazlar ve Çağdaş Müzik hakkında bir şeyler söylemek ister misin diye bir sordun. Tabii. Ya da daha güzel nasıl formüle edilir bilmiyorum yani.
A. S: Çağdaş Müzik'te vurmalı çalgılar şart yani.
S. A: Şart, evet.
İ. M: Slogan aldık.
S. A: Araya slogan aldık, programa devam edelim o zaman.
A. S: Evet, o zaman Çağdaş Müzik için bir güzel proje daha var. Ha, işte bak gördün mü? Bir soruymuş. Hezarfen Ensemble var. Istanbul-based Çağdaş Müzik Projesi. Hezarfen'le çok iyi şeyler yapıyoruz. Şimdi... Tamam, şimdi İngilizce'ye geçiyorum. Hezarfen, İstanbul'dan, dünyaya ve Türkiye'ye müziği göstermek istiyor.
İ. M: Türkiye'nin İstanbul'undan çağdaş müziği dünyaya, dünyadan çağdaş müziği de İstanbul'a sunmak isteyen bir topluluk.
A. S: İyi gidiyor. İKSV Müzik Festivali'nde Say I Am You - Mevlana diye bir opera çaldık. Çok iyi gitti. Ekim yok, şey. October.
S. A: Ekim.
A. S: Ekim. Ekim'de... Akbank Caz'da çalacağız.
İ. M: Çalacaksınız.
A. S: Evet, Hezarfen Ensemble. Artı Yurodny diye bir grup var. Onlar İrlanda'dan geliyorlar. Çok iyi bir proje olacak.
S. A: Birlikte çalacaksınız.
A. S: Evet, birlikte çalacağız.
S. A: Ne çalacaksınız?
A. S: Çok ilginç bir şey. Bir sürü nedir? World Premiere olacak, öyle söyleyeyim. Ama Akbank Caz Festivali'ni de takip et. Tarih için falan, öyle söyleyeyim.
S. A: Bunu da duyurmuş olalım, dinleyicilerimize hem de.
İ. M: O zaman kayıtlarla devam edeceğiz. Amy Salsgiver'ın program için özellikle yanında getirdiği kayıtlar bunlar.
A. S: Bu parça Going On, gene Pwyx Journey'den.
İ. M: Pwyx Journey'den, şahane.
A. S: Afiyet olsun.
İ. M: Çok teşekkürler getirdiğin kayıtlar için.
A. S: Ben teşekkür ederim.
S. A: Evet, bu yeni çıkacak albümünden Pwyx Journey'nin dinledik bu parçayı da.
A. S: Evet.
S. A: Yolu açık olsun albümün. Amy'nin yolu çok açık olsun zaten.
A. S: Teşekkürler, hep beraber yolumuz açık olsun.
S. A: Bir daha Amerika'ya gidiyorsun, onun için de yolladık. Açık olsun, çabuk gel.
İ. M: Bir biçimde bir konserde, destek konserinde zaten seni izleyeceğiz.
A. S: Evet, lütfen.
İ. M: Konser meraklıları.
A. S: Bekliyorum.
İ. M: Görüşürüz.
S. A: Görüşmek üzere.
A. S: Bye bye.
İ. M: Müziğin Başka Türlüsünü dinlediniz. Amy Salsgiver'dı bu akşamki konuk, İksen ve Sumru'nun konukları.


